beden masalları
iNCUBUS & SUCCUBUS*
Şarmut A. İKARUS /
Ankara"O iblisler uçucu maddelerine karşın erkeklerle birleşebilirler,
çünkü cennetten indiklerinde hava kadar somuttular."
Haham Hiya (Zohar, "Bereshith," 1.54a-57b; "Leviticus," 5.76b-77a)
1. "Bu gece düşünde beni gör," dedi Lili, Şarmuta'ya.
Şehvet iştahını giderecek erkekleri geceleyin fel fecir arayan, bulduğunu baştan çıkaran ve onlardan bıktıktan sonra da onları çeşitli insan artıklarına çeviren Sabah Yıldızı da denen Sümer tanrıçası İştar'ın bir sureti olan Lilith'in Gılgamış tarafından reddedildiğini, bunu müteakip İştar'la giriştiği ağı
Ertesi sabah anımsamayacağı rüyasında Lili Şarmuta'ya şu soruyu sordu: "Şarmuta, bana gördüğün rüyayı anlat."
Lili'nin düşünü görür Şarmuta.
Kız gibi olduğu için oğlanlar Lili adını takmışlardır ona. On bir yaşındadır, okul yeni tatil olmuştur, amcasının yazlık evinin yakınında yeşil çimenler üzerindedir bütün çocuklar, mendil kapmaca oynamaktadırlar, mendili tutan "emmoğlu" Ereşkigal'dir. Kısaca Ereş derler ona ki o ilk baştan çıkarıcıdır. Ereş, Lili'nin kız oyunları sevdiğini bilmektedir, bu bilgi rüyada bilinç düzeyine kaydolmuş olabili
r diye düşünür Lili. Ereş, Lili'nin bu meyli ile dalga geçecektir, mendil kapmak için yarışmak üzere su mavisi gözlü Miko Razon'u seçer Lili'yle mendil önünde eşleşsin diye. Lili, Miko'nun mavi gözlerine dalar, düşer, düşer o mavide… kahkahaları duyar, kendine gelir, Miko mendili çoktan kapıp gitmiştir. Ereş sinirlenir. Lili kızarır. Miko şaşkın bakar. Gece, Lili karşı somyada yatan Ereş'e iyi geceler der ve su mavisi bir düşe yatar. Miko'yu görür düşünde. Önce uzun uzun yüzerler masmavi denizde. Miko öper onu dudaklarından sonra. Uzun uzun öpüşürler, kumlar üzerinde birbirlerine sarılır saatlerce öpüşürler. Öpüşmeyi sevmeyi böyle öğrendiğini yerleştirir dimağına Lili. Miko, zariftir, kibardır onun gibi. Tam aradığı gibidir Miko. Aşkla doludur. Sevecendir üstelik. Lili, tuhaf bir sıcaklık duyar sağ avcunda. Kulağına sinek değmiş gibi yatakta sola döner, duvara doğru, düşüne devam etmek üzere. Pencereden içeri sızan ay ışığının aydınlattığı popo kıvrımlarının Ereş'in yeşil gözlerinden kaçmadığını bilmeden düşüne geri dönmeye çalışır. Az önceki tuhaf sıcaklık arkasındadır bu kez. Sırtüstü döner yatakta. Miko ve kumsal neredeydi? Aynı sıcaklığı dudaklarının üstünde hisseder bu kez. Dudaklarının üstüne bastırmaktadır biri, ağzını açmaya çalışmaktadır. Miko böyle yapmaz. Gözleri açılır Lili'nin. Ereş, başucunda dikilmiştir ve penisini de Lili'nin ağzına sokmaya çalışmaktadır. Ay ışığı Ereş'in yeşil gözlerinden Lili'nin gözlerine yansıdığında düşle gerçeği karıştıran Lili, canının yanıyor olmasına şaşırsa da Miko'yu kucaklar alaca aydınlıkta, sabah yıldızını görür, canının yandığını bir tek sabah yıldızı duyar. Miko olamaz bu can yakan ama bu ilk sevişme olmalıdır da. Gece oyununu oynamıştır. Ereş, Lili'nin ilk incubus'u olur. Ama Lili acıyı, varoluşun özünden ayıklanması gereken ve varlığa içkin kötülük kavramıyla özdeş diye kazır belleğine. Acı yok. Bundan böyle aşk olacak, olacaksa acısız olacaktır.Diğer oğlanların "Lili yar, lili yar, balınan şeker misin, Lili, Lili de lili yar," diye alay etmelerine hiç mi kulak asmaz Lili. Ereş ise o gece olanlardan sonra hiçbir şey olmamış gibi davranmayı yeğler. Birbirleri için ilk olduklarını unutmazlar ama Ereş, görünürde erkekleri tercih etmez bir daha ama gece uyurken aynı mekanda uyuyan bir güzel varsa, kız oğlan seçmeden
incubus'laşır. Uyuyanın her an uyanıp da onu yakalama olasılığı, yakalasa dahi bile bile teslim olacağı baştan belliymiş çünkü kimse Ereş'in haşmetli erkekliğini bir kez tadmadan edemezmiş. Lili ise Miko'ya aşıktır, onun su mavisi gözlerine, bunu bilmektedir. Bunu bilmek, iyilik gibi, zarafet gibi varlığa içkin olmalıdır, erdemlerin erdemi gibi.Miko'nun doğumgününde en güzel armağanı Lili almıştır. Miko'nun tutkusunu öğrenmiştir daha önce ve ona kendi elleriyle rengarenk bir uçurtma yapmıştır. "Seninle binsek şu uçurtmaya da gözlerin gibi şu mavi deryada kaybolsak," demiştir Lili ama Miko uçurtmanın albenisinden Lili'nin fısıldadıklarını duymamıştır. Böyle başlayan arkadaşlık ortaokul, lise boyunca sürmüş, üniversiteye gelince de Lili, babasının onun için a
ldığı evi Miko'yla paylaşmaya başlamıştır. Miko'nun ona cinsel arzu duymayışı onu rahatsız etmemektedir. Miko'nun onunla aynı evi, zamanı paylaşıyor olması Lili'ye yetmekte, farkına varmadan da bir ev kadını gibi davranmaktadır. Bu Miko'yu sıkar. Lili'nin geceleyin onun odasına gelip üstünü örtmesinden, banyoya kapıyı vurmadan girmesinden, "sırtını keseliiiiim miii?" diye sesini yaya yaya konuşmasından, her fırsatta ona dokunmasından, kaçta evden çıktığının, kaçta geldiğinin hesabını vermekten, kız arkadaşlarını hor görmesinden dolayı kendini hep gözaltında hisseder, bunalır. Bedelini ağır ödeyeceğini anladığı anda "ibne misin, nesin?" diye bağırarak kapıyı çarpar, Serdar'ın evine taşınır. Serdar'ın devasa bir küllük kullanacak denli çok sigara içmesine aldırış etmez. Nihayet, iki erkek, bir evi erkekçe paylaşmaktadırlar işte.2. "Sen de beni gör rüyanda," dedi Şarmuta Lili'ye.
Rolleri değiş tokuş ettiklerini, İsa'nın gerçek tanrı ve insan, karşı-İsa'nın ise gerçek şeytan ve insan olduğunu da Lili bilmiyordu. Lili'nin bilmediği bir şey daha vardı. O da, Martin Luther'in SOFRA SOHBETİ (TISCHREDEN, 1566) adlı yapıtında şeytanın incubus ya da succubus şekline girip yaşını başını almış orospularla cinsel arzularını doyurmak için birlikte olabileceğini kabul etmekl
Karabasana dönüşeceğini ertesi sabah uyandığında anlayacağı rüyasında Şarmuta Lili'ye şu soruyu soruyordu ilkin: "Lili, bana gördüğün rüyayı anlat."
Şarmuta'nın düşünü görüyordu Lili.
Lili, Miko'nun fol yok yumurta yokken
dellenip çekip gitmesini hayırsızlık, vefasızlık diye niteler ve "Zaten o benim aşkıma layık değildi," der ama Miko'yu aklından çıkaramayacaktır. Serdar'ı o da tanımaktadır ve bir akşam geçerken uğramış gibi yapar. Serdar ve Miko'nun yanında Şarmuta diye biri vardır. Onunla tanışır. Lili, Serdar'ın oğlanlara ilgi duymadığını bilmektedir, Miko'nun da ondan böyle çabuk kurtulabileceğini sanmaması gerekmektedir. Şarmuta ise çok cana yakındır. Olgun bir erkektir. Üstelik Serdar ile tuhaf bir candostlukları vardır. Şarmuta, Miko'nun kıvırcık saçlarına, traşlı ensesine, küçük poposuna bakmıştır. Bunu farkeden Miko da su mavisi gözlerinin yeşilini yere düşürüp tırnaklarını yemeye başlamıştır. Lili, Şarmuta'nın bakışlarından Miko'nun rahatsız olduğu şeklinde yorumlar olan biteni. Adresler, telefonlar değiş tokuş edilir. Lili, ertesi gün Şarmuta'yı arar:"Şarmuta, dünkü sohbet çok güzeldi, acaba size e-mail yoluyla da ulaşabilir miyim?". Kısa süre mesaj yollarlar birbirlerine. Lili, daha fazla sabredemez. Aşksızlık ve Miko'dan yaşadığı düş kırıklığı yüzünden orospuluğu bile düşünür olmuştur da Şarmuta'yla bir konuşayım da ondan sonra demiştir kendi kendine. Bunları anlatabileceği, içini dökebileceği biridir Şarmuta. Son mesajında, "Size, itiraf edeceklerim var," der.
İtiraf ciddi bir iş der Şarmuta, e-mail'le ya da telefonla olacak iş değildir, hele aynı şehirde otururken. Yarın akşam gelsene, der Şarmuta.Pasta alır Lili giderken. Şarap almıştır oysa Şarmuta. Pasta sabaha kalır. Bunu sabahleyin anlar Lili. Havadan sudan sohbet kısa sürer. Salondaki kanepede ortalarında bir küllük vardır sadece ve sigara, beyaz şarap ve fındık fıstık eşliğinde sohbet koyulaşmaya başlar. Şarmuta tahmin etmektedir ne itiraf edeceğini Lili'nin ama madem itiraf etmeye gelmiştir Lili başlamalıdır konuşmaya. Lili'nin itirafta nazlanmak gibi bir niyeti de yoktur zaten, pat diye söyleyiverir "Ben geyim," diye. "Bana yardım edin, öğütlerinize ihtiyacım var." Şarmuta gülümser, "Kelin ilacı olsa, kendi başına sürerdi," diye karşılık verince de çok
gülerler. Gülmekle başlayan dostluk sürer. Gülmekle başlayan sevgi ilişkisi daim olur, aynı şeye gülebilen iki kişi düşman olamaz. Durup durup gülerler kanepedeki itirafa. Lili, başlangıçta Şarmuta'ya cinsel, herhangi cinsel bir ilgi duymadığı halde, giderek onunla beraber olmaktan hoşlandığının farkına varır. Lili, Şarmuta'ya Miko'ya bir zamanlar aşık olduğundan da söz eder. Şarmuta onun tam da aradığı bir can yoldaşı olmuştur. Bir akşam şarabı fazla kaçırırlar, Şarmuta Lili'nin dudaklarına yapışır. Lili bundan çok hoşlanır ama gene de gitmek ister, ama Şarmuta'nın arzulu öpüşlerine teslim olur. İlk sevişmelerinde Şarmuta Lili'ye karşı kibardır, sevecendir. Lili, acısız bir aşkın yolda olduğunu düşünmeye başlar ama sevdiği, sevişmekten de hoşlandığı Şarmuta'ya aşık olmadığının da farkındadır. Şarmuta onun her derdiyle ilgilenmektedir. Üstelik Şarmuta'nın gözleri de yeşile yakın bir eladır. Su mavisi değildir ama olsun, diye düşündüğünü daha sonra kendine itiraf edebilecektir Lili. Bu ilişki bağımlılığa dönüşmeye başlamıştır. Aşk "gibidir" aralarındaki. Şarmuta da ona aşık olmaya başlamış gibi görünmektedir. Lili'nin doğum gününde aldığı pahalı bir koku ile Şarmuta Lili'yi arzuladığını, o bedeni istediğini, o bedeni alırken nasıl bir koku taşımasını istediğini belli etmiştir, bu bardağı taşıran ilk damla olur. Lili, bağlanmaktan korkmaktadır ama kokuyu da sürer. Pahalı kokularıyla çılgınca sevişmeye başlarlar. Lili yataktaki öteki bedene sevgiyle aşkla neler yapabileceği konusunda çok şey öğrenir bu sevişmelerden. Uyumaya karar verirler. Bu kaçıncı sevişmemiz ama hâlâ bana girmeye çalışmadı, diye düşünmekten kendini alıkoyar Lili. Gece yarısı üzerinde bir ağırlıkla ve canı yanarak uyanır. Şarmuta, onun donunu indirmiş poposunun kıvrımlarını yalayıp kaba etini ısırmaktadır. Şehvetle ve şarapla sarhoş Şarmuta, Lili'nin endişelerini okumuş gibidir, bir süre her yanını yalayıp ısırdıktan sonra Lili'yi yüzükoyun çevirir ve ona girmeye çalışır. Ses etmez Lili. Şarmuta, "istemiyorsan söyle," der ama Lili onu reddederse Şarmuta'nın kalbi kırılacaktır. Ses etmez çünkü Şarmuta'nın yeşile kaçan ela gözleri vardır. Ses etmez çünkü Şarmuta çok iyi bir insandır. Lili için çok şey yapmıştır. Onların aşkı belki de Gılgamış ile Enkidu arasındaki aşk gibi olacaktır, bunu destanı okuduktan sonra anlayacaktır. Şarmuta önemlidir. Şarmuta bu düşünceyi duyar.Şarmuta da ona acı vermiştir. Lili rüyasında, sevdiği insanların rüyalarını görebilme yeteneğiyle donandığını ve onu incitecek, onun kalbini kıracak kişinin başına bir iş geleceğini öğrenir. İntikam peşindedir diye adı çıkması bundandır, ama aslında o bunu istememiş, bu yetenek ona bahşedilmiştir. Ertesi gün, bir mektupla Şarmuta'ya hayatındaki yeri bildirmeye karar verir Lili. Şarmuta'nın onun canını daha fazla yakma olasılığı vardır ve Lili, "haylaz iblisim benim" diye çağırdığı Şarmuta'nın başına bir felaket gelsin istemez. Şarmuta ile birleşmesi yüzünden bu kötücül yetenekleri doğurduğuna inandığını farketmesi, Şarmuta'yı da yitirdikten sonra düşecektir Lili'nin aklına.
Şarmuta'nın da aynı yeteneklerle donandığını bilmiyordu. Rüyanın sonlarıydı, içindeki incubus'un çığlıklarını duydu:
"Öyle bir yetenekle donan ki Şarmuta sadece ama sadece sende olduğu için çalsın kapını bedeli bana çektirdiğinin. Sen de benim en sevdiğim yanını yitir Miko, dilerim kapısını çalacağın her kimse aşk için görmesin benim sevdiğimi." Bu ses ürküttü Lili'yi. Bir sigara yaktı. Sigara içmeye böyle başladı.
Antiseptiktir, bol bol kabak çekirdeği yiyeceksin, demişti biri Miko'ya. Öyle yaptı Miko. Lili'yi hepten defterden silmiş Miko, Şarmuta'nın ve Serdar'ın rüyalarına yatmadan önce bilemezdi damağında kalacak son tadın acı olacağını, bir kase dolusu kabak çekirdeğini afiyetle çıtırdatıp yuttuktan sonra, tam da yeter bu kadar dediği anda, son kabak çekirdeğini
n çoktan kendi kendine çıtlamış ve onu çiğneyip yutmaya hazırlanan ağza ve mideye zehir zıkkım bir acı salacak tek istisna olacağını, bilemezdi. Boğazı yanıyordu uyandığında."Bu gece düşünde beni gör," diyordu Lili Şarmuta'ya.
Şarmuta bu düşü kaç kez görmüştü. Her yeniyetmenin onun bedeninden bir şeyler almasına, bedeninde bir iz bırakmasına alışmıştı. Lili, Şarmuta'yı göze aldığı sürece var olacağını, onun ağusunu abu hayat bellemezse, onun irinini zemzem saymazsa aynı karabasanın anti-kahramanı olacağını
düşünemezdi. Yeniyetme Lili, ne düş ne de karabasanla öğrenebilirdi. Lili, kendi succubus'unun bedelini ödeyip incubus olana ve yalnızca kendini göze alacak bir başka iblisle yaşamayı göze alabilene değin bedendeki acı tad Miko'nun damağında kalacaktı. Ölümlüleri geceleyin soğurmanın değeri o gecede kalır. Aslolan kendi türünle aşkı gerçekleştirebilmektir, demişti Şarmuta.Ertesi sabah Şarmuta, göğsünün orta yerinde sancıyla ve böcek gibi bızzzt diye öten kapı zilinin sesinin neden birden böylesine yükseldiğini anlayamadan fırladı yatağından. Kapıya gidene kadar dehşetle anladı ki tüm evrene gürültü hakim olmuştu. Kapıyı açtığında karşısında elinde gri bir çarşaf altın dişli gülümsemesi yüz kaslarına zımbalı bir çingene duruyordu.
"Çarşafçı geldi hanııı…abi, benim adım İştar, çarşaflarım var, bak şu maviye, sen böyle mavi gördün? Lavantası da yanında hediyemdir ha, yatarsın sevdicaanla üstüne… dalarsın mis gibi düşlere…"
"Bağırma be kadın!" Kapıyı çingenenin yüzüne kapatır kapatmaz banyoya koştu Şarmuta. Kulağına bulabildiği kadar pamuk tıkadı, musluktan gürül gürül çağlayanlar gibi akan suyla yüzünü dehşet dolu gözlerini aynada görene dek yıkadı. Gözlerinin gri olduğunu ilk kez görüyor gibi bakıyordu.
Lili, o gözlerde mezar gördüğünü söylemişti, aslında gördüğün toplu mezar, diyememişti Şarmuta. Lili, o mezara bu yaşta girmek istemeyecek, su mavisi gözlü yeni bir incubus aramaya karar verecekti, bir gün kendisi bir yeniyetmenin incubus'u olana dek.
Telefonun sesini sonuna kadar kıstı Şarmuta. Gene de ortalığı inletiyor gibi çalıyordu allahın cezası. Telefonun öteki ucundaki fısıltı tonlamalarıyla zorla konuşuyor gibiydi.
"Merhaba Şarmuta. Ben Miko Razon. Fısıltıyla konuşuyorum gibi gelebilir ama ses tellerime bir şey oldu. Dün gece Lili'yi gördüm rüyamda. Rüyamda seninle sevişmemi izliyordu. Çok kızdı. Ağzını ağzıma dayadı. Soluk soluğa uyandığımda pencereden gördüğüm bir sabah yıldızıydı ve sesim çıkmıyordu. Doktor, bundan böyle hep kısık sesle konuşacağımı söylüyor. Kimse duymuyor sesimi. Yarın gece bize gels
ene, ama sen ara Serdar'ı, davet ettir kendini. Onunla dostluğunuza gıpta ediyorum. Beni beğendiğini biliyorum, ben de olgun erkeklerden ve erkek gibi görünen erkeklerden hoşlanıyorum, seni görünce sağ bacağımı sallamaya başlamam bundan. Umarım duyuyorsundur dediklerimi. Serdar yakında yurt dışına gidecek. Yepyeni bir başlangıç yapabiliriz… Alo?… Boşa konuşuyorum, beni duyuyor olamazsın."Bağırma. Çok iyi duyuyorum seni," dedi Şarmuta. "Yarın görüşürüz."
(*) Kıyamet edebiyatında, ilk dinsel metinlerde Yunan geleneklerinde adları anılan ve cin peri tayfasından kötücül emelli iblisler İncubus ile Succubus karşı cinsten insanları rüya ya da karabasanlarında ele geçirip onlarla sevişir, onları bunaltır, umarsızlık ve dehşet içinde bırakırlarmış. Her ne kadar böy
lesi "şeytani" mahlukatın cinsiyetsiz oldukları kabul edilse de, "Succubus" terimi 11. yüzyılla birlikte bu ikilinin dişisini nitelemek üzere kullanılagelmiştir. Orta Çağ'da ise, erkek olduğu varsayılan "incubus ile cinsel ilişkiye geçmek şeytanla iştigal etmekle eş anlamlıymış. 18 yüzyıldan bu yana da bu mahlukat daha çok simgesel anlamlar kazanarak kullanılmış.