EŞCİNSELLİĞİN TARİHİ
YENER / İstanbul
M.Ö. 3000-2000 yılları arasındaki döneme değin inen eşcinsellikle ilgili en eski yazılı belgeler eski Mısır, Sümer ve Hitit uygarlıklarından kalmadır. Bazı Sümer tapınaklarında tanrı kültün hizmetine verilmiş kutsal fahişelerin yanı sıra eşcinsel fahişeler vardı.
Eşcinsellik konusunda özel bir önemi olan iki eski Doğu halkı vardır: Hititler ve Yahudiler. M.Ö. 1400’lerden kalma bir Hitit yasa derlemesinde erkekler arasında evliliğe izin veren bir madde belirlenmiştir. Yahudiler ise eşcinselliğe karşı yürüttükleri şiddetli mücadeleyle tanınırlar. Batı uygarlığının eşcinselliği mahkum etmesinin
temelinde önce Museviliğin, daha sonra Hıristiyanlığın ölümsüzleştirdiği bu mücadele yatmaktadır.Akdeniz uygarlığında eşcinselliğin göreli olarak daha serbest olduğu, sosyal açıdan kabul gördüğü, hatta bazı boyutlarıyla yüceltildiği bir ülke de Yunanistan’dı. Burada pederastik (erkeklerle genç erkekler arasındaki) ve lezbiyen aşklar gelişip serpilmiş, edebi, sanatsal ve hatta felsefi saygınlık kazanmıştı.
Eski Yunan sanatının büyük bölümünde eşcinsellik bir esin kaynağıydı. Çıplak erkek figürleriyle başlayan bu akım M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllarda heykel sanatıyla yüceltildi. Ve bir daha eşine ulaşılamayan bir yoğunluğa vardı. Eski Yunan şiirinde de eşcinselliğe dayanan esinin büyük yeri vardı. Eşcinsellik Yunan mitolojisinde de çok önemli bir yere sahipti. En ö
nemli eşcinseller Tanrı Apollon ile, Hermes ve Aphrodite’nin oğlu Hermaphroditos’dur. Eşcinsel imgelerle dolu olan Salmakis efsanesinin en büyük kahramanı da Hermaphroditos’dur.Roma uygarlığının Cumhuriyet döneminde eşcinsel ilişkiler sert bir baskıyla karşılaşıyordu. Ama bu baskı yalnızca bir Roma yurttaşı söz konusu olduğunda uygulanıyor, eşcinsellik bütünüyle yadsınmıyordu. Çin’in bütün eski tarihi boyunca, özellikle Han hanedanı döneminde (M.Ö. 220-206) eşcinsellik tipik bir olguydu. Bu olgunun aynısını Göktürklerde de görüyoruz. Fakat biraz farklı olarak Göktürklerde, her savaştan önce askerlerin tümünün eşcinsel ilişkiye girmesi sağlanıyordu. Çünkü eşcinsel ilişki sırasında erkeğin gücünün askere geçeceğine yani bir askerin iki erkek gücüne sahip olac
ağına ve dolayısıyla düşmana karşı daha güçlü olacaklarına inanıyorlardı.Ortaçağ Arap uygarlığında erkekler arasında eşcinsel ilişkilerden esinlenen olağanüstü bir şiir geleneğinin geliştiğini görmekteyiz. Bu konuya ilişkin birçok anekdot vardır. Binbirgece Masalları okunduğunda, Arap toplumunda eşcinselliğin konumuna ilişkin bir düşünce edinilebilir. Arap ülkelerinde erkekler arasında eşcinselliğe ait gelenekler günümüze değin sürmüştür. Hıristiyanlığın eşcinselliği yasaklamasına karşın, Batı ülkelerinde
de ortaçağ boyunca eşcinsel ilişkilerin, çok yaygın olmamakla birlikte, sürdüğü anlaşılmaktadır. Papa ve kardinallerin yasakları, mahkeme kararları ve infazlar bu yasak aşkın her şeye karşın varlığını sürdürdüğünü kanıtlamaktadır.Rönesans 15. ve 16. yüzyıllarda eşcinselliğin Eski Yunanistan’ı anımsatan bir biçimde canlanmasını getirdi. Rönesans Avrupası’nda eşcinsel olan ya da bu eğilimi heteroseksüel ilişkiyle birlikte sürdüren pek çok ünlü kişi vardı. Aynı durumun günümüz için yani modern çağ için de geç
erli olduğu söylenebilir.