ANNE’YE

Tezer KANIK / Ankara

Ellerimi gecenin koynunda ısıttığım bazı saatlerde çocukluğumdan kalma bir topacın hızlı dönüşündeki o tek boyuta inmişliğine takılırım. Kısa pantolonumun altında dizlerim hala yara-bere içinde mi bilemem. Okul çıkışlarında kendimden bile büyük çantamı, elimde abaküsümü çamurlu yollardan koşarak eve giderken nasıl yağmurdan korumaya çalıştığım gelir aklıma. Sonra da beni şemsiyesiyle yarı yolda acele adımlarla karşılayıp sarmalayan annem!... Islak çamaşırlarımı çıkarıp ellerimi koynunda ısıtırken o bakışlarındaki şefkati yıllarca hep aradığım gelir aklıma...

Bilinci dünyayı sığdıramayacak kadar büyük bir çocukken annemin nasıl da bilincimle bütünleşmiş olduğunu farkediyorum. Kundakta bir bebekken o ilk tadını duyumsadığım insan sıcaklığı, kadın sıcaklığı hâlâ aradığım kadın sıcaklığından ne kadar uzak olabilir ki ? Yeni anlamlar yüklediğim dünyanın sorularına kırık-dökük yanıtlar veren annemin o algılayışlarındaki anlamlar benim ilk anlamlarımdan ne kadar kopuktu ki ?...

İlk sevgilimdi annem, ilk kadın sıcaklığı, ilk dokunuş, ilk öpücük... ilk... Kendi bedeninden beni oluştururken, benim içinde büyüyüşümü hissederken ne düşünmüştü ki ?... Ya içinden canlı bir varlık çıktığında ?...

Oysa dünya çok kötüydü kimilerine göre!... Öylesine çirkef, öylesine rezil bir dünyaydı ki bu; çocuk doğurmak ancak sorumsuz insanların harcıydı... Oysa gökyüzü yine maviydi, denizler yine coşkun, aşk yine vazgeçilmez...

Kadın doğurmadan önce düşünmeliydi çocuğunun bu dünyaya gelmek isteyip-istemeyeceğini... Düşünmeliydi para kazanmak için gece-gündüz çalışmak ve bir dolu yolsuzlukla uğraşmak gerektiğini... Acı çekeceğini, “beni niye doğurdun ki” diyeceğini, ona lanetler estireceğini, mutsuz olacağını...

Oysa içiçeydi dünyada mutlulukla-mutsuzluk, acıyla-sevinç, hüzünle-umut... Terazinin sadece bir kesesine olumsuzlukları doldurup bırakılırsa hayat anlamsızlıktan ibaret olurdu tabii ki!...

Kurumlaşmış ilişkilerden dolayı sevmedim ben annemi... Milyarlarca kadın içinde tesadüfen onun rahmine düştüğüm için sevmedim. Bana terazinin öbür ucunu da doldurup yaşama şansı verdiği içindi ilk sevgilime olan sevgim!....

Kendi olanaksızlıklarından olanaklar yaratma çabasıydı emeğe saygımın ilk adımı!... Onu rededişlerime rağmen gözlerindeki o hiç eksilmeyen şefkatti insanlığımın aşka inanmışlığı... İlk kavgamdı, ilk nefretimdi, ilk kırgınlığımdı... Ama ilk kadınım, ilk kadınlığımdı annem!...

Kolay değildir tek kişilik dünyamızdan bir dünya yaratmak ve sarmalamak o dünyayı tüm umudumuzla... Kolay değildir böyle bir dünyada kurabilmek umudu, kolay değildir gökyüzünün mavi, bahçedeki gülün sarı olduğunu... Öylesine indirdik ki kötülükleri dünyamıza evimizin içi bile kapkara şimdi... Karanlık ezerken benliğimizi kolay değildir dilimize bir türkü takıp güneşe bakabilmek!....

Hele hele sevmeyi unuttuğumuz dünyamızda inandıklarımızı bulup bunu bir başka bilince vermek çok daha zordur dostlar!... Hakveriyorum böyle bir karanlığa yeni bir canlı getirmek istemeyenlere!...

Ama inandığım pek çok şey arasında hâlâ varlığını koruyan bir şey var ki; o da, düşe-kalka ilerlediğim çamurlu yollarda öğrendiğim yaşama savaşının, insan olma çabasının yarınlara daha umutlu bakabilme gücümü varladığıdır...

Gökyüzünün mavisini, aşkın sıcaklığını görebilmesi için kendimi ikilemek mutluluğunu yaşamak ve yüreğimi gözlerime taşıyıp başka bir beyine (hem de yeni oluşmaya çabalayan) sunmak ve tüm yanılgıların inadına ona özgürlüğü iliştirmek -bana rağmen- güzel olsa gerek!...

Hosted by www.Geocities.ws

1