cahit külebi ve
'HİKAYE'siİBRAHİM / Ankara
90’lı yıllarda Türk Edebiyatının ulu çınarlarından birini, Cahit Külebi’yi 90 küsur yaşında kaybettik. Yaşamlarının son demlerine yaklaşan insanları dinlemek, okumak hep ilgimi çekmiştir. Çok daha açık sözlü oluyorlar bu yaşlarda. Korkacakları, çekinecekleri, hesap verecekleri kalmıyor. Aziz Nesin ve
“Bir Dinozorun Anıları”nın yazarı Minâ Urgan’ı hatırlayın.Hasta yatağındaki Cahit Külebi’yi doğrudan görüp dinleme imkânım olmadıysa da çok yakın dostum, bir fizyoterapist, Şair’in son günlerdeki tedavi programında görev almış ve karşılıklı hasbihalleri olmuştu.
Büyük ozanın sevilen şiiri “Hikâye”nin pek bilinmeyen öyküsünü öğrendim böylece.
Anımsayan bir çok arkadaşımız çıkacaktır eminim.
Senin dudakların pembe
Ellerin beyaz,
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz!
Benim doğduğum köylerde
Ceviz ağaçları yoktu,
B
en bu yüzden serinliğehasretim
Okşa biraz!
Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz!
…………
Benim doğduğum köylerde
Kuzey rüzgârları eserdi
Hep bu yüzden dudaklarım
çatlaktır
Öp biraz!
…………
Kimbilir kaç heteroseksüel
aşık derin derin düşünmüştür; hangi kadına, hangi kıza yazılmıştır bu dizeler diye.Bayan fizyoterapist arkadaşım da böyle düşünmüş olmalı ki sorar şairimize: “Kimdi bu şanslı kadın, nasıl bir duygu tufanıdır bu satırları savuran?”. Külebi, içtenlikle yanıtlar: “Zannettiğin gibi değil kızım. Askerde bir arkadaşım köydeki nişanlısına yazdığı mektup için birkaç kıta istedi benden. Ben de yazdım işte biraz uzak köyleri, biraz da arkadaşımın dudaklarını düşünerek!”
Tabii ki tek örnek değil “Hikaye” şiiri. Heteroseksüel bir aşk şiirinin öyküsünü radyoda canlı bile haykırabilirsin, ama bir erkekseniz ve başka bir erkek için birkaç güzel sözcük dizmişseniz, açıklayacak cesareti ancak ölüm döşeğinde bulabiliyorsunuz.
Olsun varsın, herşeye rağmen Cahit Külebi’yi seviyorum ve hatta şimdi daha çok seviyorum. Sevgilime onun dizeleriyle sesleniyorum.
Söz Külebi’den açılmışken “Hasret” şiirinden iki kıtayı da tüm gay arkadaşlarımla paylaşmak istiyorum. Hem de küçük bir şirinlikle birlikte. Şiirin Özbekçesiyle birlikte. İspanya’nın Bask bölgesinden gelen bir gay turistin İstanbul’da Mefisto Kitabevi’nde Kaos GL’ye ulaştığını ve şu anda benimle mektup arkadaşı olduğunu düşünürsek sesimizin Özbekistan’a kadar gideceğini beklemek de abartılı olmaz. Kiril alfabesinden latin al
fabesine transkripsiyon tarafımdan yapılmıştır. Ancak Özbekçe’de dokuz ünlü ses için sadece beş harf kullanıldığından ünlü seslerin Türkçe’ye transferinde problem oluşmaktadır. Bu nedenle daha kolay anlaşılabilmesi için Farsça’ya daha yakın ve standart Özbekçe’nin temelini oluşturan Taşkent ağzı değil de Türkiye Türkçe’sine daha yatkın olan “Harezm” bölgesi ağzı esas alındı.Cahit Külebi’nin “Hasret” şiiri. Türkçe ve latin alfabesine transkripte edilmiş Özbekçe’siyle:
HASRET
Şimdi tarlalarda güneş vardır,
Ka
rlar donmuştur otların ucunda,Artık akşamları dinlenemem
Başım avuçlarında
Endi dalalarda kuyaş peydâ
Korlar yetmiştir otlarıng uçlarıda
Endi akşamları tinikmesmen men
Başım havuçlarıngda.
İçi korku dolu kış gecesi
Hiç yatağın yok mu sıcak!
Dağları dolduran kır çiçeği
Hangi rüzgârlar seni koklayacak!
İçi korkuv tolı kış kiçesi
Issık cayıng yokmu yatır!
Tağlarnı tuldırgan kır çeçeği
Kaysı şamallar seni oyğatar!