Yaşamın İç
inden Kartpostallar…GÜLBEŞEKER / Ankara
Ankara’da bir Cumartesi sabahıydı. Yağmur yağıyordu. Ben Ankara’ya geleli dört gün olmuştu. Arkadaşlarımda kalıyordum. Henüz ev tutmamıştım. “Yeni bir hayata başlıyorum” masalını anlatıyordum kendime. Halbuki geçmişimi yerleştirmiştim valizlerime. Her gün geçmişten bir gün giyiyordum. Günler sıkıntılı ve karmaşıktı. Adı geçen Cumartesi sabahı da böylesi bir sıkıntıya sahipti. Kapı çaldı, açtık. Uzun saçları yağmurda ıslanmış, gözlerine çocuk gülüşleri saklanan biri
geldi. Tanıştırıldık. Memnun olup olmayacağımızı bilmeden, her tanışmada olduğu üzre memnun olduk usulen. Görmeye geldiği arkadaş erkenden çıkmıştı. Yapacak başka işi de yoktu. Bizimle oturabilirdi. Bizim de yapacak başka bir işimiz yoktu. Oturduk, konuşmaya başladık. Önce sıradan sözler döküldü dilimizden. Sonra sıcacık bir sohbet başladı aramızda. Şiir sever misin dedim, severmiş. Şiirler okudum ona. Kendime ait bir dolu şeyi anlattım. Sanki çok eskiden tanıdığım bir dostumdu. Kaybetmiş de birbirimizle şimdi karşılaşmışız, hasret gideriyorduk. Zaman geçivermiş, bir baktık ki akşam olmuş, hiç ara vermeden on saat konuşmuşuz. Gitmesi gerekiyormuş. Yemeğe kalsın diye ısrar ettim. Sana bol soğanlı köfte yaparım dedim. Yüzünü ekşitti, soğan yemezmiş. O gün öğrendim ve hiç unutmadım. Yemeğe kalmadı. Evden birlikte çıktık, ben de alışveriş yapacaktım. Birlikte yürüdük, yağmur yağmaya devam ediyordu. Ben ayrılırken sarıldım ona. Sonra da güldüm kendime, yeni tanıştığım birine bu nasıl ilgi böyle diye. Sevmiştim O’nu. Sıcaktı gülüşü, insandı.Birkaç gün sonra tesadüfen bir toplantıda karşılaştık. Merhabalar, içten tebessümler. Toplantı çıkışında birlikte bir yere gittik. Oturduk, sohbet ettik. Ben bu şehrin yabancısıydım, eve nasıl gideceğimi bilmiyordum. Beni durağa kadar bırakabileceğini söyledi. Dışarı çıktık, yürümeye başladık. “Çorba içer misin” dedi. “Olur”, dedim. Bir lokantaya girdik. Birer mercimek çorbası içtik. Lokantadan çıktıktan sonra kuzenleriyle buluşacağını, istersem gelebileceğimi söyledi. İsterdim.
Telaşlı, güzel bir akşam geçirdik.Birgün sonra akşam kapı çaldı. Elinde kahve ve sütle geldi. Konuşmalarımız sırasında kahveyi çok sevdiğimi söylemiştim, unutmamıştı. Bana kahve getirmişti. O güne değin içtiğim en güzel kahveydi. Gece bizde kalacaktı. Oturduk, konuştuk, güldük. Beni çok etkilemişti. İçindeki sevinç, kıpırtı beni şaşırtıyordu. O gece bize aynı odada uyumak düştü. O’na yere yatak yapıldı, ben de her zamanki gibi kanepede uyuyacaktım. Işığı söndürüp, yataklarımızın içinde konuşmaya devam etti
k. Deli gibi O’na dokunmak istiyordum. Elimi uzatsam saçlarına değecekti elim. O’na dedim ki “şimdi ne yapmak istiyorum biliyor musun”, cevabını beklemeden, “beni öpmeni” dedim sonra. Şaşırdı, hiçbir şey söylemedi. Sessizce dudaklarım dudaklarına dokundu. İşte o saat dünyadaki tüm nehirler yokuş yukarı akmaya başladı. Bütün gece seviştik. Sabahın ilk ışıklarıyla gitti. Yine yağmur yağıyordu.İki gün sonra geldi. Biz aynı odada uyuduk yine. Yaşanılanı açıklamaya çalışırken sarıldık ve gece aşka vurdu kendini. Sabah oldu. Öpüşlere sardık birbirimizi. Göğsüne yasladım başımı, saçlarım aktı ellerine. Hiç kimse saçlarıma bir daha öyle dokunmadı. Öyle şefkatli, öyle içten. İlk ışıklarla gitti yine yağmurda. Pazar günü Papazın Bağı’na gidecektik, beni Cumartesi ara
yacaktı. Aradan sayısını bilmediğim Cumartesi geçti. Aramadı. Papazın Bağı’na senelerce gidemedik, bense tek başıma gitmeyeceğime söz verdim kendime. Seneler sonra birlikte gittik.Uzunca bir süre görüşmedik. Zaman zaman karşılaştık. Hep kaçtı. Bir arkadaşımızın doğumgününde konuşma fırsatımız oldu. Öylesine gergindi ki söylediğim her söz adeta bir duvara çarpıp geri geliyordu. Erkenden ayrıldı oradan. Sonra yine o ölüm sessizliği.
Aradan uzunca bir zaman geçti. Ben ev tuttum, arkadaşlarımın yanından ayrıldım. Bir akşam yemeğine diğer arkadaşlarla birlikte O’nu da çağırdım. O’nun doğumgününe de birkaç gün vardı. Doğumgunu hediyesi olarak bir kazak aldım. Saatlerce ona özel soğansız yemekler hazırladım. Kapı çaldı, herkes geldi o gelmedi. Bugün neden gelmediğ
ini anlıyorum ama o gün kahrımdan ölebilirdim. O’na aldığım kazağı ortak bir dostumuza verip o’na iletmesini söyledim. Nereden bilebilirdim, O’na kazağı ulaştıracak olanın O’nun hayatındaki yerini? Seneler sonra öğrendiğimde o geceki hâlimi düşündüm hemen. İçimde koca bir yangın patladı. Sustum. Dilim hiçbir sözcük bulamadı. Belki sadece “neden” demek yetti.O doğumgününden sonra teşekkür etmek için beni aradı. Dışarıda görüşmek üzere randevulaştık. Görüşeceğimiz gün tam sekiz saat hazırlandım. Onlarca kıyafet denedim, saçımı yüzlerce şekle soktum. Sonunda buluşacağımız yere gittim. Bekledim, bekledim. Artık gelmeyeceğini anladıktan sonra bile beklemeye devam ettim. Yüreğim binlerce parçaya bölündü. Yaşadığıma bir ad bulmak mümkün değildi. Yürümeye başladım.
Bir dilenci kadın “Allah sevdiğine kavuştursun” dedi. İşte biriken öfkem dilenci kadına patladı. “Allah sevdiğimi kahretsin” diye bağırıp ağlamaya başladım. Eve kadar sürekli ağladım. İçimdeki acıyı söyleyecek hiçbir şeyim yoktu. Bıraktım acım konuştu tüm gece… Ardından birkaç randevulaşma daha ve O’nun gelmeyişleri. Hiç vazgeçmedim. Sonunda geldi. Eve geldik. Konuşmaya başladım, sözler şiddetlendi, kavgaya dönüştü. Ben ilk kez karşısında ağladım. Dokundum O’na biliyordum bu bir ayrılık gecesiydi. Ama bitmesin istiyordum, gitmesin benden. Bana bir şarkı söyledi, göğsünde uyurken ben. Aylarca o şarkıyı dinledim; bıkmadan. Her dinlediğimde göğsünde uyudum. O sabah gitti. Benim vücudumda, yüzümde üzüntüden kırmızı benekler çıktı. İçimde kocaman, adı belirsiz bir acı kaldı. İki gün sonra karşılaştık. Garip bir merhaba döküldü dilimizden. Yüzüne ne olmuş senin dedi. Bilmiyorum, dedim. Sonra kaçtı oradan.Aylarca görüşmedik. Ben hep bekledim. Ortak tanıdıklarımıza sürekli O’nu sordum. Şehir dışında olduğunu söylediler. Bu kentte olmadığını bildiğim halde, olabileceği yerlere gittim. Günlerce okulun önünde bekledim görürüm diye. Ben bu ruh hali içindeyken iki ayrı olay oldu. İki arkadaşım O’nun bir eşcinsel olduğunu söyledi. Kahkahalarla güldüm önce. Sonra arkadaşla
rımı O’nun eşcinsel olmadığına ikna ettim. Şimdi buna kahkahalarla gülüyorum. Bu yaşanan durumdan ortak bir dostumuza bahsettim ve dedim ki bana söylendiğinde “midem kalktı”. Bu sözüm O’nun da kulağına gitmiş.Ben ayrılıkla başetmeye çalışırken, artık O’nun gelmesinden ümidi kesmişken yolda karşılaştık. Yürümeye başladık, konuştuk, eşcinsellik üzerine tartıştık ben teoride bir problem yaşamıyordum. İlerici, aydın kimliğim! eşcinselliği reddetmiyordu. Ancak kendi hayatımda da istemiyordum açıkçası. Eşcinsell
iği savunuyordu ancak kendisi ile ilgili bir açıklama yapmadı. Nasıl açıklardı ki “kusmamı” istemezdi elbette. O gün birlikte olduk. O’nu deliler gibi özlemiştim. Ertesi gün görüşmek üzere ayrıldık. Yine gelmedi. Ben yine günlerce bekledim. Aradan aylar geçti. Ben evimi taşıdım. Tesadüfen O’nun oturduğu semtte bir ev tuttum. Aylarca aynı yollardan evlerimize gittik, hiç karşılaşmadık. Aynı bakkaldan ekmek aldık ayrı zamanlarda. Ben aylar sonra durakta gördüm O’nu, konuşmaya başladık. Ne diyeceğimizi ikimiz de bilmiyorduk. Gel bize gidelim, evi öğrenirsin dedim. Geldi. Öpüşmeye başladık. Sanki aradan aylar geçmemişti. Eve uğrayıp geri geleceğini söyleyip gitti. Beklerken uyuyakalmışım. Sabah kalktığımda öfkeden delirebilirdim. Yine gelmemişti işte. Kapıcı çöpü almaya geldiğinde kapıda asılı kahveyle sütü gördüm. Güleyim mi, ağlayayım mı bilmiyordum. Gelmişti. Bir gün sonra yine geldi. Her şey daha başkaydı artık, sık sık görüşüyorduk. Ben mutluydum. Ancak benim aklımda O’nun eşcinsel olma ihtimali saklıydı sanırım. Bir gece sevişirken, O’na hiçbir erkekle birlikte oldun mu diye sordum. Hayır, dedi, biraz şaşkın.Şehir dışına çıkması gerekiyordu, gitti. Tam o günlerde eşcinsel bir dostum bana geldi. Kaos’un çalışmalarından konuşuyorduk, söz arasında O’nun da adı geçti. Ben ısrarla soruyordum, dostum şaşırdı, ne diyeceğini bilemedi. Ben artık anlamıştım. O bir eşcinseldi. Aklımı oynatabilirdim. Anlamlandıramadığım ya da anlamlandırmak istemediğim bir çok davranışını anlıyordum artık. Bir an önce gelip bana “hayır” desin istiyordum. Sürekli benden bunu gizlemiş olmasına öfkeleniyordum. Aslında öfkem O’nun eşcinsel olmasınaydı. Dönmesini beklemek en zoruydu. Ne diyecektim? İlk sözcüğümü bile bulamıyordum. Aşık olduğum, hiç vazgeçmediğim adam erkeklerle de sevişiyordu
. Sürekli O’nu başka erkeklerle düşünüyordum. Yaşadığım duyguya hiçbir ad bulamıyordum.Tüm bunlar olurken, hiç beklenmedik bir şey oldu. Ben O’na hiçbir şekilde ulaşamayacağım bir yerde kaldım yedi ay. Bu yedi ay boyunca sürekli düşündüm. İlişkimizi, yaşananları. O’nu nasıl sevdiğimi, neden sevdiğimi. O’nu O yapan şeyleri ve belki de O’nu asıl O yapan eşcinselliği olduğunu düşündüm. O’nunla hiç konuşmadan, O’nun kimliğini kabul ettim. Ve nihayet O’na ulaşabilme şansım oldu. İlk kez telefonda bildiğimi söyl
edim. Şaşırdı, bocaladı, ne söyleyeceğini bilemedi. Ve görüştük sonunda; sarıldım O’na sımsıkı hiçbir şey değişmemişti. Öpüştük; yine dünyadaki bütün nehirler yokuş yukarı akmaya başladı. Hiç olmadığımız kadar yakındık. Önceleri hiç kolay olmadı. Her gün yeni bir şey öğreniyordum. Sancılı, zor, acı bir süreç yaşadık. Etrafındaki tüm erkekleri sevgilisi sanıyordum. Ama en yakınındaki insanı özellikle geçiyordum, düşünmüyordum bile. Çünkü benim de çok sevdiğim br dostumdu. O’nunla birlikte olmasına dayanmak daha zor olacaktı çünkü. Ama gerçekten kaçamayız. Sonunda öğrendim. Doğumgünü hediyesini O’na gönderdiğim dostumuz O’nun sevgilisiydi. Buna da alıştım. Önceleri çok zor geldi, çok acı verdi. Artık sorun O’nun eşcinsel olması değildi; O’nu başka biriyle paylaşmaktı. Şimdi artık O’na dair içimde çok güçlü bir sevgi var. Hiç kimsenin, O’nun bile bitiremeyeceği bir sevgi. Benim neyim olduğunu bilmiyorum, tartışmıyorum da. Ancak, O’nun başka biriyle birlikte olmasını hâlâ taşıyamıyorum. Biz artık birlikte olmasak da bunu beceremiyorum. Bu sebeple bir dönem uzakta kalmak en doğrusu olacak diye düşünüyorum. Bunun dışında yaşamımın en güzel yanını O oluşturuyor. Başka hiç kimseyi O’nu “göze aldığım” gibi göze alamayacağımı biliyorum. Bildiğim bir başka şeyse kendimden O’nu çıkardığımda geriye hiçbir şey kalmadığı…