MEKTUP-LAR-DAN
………/ Hatay
Uzun bir süreden beri yazmak istediğim halde ancak şimdi yazabiliyorum.
Dergimizden ancak Ekim 1998 tarihinde haberdar olabildim. İşin doğrusu daha önce haberdar olmayı dilerdim. Sağlık olsun. Yaşamda çoğu kez hatta her zaman cinsel kimliğimden kaynaklanan yalnızlığımı ve iç çatışmalarımı ve umutsuzluğumu paylaşabileceğim ins
anların olabileceğini ve bir dergimizin olabileceğini hiç düşünmedim.Bu nedenle kendimi devamlı ekonomik ve sosyal ve kültürel yaşamda güçlü kılacak mücadeleler içerisinde oldum. Bu çabalarımı ve mücadelemi her zaman gururla kendime ifade etmekten de bir onur duyarım.
Yaşamı severim ve hiçbir zaman ne olursa olsun yaşamı değil yaşamı kirletmek için elinden geleni yapanları eleştirir onlarla mücadele edilmesi gereğine inanırım.
Bu doğrultuda dergime merhaba demekten mensuplarına minnet duygularımı iletmekten büyük bir gurur duyuyor ve üreten, mücadelemizi sağlam bir zeminde ve gerçekçi bir şekilde yürüten arkadaşlarımızın da kendileri ile gurur duymaları gerekmektedir.
Samimiyetle ifade etmeliyim ki üniversite mezunu olmama ve batılı anlamda çağdaş yaşamı benimseyen ve yaşayan biri olarak eşcinsel yaşam ve birlikteliği bugüne kadar düşünemedim, inanamadım. Bu nedenle dergimizi ve amaçlarımızı önemsiyorum.
Ancak bizim de sorumluluklarımızın olduğuna inanıyorum. İlkin ekonomik olarak iyi durumda olanlarımızın finans anlamında ekonomik katkılarında bonkör olmaları ve bunu bir sorumluluk anlayışı ile devam ettirmeleri, arkadaşlarımızın gerek ekonomik yaşamda gerek sosyal yaşamda ve gerekse kültürel yaşamda her hareketimiz ile yazışmalarımız ile başkalarına karşı v
e özellikle birbirimize karşı hal ve tutumlarımızla eşcinsel-gay kimlik ve yaşam hakkında fikir verdiğimizi bu konuda kendimizi eğitmemiz, bilinçlenmemiz ve örnek olduğumuz düşüncesini taşımamız gerektiğine inanıyorum.Bu nedenle, dergimiz eğer bizim yaşam alanımız ise –ki öyle- özellikle her ne pahasına olursa olsun ve sorunlar ne derece büyük olursa olsun birbirimizi deşifre etmek alışkanlığımızdan vazgeçmeli, birbirimize karşı olan saygımızı korumalıyız.
Başka türlü nasıl olabilir ki?
Bu nedenle dergide y
er alan bazı eleştirilerin niteliği ve şeklini haklı dahi olsa hareketimiz adına eleştirdiğimi ve bundan dolayı kaygı duyduğumu ifade etmek zorundayım. İlişkilerimizde fiziksel ve ruhsal açıdan sağlıklı kalabilmeyi öncelikle tercih etmemiz gerektiğini özellikle ifade etmek istiyorum.Ve herşeyin daha güzel olacağını, üretmeye ve paylaşmaya devam ettikçe hayatın çok daha anlamlı olacağını ve batılı anlamda çağdaş yaşama olan bağlılığımızla ve kinle nefretle değil, sevgi ile azimle ve inadına yaşamak, inadına sevmek, inadına var olmak ve paylaşmak üzere güzelliği yakalayabileceğimize inanıyorum.
Dergimiz evimiz, mensupları ise ailemizdir. İşte bu düşünce ile…
……… / Cezaevi, Ermenek
SESLER EVRENİ
Üzerinde yaşadığımız yeryüzü çok seslidir. Doğa, sonsuzca ürettiği ritimlerle kendisini açıklar. İnsan varlığı yeryüzüne yerleştiği günden beri doğa ile bütünleşmiş ve doğanın bu ritmik işleyiş biçimini kendine özgü yaratıları doğrultusunda kullanmıştır. Çok seslilik ritmin biçim verdiği bir dünyayı açıklar. Böylesine bir dünyanın içeriği, ritmin yarattığı seslerin kaosundan hareketle yeni düzenlere ulaşır ki, bu orkestradır. Evrensel bir yapının taslağı olan orkestrayı, onun bütünlüğünü sağlayan sessel öğelerine ayırırsak, varacağımız nokta tek sesliliktir. Doğada varolup doğada yaşayan tüm seslerin özgür dünyası, insan imgeleminin o engin seçenekler dünyasını oluşturmuştur. Gök gürültülerimiz, çakan şimşeklerin, akar suların, ağaçların, yer yüzünü dolanan rüzgarların sesleri vb… insan bütün bu doğal seslere, kendi algıladığı sesleri ekleyerek, uyumdan uyumsuza, uyumsuzdan uyuma gidip gelen bir işitsel dünya yaratmıştır. İnsan varlığının bu sesleri bir uyum ve denge içinde ve melodik olarak değerlendirmesinin ana nedenlerinden birisi, sanırım o sesleri belli bir zaman diliminde dinleyip, o seslere sahip çıkma tutkusudur. Bu tutkudur ki, onu yaratıcılığa iter, ona sesler dünyasının anahtarını verir. Ne var ki, her halk kendi tarihine ve coğrafyasına uygun düşen bir simge sese sahip çıkar ve onun getirmiş olduğu boyutta yaşam biçimini yansıtır. Bu nedenle tek seslilikte, nostaljiye dönük sınırlandırılmış bir hikaye, sınırlandırılmış bir dünya görüşü vardır. Çok seslilik, bu sınırlandırılmışlığın getirdiği eksikliğin bir sonucudur. Çünkü insan doğası, doğada duyduğu sesleri, tekseslilikten çoksesliliğe doğru gelişen bir seyirde geliştirilmiş ve onları süreçler içinde yarattığı sazlarda toplayarak, onlar arasında sessel bir iletişim kurmuştur. Bu bir bağlamadır, bir gitardır, bir kanundur, bir teftir, bir violadır, bir çellodur, bir obuadır, bir saksafondur vb… Çokseslilik evreni ve doğayı bütünüyle kavrama çabasıdır. Çokseslilik ritmin biçim verdiği insan düşüncesinin, ona dramatik bir içerik kattığı bir dünyayı açıklar. Sesler dünyası sürekli sorular sorar. Henüz bunların yanıtları verilememiştir…Selçuk / Tokat
Tokat’ımızın, güzel ilimizin biseksüel, gay ve lezbiyen insanları ne yaparlar, nerede, nasıl yaşarlar bilmiyorum. Ama mutlaka varlar ve yaşıyorlar.
Ama kapalı toplum, tutucu toplum vb. nedenlerle galiba hepsi de açığa çıkmaktan, uygun arkadaş bulamamaktan korkuyorlar. Dışardan arkadaş bulmaya çalışıyorlar ve bu da pek düzenli ve düzeyli olmuyor galiba.
Dışardan bulunan arkadaşlarla da güven, samimiyet ve dürüstlük konularını anlayıp, aşıp bir şeylere karar verene kadar çok zaman geçiyor. Karar verince de karşılıklı kişiler için uygun zaman, uygun mekan sorunu başlıyor.
Evet güzel Tokat, güzel insanları. Biseksüelleri, gayleri, lezbiyenleri hangi kısımdan, hangi yaş grubundan, öğrenci, işçi, memur vb. olursanız olun artık kendinizi frenlemekten, içinizde kopan fırtınaları zoraki engellemekten, farklı duygularınızı, farklı zevklerinizi, içinizde yaşadığınız, beyninizde yaşadığınız ama bilinen tüm sebeplerce dışarıya vurmaktan korktuğunuz duygularınızı, tercihlerinizi yaşamay
a çalışın. Sizin gibi yaşamaya çalışan bir çok insan var, yine aynı sebeplerce hayır diyor.Sanıyorum bu dergide Tokat adresli ikinci yazı, biri iletişim köşesinde çıkmıştı, bu da mektuplardan sayfalarında çıkan. Dolayısıyla kıyısından, köşesinden derken Sivas’tan, Kayseri’den, Konya’dan, Karaman’dan, Erzurum’dan yazanlar çıktığı gibi buradan da yavaş yavaş çıkar.
Özgürlüğünüzü ve tercihlerinizi yaşayın, yaşamaya çalışın. Sonra çok geç olabilir ve yine içinizde bu defa başka fırtınalar kopmaya başlar.
Biraz
daha gayret etseydim, duygularımı bastırmasaydım. İki yüzlü davranmasaydım, farklı duyguları ve farklı tercihleri olan biseksüel, gay ve lezbiyenlere ibne, hasta, sapık vb. basit seviyesiz düşüncelerle bakmayıp, yaşamaya çalışsaydım diye düşünmeye başlarsınız.Tercihlerinizin ve kendinizin adını koymaya korkmayın ve rahat edin.
Aysel / Antalya
Henüz 19 yaşındayım ve sınava hazırlanıyorum. Yaklaşık 5 sene boyunca dibimde duran bir insana vurgundum. Ve haberi bile yoktu. Bunun 3 senesi, bu şekilde gizli acılarımla geçti. Her an onu başkalarıyla paylaşmanın acısını yaşadım. Son 2 sene ise, herşeyi yavaş yavaş öğrendi ve beraberliğimiz başladı. Çok güzel günler, anlar yaşadım onunla. Hayallerim gerçek olmuştu artık. Daha sonrası ise, malûm. Onun kararsızlıkla
rı, korkuları, kuşkuları, dengesiz ve kırıcı bir insan olmasına neden oldu. Artık ilişkimiz bitti ve onu kaybetmemek için arkadaşlığını tercih ettim. Fakat o, o kadar değişmişti ki artık, eski sevdiğim insanı bulamaz oldum. Arkadaşlığımı bile kabul etmedi ve artık yollarımız kesin bir şekilde ayrıldı. O kadar büyük yeminlerden sonra, kendisine ve herşeye olan saygısını kaybetti, başkalarıyla oldu. Benim başkasıyla olmamı da kabullenemedi. Günlerimi kâbusa çevirdi.Dilşat / Antalya
Ben iki buçuk senelik bir i
lişkinin bitiminden sonra yazıyorum şu an. Hiçbir acım yok, sadece yorgunum. Benim kız arkadaşım çok tuhaf bir insandı. Beraberliğimizi kendisi başlattı. Beni tarifi imkânsız bir sevgiye boğdu. Ben ise bu sevginin altından kalkamadım. Kıskançlıkları yapay değil, tamamen gerçek ve acı vericiydi. Beni tüm dünyadan kısıtladı. Sadece onun olmamı, onu düşünmemi, vs. istedi. Hayır, abartmıyordu. Sadece bütün bunları gerçekten içten istiyordu. Aksi takdirde bana çok büyük cezalar verdi, ah’lar etti. Bu insan beni, tiryakisi olduğum neskafeden de kıskanıyordu. Hayır şaka değil! Ben açıkçası, onun bu tarifsiz sevgisi karşısında büyük zorluklar çektim, kötü anlar yaşadım. Dolayısıyla onu çok defa aldattım. Belki şımardım, belki de yapmam gerekeni yaptım. Aylar sonra ondan sakladığım herşeyi (herkesi) öğrendi ve AĞZIMA SIÇTI. Bu güne kadar da hep sıçıyordu ve bu yüzden bitirdim. Oysa eminim ki, sonsuza dek bana olan sevgisi bitmeyecek, benim de... Sonuçta kesin bir ayrılış yaptık. Birbirimize çok zararlıydık artık (daha çok o…). Ve yenik değilim dediğim gibi, sadece BİTİK’im…Gökhan / Kayseri
En nihayet merhaba Kaos. Adım Gökhan. Kayseri’den yazıyorum. Üniversite öğrencisiyim. Adımı, okuduğum bölümü gizlemeyeceğim. Çünkü okulda ve şehirde beni zaten herkes biliyor. Bundan rahatsızlık filan da duymuyorum. Çünkü kendimi yaşamak zorundayım. Ama size 9 Aralık’ta başıma gelen iğrenç bir olayı anlatmak istiyorum. Ders çıkışında ülkücü öğrenciler tarafından merkez kantinin en kalabalık saatlerinde 8-9 kişi tarafından, herkesin
gözü önünde tuvalete kapatılıp yarım saat boyunca darp edildim. Olayı sivil bir polis gördü ama kolunu bile oynatmadı. Yüzüm gözüm yara bere içinde hastaneye bile götürülmeden suçluymuşum gibi karakola götürdüler. Beni okulda bir daha görmek istemediklerini söylediler. Evime tehdit telefonları geliyor. 1 aydır okula gidemiyorum. Ne yapacağımı bilemiyorum. Bir şekilde mücadele etmek istiyorum ama yalnızım, arkamda kimse yok.BaharANKARA Buluşması’na gelen Kayserili arkadaşların anlattığına göre dekanlık olaya el koymuş ve bu sorun bir daha tekrarlanmamış; arkadaşlar okullarına devam ediyorlar!
Dost / İstanbul
Taksim parkında, 7 Nisan 99 Çarşamba akşamı saat 22:00 civarı, hayatımın en kötü tecrübesini yaşadım. Ordulu, İstanbul’a çalışmak için gelmiş, halasında kalan, 2 çocuk babası, 31 yaşında ve garson olduğunu söyleyen, Karadenizli tipinde ve şivesinde bir adamla tanıştım.
Yalnız kalabilmek için onun teklifiyle Hilton’un altındaki, girişinde teleferik yazan parka girdik. Parkın sakin bir köşesine geldiğimizde henüz bir şey yapmadan doğu şiveli 3 adam tarafından, kötü bir polis taklidi rolüyle aşağılandık ve tartaklandık. İkisi benimle, biri onunla uğraştı. Cüzdanımı bulup içindeki bütün paramı ve dövizlerimi boşalttıktan sonra benim yanımdan ayrılıp Ordulu vat
andaşın yanına gittiler. Ben yalnızca kaçmayı düşündüm ve tabii ki tabana kuvvet koştum.Parkın çıkışına yakın bir yerde, yaklaşık yarım saat bekledim. Ama ne bizim Ordulu vatandaş ne de diğer çete mensupları bir daha görünmedi...
Eşgaller: Ordulu vatandaş; 1.70 boylarında, 65-70 kilo, 30 yaşlarında, kumral, Karadenizli burunlu, top sakallı, önü dökülmüş kısa saçlı, siyah shirt, siyah jean, üzerine büyük gelen kahverengi deri kaban, siyah bağcıklı kışlık bot.
Diğerleri: Biri uzun, diğer ikisi orta boylu, zayıf ve doğu şiveli üç kişi.