Yaşamın İçinden Kartpostallar…

Salim / ANKARA

Neyi nasıl yazmam gerektiği konusunda uzunca bir süre kendimle didiştim. En başta hayatımla ilgili en küçük ayrıntıyı bile yazmalıyım diye düşünüyor-dum, şimdi ise bunun o kadar da gerekli ol-madığına karar verdim. Diğer taraftan kiminle ner-de ne yaptığımdan çok yaşadıklarımın bende bırak-tıklarını yazmalıydım. Kronolojik bir sıra da is-temiyorum. Yaşadıklarımın ne bir öncesi ne de bir sonrası var anılar hep aynı zaman diliminde du-ruyorlar zaman zaman ondan alıp, düşünüp tekrar yerine koyuyorum. Kendi cinsime dair hatırladığım en eski olay 20'li yaşlardaki birinin kavga ettiği bir arkadaşına hem küfür edip bir yandan da küfre eşlik mahiyetinde aletini tutmasıydı. Bu çok hoşuma gitmişti. Etek giymeye de o sıralar baş-lamıştım galiba etek dediğim şey hani evlerde su küpleri olur ya onun için yapılmış bir örtüydü ha bir de uzun sarı eski bir pardesü vardı etek bir tarafa da o sarı pardesüyü orta okula kadar evin içinde giydim. İlk okulda birkaç kez sınıf arkadaşlarımla tuvalete gidip birbirimize sürtünürdük. Küçükken hep kızlarla oynardım. Mahallede hep kız arkadaşlarım vardı. Ben hayatım boyunca ne maç yaptım ne arabalarla nede tabancalarla oynadım. Teyzemin yaptığı kuklalar vardı veya annemin okuldan getirdiği daha sonra mutfakta yemek kaşığı olarak kullanılan tahta kaşık bebekler vardı. Ayrıca evcilik oynamaktan da büyük haz alırdım. Annenin kim olduğunu yazmıyorum. Bunu hem isterdim hem de istemezmiş gibi davranırdım. Herkes sırayla bir şey olmayı seçer. Sonunda anne adayı çıkmazsa ne yapalım madem anne yok ben olurum derdim ha bir de eskaza anne rolünü seçen birisi varsa da oyun sırasında onun anneliğini beğenmez habire eleştirirdim. (Annemin anneliği ve benim anneliğim).

Bunlar bir tarafa, o sıralar bir de mahalledeki erkek çocuklarıyla kavga ederdim. Ne çok dayak yedim orda dayak yer eve gelir bir de annemden dayak yerdim. Niye kavga ediyorsun diye. Anne, anne, anne, ...... Bu insanlar hayatımızda böyle derin izler, acılar, yaratmayı nasıl da beceriyorlar. Annemi hastalanmamın dışında hiçbir zaman yanımda hissedemedim ha bir de üniversite sınavında. Hep karşı taraf haklıdır. Hep onların söylediği doğrudur. Tüm kız arkadaşlarım benim peşimdedir ve hepsi kötüdür erkek arkadaşlarım beni kullanmakta ve işleri bittiğinde fırlatıp atmaktadırlar ve ben salağımdır tüm bunlara izin verdiğim için galiba bilmediği bir şey var ben hayatım boyunca kimseye hayır diyemedim, demedim değil ama olmuyor. Veya kimseye yumruk da atmadım (veya atamadım hem ne farkedecekti karşı taraf her zaman haklıydı). Tanrı veya dini inançlarım yok ama herkesin yaptığını bir yönüyle ödediğine inanıyorum herkes için bu böyle annem için de. Kızlar hâlâ en iyi arkadaşlarım.

Ortaokul, lise kabus gibiydi her dönem mutlaka zayıfım gelirdi ve ben bunları nasıl bahanelerle kapatacağım diye uğraşırdım. Her zaman tembeldim hiçbir zaman, üniversite sınavı hariç, bir şey başardığımı hissetmedim. (bir de beceriksiz evde çakılacak bir çiviyi bile çakamazdım, annem bunu bilir ve çiviyi çakamayacaksın derdi ve çakamazdım) Ortaokul lise boyunca annem aralıksız iki hafta bir okula gelip öğretmenlerime derslerimi sorup durdu, orda o kadar insan içinde bir tek benim annem hayatı boyunca beni utandırmak için elinden geleni yaptı. Ortaokul bir kenara lise çok güzeldi ne hoş çocuklar vardı. Yeni yeni kendini ve vücudunu keşfetme, kötü yönler de vardı, sesim kalınlaşmıştı, sivilcelerim, kıllarım bir de şu kalın çerçeveli gözlükler. İnsanların bana yaratık gibi davrandıklarını hatırlıyorum.

Liseden sonra tezgahtarlık yaptım 2 yıl. Herşey bir tarafa en kötüsü o kadar yaşanılan şey içerisinde cinselliği hep geride bir yerlere atmak hep yokmuş gibi davranmak sanki o olmadan da yaşam devam etmeli ve hiç ağza alınmamalı (hem sonra senin cinselliğin öyle bir arkadaş grubunda anlatılacak bir şey değildir ki) Artık hetero ilişki muhabbeti dinlemediğim için mutluyum, ne hakları var bu kadar dünyamıza girmelerinin her bir şeyleriyle.

Sonra üniversite sınavına girip Erzurum'a gittim. Oda arkadaşıma aşık olmuştum. Sarılmaktan birlikte uyumaya (cinsellik hariç) her bir şey yaptık da bunu hiç konuşmadık. Bir insanı unutmak tam 2 yılımı aldı. Acaba unutmak da diğer yaşadıklarımız gibi bir şey mi zamanla yaşamımıza girip alışkanlık haline gelip daha mı az üzülüyoruz veya daha çabuk daha güvenli bir şekilde unutuyoruz unut onu da unut sonra onu da bir yalanı sindirmeye zorluyoruz kendimizi ben inanmıyorum hiçbir unutma hiçbir geride kaldı lafına.

Lise sonrası porno sinemalara gitmeye başladım ilk gitmem sadece meraktı. Kerem diye bir sinema. Günün birinde bir adam yanıma oturup beni boşalttı. Sinemadan resmen kaçtım uzunca bir süre ne yaptım ben diye dolandığımı hatırlıyorum (Oysa eve gelip o anı düşünüp pek çok kez mastürbasyon da yaptım)

Şimdi aynı şeyi gittiğim birkaç (tabi ki birkaç değil sadece 2 tane) sinemada ben yapıyorum ve insanlar aynı şekilde boşalıp kaçıyorlar (gitmiyorlar). Boşalana kadar o insanla pekçok şey yapabilirsiniz öpüşür, ısırır sizi, yalar yutar da boşaldıktan sonra size küfür bile edebilir.

Sinemaya sık gitmem üniversite iki üç arası bir ara hemen hemen her hafta o süreçte çok tuhaf Efes'i şans eseri keşfettim. Hem gözden uzak hem de kuytu bir yerdeydi. Hem orda kendim gibileri görmek güzeldi ama o süreçte hiçbir zaman hiç birine kız gözün kör olmasın ben de sizdenim demedim. Ben daha çok hocam, abi ayaklarında her gittiğinde tanıdık biri görür de rezil olurum diye (neden rezil olacaksam) şapka takıp yakalarımı kaldırıp öyle giderdim sanki kamufle oluyorsun bok iyicene belli oluyorsun. Birileri olmadan adım atamıyorum belki o zaman tanışsaydım o insanlarla Kaos'a daha önce katılırdım (katılır mıydım bilmiyorum). Eşcinselliği kabullendikten uzunca bir süre geç kalmışlık bunalımı yaşadım ama şimdi rahatım.

Zamanında göz göze gelmekten veya laf atmalarından korktuğum o insanlar. Homofobi bu işte o insanları orda istemiyorsunuz niye feminenler niye daha rahatlar niye biri bir şey dediğinde cevap verebiliyorlar, niye çünkü daha cesurlar, daha bir kendileri. Kaybe-decek hiçbir şeyleri yok. Oysa senin erkekliğin!

Artık bunları yaşamıyorum. Oraya gelenlerin çoğu aynı boku yiyor da neden femi-nenler daha bir aşşalanıyor. Neymiş saçı uzunmuş. Ne kü-pesi var ne makyaj yapmışlar, ne kendisi erkekmiş kendi gibi istermiş. Peki ya o insanlar ha bu arada bir de senin er-kekliğin. Sanki Türkiye'de her bir yapı ayrışmış ama bu fe-minen tipler ısrarla buralara gelmekte diretiyor. Yok ulan işte nereye gidecek bunun başka bir yönü de kendi er-keksiliğiyle topluma daha ra-hat yamanan tipler büyük oranda kendi hemcinslerinin böylesine rahat olmasını sin-diremiyorlar yada belki de gururları zedeleniyor bilmiyo-rum ha son bir şey daha. Gayler vardır sinemaya gider gayler vardır bara, diskoya, hamama, parka ne bileyim bir yerlere giderler. Belirgin tipleri hem barda, hem sinemada hem de başka yerlerde gö-rürsün muhabbetin vardır veya ne bileyim aynı mekanı bir yönüyle paylaşmışsındır. Başka yerde selam verir ama sinemada selam vermez hatta konuşmaz tabii bunun tam tersi barda da olabilir ama sinema kısmı daha ilginç hafta sonları sinema kalabalıktır gayleri görürsünüz feminen olanları zaten farkedersiniz ve o sıralarda oturan bir kısım gay onlarla konuşmaz onları tanıdığı halde konuşursa bir bakıma kendi gay'likleri de ortaya çıkar. Gaylerin kendi içindeki bu ayrımcılığı da anlamış değilim, bu da bir tür homofobi. Sinema da böyle bir yer, herşeye rağmen çok güzel şeyler yaşamışımdır sinemada. Bu arada hepinizi çok seviyorum Efesin kızları.

Bir de Hacettepe Gay Lezbiyen toplantılarımız oldu herşeye rağmen çok cesur olduğumuzu düşünüyorum. Bu yıl gerçi toplanamadıysak da ilk iki yıl iyiydi tuhaf bir şekilde de hep 2. dönemler bu süreç işledi. Özellikle geçen sene çok iyiydi toplantılar bir tarafa 10'a yakın film gösterdik afişleri (canım ya) elimizde yazdık ama gay lezbiyen film gösterimi diye belirtmedik insanlar filmi seyretmeye hazır olunca bombayı patlatıyorduk yalnız ben hayatımda bu kadar tırsık bir öğrenci potansiyeli görmedim. Film bittikten sonra tabiki oturup insanların görüşlerini almak istiyorsunuz ne düşünüyorlar diye ama ne mümkün. En kalabalığı "Vampirle Görüşme"ydi, yaklaşık 60 kişi vardı, topu topu 13 kişi kalmıştı bizimle sohbet için ve hepsi kızdı. Tüm o film gösterimleri boyunca toplasam 5 erkek heteroyla oturup konuşamamışızdır. Bu sorun değil sadece insanların özellikle erkeklerin bu kadar göt korkuları olması. Onlarınki de homofobi her neyse tüm o afişleme stresi, ya tanıdık görürse, fotokopici niye öyle baktı, ulan (gay'i hadi neyse de lezbiyeni anlamıştır herhalde ıh, ıh ne kadar?) bir sürü bir şey. Kaos'un ve Alilerin cesaretlendirmesi ve yardımları olmasaydı hiç bir şey tam olmazdı herhalde. Oh ya üniversitede çıkıp ulan burda biz de varız üniversitede ibneler de var diyoruz ya uçuyorum.

Yalnızsan çok fazla şey doldurmuyor hayatını ne okuduğun kitaplar, ne arkadaşlar, aile, gidilen mekanlar. Ne kötü bir durum neden belirli bir yaştan sonra birini isteriz. Herkes istiyor diye mi biz de birilerini istiyoruz. Üç kişiye aşık olmuşum ilki Erzurum'da oda arkadaşımdı. O zaman kendime gay bile demiyordum. Hatta flört ettiğim kızlar bile vardı. Hatta kızın biri bana çok benziyordu. Kızın da benim de saçlarım uzundu diye kantinci adam bir gün senin kardeşin de mi burda okuyor diye sormuştu.

Güzel olan oda arkadaşına sarılabilmen birlikte u-yuyabilmen. Cinsel hiç bir şey olmadı ama unutmak 2 yıl aldı. Hastayken, mutluyken, dişçideyken veya güzel bir mekandayken ben hep o aşık olduğum insanları da orda isterim. Onlar olsa acı hafifleyecek mutluluk artacak veya hiç ummadık bir anda karşılaşmak da güzeldir. Oda arkadaşım kızlarla düşüp kalksa da (ne güzel çocuktur ya bazı insanlar var hiç bir şey yapmayın sarılıp yatın uyuyun ay seyretsin sizi) sonunda hep odaya gelir bunu bilirsin sana sarılır yaşadıklarını sana anlatır, sevinçlerini hüzünlerini (önemsenmek güzel).

8 yıl olmuş Erzurum'dan ayrılalı, 4 yıldır da görmüyorum her halde. Niye herkes birşeyler bırakıp gidiyor. Aşıklar, dostlar ben eskici miyim. Almıyorum zorla veriyorlar.

Acı yaşamayım hep mutlu olayım gibi bir derdim de yok ama niye o mutluluklar az.

Yazmak eskileri yerinden kaldırmak zor ve pek de (en azından şu aşamada) yapmak istediğim bir şey değil. Niye hep heteroseksüel ilişkilere mıhlanıp kalıyoruz diyor insanlar ulan nerde yaşıyorsun. Etrafımızda çeşni şeklinde eşcinsel ilişkiler var seç beğen al veya neden yaratamıyoruz deniliyor. Benim tanıdığım sadece iki kişi var. Hem bu haliyle olacak bir şey de değil. Galiba nasıl olacağını bilmiyoruz.

İkinci ilişkiyle Hacettepe Gay lezbiyen toplantılarında tanıştık. Burayı yazmak gerçekten zor. Hâlâ görüştüğüm bir insan. Sadece yaşadıklarım benimle. Onları da bazen düşünürsün bazen lanet edersin yukarıyı niye yazdım. Artık hiçbir ilişkinin bir ömür boyu sürmeyeceğini biliyorum. En komiği de birlikte yaşarsınız, işiniz olur, sen onunsundur, o da senin, birbirinizi deliler gibi seversiniz, gözünüz hiç kimseyi görmüyordur, aşk aklınızı başınızdan almıştır ve eğer olabilse çocuk bile yaparsınız.

Hayır ya Hayııııır.

Her ilişkiden farklı bir tonla çıkarsınız rengi nadiren yakalarsınız ya biraz açık olmuştur ya biraz koyu ve o tonlar çok şey katar insana yere daha sağlam basarsınız.

Bu sana kaçıncı bir şeyler yazışım artık hatırlamıyorum. Ama inan ne o yazdıklarımdan ne de sorgulardan eser kalmış. Bunu uzun süre sorguladım biliyorsun hem bunları senle de konuşmuşum. Çok uzun süre sebep aradım kendimi haksız buldum, seni haksız buldum, kendimi hakladım, bir süreçti yaşandı ve bitti. Bu kadar sorguyu veya bu kadar saldırıyı haketmiyordum belki de. Ama onca şeye rağmen sen mavinin en güzel tonuydun.

Üniversite bitti hayat da bitti gibi, nasıl bir boşluk anlatamam. Sanki hayat buraya kadardı ve ben hiç bir şey için hazır değilim. Birkaç iş görüşmesinden fiyaskoyla döndüm. Olduğun gibi olman kimsenin umrunda değil. Ne kadar yalancı, ne kadar hırslı, ne kadar paragözsen o kadar değerlisin; oysa ben ne para ne yükseklik ne kariyer hiçbir bok istemiyorum. Zaten ne hırsım ne de param oldu, neyse inanıyorum böyle bir iş bulacağım (hırs ve kariyer gerektirmeyen)

Artık okul arkadaşlarıyla da eskisi gibi görüşemezsin. Hele biri var ki çok önemli o olmazsa o kabuğun içinde debelenip dururdum herhalde. Ne çok şey yaşadık senle, ne çok ağzıma sıçtın, söylediklerini değil de hep niye bana böyle davrandığını sorguladım; her neyse ağzıma da sıçsan, güvenmesen de, arkadaşlığımı istemesen de seni seviyorum. (ama doğru sen bunu da yapmacık bulursun).

Bir ara da yaşadığım her cinsel deneyimi aşk sanıyordum iyi mi? Çok kötü. Bir arkadaşım bir gün ne istediğini bilmek gerek demişti. O da böyle cinsel olarak hoşlanabilirsiniz bunun neresi kötü, kötü olan hissetmediğiniz halde bunu duygusallığa, bir ilişkiye zorlamanız olmuyor. Ne karşınızdakine ne de kendinize dürüst oluyorsunuz. Cinselliğini yaşa ve bitir, duygusallık diye zorlama her ilişki aşk olacak diye bir kural yok. Hayatımda böyle davrandığım ve hiç konuşamadığım iki insan var; biri Bursalı İngilizce öğretmeni olacak, diğeri de Ankara'nın bir ilçesinde Fizik öğretmeni; yazın şort giymek çok yakışıyor ona; bunları hiç konuşamadım onların ikisine de özür borçluyum.

Aşk ne güzel hep olumlu şeyler çağrıştırıyor. Mutluluk gibi çiçekler, yağmur sonrası toprak kokusu, dalından koparılan üzüm salkımı bir sürü bir şey. İki aydır içim kıpır kıpır. Aşığım olabildiğince serbestim geleceğe yönelik fazla birşeyler kurmuyorum ömür boyu da sürebilir iki ay da, başkalarına da bakabiliriz. Sonuçta insanın çok eşli olduğuna inanıyorum hatta o birileriyle yatabiliriz de ve bu sevdiğim insana olan sevgimi ne azaltır ne de yüceltir. Sadece kimse kimseyi boğmamış olur.

Biten ilişkilerde hep yaşasın artık özgürüm istediğimle yatabilirim lafları duydum ulan yaşadığın ilişki bu kadar mı kötüydü; özgürlüğün bir başkasının sikinin altında mı, zaten beyninde başkalarını kuruyorsundur, niye ahlâk oyunu oynuyoruz veya niye aşkı yere göğe sığdıramıyoruz. Yaşadığım her ilişkide ben herkesle yatabilirim ama karşı taraf başkasıyla yatamaz diye düşündüm şimdi ben de karşı taraf da kimle isterse onunla yatabilir. Ve 27 yaşında ilk cinselliği yaşadım. Sadece nasıl bir şey diye meraktan. Canım yandı ve insanların binlerce yıldır yaptığı birşeyi yaptım artık tanık değildim ben de herkes gibiydim ama aslında herkes gibi değildim.

(Mart 99 H. Arif seni seviyorum.)

Aşk bahara yakın

Ölüme uzak.

Hosted by www.Geocities.ws

1