Lambda'nın Yurtdışı Etkinlikleri-I
NEWYORK NOTLARI
Demet DEMİR / İSTANBUL
1951 yılında Brezilya'da lezbiyen olduğu için öldürülen Felipe de Souza adına verilen ödülü bu yıl 2 kişiyle beraber ben aldım. Ödül, Uluslararası Gay Lezbiyen İnsan Hakları Komisyonu tarafından her yıl cinsel yönelimleri yüzünden baskı görenlere veriliyor. Benim dışımda Arnavutluk'tan bir kişi ve Namibya'dan "Namibia Sisters" bu yılki ödülü aldı. Ödülü almak için New York'a gitmem gerektiği için pasaport ve vize işlemlerine başladım. Beyoğlu Kaymakamlığı'na mü-racaatım üzerine Emniyet Amirliğine gitmemi söy-lediler. Bir transeksüel arkadaşım vardı, o da pasaport almak için uğraşıyordu. Emniyet binasına girdiğimizde bütün gözler üzerimizdeydi. Masa 1'e yöneldik. Ka-pıdan girdiğimiz an gözler konuşmaya başladı. İçerde Bülent Ersoy'un kaseti çalıyordu. O arada bizi masa 3'e gönderdiler. Kapıdan girdiğimizde orada da Zeki Müren'in bir şarkısı çalıyordu. Odadan çıktığımızda gülmeden edemedik. Acaba bize karşılama mı yapmışlardı? Pasaportumu ancak bir buçuk ay sonra verdiler. Bunun bir nedeni de benim 1980 yılında 1 Mayıs etkinliklerine katılmamdan dolayı aldığım 8 aylık hapis cezasıydı. Ve tabi ki transeksüeldim.
Geriye vize işlemleri kalmıştı. Onu hemen ala-cağımdan emindim çünkü ABD'ye davetli olarak gi-diyordum ve senatörlerden üçü işlemlerin kolay-laştırılması için konsolosluğa mektup göndermişlerdi. Buna karşın sorun çıkardılar çünkü vize formuna eskiden fuhuş yaptığımı ve ayrıca bir süre cezaevinde yattığımı yazdım. Vize verme tarihini hep geciktirdiler. Bu yüzden uçak biletimi 2 kez değiştirmek zorunda kaldım. En sonunda 31 Mayısta New York JFK havaalanına varabildim ama şansızlıklar peşimi bırakmamıştı, havaalanında valizim kaybolmuştu. Üstelik beni karşılayacak olan rehberi de göremiyordum. Bir an başka bir uçakla Türkiye'ye geri dönmeyi bile düşündüm. Biraz daha dolaştığımda sonunda üzerinde Demet Demir yazan bir kağıdı taşıyan birini gördüm ve hemen yanına koştum. Beni karşılayanlar 3 kişiydi ve ikisi Türkiye'den çocukken göç etmiş kızlardı. Beraber valizimi aramaya başladık. Bir saatlik bir aramadan sonra bulduk ve kente doğru yola çıktık. Meşhur Brooklyn köprüsünü geçtik ve gökdelenler görünmeye başladı. Kulübe gidip, kalacağım yerin anahtarını almamız gerektiğini söylediler. Nihayet kulübe geldik ve içeri girdik, ben şaşkınca etrafıma bakınırken beni birileriyle tanıştırmaya başladılar. İngilizce'm olmadığı için çekindim ama karşımdaki insanlar Türkçe konuşmaya başladılar. Meğerse Türkiyeliymişler. Birden yabancılığı üzerimden attım. Kendimi Türkiye'de zannettim. Daha sonra kalacağım eve yerleştim ve yolculuğun yorgunluğuyla deliksiz uyudum.
Ertesi gün, yani Pazar günü programım başlıyordu. Rehberim olan Özlem ile, beni davet eden kuruluş olan IGLHRC'ye gittik. Son derece modern bir kuruluştu. Oradan programımızı aldık ve ödül alan diğer arkadaşlarla beraber Queens denen semte gittik. Orada o gün eşcinsellerin sokak şenliği vardı. Konuyla ilgili bütün örgütler standlar açmış, broşürler dağıtıyorlardı. Sokağın etrafını polisler korumaya almışlar ve bir ambulansı hazır bekletiyorlardı. Bir ara polislerle konuşup, onlarla fotoğraf çe
ktirebilir miyim dedim. Güler yüzle kabul ettiler. Çok şaşırdım çünkü biz ülkemizde polislerden kaçan insanlarız. Bu arada şenlikte travestiler süslü püslü dekolte kıyafetlerini giymiş olarak doyasıya eğleniyorlardı.Pazartesi günü ödül töreni yapılacaktı. Önce bir kuaföre gittik, ardından ben giyindim. Tören Sanat Akademisinde yapılacaktı ve saat altıdaydı. Tahminen 300 kişi vardı. Ben sadece eşcinsellerin geleceğini düşünmüştüm ama her çevreden insan vardı. Eşcinsellerin aileleri, politikacılar, hatta Man
hattan Belediye Başkanı Yardımcısı. Önce ödülün amaçlarından söz edildi, ardından müzik ve ödüllerin dağıtımı yapıldı. Törenden sonra başka bir otele gidip bizim için verilen resepsiyona katıldık. Resepsiyon etkinliklerin sponsorlarından olan Lufthansa tarafından düzenlenmişti. Salı günü görüşme yapacağımız kuruluş olan Gay Lezbiyen Öğretmenler Kuruluşu'na gittik (The Gay, Lesbian And Straight Teachers Network). Amaçları anaokulundan liseye kadar insanları homofobik olmama yönünde eğitmekmiş. Daha sonra Found Yardımlaşma Fonu'na gittik. Burada dünyadaki gay lezbiyen kuruluşlarına yardım yapıyorlar. Oradan ayrılıp kadın kuruluşlarını ziyarete gittik ve Türkiye'de kadınların yaşadığı sorunlardan konuştuk. O günün gecesi travesti ve transeksüellerin kulübü olan Splash'a gittik. Türkiye'de fuhuş sektöründe çalışan kulüplerin aynısıydı. Ertesi günlerde ziyaret ettiğimiz kuruluşlardan biri de GMHC idi (Gay Men's Health Crisis). Bir okul binası büyüklüğünde olan kuruluş göz kamaştırıyordu.Kurulduğunda 150 gönüllü ile başlayan GMHC, bugün 1500 gönüllüsü ile çok sıkı çalışan bir kuruluş. Burada 300'e yakın grup var ve hepsi kendi alanlarıyla ilgili çalışmalar yapıyorlar. Geçen yıl Christopher Street Day'de yapılan yürüyüşte 5 milyon dolar toplamışlar. Bu olanları görd
ükten sonra kendi ülkemde eşcinseller için bu tür çalışmalar yapmak için can atıyorum. Perşembe günü Amnesty International'ın New York bürosuna gidip bir görüşme yaptık.Artık New York'u gezebileceğim kadar az ama boş bir süre kalmıştı. Özgürlük Anıtı'nı gördüm ardından Christopher Street'e gittik. Cadde gay lezbiyen bar-larla doluydu. Caddedeki her direkte gökkuşağı bay-rağı asılıydı. Her polis geçtiğinde beni alıp götü-recekler diye yüreğim hopluyordu, tabi psikolojik o-larak. Hele bir gece sabaha karşı 4
civarıydı ve de-kolte tuvaletim ile yolda yürüyordum. Ne bir polis ba-kıyordu, ne de yoldan geçen. Darısı ülkemizin başına. Ayrımcılığın ve ırkçılığın olmadığı bir dünya için...