beden masalları
ŞEHRE BİR KEDİ GELDİ
Şarmut A. İKARUS
/ Ankara"Hiçbir somutluk hayalgücü kadar işkence edemez insana"
Öyle eyle ki ... bu mektup vasiyet olsun.
Evimin pencerelerinden içeri vurur gri-mavi ay ışığı, koltukların, yatağımın üstüne yayılır. Işığın tılsımına kapılıp evimi de gözünde büyütme. Sıradan bir ev işte.
Ben ruhumu dinlendirmeye gidiyorum uzaklara. Bir süre seni görmesem iyi olacak. Bedenim bu evle özdeş, bu evle aynı söyleme ve işleyişe sahip. Sahipleneceksen ikisini de, benimle konuşurken gözünü gözlerimden kaçırmayacaksın. Evin ritmiyle bedenimin ritminin ne denli uyumlu olduğunu anlayabilirsen, sadece anlayabilirsen, yargılamaktan uzak, o zaman belki karşımda otururken ayırdığın kurbağa bacakları denli muntazam uzantılarını toparlayıp bacak bacak üstüne atarak baca
k aranı kapamaktan vaz geçeceksin. Ancak o zaman, bunu yaparken samimiyetsizlikten olduğunu anladığın için işaret parmağınla yüzünün herhangi bir noktasını kaşıyormuş gibi yapmayacaksın. Neden öyle yapmadığını da bilmeyeceksin üstelik.Bak, bunlar evimin an
ahtarları. Dış kapının görkemine aldanma. Dışardan bakıldığında her evin kapısı gibi işte. İçeri girdin bir kez, gördün duvarlardaki badananın nasıl da dökülmekte olduğunu. Sen titiz bir insansın. Bu evi böylece sana bırakırken biliyorum göreceksin, anlayacaksın bu ev neden böyle. Neden her an yola çıkmaya hazır birisinin evi gibi. Gibi değil çünkü ... öyle.Bedenimi nasıl ihmal ediyorsam, etmişsem, evi de öyle. Sen bunları gördün de ondan kalmak istiyorsun. Onun için ben yokken evi toparlamak istiyorsun. İhtiyaç duyulmak istiyorsun. Bir cana ihtiyaç duyduğumu, benim de ihtiyaç duyulmak ihtiyacı içinde olduğumu anladın. Kendi başına da kalmak istiyorsun ama bunun için de benim evi seçtin. Anahtarları da aldın. Sen yokken girmem bu eve demiyorsun. Ben, salt
kendim için, öyle istediğim için, veriyorum, öyle eyliyorum ki sende karşılığını ben istemesem de, tümüyle kendi iradenle öyle eyleyerek bu eve imzanı atmak istiyorsun. O zaman, bu evin sana sunacaklarını, seveceğin, isteyeceğin, ya da sevmeyeceğin ya da istemeyeceğin yanlarını, tüm kabuslarını, tüm şenliklerini ve bütün hayaletlerini iyice tartıp bu evde kalmak ya da bu evden çıkmak istemeye karar vermen gerekecek. Kalacaksan, bu evi, evet bu evi göze alman gerekecek. Bedelinden korkmadan ve ödül beklemeden. Döndüğümde evin anahtarlarını geri verip gidebilirsin. Ben bedeli, seni ve diğerlerini düşlerken ödüyorum zaten. Ödül beklemediğimi çoktan anladın. Ama, anahtarları geri vermezsen, kalmakta ısrar edersen, cinsel kimliğini de göze alarak kal. Dışarıya başka bir insanı oynayıp salt benimle paylaştığın mekanda tümüyle özgür olman bir süre sonra sadece ve sadece cinsel kimliğini, cinsel tercihini göze aldığını zannettiğin anlamına gelecek ki bu da bana bir lütuf gibi sunulmuş olacak. O zaman ben isterim evin anahtarlarını geri. Evimin ve bedenimin anahtarlarını.Evet, bu evde tıpkı benim yaptığım gibi tek başına yaşaman gerek. Sen bu evi anladıktan sonra, döndüğümde anlatacaklarımı anlayabileceksin de ondan.
Bu evde yalnız kal hele bir. Beş on gün bu evde yapayalnız değilse de kendi başına, yekpare yaşa hele bir . Nasıl bir yolcu olduğumu anladığın anda karar vermek zorunda olduğunu da anlayacaksın. Bu evi benimle birlikte sahiplenecek birini bulmadıkça da hep çıkacağım yolculuğa. Sen farkına varmayacaksın ama
ben her gittiğim yere bu evi de götüreceğim. Seni değil. Sen de benzer bir yolculuğa çıkarsan bir gün, anlayacaksın ne demek istediğimi.Sana bunların hiçbirini söyleyemedim. Yola çıkıyorum ve aramızda hiçbir şey başlamadı henüz. Her şey, her sözcük, her sevgi gösterisi bir imadan öte gitmedi çünkü. Bu yüzden, kendimi sende de sinemadan önce, aşkı gerçekleştirmek üzere bir kez daha umarsızca girişmeden önce evden ayrılıp seni bu yekpare ev ile başbaşa bırakmalıyım ki döndüğümde evin ruhunu kavrayabildiysen
ancak, evet ancak o zaman, ben de senin bedenindeki yaraları merak edeceğim, anlatmak istersen dinleyeceğim. Belki sen de bana anlatmak istersin yüzündeki yara izi nasıl oldu.Hiçbir şey bilmiyorsun hakkımda. Bilsen bu imalardan da kaçınır mıydın, bilmiyorum. Ama sana bunları da söyleyemeyeceğim ve dönünce ancak, yineliyorum, olası bedeli ödemekten korkmadan, ödül de beklemeden anlatacağım kendimi sana. Senin de cesur olmaya karar vermek ihtiyacın işte bu noktada başlayacak. "Cesur" sözcüğünden kastım atıl
ganlık ya da gözüpeklik, cehaletin çocuğu değil neden korkup neden korkmadığını bilmek. Sen de korktuğunun ne, korkmadığının ne olduğunu anladığın zaman cesur olmaya karar verebileceksin. Ancak o zaman somut olanı göze alabileceksin, hayal ettiğinin, ettiklerinin işkencesi sona erecek. Ve ancak o zaman, görsel olarak cazip gelen bu eve, bu bedene mal bulmuş gibi kendini anlatmaktan vaz geçeceksin. Ancak o zaman, kendinle barıştığın zaman, kendini, bedenini, bulduğunu zannettiğin bir başka bedene peşkeş çekmeyi bırakacaksın ve ancak o zaman şehre gelen kedi seni bulacak. O kedi ben olmasam da, senin kedin seni bulacak.Söz verdim size. Söz. "Şehre Bir Kedi Geldi" başlıklı bir öykü yazacağım diye söz verdim. Hiçbirinizin haberi yok her birinizi ne denli sevdiğimden. Her birinizi ayrı ayrı nasıl da kucaklayabileceğimden. Heteroseksüel geçiniyorsunuz her biriniz. Her biriniz benimle bir ömür düşleyebildiğiniz halde lütuf peşindeyiz ve şehrinize gelen bu kedinin her çığlığında, her tıslayışında, patileriyle tenini
ze bir çızık atma olasılığında ininize çekiliyorsunuz. Bir bahane, bir mazeret hep bulunur. Aşk gerçekleşmeyince de bir teselli hep bulunur. Öyle eyle ki o zaman bu kediyi sahiplendiğini anlayayım.İmaya gerek yok aşkım, en çok seninle ... evet en çok seninle ... Hiç tanımazdı tenim seni ... ah bu kokun ... bu ter kokun ... ah bu sezen aksu ... ah bu amalia rodrigues ... ah ben yolcuyum ... ah sen kalacak mısın ... ben hanginize tutulayım... birinize, bir tekinize tutulmayacağım bunu biliyorum ... Sana ve c
anım gibi sevdiğim ötekilerine dokunamayacağım. Dokunduğum anda puf diye yoklara karışacaksınız çünkü ... bu yüzden ben gidiyorum ... Şu anda, bu salonda, bu şömine ateşinde bütün erkekliğinizle karşıma dikilmeyi meziyet bilen her birinize ben salya sümük ilgi duyabilirim. Hele sana, sana duldam zannettiğime ... seni hayal etmekten yoruldum, düşlerimde ay ışığının gri-maviliğinde uluması duymaktan yoruldum ... sen erkime tahakküm kuran bir mecaz oldun çıktın ... işte bu dayanılmaz bir işkence. Bu yüzden gidiyorum...Yemin ediyorum, hiçbirinize ikamet etmeyeceğim. Her birinize teker teker aşık olduğumu açık açık söylemeyeceğim. Capital radio'dan sızan şarkı "It's just a little crush" diyor. Sizi, sizden biriyle ölümsüz bir aşkı düşlemek "capital punishment"
*. Ben bunun için gidiyorum."Seni suskun dilime türkü yaptım" deme. Ben söze doydum. Eyle sadece... ve öyle eyle ki... evimde fırtınalar essin... öyle eyle ki seni hangi yerinden yakalayacağımı şaşırayım.
Madem istedin ve altın anahtarları, o zaman evime iyi bak. Mutfağın dağınıklığına aldırma. Banyodaki yaşım kadar eski izleri silmeye kalkışma. Salonda otururken yapayalnızlığınla başbaşa ansızın açılıveren kapıdan ürkme. Kapı kulplarına parmak izlerini bırakmaktan çekinme. Şömineden sıçrayan ateş parçacıkla
rının halıda bıraktığı yanık izlerinden ürkme: Ve bir daha benimle şarap içerken başını önüne neden eğdiğini iyi bil. Çarşafları kirli bıraksan da olur. Gömleklerimi, hatta çoraplarımı katlamadan gitsen de olur.-Ben yokken evime iyi bak, döndüğümde sana anlatacaklarım var. Kimdir Şarmuta İkarus. Hoşlanmayabilirsin anlatacaklarımdan, ama bu riyayı daha fazla sürdürmek istemiyorum.
Sadece bu kadarını söyleyebileceğim yüksek sesle. Eve döndüğümde gözlerimden okuyacaksın bu mektubu. Döndüğümde "Anlat," dersen anlatacağım sana kendimi. Anahtarları geri vermeden buyur edersen beni kendi evime ve "Anlat" demezsen ve evimi kendi evinmiş gibi istila ettiğinin işaretlerini görürsem anlayacağım kalmak istediğini. Öyle eyle ki, karşılayabileyim kendimi ve seni. Çünkü a
ncak o zaman cesur olabileceğim. Ancak o zaman bu evi, bu bedeni yekpareliğimle, kendindeliğimle sahiden sahiplenebileceğim. Anlattıklarımdan sonra kalıyorum dersen gri mavi ay ışığı gene ışıtacak, bu kez ikimizi. Gitmem gerek dersen, tül perdelerimin arasındaki at sineği, sen farketmeyeceksin ama senin evine taşınacak, sana anım-satacak göze alamadığın kendini. Öyle eyle ki, öyleyse, içinde ben olayım ya da olmaya-yım, sahici bir evin ol-sun.Şehrine, evine bir ke-di gelecek. Öyle eyle ki o kedi hayal-gücünü kullanmasın artık.