Kitleselleşelim mi , kurumsallaşalım mı?

ŞAKİR / İstanbul

Doğanın sınırsız gücü karşısında insanın zaman içerisinde hissettiği acizlik ve zayıflık duygusu, bireyi karşı konulmaz bir olağanüstülük yaratma telaşı içinde bırakır. Mimarların anıtsal yapıları, şairlerin binlerce dizelik şiirleri, hekimlerin akılalmaz araştırmaları ve ameliyatları ve ressamların tablolarındaki renk cümbüşü işte bu doğanın gücü karşısında bireyin varolma savaşının gayretkeş ürünleridir. İleri derecede nevrotizmin bize sunduğu yalnızlık eninde sonunda bizi benzerlerimizle bir arada, beraber hareket edebilme güdüsüyle karşı karşıya bırakır. Hep o doğanın gücüdür bireyi doğaya bağlayan, yerleşik hayata hazırlayan ve günümüze kadar getiren. Tüm kimlik savaşları dahilinde, bizim gibiymiş gibi duran ilk bireye sıkıca sarılırız. Benzer bir dili konuşmak, ortak beden ve yaşam dili oluşturmak adına benzerimizle ortak hareket ederiz.

Şüphesiz ki bir davranış bu şeklini ortaya koyarken birlikte hareket ediyor olmak, -doğru ve yanlışlığını hiç tartışmıyorum- sınırsız bir özgürlük ve özgür olabilme yetisi sunar bizlere. Tarihe bakacak olursak marjinal diye tanımlanan tüm yaşam şekilleri, davranış biçimleri ve aslında başta farklıymış gibi algılanan ama sonrasında kabul gören pekçok fikir oluşumu, toplumu bir yerden alıp bir yere götüren her kitle hareketi için aynı olgulardan söz etmek mümkündür.

Yukarıda sözü geçen yalnızlık içerisinde karşılaştığımız benzerimizle ortak hareket eder, kendi aramızda farkında olmadan gelişen beden dilini kullanmaya başlarız. Bu birlikteliğin bireye faydası, kendi içinde olumlayamadığı yaşam şeklini, yanına aldığı yada yanında yer aldığı bireyler yardımıyla varkılmak, dünyaya (biraz abartılı oldu sanırım) özel çevresine duyurmak, içsesini tatmin etmektir. Sırf bu yüzden belki de farkında olmadan aynı şeyleri konuşuyor buluruz kendimizi. Aynı yerlere gideriz, aynı şekilde giyinmeye çaba gösteririz ve yarattığımız bu prototip ile arzulanan hayatın bir kısmını yaşarken, karanlıklar tablosunu elverdiğince pembeleştirmeye çabalarız.

Birlikte yaşadığımız kişilerin sayısı zaman içerisinde artış ve azalış gösteren seyirler izleyebilir. Henüz kitle tanımlamasını almayan bu gruplaşmalar, grupçuklar, başta binbir güçlükle adlandırabildikleri genele yabancı vücut dillerinin çok dışında içgüdüsel isteklerle karşılaşabilir. tüm marjinalliğinin içerisinde birey olmak, hürriyet telaşına kapılmadan yol alabilmek, en önemlisi de kendi gibi olmayan ve düşünmeyen kitleyle - ki bu büyük ihtimalle çoğunluktur- eşit haklara sahip olabilmek. Yani bireyi birey yapan minimum değerlere sahip olmak, farklı da olsa en doğal hakkıdır ve zaman içerisinde bunları elde edebilmek için vargücüyle çalışacaktır.

Egemen dilin her tür alt gruba, her tür azınlığa karşı geliştirdiği pekçok geçici çözüm formülü tarihin sayfalarında yerini aldı. Amerika’da zenci mahalleleri oluştu. Egemen dil hemen sonrasına zencilere, suç işledikleri, kuraldışı oldukları yaftasını büyük bir şıklıkla yapıştırmakta ve onları ikinci sınıf vatandaş konumuna itmekte geç kalmadı. Endüstri devrimi sonrasında çeliğin inşaat sektörüne girmesiyle sıhhi olmayan, küçük apartman blokları oluşturuldu. Ve bu durum Avrupa'da işçi sınıfına ait gettoları beraberinde getirdi. Modernite sonrasında ise büyük kentler sanayi bölgeleri, kültür kentleri, işçi sınıfı yaşama mekanları ve elit olmak üzere ayırımlara uğradı. Bugün de benzer ayrımcılık çabalarından hatta saydığımız örneklerin benzerlerinden söz edebilmek mümkün. Nicel bir büyüklük ama sayıca fazla olmak azınlığa böylesi sınırları önceden çizilmiş hayatları sunarken diğer bireyler şüphesiz kimliklerini ispatlayabilmek ve görünür kılmak için savaştılar. Çünkü üstün olduğunu düşünen egemen dil kendi iktidarına bir ortak gözüyle baktığı her farklı olguyu önce yok sayar, sonuna kadar ezebilmek için çabalar, haklarını gerekli ortamlar yaratılmadıkça teslim etmez. Yoksayılan birey kesintisizmiş gibi görünen haklı bir hak savaşının içerisinde bulur kendini. Çünkü; aylar önce Almanya’dan Enver arkadaşın da bizlere hatırlattığı gibi haklar verilmez alınır. Bugüne kadar yukarıdaki evrelerden geçen, egemen dilin ikiyüzlü tahakkümcü zihniyeti ile karşılaşan her oluşum benzerlerin bir arada hareket edebilme becerisine göre yol aldı, hak arama değilse de hak alabilme savaşında.

Daha önceki yazılarda azınlık psikolojisinden ve bireye getiri-götürüsünden bahsetmiştik. Marjinal algıya açık bireyin kendisi gibi olmayan ve düşünmeyen çok önceden kitleselleşmiş- başka bireyler karşısında taşıdığı yalnız olmanın getirdiği acizlik ve tekillik duygusunu kişiyi benzerlerini aramaya yönelteceğini söylemiştik. Farkındaysanız şu ana kadar üstü örtülü olmak kaydıyla eşcinsellik ve getirdiklerine girmedik. Konuyu biraz da eşcinsel birey düzleminde alımlamaya çalışırsak kurgu daha hızlı işlemeye başlayacak sanırım. Etrafınızdaki insanları biraz düşünmenizi istiyorum. Benzer yerlere gidip, benzer konuları konuşuyor, benzer şeyleri giyiyor hale gelmişsiniz değil mi? Eğer korkularınızı atlatabildiyseniz büyük şehirlerde düzenlenen hafta sonu toplantılarına katılı-yorsunuz? Eğer gerçekten istek duyuyorsanız bu örgütler içerisinde çalışmaya fikir ve proje üretmeye başlıyorsunuz değil mi? Niye yapıyorsunuz bunları hiç düşündünüz mü? Bir kitle olabilmek adına, beraber hareket edebilmek adına olabilir mi dersiniz. Yalnızlık duygusundan kurtulabilmek adına olabilir mi sizce... Peki önyargıları yok edebilmek, malum sebeplerden dolayı cinsel kimliklerini yaşayamayan insanlara ve kendinize nefes almak için daha elverişli bir yaşama mekanı oluşturma çabası olabilir mi? Ne dersiniz...

Peki neler yapıyoruz bunların hepsini bir arada inşa edebilmek için. Kitleselleşiyoruz. Tanımlama için yeterli ve öz. Bir kitle olabilmek adına çalışıyoruz. İsteklerimiz var. Heteroseksüel olmayan tüm cinsel azınlıklar adına söz sahibi olabilme savaşını veriyoruz bir araya geldiğimiz her yaşam anında. Bu bize ortak düşünebilme, birlikte nefes alabilme, hedef belirleyip o hedefe doğru hareket edebilmeyi sunuyor. Yazının başında bahsedilen yalnız olmanın getirdiği korkulardan arınıyoruz. Doğanın karşısındaki acizlik duygusunu varlığımızı, bizi yoksayan insanlara kabul ettirebilmek adına yol alıyoruz. Kitle oluyoruz. Köyünde buluşabilmiş iki eşcinsel, parkta bir araya gelmiş dört arkadaş, ya da hafta sonu toplantılarındaki bireyler birey olmaktan çıkıp da ortak bir amaç uğruna hareket ediyorlarsa bir grup haline getirebiliyorsa bir kitle oluşturuyorlar.

Şüphesiz kitle olmak yukarı sayılan avantajların dışında büyük olanaklar sunacaktır. Eşcinselliğe, eşcinsellik olgusuna, eşcinsel yaşam şekline büyük bir pervasızlık içerisinde saldıran, alaya alan, yok sayan insanlara karşı atı-lacak adımlar ortak ve daha etkili olacaktır. Perin-çek vakasına bakacak olur-sak, Ankara’dan iki, İstan-bul’dan bir eşcinsel grubun imzasını taşıyan ortak tek-zip yazısı aynı mekanda kendisine yayın imkanı bul-du. Çoktan kabul edilmesi gereken Türkiye eşcinsel hareketinin bu üç temel bileşeninin takdire değer -gayet- yerindeki tavrı karşı-sında aklıma takılan bu üç-lü Türkiye’deki yada Türk eşcinsellerinin ne kadarını temsil ediyor. Eylül ayında İstanbul’da gerçekleştirilen zamanlar ötesi buluşma toplantısına şehirlerinden iştirak eden bireysel katılımcılar, dönem dönem bazı şehirlerde toplanabilme çabası verip bir türlü bunu başarıyla ger-çekleştiremeyen, eşcinsel arkadaşların bu kitle oluşumunu desteklediklerini biliyorum ya da öyle ol-masını tahmin ediyorum. Tüm şehirlerdeki kitle oluşumlarını temsil eden söz sahibi bir kitle oluşabilir mi?

Peki kitle olmanın gerek şartlarını tamamladığımız da, eşcinsel kitle ortak hareket edebilme başarısını gösterdiğinde, sorunları çözmüş oluyor muyuz? Ta-nınmak için kamusal alan içerisinde yer almak, ka-nunlar çerçevesinde görünür olmak için kit-leselleşebilmenin dışında kurumsallaşmanın da en az kitle olabilmek kadar önemli olduğunu düşü-nüyorum. Eğer varılmak istenilen hedeflere bizler yaşarken ulaşmak gibi bir amacımız varsa eşcinsel düşüncenin ortak bir çatı altında bir an önce bu-luşması bunun ana şartlarının belirlenmesi gerek-tiğine inanıyorum. Böylelikle geneli değil tümü kapsayacak bir kitle oluşumunu zaman içerisinde kurumsallaştıracak adımlar atılacak varolan hedef-lere ulaşabilmek adına oluşumun gerçekçi çizgileri çizilecektir. Konunun izleğinde kurum olmanın geti-rilerinden bahsetmeyi gereksiz buluyor, bunun başka bir yazı kapsamında tartışılması gerektiğini biliyorum. Önümüzde ‘’baharankara’’ adıyla yapıla-cak tanımlanmış ikinci Türkiye eşcinsel hareket toplantısı var. Burada ana amaç kitle olabilmenin gereç şartlarını belirleyip, ortak adlandırılmış bir çatıda eşcinsel kitleyi dolayısı ile eşcinsel hareketi toplayıp, bu hareketin yasalar çerçevesinde kurum kimliği kazanması için neler yapılması gerektiğinin tartışılmasıdır. (19 Mart 1999)

Hosted by www.Geocities.ws

1