REFORM, ÖZGÜRLÜK VE EŞİTSİZLİK-3

 

Colin SPENCER*

Çeviren: SELÇUK / Ankara

 

AIDS'in 1980'lerin başında ortaya çıkışı gay kültüründe dramatik değişimler yarattı. Clone kültürü inişe geçerken uzun süreli birlikteliklere duyulan özlem tek gecelik ilişkileri, tüketimciliği ve uyuşturucu kullanımını gözden düşürdü.

Çok sayıda eşcinsel erkek eski yaşam tarzlarını bırakıp sadakat, arkadaşlık ve ağırbaşlılık gibi değerleri benimsedilerse de, bazıları için artık çok geçti. AIDS nedenli ilk ölümler New York'ta clone'lar arasında görüldü. Pek çok gay grubundakilerin yarıdan çoğu AIDS'ten öldü. AIDS'in ortaya çıkışı gay barlara büyük darbe vurdu. Birçoğu kapandı ya da müşteri gruplarını değiştirdiler. Hamamlar ve seks klüpleri sağlık memurlarınca kapatıldı.

Gerek Amerika'da gerek İngiltere'de hükümetlerin AIDS'e yavaş ve yetersiz tepkileri gay erkekleri tekrar politize etti. Erkek eşcinseller önemsenmediklerini çünkü hâlâ baskı altında bir grup olduklarını gördüler. Daha fazlası heteroseksüel toplumdaki yaygın kanı AIDS'in ilahi bir ceza olduğuydu. Hatta heteroseksüel toplumun bir bölümü gay erkeklerin yavaşça ve işkence benzeri acılarla ölmesinden büyük keyif aldı. Eşcinsel erkekler kendilerine şu soruyu sormaya başladılar: "Bunca yıldan sonra değişen ne var?"

AIDS Los Angeles'i New York kadar erken bir tarihte vurdu. İlk beş vaka 1981'de görüldü. 1990'a gelindiğinde Los Angeles, tüm Amerika'da New York'tan sonra en fazla AIDS vakasının görüldüğü kentti. Vakaların yüzde 95'inden fazlası gay ve biseksüel erkekler arasında görüldü. Yerel hükümet hastalığın ne kadar tehlikeli olduğunu eşcinseller ve uyuşturucu kullananlar gibi azınlıkların sorunlarına ilgisiz olduğu için göremedi. Hükümetin bu gevşekliği gayleri örgütlenmeye zorladı.

Acı da olsa gay toplum bu korkunç krizle yüzleşmek zorunda kaldı. Artık seks rastgele ve özensiz yaşanamazdı. Dikkatli ve planlı olunmak zorundaydı. 1980'lerin sonuna doğru cinsel yollardan bulaşan hastalıklar ve hepatit B gayler ve biseksüel erkekler arasında düşüşe geçti. Telefonda seks gibi daha güvenli cinsel pratikler yaygınlık kazandı.

HIV felaketi gay toplumu dostları ve sevgilileri zamanından çok önce kaybetmenin acısıyla başbaşa bıraktı. Ölümün uzun ve acılı süreci ve ölümün kendisiyle başedilmek zorundaydı. 1988 yılında Los Angeles'in gay semtlerinde yapılan bir anket, konuşulan 300 gay ve biseksüel erkeğin ortalama 18 HIV bulaşmış tanıdığı olduğunu ortaya çıkardı. O günlerin bir tanığı şöyle diyordu: "Anne-babalarımızdan daha fazla bizim ölen arkadaşlarımız vardı. Onlara artık cenazeler konusunda tavsiye verebilecek kadar deneyimliydik." Ancak bu felaketin bir de olumlu tarafı vardı. Gay topluma bir dayanışma duygusunu, kahramanlık ve fedakarlığı, kayıtsız bir heteroseksüel otoriteye karşı ayakta kalmasını öğretti.

İngiltere'de ise 1983'ün ortasına gelindiğinde bilinen yirmi vaka vardı. Bu vakalar ertesi yıllarda sürecek bir paniğe yol açtı. Boyalı basın "eşcinsel vebası"ndan bahsediyordu. Hastane çalışanları histeriye kapılmış, ambulans şoförleri araçlarını dezenfekte etmiş, polisler kazalarda yaralanan gaylere hayat öpücüğü vermeyi reddetmiş, gay barlara yaptıkları baskınlarda koruyucu kıyafetler ve eldivenler giymişler, virüs kapan çocuklar okuldan atılmış, tiyatrolarda personel eşcinsel aktörlerle çalışmayı reddetmişti. 1986 yılında Manchester Komiser şefi AIDS'in yayılmasının nedeninin "dejenere ilişkiler" olduğunu söylüyor ve AIDS'e yakalananların kendi kabahatlerinin kurbanları olduğunu ilan ediyordu. Farklı baskı grupları tarafından barbarca önlemler teklif edildi. Risk altındaki tüm bilinen grupların testten geçirilmelerini ve hasta ya da ölmekte olanların tümüyle tecrit edilmeleri talep edildi. Bunun yanısıra ülkeye giriş yapan insanlara da test yapılması istendi.

Tüm bunlara karşı mücadele etmek için ilk gay özyardım grupları oluşmaya başladı. AIDS'ten ölen ilk İngiliz'in anısına 1982 yılında The Terrence Higgins Trust kuruldu. Bu organizasyon AIDS konusundaki ilk ulusal çaplı konferansı 1984 yılında düzenlendi. Bir yıl sonra da devletten finansal yardım geldi.

1980'lerin sonuna gelindiğinde ABD'de AIDS'e yakalanan 100.000 kişi vardı ve bunların yarısı öldü. Ancak artık AIDS bir eşcinsel hastalığı olmaktan çıkmıştı. Artan sayıda nüfusun en yoksul ve siyah kesimlerinden insan AIDS'e yakalanıyordu. Doğu Afrika'da bir milyon kişinin virüs taşıdığı tahmin edilmektedir. Toplum hâlâ AIDS'in nüfusun tümünü tehdit eden bir hastalık olduğunu ve tedavisi bulunmadığını kabul etmekte zorlanmaktadır. Ancak herkesin risk altında olduğu gerçeği homofobik tepkiyi dizginlemedi. Gaylar hâlâ toplumun geri kalan bölümüne felaket getirmekle suçlanmaktadır. Son ikibin yıldır olduğu gibi eşcinseller yine felaket dönemlerinin vazgeçilmez günah keçileri olmuşlardı.

1980’lerde İngiliz Toplumu

1980'li yıllarda İngiliz toplumu daha fazla homofobikleşti. Yapılan anketler eşcinsel karşıtı duyguların sürekli arttığını ortaya koydu. 1967 yılında yapılan yasa değişikliği mahrem alanda yapılan eşcinsel edimleri yasallaştırmıştı ancak eşcinsel yurttaşlara hiçbir şekilde heteroseksüellerle eşit haklar tanımamıştı. Bu reform onları iş yerinde ayrımcılıktan, hoşgörüsüzlükten ve şiddetten korumuyordu. İnsanlar aynı yasanın heteroseksüeller ve eşcinsellere farklı uygulanışından zarar görmekteydiler. Bu adaletsizliğin en göze çarpanı cinsel ilişki için reşit olma yaşının heteroseksüeller için 16, eşcinseller içinse 21 olmasıydı. Bir diğeriyse şahısların ya da dergilerin, gazetelerin ya da organizasyonların eşcinselliğin reklamını yapma ve toplum ahlâkını bozma suçlamasıyla dava edilebilmeleriydi. Eşcinsellik orduda hâlâ yasaktır ve eğer bir lezbiyen ya da gay, gay bara girerken görülürse veya eşcinselliğini ele veren mektupları bulunursa ordudan atılmaktadırlar.

Halbuki 1970'lerde ve 1980'lerin başında eşcinseller haklı olarak eşitlikçi bir toplumda yaşadıklarını düşünmüşlerdi. İşçi Partisi kontrolündeki belediyeler lezbiyen ve gayler için eşit fırsat politikalarını benimsiyor, gay merkezleri kuruyor ve bu merkezleri finanse ediyorlardı ve pozitif bir eşcinsellik imajı yayılıyordu.

Bu durum 1984'den başlayarak değişti. Tehlikeli bir belanın yayılmakta olduğunu düşünen otoriteler işe gay kitaplarını toplatmakla başladılar. Bunu gay ve lezbiyen haklarına sempati beslediği bilinen İşçi Partisi adaylarının boyalı basın ve muhafazakârlarca saldırıya uğraması izledi. Muhafazakâr Parti ve medyanın büyük bölümü bu histeriyi kışkırttılar. 1987 seçimlerinden önce C 1

Hosted by www.Geocities.ws