MEKTUP-LAR-DAN

JeWel / Hollanda

Internet üzerinde uzun aradan sonra sayfanızı yenilediğiniz ve geçmiş 3 sayıyı internet ortamına taşıdığınız için teşekkür etmek istiyorum. Şu an yurtdışında bulunduğum için Kaos GL'yi orada da okuyabilmek ben ve arkadaşlarımı çok memnun ediyor.

Evet ismim Fatih ARIK. Bundan uzun süre önce size Jewel takma adıyla yazılar yollamıştım. Derginizde yayınlanmıştı. İzmir'de BizGL'nin kuruluş aşamasında Hakan ve Sertaç adlı iki arkadaşımla bayağı uğraşmıştık ama sonuçta grup istenilen sürekliliği gösteremedi. Bunun nedenleri üzerine tartışmak istemiyorum. Oldu ve bitti.

Bu mektubu Kasım sayınızda mektuplar köşesinde adımın hoş olmayan bir şekilde geçtiğini gördüğüm için yazıyorum. Evet Manisa'dan yazan Suat isimli pratisyen doktor arkadaşımız benim için şark kurnazı nitelendirmesini yine Eylül ayındaki dergide yer alan bir yazıdan alarak kullanmış. İsmimin bu şekilde bir yazıda kullanılmış olması beni gerçekten üzdü hele ki Suat'tan. Suat ile 1 seneyi aşkın bir tanışıklığımız vardı. Ve ben O'nun sürekli yanı başında olmuş, sorunlu ilişkilerinde O'na akıl vermiş dert ortağı olmuştum. Ben, Hakan ve Sertaç isimli arkadaş BizGL grubunu oluşturma çabasına girdiğimiz sırada ortadan kaybolan bu arkadaşım yazın başlarında yani BizGL diye bir şey ortada olmadığı zaman meydana çıktı.

Bu arada ben Hollanda'ya kaçıp iltica etmedim. Hollanda'da yaşıyorum ve önümüzdeki sene Hogeschool van Amsterdam Electrotechniek bölümünde okumaya başlayacağım. Şu an Hollanda'ca öğreniyorum. İltica eden bir kişi ne yazık ki en az 3 sene ilticasının kabul edilmesini beklemek zorunda ki okul, çalışma vs.. gibi işlere girişebilsin.

İltica eden diğer iki arkadaşı da tanıyorum. İkisi de eşcinsellikleri yüzünden Türkiye'de oldukça sıkıntı çekmiş insanlardır. Birisi Konya'dan (M. 25 yaşında) birisi de İzmir'den (O. 23 yaşında). O iki kişi Hollanda hükümetine biz İslam Eşcinselleriyiz diye iltica etmediler. Bu Hürriyet gazetesinde yayınlanan oldukça komik bir haber. Sizin derginizde biraz daha ağır dille eleştirilmesi o kişilere haksızlık yaptığınızı düşünmeme neden oldu. Onların durumunu yakından izliyorum. İltica etmenin yolu burada herkese açık. Ama ilticanızın kabul edileceği garanti değil. Onlar kendilerini büyük bir riske attılar. Kimisi okulunu kimisi işini bırakıp geldiler. Onları şark kurnazlığı ile suçlamak onlara yapılan büyük bir haksızlık.

Ve son olarak posta kutusu hakkında şunu açıklamak istiyorum. 2 senedir İzmir'de gay camiasının iletişimi için benim meşhur P.K 41'im kullanıyordu. BizGL dağıldıktan sonra zaten pek fazla mektup almadık. Aldığımız mektuplarla telefon yoluyla iletişime geçtik. Kimi mektupları arkadaşım Hakan'a ilettim. O kişilerle irtibatı o kuracaktı yaptı mı bilmiyorum. Ama Hollanda'ya gelirken anahtarı birilerine vermeyi unutmuştum. Buradan Hakan'a anahtarı postaladım fakat anahtar Hakan'ın eline geçmemiş. Ben daha sonra Karşıyaka Posta Müdürlüğüne bir dilekçe yazdım. Posta kutumun içindeki herşeyin Hakan'a verilmesi için. Bu dilekçeyi Hakan'a postaladım gerekli işlemleri o yapmıştır sanıyorum. Ve posta kutusundaki kişilerle iletişime Hakan geçmiştir. Ama benim üyeliğim 98 sonunda sona erdi ve Hakan'a isterse 99'da benim üyeliğime devam edip mektupları onun kontrol edebileceğini söyledim. Böylece insanların kafası posta kutusu değişimi ile karışmaz diye düşündüm.

Sonuç olarak bu yazıyı Kaos GL de yayınlamanızı rica ediyorum. Ve ismimin bu tarz bir şekilde yayınlandığı için Suat arkadaşımızı kınıyorum.

Metin / İstanbul

İstanbul'da yaşıyorum, gay değilim, derginizi ve yaptıklarınızı zaman zaman internetten takip ediyorum… Okudukça hem çok keyif alıyorum hem de her geçen gün bu tuhaf ülkede artık hiçbir şeye şaşırıp ya da kızmamaya alışsam bile (mümkün mü?) gaylere karşı önyargılı tutuma dayanamıyorum… Bu memlekette çok zor olan kendinizi anlatma ve bir şekilde kabul ettirme (niye böyle bir durum varsa??) dayanışmanıza herhangi bir şekilde katkıda bulunmak isterim… Ama nasıl? Bunun cevabını ben bulamadım… Sizin bunu bulmama yardım edebileceğiniz bir çözümünüz varsa sevgiyle ve dostlukla elimden geleni yapmaya çalışırım. Sevgilerimle…

Ferid ATRAŞ / Antakya

İnsanlar arasındaki iletişimi kurmaya yardımcı olmak gerçekten çok iyi ama maalesef insanlarımızda müthiş bir iletişim kopukluğu var. Bunu ortadan kaldırmak için sizin çalışmalarınıza biz de burdan yardımcı olmalıyız. Tıpkı zincirin halkaları gibi bir bir eklenip kocaman bir zincir oluşturmalıyız.

Antakya'daki insanlar ne yazık ki cinselliği yanlış tanıyorlar. (Bu benin tanıdıklarım için geçerli). Bunu pembe karanfilli ilk toplantıda kurduğum bütün hayallerin yıkılmasıyla öğrendim. Bizim insanımız hâlâ baskın erkeklik ruhundan kurtulamamış. Yani herkes kendince sapına kadar erkek rolüne bürünüyor. Bununla beraber ilişkiler çok yüzeysel ve sadece cinsel beraberlik olarak yürütülmek isteniyor. Bu yüzden pembe karanfilli toplantıların daha fazla yürütülemediğini öğrendim. Bir de insanlar burada tanınmaktan korkuyorlar. Tek dileğim bu günlerin lehimize değişmesi.

Ben ve bir arkadaşım parkta kendimize partner arıyorduk. Her aramada olduğu gibi insanlarla bakışıyorduk. Uzun süre bakıştığımız iki genç bir süre sonra yanımıza gelerek neden baktığımızı, bizim top olup olmadığımızı yargılamaya başladılar. Bunun üzerine yanlış anlaşılma olduğunu, bizim de kafamızda aynı soruların dolaştığını izah ettik. Bunun üzerine iki genç diğer arkadaşlarıyla beraber başlarından geçen olayları ve onların yaptığı adilikleri sanki vatan hikayeleri anlatır gibi anlatmaya başladılar. Bu toplum muhafızları, top olan kişileri tespit edip hep beraber hastanelik edene kadar dövdüklerini anlattılar. Bize de şayet böyle bir olayla karşılaşırsak, onları nerede bulabileceğimizi söyleyip yardım edeceklerini anlattılar. Bir süre sonra da parkta ilişkiye giren iki kişiyi dövdüklerini duydum bu kişilerin. Onun için parklara giden arkadaşlara sesleniyorum; her bakan kimseye pas vermesinler. Daha doğrusu tanıdıkları kişilerle beraber olsunlar. Yeni kimselerle yeni zevkler tadacam diye değişik yumruk ve tekmelerin tadına bakmalarını istemem.

Suat Yarkın / İstanbul

Ömrüm boyunca yapmak istediğim ama yapamadığım bir çok şey oldu. Belki de hiçbir şey değildi bu istediklerim. Bunların kimisini elde ettim, kimisinden teğet geçtim. Ama hiçbir zaman da mutlu olamadım. Fakat çekilen sıkıntılar, yaşanan acılar bana çok şey kazandırdı biliyorum. Bunlara tek tek teşekkür etmek istiyorum. Bu istek böyle bir dergide yayınlanacak bir yazıyla gerçekleşecekmiş meğer. O nedenle ilk önce KAOS'a söylüyorum: TEŞEKKÜRLER KAOS GL. Bana bu satırları yazma fırsatı verdiğin için. Beni, duygularımı ve onları dışa vurmamı sağladığın için…

Yaşadığım fırtınalı hayat, çılgın arzular ve eşcinselliğin tüm güzelliklerine, tüm çirkinliklerine, acılarına da teşekkürler. Beni yıllar yılı oradan oraya savuran duygularım oldu. İçimde varolan çelişkileri, yaşayamadığım o güzel duyguları bir tarafa bırakıp hayata küsmüş birisi oldum. Yaşayamadığım güzel hayallerim, yaşadığım çirkin, acı anılarım var. Gayliği avaz avaz bağıran, savunan, bir kadınerkek roller canlandıran artistlerimiz o kadar çok ki, bunların içinde gerçek benliğini oynayan sanatçılara en büyük teşekkürler!

Yıprandım, acı çektim. Sahte eşcinsellerden, ideal görünen dostlardan, mutluluk saçan satırları sunup da gerçeğinde acılar veren insanlardan yoruldum. Ama artık dert değil. Onlara dahi teşekkürler. Bana bunu anlattıkları için. Mutsuzluk da insana mutluluk verirmiş meğer, bunu anlatan, öğreten dostlara da teşekkürler. Bunun hazzını yaşattıkları için. Eskimiş, unutamadığım sevgililere, bana acılar yaşatan O insana, O'nun için başka güzel insanın elini dahi tutamayışıma kızıyorum, hatta üzdüğüm insanlardan af diliyorum. Geç kalmış olsa da, zamana da teşekkürler.

Gözümde hiçbir şey yok artık. Aseksüel bir yaşam var önümde. İnsan böyle mi olurmuş. Ne bir cinsel istek, ne bir arzu, ne de bir cinsel yönelim var. Sadece ve sadece bir kimliğim var elimde. Beynimde, yüreğimde ise sevgi sadece.

İdeal insan, ideal eşcinsellik, ideal beraberlik, özgürlük, birleşme olguları ile dolu insanlara ve bunu başarmak için savaşanlara fakat galip gelemeyenlere, hatta gelenlere ve bu duyguların ardındaki sahte yüzlere de teşekkürler. Yüzünde, kalbinde, dilinde dolaşan, gerçek gayliğini, kendi gerçeği de gölgeleyen ikiyüzlülere de teşekkürler.

Bu ikiyüzlülerle savaşan ve ne olursa olsun ikiyüzlü olmayacağına inanan o dosta, sevgili Ahmet'e de sonsuz teşekkürler. Bana hâlâ böyle insanların varlığını, var olduğunu hatırlattığı için. Yüreği sevgi dolu, fedakâr, masum ve güzel insan Ahmet'e teşekkürler. Sevgi dolu, ideal birliktelik, mutlu beraberlik gibi kavramları unutmayan bu arkadaşı tanıtma fırsatı yaratan KAOS GL'ye yine teşekkürler. İnsanlar hiçbir zaman istedikleri şeyleri birarada bulamıyor. Ahmet; keşke herkes senin düşüncelerini gerçekten uygulayabilse… İki kardeş birbirine nasıl bağlıysa, ben de sana o derecede yürekten bağlıyım. Farklı bir yerde, farklı bir zamanda çakışsaydı yollarımız, eminim senle çok şey yaşardım. Senin kıymetini bilmeyenlere ne yazık! Seni, frekansını yakalayacak o insanlar zaten senden ayrılmazlar, ayrılmamalılar. Bunları anlamayanlara değil, anlayanlara veyahut anlayacaklara da teşekkürler. O'na layık olduğu değeri vereceklerine inandığım için. Ütopik de olsa, hayallerine sadık kalıp ideali için yıllarca bile bekleyeceğini savunduğu için.

Kendince doğrularını yazan, inanan, yaşayan, yaşayamayan tüm KAOS GL yazarlarına, mektuplara teşekkürler. İnançlarıma sadık kalmamı sağladıkları için, içyüzlerini algılayabildiğim için. Bir yanda dürüstçe, seks için yaşadığını söyleyen, diğer yanda tek yüzü ile hayatının, kalbinin namusunu saklı tutan güzel insanları tanıttığı için.

Teşekkürler Tanrı'ya. Beni, önce insan, sonra gay, daha sonra da aseksüel yaptığı için. Teşekkürler dünyaya. Bana yaşattığı güzellikler, acılar, neşeler, kederler için. Sevgiye, herşeyin temeline de teşekkürler. Her zaman var olduğu ve ne olursa olsun var olacağı için. Teşekkürler… Bu yazıyı okuduğunuz için.

Harun / Trabzon

Bizim tüm dünya insanlarından farkımız ne? Cinsel zevklerimiz, hazlarımız; çoğu zaman fantezilerimiz bile aynı. Neden heterolardan kendimizi soyutluyormuşuz gibi geliyor? Yemek yiyoruz, geziyoruz; mühendis, çöpçü, devlet başkanı, sanatçı olabiliyoruz. Evlenebiliyoruz (biseksüel arkadaşlar için normal anlamda). Bakın bende de hatalar var. Normal olan bir bayan ile evlenmek mi? Kime göre normal? Bir eşcinsele göre hemcinsiyle evlenmek normaldir. Ama biz hep erkeklerden bahsederken… İşte soruyoruz yanınızdaki şahıs nasıldır? "O normal". Bu kalıpları belleğimizden safdışı etmemiz gerekiyor. Ben bunu en aza indirgemek için çok çaba sarfettim ve başardım. Tamamen yok edemeyiz. Çünkü ataerkil, hetero hakim bir toplumdayız. Ben cinselliği, cins: kadınerkek ayrımına sokmuyorum; cins: heteroseksüellikeşcinsellik ayrımına sokuyorum. Kadın ve erkek yani karşı cinslerden hoşlananlar ve hemcinslerinden hoşlananlar ayrımı daha uygun. Böyle düşünürsek mantık daha kuvvetli geliyor. Veya bireysel cinsellik kavramı: Kadın ve erkek kavramı yok. Şu ya da bu bireyin cinselliği yani bireye göre. Çünkü her insan bir dünya olduğuna göre, her bireyin cinsel fantezileri, arzuları, hayalleri de farklıdır. Yani dar kadın ve erkek kavramının içine girmemek lazım. İşte kadın etek giymeli, uzun saçlı olmalı, topuklu ayakkabı giymeli ama erkek bunları yapmamalı. Yaparsa kadınerkek yani eşcinsel (suçlama olarak) oluşuyor belleklerde. Tersi de geçerli. Erkek dayak atmalı…

Dergideki yazılardan anladığım kadarıyla pornografik tarz, cinsellik arayışı hisseden kişilerin yoğunluğu bulunuyor. Bu (bana göre) olumsuzluğu gidermek gerektiğine inanıyorum. Gerçi toplumun yapısına baktığımızda daha kendinden haberi olmayan eşcinsellerin gelişimi için iyidir. Ama bizim hakkımızda konuşulduğunda önce cinsel kimlik ve cinsellik ön planda oluyor. Toplumda da hep bununla karşılaşıyoruz. Örneğin ben ekonomi okuyorum, resim yapıyorum ve klasik Türk musikisi ile yakından ilgileniyorum. Çok sosyal bir insan olduğuma inanıyorum. Benim bu özelliklerimi bilen insanlar beni görünce, "a bu çocuk çok güzel resim yapıyor; işte ne güzel üniversite okuyor; ne efendi bir genç" gibi şeyler söylerken, eşcinsel olduğumu anlayanlar "a o bir eşcinsel" diye yargılıyorlar. Neden bu böyle? Bunun üzerinde çalışmak, yanlış oluşmuş kavramları silmek gerektiğine inanıyorum. Siz bunları yapan nadir eşcinsellerdensiniz. Tabii ki toplumsal eğitimden dolayı (heteroluktan dolayı) beynimizin bir yerlerinden hepimizde bu tür şeyler zaman zaman ortaya çıkıyor ama dediğim gibi en aza indirgemek gerekiyor. İnsanların cinselliği ya da başka bir şeyi araştırmaları gerekirken bunu yapmaya çalışan insanlar örneğin bize her gün araştırın diyen profesörler tarafından aile, polis, toplum, devlet tarafından engelleniyorlar. Sonra da toplumun cinsel düzensizliğini gidermek için okullara cinsel eğitim dersi koyalım derler. Araştırıp doğruyu insanın kendisinin bulmadığı bir toplum kimlik karmaşası yaşar. Çünkü hep başkalarının doğruları vardır, kendinizin doğruları değil. O yüzden ataerkil yoğunluğun ve dinsel ve ahlâksal baskının yoğun olduğu Asya'da cahillik, kötü ekonomi, az gelişmişlik, sağlık, açlık problemleri yoğundur.

Arkadaşlar, yazılar çok uzun yazılıyor dergide. Örneğin Aralık 98, sayı 51, sayfa 25. bu aşk hikayesi en ince ayrıntısına kadar yazılmış. Kişinin telefonunu 118'den aldığına kadar. Bazı gereksiz şeyler yazılmamalı diye düşünüyorum. Ve bunun yerine daha bilgilendirici sayfaların (böyle boş sözcüklerle doldurulması yerine) konulması gerekiyor. Bu 5 sayfalık yazı, 3 sayfaya indirilebilirdi.

Cem / Kemaliye

Uzun zamandır size yazmakyazmamak arasında takılı kaldım. En nihayetinde tüm cesaretimi toplayıp sözcükleri kaleme döküp satırları oluşturmaya başladım…

Sevgi bir ırmaktır. Sevgi önüne katıp bizi sürükleyen bir ırmaktır. Bu ırmak öyle güçlü akar ki hiçbir engel tanımaz. Bazen sevgiliyi "kavuşturur" bazen ise uzak düşürerek ayrılık acılarına sürükler durur. Tekrar belirteyim ki bu ırmağın akış gücü o kadar kuvvetlidir ki, insanı ya mutluluğa doğru ya da mutsuzluğa doğru…

Dilerim ki bizler de bu sevgi ırmağının sularına kapılıp sürükleniriz. Fakat bizler mutluluğa doğru, bizler mutlu mutlu yarınlara doğu…

Sevgi bir toprağın beyaz gülüdür. Ben ise sizlere bu beyaz gülün tomurcuklarını uzatmak istiyorum, bunu beraber ekip beraber sevgi ırmağıyla besleyebiliriz. O zaman göreceksiniz ki kısa bir süre içerisinde tomurcuğun yerini beyaz güllerle bezenmiş gül bahçeleri alacaktır. Bu gül bahçelerinden diğer sevgi pınarından içenler de faydalanacak… ve şimdi biz neyiz biliyor musunuz? Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz. Birbirine uzanamayan… Boşlukta iki yalnız yıldız gibi. Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz. Elele verelim…

Çisem ASLI / İstanbul

Öncelikle bütün eşcinsel arkadaşlara daha sonra sevginin ve aşkın anlamını bilen tüm insanlara MERHABA!..

Cinsel kimliğinin ne olduğunu bilip de bu kimliği istediği ve arzuladığı halde kültürümüzden, ailelerimizden herşeyden önemlisi son derece yobaz bir toplumda yaşadığımızdan dolayı gerçek kimliğini kabullenmekte zorlanan arkadaşlarıma ulaşmak istiyorum…

Konuyu kendimi örnekleyerek açıklamak istiyorum. 22 yaşındayım ve herkes gibi ben de çok çelişkiler yaşadım… İlkokul çağlarımda hemcinsimden hoşlanmaya başlamıştım… Biraz daha büyüyüp de ortaokul çağlarına gelince hemcinslerime olan ilgim müthiş arttı ve bazı gerçeklerin farkına varmaya başladım. Dünya yakışıklısı olsa bile hiçbir erkekten hoşlanmıyordum. Aradan zaman geçtikçe insanlar, bende onlara göre olumsuz birşeyler hissediyorlardı ama o olumsuz şeylerin adını koyamıyorlardı… Çevremdeki insanlardan farklı olmam (gerçekte hiçbir fark yok) kendi içimde sorunlara yol açtı. Lezbiyen olmam beni mutlu ediyordu, ben bu şekilde çok ama çok mutluydum, fakat lezbiyenliğimi içime hapsetmek zorunda hissettim kendimi. Kendim olmak istiyordum, olamıyordum. İçimde yaşayan benin dışarıya çıkmasını o kadar arzuluyordum ki… Olmuyordu toplumumuz buna izin vermiyordu ya da benim cesaretim yoktu. Ailem, akrabalarım bir tarafta, okul arkadaşları diğer tarafta ve ben ortada… Sürekli dönüp dolaşıp aynı yere gelen kısır döngü içinde, gün geldi ve uzaktan şöyle bir kendime baktım. Geçtiğim yollara ve gideceğim yollara baktım, isteklerime, amaçlarıma daha sonra tekrar ben bana baktım ama, bende beni göremedim!!! Yıkıldım, dünyam karardı ve paramparça olduğumu hissettim. Zaman hızla akıyordu, ben hâlâ aynı yerde batmaya devam ediyordum.

Amaçlarım, hedeflerim, isteklerim boşlukta kayboluyorlar, hayallerim ve herşeyden önemlisi AŞKLARIM vardı benim, artık zor nefes alıyorlar. Düşündüm de bunların gerçekleşmesine farkında olmadan ben izin vermiyordum. Çünkü her zaman duygularımı bastırıyordum, düşüncelerimden kaçıyordum, en başta ben, ben olmuyordum. Şu üç günlük dünyada niye ben de mutlu olmayayım ki, niye ben de kahkahalar atmayayım, niye içimden geldiği gibi davranmayayım ki!.. Dünya hepimizin, neden beraberce, kardeşçe paylaşmayalım, gibi soruları üst üste kendime sormaya başladım. Kendi açımdan büyük bir savaşa girmeye hazırlandım, savaştım ve halen savaşıyorum. Ama savaşı kazanmakta olan benim, çünkü mutluyum. Sizler de mutlu olabilirsiniz… Sadece kendinizi diğer insanlardan soyutlamamanız, kendinize inanıp güvenmeniz gerekiyor. Bırakın içinizdeki siz dışarı çıksın, yeter onu hapsettiğiniz, bırakın özgür kalsın. İnsanlara bazı şeyler yanlış gelebilir, bu onların kültürsüzlüğünden, sevginin ve aşkın içeriğini anlayamadıklarındandır. Siz size doğru geleni yapın, nasıl mutlu olabiliyorsanız o şekilde YAŞAYIN… Ve hiçbir zaman tek başınıza olmadığınızı unutmayın…

Lezbiyen olarak bütün lezbiyen, gay, travesti ve transeksüel arkadaşlarıma sonsuz saygı ve sevgilerimi sunarım. Lezbiyenliğimden gurur duyuyorum ve herkesin cinsel kimliğinden gurur duymasını istiyor, herkesin her zaman AŞKLA yaşamasını diliyorum. KAOS GL'ye çok çok teşekkürler…

KADIN… YAŞAMIN SİMGESİ O… SEVGİNİN, GÜZELLİĞİN… KUSURSUZLUĞA DAİR HERŞEYİN…

Unutmayalım insan sevgiyle var oluyor bu dünyada.

Yaşar / Edirne

Dergide genel konular hep cinsellik üzerine. Eğer derginin daha geniş kitlelere ulaşmasını istiyorsanız bence konuların biraz da güncel olaylar, kültürsanat daha etkili olacaktır. Çünkü dergiyi sıradan bir insan okuyunca mutlaka eşcinsellerin seksten başka bir şey düşünmediğini zannedecektir. Özellikle bu imajın mutlaka yıkılması gerekli. Zaten toplumumuzun ne kadar homofobik olduğunu biliyorsunuz. Özellikle efemine olanlara karşı. Bu yüzden hepimizin olaya daha bilinçli, daha entelektüel açıdan bakmamız gerekiyor.

Eftal SAYIM / Kayseri

Bugün kendi kendime hayatın bir resmini çizeyim dedim. Kimlerle yaşıyorum, nasıl yaşıyorum diye. Bir tek güzel manzara, bir tek güzel insan yüzü gelmedi aklıma. Her şey öyle tuhaf ve gri ki insan ister istemez kendi rengini yaşayamıyor.

Her gün bir diğer günden daha karanlık, daha paylaşımsız, insanlar her geçen gün biraz daha şaşırtıyor, biraz daha acıtıyor. İnsan duyguları dejenere, vıcık vıcık.

Bunun yanında hayattan hâlâ beklentileri olan, aylar sonra yapacaklarının planlarını sımsıcak yürekleriyle anlatan ve inananlar var, bu da birazcık nefes aldırıyor insana, etrafta bir sürü umutsuz insan varken diğerleri fark oluyor.

"Her şey o kadar hızlı şekil değiştiriyor ki ister istemez ruhunuz bulanıyor.

MUTLULUK İÇİN FİYAT ÖDENMEZ; MUTLULUK, ONU SATIŞA ÇIKARMIŞ OLAN TOPLUMDAN SÖKÜLÜP ALINIR."

Hayat ve yaşam öyle cömert ki aynı zamanda! Karşınıza her an bir sürprizle çıkabiliyor, hem de en umutsuz en çaresiz hissettiğinizde kendinizi. Yukarıda yazdığım gibi "mutluluk için fiyat ödenmez" belki ama çok büyük bedeller ödenmesi gerekiyor. Bu bedeli kimi zaman mutsuz olarak kimi zaman da karşılıksız sevgilerle ödüyoruz. Şimdi mutluluk bedeli diye sıralanacak öyle çok şey geliyor ki aklıma, bunları siz de biliyorsunuz diye gereksiz buluyorum yazmayı.

Dedim ya hayatyaşam çok cömert diye mutsuz olduğun süre mutluluk sunuyor bize, ya da tam tersi. Sürprizleri seviyorum tehlikeli boyutlarda olmaması kaydıyla! Belki de her zamanki gibi ben çok şey bekliyorum. Çok fazla umut ediyorum ama ben herşeyi çok yoğun hissediyorum; aşkı, sevgiyi, acıyı, hüznü, zaman zaman bu benim avantajım diye düşünüyorum. Çok yoğun yaşadığım mutsuzluğun ardından gelen mutluluğu da yoğun yaşadığım için küçük şeyler de beni mutlu etmeye yetiyor.

Hani "gitmek" duygusu vardır ya bilir misiniz? Nere olduğunu bilmeden sadece gitmek insana bir hoşluk verir, başkalaştırır gitmek. İşte böyle bir duygudur sevmek. İnsanı başkalaştıran, haz veren iki şey; sevmek ve gitmek.

Umut etmeyi alışkanlık haline getirmeniz dileği ile…

Enes / Eskişehir

Artık ağlayamıyorum anne… Eskiden seni düşününce tutamazdım kendimi, ağlardım… En ufak bir zarar gelmesin isterim sana… Yolda koluna girmiş yürürken hafiften ayağın kaysın başımdan aşağıya kaynar sular döküldü sanırım… Hep sen ölürsen ne olur, n'aparım diye düşünür, öldüğünü düşünür ağlardım… N'oldu anne bana… Karardı kalbim… Kaskatı kesildi artık, ağlayamıyorum… Beni sen duygusallaştırdın… Oysa erkek gibi kadınsın sen… Ama yüreğin o kadar kadın, o kadar ana ki… Sırf benim doyduğumu görmek bile seni doyurur, sırf benim rahatlığım bile seni rahatlatırdı… Tek evladınım ne de olsa… Niye dı'lı, di'li konuşuyorum ki şimdi, sanki yokmuşsun gibi… Sen varsın anne, herşeyimde… İşte şimdi yeniden doldu gözlerim… Yine senin sayende… Hakikaten kimseden kimseye fayda yokmuş, haklıymışsın meğer. Şimdi yalnızım anne… Sen iki yüz elli km uzakta, bir resim kadar yakınımdasın. Dua ediyorum durmadan… Allah'a şükrediyorum… Beni sizin gibi bir ailenin evladı yaptığı için, beni senin oğlun yaptığı için… Allah'la dost oldum anne… Sanki karşımda birisi varmış gibi konuşuyorum onunla… Dışarıdan gören olsa deli derler bana… Ona inanmayanları anlayamıyorum anne… Çünkü işlerine gelmiyor, çünkü korkuyorlar, çünkü hesap verecek kimseyi istemiyorlar… Ben senin dualarınla büyüdüm… Beni çok seviyorsun biliyorum. Hem de çok… Sana nasıl söylerim şimdi, nasıl kırarım hayallerini… Ben senin tek oğlunum ne de olsa… Sana kalsa beni şimdiden nişanlarsın biliyorum… Oğlun çok iyi bir mühendis olacak, zengin olacak, güzel bir gelin bulacak kendisine, o da okumuş olacak, dillere destan bir düğün yapacak, bunu istiyorsun sen… Evet iyi bir mühendis olacağım, çok zengin de olacağım ama o gelini bulsam da evlenemem. Evlensem de yazık olur kıza… Onu ben ablam gibi severim anne…

Ablamı özledim… Çok özledim. Ablamı evlendirdiniz de ne oldu? Evliliğinde ki en güzel tek şey o dünya güzeli kızı. O olmasa evli mi kalır sanıyorsun anne… Kalıplara soktunuz, daralttınız kızı. Ablamı özledim anne… Bak yine ağlıyorum. Beni ağlatabilen sen, babam ve ablamsınız zaten anne… Sizin adınız geçse burnumun direkleri sızlar bilirsin… Kimseyi sevemiyorum… Kimseye güvenemiyorum… Hepsi o kadar çirkin ki, hepsi o kadar suratsız ki, hepsi o kadar saçma ki… Kalbi düşman gülüşü dost yüzlere gözyaşımı gizlemekten yoruldum, onlarla uğraşmaktan yoruldum anne. En nihayetinde oğlun bir ibne anne… Bu kelimeden o kadar nefret ediyor ki oğlun bilemezsin… Saklıyor kendini sizin haberiniz bile yok. Bilmezsin ki evde beni arayan, benimle buluşmak isteyen, randevular veren onca arkadaşım aslında belki sevgilim, belki bir gecelik aşkım, belki seks partnerim… N'olur bilme anne… Bilmezsin ki oğlun aslında nelerin peşinde, aslında oğlun nelerin hayalinde… Bilme anne. Bi'de şöyle düşün; oğlun gay olmasaydı sana bu kadar bağlı olabilir miydi? Senin ev işlerini tutabilir miydi? Geceleri sokaklarda sürter, onca kıza laf atar, belki tecavüz eder, alkolik olur, sigara kullanır, liseyi zor bela bitirir, belki üniversiteye giremezdim. Belki müzikle şimdiki kadar ilgilenmez, bu kadar güzel resimler çizemezdim. Senin ve ablamın giysilerini ben seçemezdim, sizinle alışveriş yapamazdım. Ablamın herşeyini dinleyip ona yarımcı olamazdım, en kötüsü en ufak şeylerden çok büyük mutluluklar çıkaramazdım. Şimdiki gibi kahkaha atamaz, sizi mutlu edemezdim anne…

Ya babam… Dünyanın en güzel, en iyi, en bi tane, en temiz kalpli, en yakışıklı insanı… Sen onun ensesinden aşık olmuşsun, onu hiç görmeden evlenmişsin. Bir resmi yetmiş sana… Ama bak ne mutlusun şimdi anne… Ama herkes babam gibi herkes senin gibi değil ki. Babamı bir bilsen anne, beni ne çok seviyor. Senden habersiz beni arayıp "hadi oğlum atla gel, seni çok özledim, ama bunu annene söyleme" diyor hep… O benim için yaşıyor, tek oğlu için. Benim için çalışıyor gece gündüz. Çok rahat ettiriyor bizi… Biliyor ki birgün gelecek oğlu ona onun oğluna baktığından daha iyi bakacak… Ama duysa oğlunun "……" olduğunu döver mi acaba? Atar mı beni dışarı? Atsa da kıyamaz ki bana… İçin içini yer, ben bunu haketmedim der, belki verem olur bu yüzden ama beni atmaz. Ablamın erkek arkadaşını duyunca nasıl kızmıştı hatırlar mısın anne? Ablama nasıl bağırıp çağırmıştı? Çünkü o bir erkekti ve kızı namusunu o an için beş paralık etmişti. Oysa ablam evlenmeyi düşünüyordu o çocukla. Şimdi onu başkasıyla evlendirdiniz ve babam şimdi keşke o çocukla evlendirseydik kızı demiyor mu anne? İşte bana da olacağı bu… Ben bu kötü dönemi yaşamadan baştan halletmek istiyorum işi anne.

Annem kız arkadaşlarımı merak eder hep. Babam da "Sibel Can gibi güzel bir kız bulamadıktan sonra kimseye bakma" der. Oysa ben bakkalın oğluna aşığımdır… Otobüste gördüğüm çocuğa sarılıyorumdur rüyalarımda… Oysa ben başkayımdır… Ama vallahi öyle kıvırtan tiplerden değilim anne. Tek farkım kibar konuşmam, sen de bilirsin. Tüm komşularımız hayran değil mi bana… "Oğlumuz da senin gibi olur mu ki" demezler mi hep? "Şu çocuklara biraz ders ver" demezler mi ha? Sen oğlunu sevmeye devam et anne. Sen de baba… Oğlunuz sizin için var tabii ki… kimse umurumda değil anne… Çok acı çektirdiler bana… Küstüm anne… Birgün öğreneceksiniz ama en iyisiyle çıkacağım huzurunuza ve siz hayır diyemeyeceksiniz… Bulutlarım barışık artık… Bak ağlıyorum… Yine siz yumuşattınız kalbimi… Beni anlayacaksınız… Bana neden demeyeceksiniz… Siz de çektiniz çünkü bilirsiniz. Oğlunuzun mutluluğu için varsınız siz… İşte oğlunuz mutlu, hem de çok. Öyle mutlu ki anlatamaz ama mutlu. O zaman sorun ne anne…

Sen yine dua et oğlun için… /Oğlun değişmedi anne…/ Siyahları asla giydiremezler bize…/ Ben de sizin için varım, sizin için…/ Ben sadece şimdi "O"nu arıyorum… "O" belki sadece hayallerimde kalacak ama hep bir "O" olacak./ Seni seviyorum anne… Seni seviyorum baba… Seni seviyorum abla… Vee… Seni sevmeyi bekliyorum "O"…

"Aşk ve sevgi ne imiş bülbüllere sor,/ Bülbüllerin dert ortağı olan güle sor,/ Senin için yanıp solan garip gönlümün,/ Âlâmını bir an gel de bana sor."

Mervân DAĞ / Akçakoca

ŞİLAN'IM

Sana sevdam;

Bir kaynak gibi Şilan'ım

Aktıkça çoğalan, çoğaldıkça coşan

Tükenmeyen…

Deli Fırat gibi.

Sana sevdam;

Küçük bir barış savaşçısının

Sırtındaki silah gibi Şilan'ım

Cesaret veren, umut veren, gelecek veren

Güç gibi…

Sana sevdam;

Hedefini bulan bir kurşun gibi Şilan'ım

Taa… düşmanı göğsünden delen

Yırtarcasına, sapmadan

Ok gibi…

Sana sevdam;

Elleri nasır tutan bir emekçi ananın

Yarasındaki irin gibi Şilan'ım

Çalıştıkça, terledikçe akan, sızı vermeyen

Ak bir süt gibi…

Sana sevdam;

Anasını yitirmiş bir serçe yavrusunun

Bekleyişi gibi Şilan'ım

Umut dolu, açlık dolu, korku dolu

Bugün gibi…

Sana sevdam;

Rüzgar bekleyen yelkenli gibi Şilan'ım

Bir türlü yol alamayan

Çakılı bir ada gibi…

Sana sevdam;

Bir tutsağın beklediği özgürlük gibi Şilan'ım

Beklendikçe özlenen

Özlendikçe beklenen

Özgür yarınlar gibi…

Sana sevdam;

Bir kardelen gibi Şilan'ım

Güneş'i göremeyen, kara rağmen başkaldıran

Direnen…

İnsanlık gibi…

Sana sevdam;

Üç gün aç kalmış Diloş bebenin

Beklediği süt gibi Şilan'ım

Doyuran, büyüten, ekmek gibi…

Sana sevdam;

Bir dost gibi Şilan'ım

Paylaşmaya, sevgiye, umuda hasret

BEN GİBİ…

Kerem / Adana

Ocak ayında yayınlanan mektubumu ruh halimin oldukça kötü olduğu bir dönemde yazmıştım. Kafam belirsizlik içindeydi. Ama her şey kendiliğinden yerine oturdu. Bugün geleceğe daha iyi bakıyorum. Hedeflerimi daha iyi belirledim. Kendime sonsuz güveniyorum da. Bazı şeyler yaşanacaksa yaşanacak. Hayatımın birinin kontrolünde olmasını istemem. Koyun gibi sürülmekten hiç ama hiç hoşlanmıyorum. Şartları zorlamak gerektiğinin farkındayım. En korktuğum şeylerin başında da işimde en başarılı olduğum dönemde gay olduğumun öğrenilmesi. Öğrenilirse ne yapacağımı merak ediyorum. Zaten gizlenmekten nefret ediyorum. Keşke herşey eşit şartlarda olsaydı. Ama iş başa düşünce herşey yenilir.

Çiğdem/………

Derginizi bir tesadüf eseri olarak geçen hafta Ankara'ya gittiğimde kitapçıda gördüm. Bugüne dek, yaşadığım şehir ve içinde bulunduğum ortam nedeniyle derginizden haberdar olmam mümkün olmamıştı.

G ve L.'lerin ortak dergi çıkarması ve bunun kitapçılarda satılabilmesi beni çok heyecanlandırdı. Size yazmak, hatta toplantılarınıza katılmak isteği ile doldum. Ama yaşadığım şehrin Ankara'ya uzaklığı toplantılarınıza katılmama engel. Öte yandan derginize de abone olamam çünkü, ortam postayla bile böyle bir dergi edinmeme müsait değil. Bu noktada internet imdadıma yetişti. Sanıyorum web sitenizi izleyebilirim ve de emailiniz yoluyla yazışabiliriz. Yaşasın teknoloji!!!

21 yaşındayım. Öğretmenlik yapıyorum. 14 yaşındayken karşı cinsle ilişki kuramayacağımı fark ettim. İlk erkek arkadaşımla cinsel yakınlaşmamız o yaşta olmuştu. Daha sonra okuldan bazı kızlarla platonik olarak aşk hayatlarımız oldu. Ama herkes lezbiyen diye bilinmekten korktuğu için bu duygularımızı geliştiremedik, ciddi bir birliktelik yaşanamadı. İki yıldır Anadolu'nun bu ücra kentinde öğretmenlik yapıyorum. Altı ay kadar önce lise sonlardan bir öğrencimle ilk kez bir yakınlaşma yaşadık. Talihsizlik yine yakama yapıştı ve sevgilim üniversiteyi kazanıp Ankara'ya gitti. Geçen hafta o üniversiteye yazıldıktan sonra ilk ve son kez görüştük. Bu tür bir ilişkiden vazgeçtiğini söyledi. Sanki vazgeçtim demekle oluyormuş gibi. Onu kalbime gömdüm. Şimdi yalnızım. Geçen yıl ailemin zorlaması ve deşifre olma kaygısı ile evlenmek zorunda kaldım. Çünkü burası çok küçük ve bir kızla bile gezmek dedikoduya neden oluyor. Neyse ki kocam daha biz evlenmeden önce, nişanlıyken askere gitti, şimdi de halen askerde.

Dergide lez'ler için ayrı bir yayın yapılacağından söz ediliyor. Bu dergi çıktı mı? Sanıyorum ayrı bir dergi yayınlanması kaçınılmaz çünkü g'lerle sorunlarımız çok farklı. Ve de derginizde ağırlıkla g. yazıları var. Onların birbirleriyle kavgaları var. Lez'lerin sorunları, neler yaşadıkları doğal olarak g'leri ilgilendirmiyor. Oysa benim gibilerin kafayı yememesi için yol göstermeye, konuşup anlaşmaya, sorunlarını çözmeye ihtiyacı var. Şimdi siz sorunlar ortak diyeceksiniz ama benim gördüğüm, Aralık sayısına bakınca, g arkadaşların derdi sadece birbirleriyle kavga etmek. Sanıyorum her türlü sorunlarını çözdükleri için birbirlerine düşmüşler. Solcular gibi sen ben kavgası yapıyorlar. Bundan bir şey çıkmaz. Solcular yüz yıllardır kavga ediyor aralarında ne oldu. Ellerindeki sosyalist ülkeleri de kaybettiler. Peki Türkiye'deki g'lerin ve lez.lerin neyi var, neyin kavgasını yapıyorlar???

Ali Rıza K. / Hollanda

Hollanda'dan merhaba,

İnsan olmak dışında, hiçbir biçimde kategorize edilmeyi kabul etmediğimden, gay olmayı da kabul etmiyorum. Yoksa, tercihimin yoğun biçimde genç erkeklere yönelik olmasından utanç filan duymuyorum. Sosyologların nezdinde gay ya da bi olabilirim ama onu sosyologlara bırakıyorum. İnsanları da milliyetleri, inançları ya da cinsel tercihlerine göre değil, kişiliklerine ve kendi çekicilik kriterlerine göre değerlendiriyorum. Yani herkesi insan olarak sevebilirim ama, çekici bulmam şart değil.

Sekiz yıl önce ben Hollanda'ya yerleştiğimde KAOS henüz doğmamıştı. Eğer o zaman KAOS olsaydı, belki de işimi gücümü bırakıp, buralara gelmezdim.

Ben de o zamanlar, buraların ve buradaki özgürlüğün cennet olduğu yanılgısı içindeydim. Gençlerden hoşlandığımı çocuk yaşlardan beri bilmeme rağmen, kendimi "homo" olarak göremiyordum. Çünkü homo deyince akla, pasif, toplum dışına itilmiş ya da fahişelik yapan travestiler veya cazgır tipler geliyordu. Onlar alınmasınlar; verdikleri mücadeleye saygı duyuyorum. Fakat benim düşlerimdeki daha farklı bir ilişki biçimiydi. Can dostu olduğum biriyle sevgimi, cinsellik düzeyinde de yaşamak. Bunu bulabilirim yanılgısı içinde Hollanda'ya yerleştim ve bir gençle altı yıllık bir beraberliğim oldu. Altı yıla rağmen bir yanılgıydı; dedim ya…

Genellemeleri sevmem ama, bezen kaçınılmaz oluyor. Bunca yıldan sonra edindiğim izlenim o ki, Avrupalılar sevmeyi bilmiyor. Çoğu, ilişkiye birbirini kullanma olarak bakıyor. Gay disko ve barlarda herkes tavuskuşu gibi gezinirken, her çeşit ego tatmin pazarı (imaj pazarı), hatta bazılarında et pazarına gitmiş gibi oluyorsun. Buradaki bireyci kültürün etkisi. Aşk da var da, gerçek bir ilişki için iyi bir temel değil. Aşk dediğimizde, çoğu zaman, gerçek ve derin sevgiyi değil, birine tutkuyla duyulan hayranlığı kastediyoruz. Ve o birinin beyaz atlı prensimiz olduğu yanılsaması, genellikle acıyla bitiyor.

Şimdi Türkiye'de KAOS'un getirdiği bilinç yalnız olmadığınızı, hemcinslerinizden hoşlanıyorsunuz diye illâ, pasif ya da aktif gibi sınıflamalara girmemiz, farklı giyinip davranmanız, kırıtmanız filan gerekmediğini gösteriyorsa, cinsellik için artık sinemalara, hamamlara, helalara gitmeniz gerekmiyorsa, kendinizi şanslı kabul edin, hatta gurur duyun. Türkiye'ye her gelişimde gençlerle kontak kuruyorum. Benimle yatmayı kabul ediyorlar da, sonradan bunu kendilerine yediremeyip, bunalıma giriyorlar. Onun için gurur duyun diyorum. O maçoların ikiyüzlü korkaklığı karşısında, (onca baskıya karşın) kendi kimliğini cesaretle benimseyen sizleri bütün yüreğimle kucaklıyorum.

Hosted by www.Geocities.ws

1