TAKSİM'in

psikopatları, hırsızları, gaspçıları…

Serkan EGE / İstanbul

Niçin böyle bir şey yazmak istedim; son haftasonu yine birisiyle tanıştım. Son bir yıldır unuttuğum türdendi. Unutmamın nedeni; yoktu bunlar, kaybolmuşlardı. Biliyorsunuz belli bir yaştayken hep aynı davranılır. Yaaa neyse! Kaybolmuşlardı. Yine görünmeye başladılar. Malum şimdi ramazan, bir hafta sonra bayram. Okul tatilleri, bahardı falan derken ortalık hareketlenecek, bir çok gay arkadaş buralara gelecek. Korkum şu; seksin, aşkın yanında acı ve üzüntü de yaşanacak. Kaç mevsim yaşadım buralarda hep aynı, aynı… Biraz dikkatli olmanızı istiyorum.

Bir defa akşam olduktan sonra Taksim'deki parka çıkmayın. Orada bir çete var. Her ayak var onlarda. Eğer yıllardır bu ortamda iseniz bir yolunuz vardır, değilseniz tek başınıza hiç gelmeyin. Bir arkadaşınız olsun. Benim daha çok dikkatli olmasını istediğim manti meraklısı olanlar (18-20 civarı genç erkek). Manti meraklılarını bekleyen bir sürü pislik var ve son tanıştığım bana geçmiş yılları hatırlattı. Bir dışarıdan gelme akını olacak. En tehlikelileri bunlar. Taksim'e devamlı gelen lubunyalar buranın itini, hırsızını tanıyor ve sürekli birbirimizi uyarıyoruz. Bu dışarıdan gelenleri tanımıyoruz, ayrıca sürekli takılmadıklarından bir çok kötülüğü nasıl olsa beni-bizi bulamazlar diye çekinmeden yapıyorlar. Bir çok ortak özellikleri var; sanki bir makine var, pıt, pıt, pıt çıkarıyor. Eğer birini tanıyorsanız hepsini tanımış olursunuz. Tipik özellikleri; askerliklerini yapmamış olmaları, sert erkek yürüyüşleri, jöleli saçlar, önemli bir tahsilleri olmaması, babalarıyla dolayısıyla evle aralarının açık olması, gece eve gitmeyecek olmaları, sigara otlanmaları, bira ısmarlatmaları, parasızlıktan yakınmaları, masadaki, cepteki telefonları çaktırmadan incelemeleri, bir konuda yoğunlaşamamaları, kendini ifade edecek sözcükleri bulamamaları, argo ve bitirim konuşmaları. (Öyle ki anlattıklarını anlamazsınız, aptal değiller, kasıtlı yapıyorlar, açık vermemek, oturduğu yer anlaşılmasın vb.). Allah kahretsin bir çok arkadaşım, ben bile yatmak istiyorum. Cazibelerine mutlaka kapılırsınız. Bir arkadaşım vardı (lubunya); yatmıştı, sabah uyandığında cüzdanını çaldırmıştı. Bir ay parasız gezdi (İstanbul'dan iğrendi, Ankara'da şimdi). Bana "Ya yatağı çok iyiydi onun gibisini görmedim" dedi. Kolları eski ve taze jilet yaraları ile doludur. Bir kısmı arkadaşlarına hava olsun diye ispat için jilet atardı da bir kısmı sıkıntıdan, bunalmaktan atardı. Biri vardı, ezilmiş tırnağıma bakamazdı da biri vardı ki sigarayı benim koluma, kendi koluna söndürürken gık demezdi. Kolunda parmak gibi yarıklar vardı. Başka birisi sadece düzerdi. Bir başkası bırak öpmeyi kalçalarına dokundurmayı, penisinizi gördüğünde öldüresiye döverdi. Biri vardı, yer, içer, yapar, giderdi. Biri vardı ki anlaştığı parayı alırdı. Biri vardı ki parasını alır, cüzdanını çalardı. Cep telefonu, mont ne varsa hepsini götürürdü. Biri vardı ki iki hafta birliktelikten sonra kredi kartı şifresini öğrendikten sadece on beş dakika içinde kendi hesabını sıfırlayıp yok olmuştu. Biri vardı ki efendi idi, evde yalnız oturduğunu anladığı lubunyanın evini, arkadaşıyla gittiği ilk gecenin sabahında boşaltmıştı. Biri vardı ki labuş (dudaktan öpme) alıkır, verirdi de, esrar içer, hırsızlık yapar, lubunya döverdi. Aklıma geldi o dünya para sayıp aldığınız cep telefonları kaça gidiyor biliyor musunuz? 15-30 arası. Hepsi cep telefonlarının markalarını, modellerini çok iyi bilirler. Cep telefonunuz varsa onun ile ilgili mutlaka bir soru sorar size; 628 mi bu? Biri, biri, biri… bitmez bunun sonu.

Hırsızlık başınıza en çok gelebilecek olay. Dayak yemek daha sonra. (Dayak nasıl bir dayak, seyrederken bayılırsınız, size vurulan oğlan ile yatmış olmasından iğrenmeye, babasına, parasızlığına, fakirliğine ve genel vurur). Çıkamazsınız bir ay sokağa, dişleriniz ve gözleriniz toparlayamaz kendini. Daha sonra ise en kötüsü yaralanma ve dilim varmıyor ama ölüm.

Bir arkadaşım vardı (meydanda tanışmıştık), İngiltere'yi anlatırdı bana. Türkiye'yi eleştirirdi. Burayı İngiltere zannediyordu. Etme derdim, eyleme derdim. Bir hafta yanıma geldi. Çok sarhoştu. Yolda biri, seni sikmek istiyorum, demiş. O da, ben aktifim cevabını vermiş. Adam (Kusura bakmayın sözcükleri aynen kullanıyorum, olayın iğrençliğini hissedin) beni mi sikicen ulan, diye girişmiş. Taksiye bindim, bana hâlâ vuruyordu, dedi. (Şimdi barbahçeden çıkmıyor). Benim de bir temiz dayak yemem vardı ki, ramak kalmıştı. Ben oralarda hep dut gibi gezerim. Laf attılar, oğlan diye, dayılandım, alnımın ortasına kafayı yediğimde arkadaşlar yetişti. (Şanslıyım, kafayı tam oturtamadı. Üzülmeyin takipteyim). Birgün öğrendim, birisi oğlan diye laf atarsa gülümseyip yürümenize devam edeceksiniz. (Carmen öyle yaptıydı). Yaralama, ölüm benim başımda, civarımda olmadı. Bire bir kimse ile konuşmadım. Kimse anlatmaz yaralamayı, öldürmeyi. (Hırsızlık, dayak bunları çok yaşadım, gördüm, yapandan da dinledim, mağdur olanlardan da). Ama bildiğim kadarıyla bıçak ile olanlar bu mantilerin yaptıkları evinize götürüyorsunuz, para istiyor, vermiyorsunuz, tartışma, kavga oluyor, siz seni polise veririm dediğinizde, bıçağın ilk darbesini yiyorsunuz. İlkten sonra korkudan vurmaya devam ediyor. Sonunda sizin ölmeniz onun kurtuluşu olacaktır. Diğer darbeler gelir. Bir başka bildiğim uyumuş oluyorsunuz, uyandığınızda onu tam cüzdanınızı yürütürken görüyorsunuz. O anda bir cisim kafanıza geliyor. Bir olayda 3 kişi ile tek başına gidenden biliyorum; biri ile sevişiyordum, öteki arkama geçti, diğeri oturuyordu. Son hatırladığım ise (yatak odasında) aynadan oturanın şampanya şişesini kafasına indirirken gördüğü. Evde ne var ise alıp götürmüşleri. Ölmediğine şükrediyor şimdi. Çok fazla anlatmak, sizi yıldırmak istemiyorum. Bir çağrı vardı. Başınızdan geçen olayları yazın diye. Doğru dürüst Parisli Amca'dan yazı geldi (o da son derece profesyonelce hazırlanmış bir tezgahtı). Sonra baktım, devamı gelmiyor. Bir şeyler yazmalı dedim. Özellikle son sayıdaki gibi seviyesi yüksek yazılar iyi de, yaşamak istediğimiz cinsellik var. Çoğumuz mecburuz Taksim gibi yerlere gitmeye ve ne olursa olsun Türkiye'nin şartları değişene kadar cinselliği de rafa kaldıramayız. Belayla yaşamaya mecburuz. Mevcut şartlarda en az zararla en fazla cinsellik yaşamak için ne yapabiliriz? Kimse kendini aldatmasın (çok toy biri olmanız veya çok kaşar bir lubunya olmak birşeyi değiştirmez) mutlaka birgün başınıza bir şey gelecek, bir gün mutlaka cinsel bir hastalığınız olacak. Panik yapmayalım, bazı önlemler var, zararı en aza indirir bunlar. Değer verirseniz bir kaçını yazmak istiyorum. Israrla belirteyim; ne yaparsanız yapın, mutlaka bir bela ve bir doktor yüzü (hastalık) göreceksiniz.

İlki tek takılmamak. İkincisi rahat davranacağım diye çok içmemek. Sadece bu ikisini uygulamak bile sizi zevkli, heyecanlı bir yaşama iter. Bunları yapmamak ise belaya koşa koşa gitmek demektir. İki kişi olmanız, sizi gözüne kestirenleri caydıracak, çok içmemek ise; yaşamamanın hırsı, büyük hayallerle gidilen gecenin yalnız geçirme paniğiyle (ekseriyet öyle olur; hayallerle gidilir, kös kös dönülür) kontrolden çıkmanızı engelleyecektir. Tek başına gidenler ise hapı yuttu. Ama onlara tek tavsiyem otele gitmeleri ve sadece buldukları ile. Yanındakileri kesinlikle göndermelisiniz. Otel, art niyetlilere kötü gelir. Bir defa, kimlik mutlaka göstermek zorunda kalacak ve bir tartışma anında gürültü çıkar, biri gelir riskinden korkacaktır. Hırsızların çoğu sabıkalıdır, kolay kolay kimlik taşımazlar. Tekseniz ve eve götürecekseniz hiç tavsiye etmem ama giderseniz onun evden çıktığını görmeden sakın uyumayın. Mümkünse yalnız oturduğunuzu çaktırmayın. Sabah olmadan evden gönderin. Sabah arkadaşım gelecek, veya sabah otogara ablamı, annemi veya filancayı almaya gideceğim diye gönderin. Mekanlarda arıyorsanız birisini, onun orada tanınan veya tanınmayan biri olduğunu anlamaya çalışın. Tanınmıyorsa ve tek ise hırsızdır. Hırsızlar belli bir yerde bir vole vurduktan sonra o bölgeden uzaklaşırlar. (Kadıköy-Taksim-Bakırköy-Akmerkez onların en çok döndükleri yerlerdir). Yeni gelmiştir ortalığı kolaçan ediyordur. Tanınan biri ise yapabileceğiniz oradaki herhangi bir lubunyaya onu sormak (Her yerin devamlısı olan lubunyaları vardır, zor değil onları tanımak. En çok onlara selam verilir ve masaları kalabalıktır. Garsonlarla araları iyidir.). Her kim, ne derse desin Taksim için söylüyorum; bu konuda çok iyiyiz, birbirimizi uyarırız. Birini buldunuz. Size ya parasız yapmam diyecektir ya da para konusu yapmayacaktır. Para isteyen jigolodur. Genelde anlaştıkları ile yetinirler. İkincisi ise ya eğlence peşindedir (cinsellik dahil) ya da hırsızlık. Burada işiniz biraz şansa, biraz hislerinize, biraz akla kalmıştır. Neyse, tek ben değilim herhalde akıl verecek. Özetleyecek olursak; tek takılmak, çok içmek ve uyumak yok. Hoşçakalın.

Unuttum; bir de kim olursa olsun karşınızdaki insan onu iğnelemeyin, kızdırmayın, horlamayın. Size zarar verecek ise onu engelleyecek tek şey insanlığınızdır. Tanısaydınız hepsini severdiniz. Melektir onlar ve bütün yaptıkları, ettikleri bir yana, çocuklar büyüyecekler ama zarar veriyorlar her çocuk gibi etraflarına. Keşke benim kadar yakın olsalardı size. Bütün bunlara rağmen kızamazsınız. Askerliklerini yaptıktan sonra evlendiklerinde hep sizi hatırlayacaklar. Tabi ki pek azı sabıkalanmadan kalıyor. İlk sabıkaları son suçları oluyor. Onlara da öpücükler.

 

Biz eşcinsellerin maruz kaldığı ayrımcılık, taciz ve tecavüzler dergimizde, TANIKLIK bölümünde birebir yaşayan insanlar tarafından kaleme alınıyor. Bu bölüme işlerlik kazandırmak amacıyla, arkadaşlarımıza, yaşadıklarını bize yollamalarını ve bu konuda tembellik etmemelerini öneriyoruz. Yurttan, işten, vs. atılma, dayak, adli ayrımcılık, tecavüz vb. zulümleri tarih ve şehir ismi belirterek –kişi ismi saklı kalmak koşuluyla- gönderirseniz, birbirimizin sessizliğine ses oluruz.

Bunları faksımıza, e-mail ve posta adreslerimize yollayabilirsiniz.

Ali Özbaş, P.K. 53, Cebeci/ANKARA

[email protected]

faks:363 90 41

Hosted by www.Geocities.ws

1