MEKTUP-LAR-DAN
Mesut / Sivas
Adresinizi Efes'te (Sinema) bir arkadaştan aldım.
Bu mektubu Sivas'ın KANGAL ilçesinin ücra bir köşesinden yazıyorum. Buranın insanları çok tutucu ve ben bir Eşcinsel olarak burada dünyaya geldim. 28 yaşındayım, çocukken hep kız çocuklarıyla oynardım ve bebeklerim vardı. Kişiliğimden habersiz büyümeye çalışıyor bir yandan da aile
min maddi durumu iyi olmadığı için şık giyinen çocuklara hep imreniyor, onların karşısında hep ezildiğimi hissediyordum. Bu şekilde zannediyorum 12 yaşına falan gelmiştim. Ve bir gün yine oynamak için kız arkadaşlarıma gittim, evlerine vardığımda arkadaşlarım ve bir de Abileri evdeydi. Oynamaya başladık, bir süre sonra Abileri onları evden gönderdi, beni göndermedi yanıma geldi beni okşamaya başladı (benden on yaş büyüktü) sonra penisini çıkardı, benim arkama sürmeye başladı bir ara başı girdi, her halde canım çok yandı ağlamaya başladım, çekti ve bacaklarımın arasına sürerek boşaldı. O günden sonra beni hergün rahatsız etmeye başladı, ben gitmek istemediğim zaman beni tehdit ediyordu, seni herkese söylerim diyordu, ben de korkuyor tıpış tıpış gidiyordum, benim orama penisini sürerek boşalıyordu, bu durum sanırım bir yıl böyle sürdü.Bir gün yine aynı şekilde yaparken ben yavaş yavaş yit dedim o da söylediklerimi yaptı ve yine canım çok yandı ama canım önceki gibi yanmadı, tekrar çektirdim biraz bekledim acı geçtikten sonra tekrar yaptırdım ve bu sefer canım yanmadı o çekip yittikçe ben mütiş zevk almaya başladım. O bana o şekilde devam ederken ben de kendi penisimle uğraşıyor ve o şekilde boşalıyordum mütiş zevk alıyordum, artık o çağırmadan kendim gidiyordum
. O zamanlar eşcinselliği hiç bilmiyordum, zannediyordum böyle bir şeyi tek ben yapıyorum ileride bırakırım diye düşünüyordum. Bu şekilde aylar yıllar sürüp gittikçe ben de kendimi iyice değişik hissetmeye başlamıştım ve bir gün kendimi, cinsiyetimi tanımak için aynanın karşısına geçtim, kendimi incelemeye başladım, ben inceledikçe gerçekler ortaya çıkıyordu, beynim farklı fiziğim farklı bir kişiliğe aitti. Fiziğim erkek beynim ise genç kız beyni idi, karşı cinse ilgi duymuyor hem cinslerime ilgi duyuyordum ve ben bu durumu kabullenemiyordum, hep ben niye böyleyim diye gizli gizli ağlıyordum, bırakmayı deniyor her seferinde başladığım yere geri dönüyordum. Yıllarca kendimle savaştım ve yenik düştüm artık yoruldum ve kendimi kabul ettim ve bu şekilde mutlu olmaya çalışıyorum.Asıl en önemlisi bundan sonraki yaşadıklarım ve bu gerici insanlarla verdiğim mücadele, bir takım yanlış kişilerle yaptığım hatalar hepsini yazmaya kalksam tam bir kitap olur, keşke imkan olsa da dergiye yazı dizisi yapılsa çok iyi olurdu, çünkü böyle şeylerin kırsal kesimde olamayacağını düşünen insanlara her şeyi anlatabilseydim. Ben yazları Ankara'da kışları ise burada yaşıyorum.
Bu yazıyı dergide yayınlarsanız sevinirim. Ben Mesut. Bu ücra köşede 25 kişi ile defalarca seks yaptım.
Çetin / Kayseri
13 Kasım Pazar günü tam 11 kişi ile ilk toplantıyı (bir heteroseksüel bayanla birlikte 11 kişi) yaptık.
Konuşulanlar;
Toplantıya gelenlerin toplantıya gelme amaçları soruldu. (Yeni yüzler görmek için mi? Yoksa toplantıya düşüncesiyle bir şeyler
vermek için mi?)Ailelerine açılanların karşılaştıkları olumlu olumsuz tepkiler.
Planlananlar arasında, gidebilecek insanların toplanıp bir Pazar günü Kaos toplantısına katılmak da var.
İnsanlarla daha yeni tanıştığımız için ilk toplantıda ciddi konulara değinmek istemedik. Çok çok hoş bir ortamdı. Gerçekten hoş bir toplantı oldu.
Sizden ricam var; lütfen KAOS GL, dergide yazılan yazılar konusunda kendi bünyesinde bir dikkat kurulu şeklinde bir şey oluşturun. Kültür-edebiyata da yer vermelisiniz. Daha bilimsel anlamda çalışmalı. Bir Yusuf Can'ın kurşun bakışlı Muşlu'su ve yatak hikayeleri kimseye bir şey vermez. Bu açıdan değişmediğiniz takdirde daha çok düşman kazanmış olacağız ve de Kaos GL'nin piyasada satılan porno dergilerden ve Bulvar, Tan gibi gazete
lerden hiçbir farkı olmayacak.Geçen gün Kelepir (Ozan)'da kitapları kontrol ediyordum. Gençten bir arkadaş geldi. Kültür-edebiyat dergilerini araştırırken alt rafta duran KAOS GL'leri eline aldı, evirdi, çevirdi, iç sayfalarına baktı ve sonra koydu. Ne biçim dergi bu ya?, dedi ve oranın sahibi kasiyer kıza; siz bunlar için ne düşünüyorsunuz? Kayseri'de bu dergiyi okuyanlar da var mı?, sorularını sordu.
Heteroseksüellerin bile rahatlıkla alıp okuyacağı bir dergi olsun. Ne olur bu 5 yıla yazık etmeyin. 5 yıl boyunca harcamış olduğunuz maddi-manevi EMEĞE yazık etmeyin ne olur.
Başarılı çalışmalar dileyerek…
Aşkla kalın.
5 yıllık süreçte (2 ay hariç) maddi-manevi emeğini vermiş biri olarak dizgici Atilla Karakış'ın notu:
Sevgili Çetin, yazdıklarına dair bir-iki kişisel notumu düşmek istedim. Öncelikle gelen her türlü yazıları yayınlama prensibimiz ne yazık ki en açık örneğini tartışmalarda gördüğümüz, insanların birbirine hakaret etmesine, tartışmanın dalaşmaya dönüşmesine yol açan yazıların "nasıl olsa yayınlarlar" mantığıyla yollanmasına yol açtı. İnsanların birbirini eleştirmek ile birbirini aşağılamak arasındaki farkı zamanla göreceğini ve
Tartışma dışındaki yazılarda ise 40 sayfalık bir dergide herkesin her yazıyı beğenmesinin zaten mümkün olmayacağını, kimi yazıların kimimiz için çok ters gelebileceğini unutmamamız gerektiğini düşünüyorum. Bana-sana hiçbir şey ifade etmeyen bir yazı kimi arkadaşlarımız için dergiyi almasının tek sebebi olabiliyor.
Ayrıca kişiler fikirlerini, duygularını, paylaşmak istediklerini yazarlar. Bunların kime ne vereceğini hangi kıstasa göre belirleyecek, değerlendirecek ve insanlara ne kadarının sunulacağına karar vereceğiz? Toplumsal yaşamın her alanında bizlerin neyi okuyacağımız, neyi izleyeceğimiz vb. konusunda bizim adımıza karar veren yeterince kurum varken "iyi yazı-kötü yazı" şeklinde dahi olsa bir değerlendirme kurulunun bunlardan farkını nasıl savunabiliriz. Eşcinsellere yönelik, yine eşcinseller tarafından ortaya çıkartılan tek bir dergi varken iyi-kötüyü birkaç insanın belirlemesi ne derece ufuk açıcı olabilir ki? Birbir
imizin yazılarını engelleyerek değil, birbirimizi yazılarımızla dönüştürmeliyiz.Heteroseksüellerin beğenmemesi, dergiyi küçümsemesi, edepsiz bulması gibi konulara gelince; piyasada bulunan binlerce dergi varken bırakalım da bizim dergimizi okumasınlar. Gerçekten samimi olan heteroseksüeller ise dergideki resimlerden de yazılardan da rahatsızlık duymuyorlar (beğenmeme ayrı bir konu). Kendilerini ilgilendirmeyen kısmı okumamakla yetiniyor, fikir, haber türü yazıları ise değerlendirerek okuyorlar. Bu dergiyi
heteroseksüellerin de okuduğunu bilen ve okumalarından memnun biri olarak altını çizerek yine belirtmek istiyorum ki "rahatsız" oluyorlarsa bırakalım okumasınlar. Ve de sevgili Çetin, "kültür edebiyat dergileri okuyan heteroseksüeller" maalesef homofobiden, heteroseksizmden muaf değiller. Sormak gerekir, acaba bu insanlar yazıdan, fotoğraftan mı, yoksa eşcinsellerin varlığından mı "rahatsız" oluyorlar? Metropolünden köyüne, Kayseri'sinden Kangal'ına bu topraklarda bizim de günümüz gelecek. O zaman alnımız açık, başımız dik, "o dergiyi okuyanlardan biri de benim, n'olmuş" diyebileceğiz.Hikmet / Mersin
KAOS GL'yi 47-48'inci birleşik sayıdan itibaren devamlı takip etmekteyim. KAOS GL'ye bir süredir yazmak istiyor; her nedense kendimde bu cesareti bulamıyordum. Bunun nedeni ise evli ve bir çocuk babası olmamdan kaynaklanıyor olabilir.
50'nci sayıdaki Adana'dan Mahmut arkadaşın yazdığı gibi kimi insanlar da eşcinselliğini erken farketseler de kabullenmeleri uzun bir süreyi kapsayabiliyor. Ben biraz geç kabullenmiş insanlardanım.
Yine de bazı zamanlarda aralıklı olsa da dönem dönem eşcinselliğimi biraz yaşadım. KAOS GL dergisini tesadüfen Mersin Kitapsan'da gördüm. Eşcinselliğimi gizlememin sebebi genel olarak düşünüldüğünde Türkiye Cumhuriyetindeki ailelerin tutucu ve baskı kıskacında olmalarından dolayıdır. Anadolu'daki bir ailenin çocuğu anne ve babasına ben eşcinselim, dediği zaman hangi aile kabul eder; hiçbir aile, çünkü etrafımızda duyuyoruz ve görüyoruz. Bu gibi şeyleri yenmemiz için kültür seviyesi yüksek olmalı ki hoş karşılansın. Fakat halkımızın kültür seviyesi düşük, yoz bir toplumda yaşıyoruz. Ben, bir evli de olsam gayim ve gay arkadaşlarla tanışıp yazışmak istiyorum.
32 yaşında, 1,75 boyunda, 70 kg.
Hikmet, P.K. 341, 33000 MERSİN
Harun / Trabzon
Size b
u ilk mektubumu Trabzon'dan yazıyorum. 21 yaşındayım. İzmitli'yim ve 3 yıldır bu yoz şehirde üniversite okumak ile hayat mücadelesi veriyorum.Ekonomi okuyorum. Ve şu anda siyasi bir partinin bir siyasetçisi ile beraberim. İnsanlar ekonomide olduğu gibi herşeyi madde ve ticaret ilişkisi üzerine kurmuşlar. Gerçi böyle düşünmeyenler galiba psikolojik sorunlara sürükleniyor ve yaşantılarını zehir ediyorlar.
5 yaşından beri eşcinselim. Neden 5 yaşından bu yana diyorum, çünkü ilk hatırladığım cinsel deneyimim ve çocukluğuma baktığımda ilk hatırladığım bu idi. Bilirsiniz doktorculuk masalı.
Şu ana kadar 100'lerce kişi ile beraber oldum ve 2 yıldır tam birleşmeye başladım. Daha önceleri kendimi ve psikolojimi hazır hissetmediğimden dolayı böyle bir olaya kalkışmadım. O kadar çok maceram geçti ki, bu konularda bilimsel çıkarımlar ve psikolojik çözümlemeler yapabileceğimi; ama bunun her horoz kendi çöplüğünde öter misali çıkarımlar olduğunu düşünüyorum. Çünkü sizin gibi böyle candan bir dergi çıkaran kişiler olamayac
ağıma, zaten de böyle bir çaba içerisinde olmadığımı derginizi 2 ay önce elime geçirdiğimde farkettim. Antakyalı bir gay arkadaşım, bana, Trabzon'a gelirken hediye olarak yine bir başka dergiyi ve sizin kültürel dergilerinizi getirdi. Kocaeli'nde oturmam ve İstanbullu bir sosyal yaşantıya sahip olduğum halde, (2-3 yıl öncesinden) ne bu tür bir Türkçe yayına, ne de Değirmen adlı bir restoran haricinde gay çağrışımım yok idi. Kendim insanları tanıyarak kendimi buldum. Çünkü her zaman bilinçli ben idim. Hep insanları cinsellikte yönlendiren bir Harun abiye olmuştum. Çöpçatan vs... Her insan bir dünya olduğu için, benim dünyam da engin ve eşsiz bir 21 yıla bağlı ve hepsini bir kalemde anlatmak arzusunda ama yetersiz olduğuna kanaat getirdiğimden dolayı kısa yazıyorum.Daha önceleri gay ve lezbiyen türü bilgileri araştırma ihtiyacı duymadım. Ama şimdi istiyorum.
Trabzon kapalı bir aile ve toplum yapısına sahip olmasına rağmen gay sayısı oldukça fazla. Yalnız psikolojileri açık değil. Genelde orta yaş ve üstü (30 ve üstü) çoğunlukta ve laço kıvamında. Beni İstanbullu ve kibar olduğumu düşünerek pek yargılamıyorlar. Genç gayler de burada çok ama onlara psikoloji yönünden ulaşmak zor.
Tam hatırlayamıyorum ama ya KAOS GL'de ya da başka bir dergide gaylerin gitmek istediği yerler (ve gay kataloğu için ) mekanlar istenmişti. Trabzon için biraz yazacağım. Burası Pontus zamanında gay turizm merkezlerinden bir yer imiş. Ama şu anda bu Güney'e kaymış duyduklarıma göre. Hamamları çok olan Trabzon'da 8 direkli bir tarihi hamam
var. Bu hamama çok gelen varmış. Ben bu hamama gittiğim zaman 2 tane yakışıklı masörü var. Ve onlardan masaj alırken sordum. Ve çok gelen olduğunu söylediler. Zaten kendileri de laço. Ama Trabzon'da genelde jigolo diye tabir edilen kişiler çok fazla. Burası 156.000 kişilik bir şehir olduğundan aşağı yukarı belli başlı kişiler birbirlerini tanıyorlar ve aralarında konuşuyorlar ve alemler yapılıyor. Ben böyle şeyleri sevmiyorum ama benim manevi babam İzmir'den 25 yıl önce buraya yerleştiğinde bu işte olduğu için (kaba bir tabir kullandım, kendisi de gay olduğu için) herşeyi ve herkesi öğrendim. Ama seviyeli, saygılı, ağır, kibar, nezih, sağlıklı Trabzon ortamı yok. Herşey kaçamak (Birkaç kişi hariç). Bu yüzden burada 5 yıldızlı bir otelde görev yapan bir laço ve bir ilçenin belediye başkanı olan bir unisex (biseksüel) arkadaşım var. Bu iki kişi bana manevi yönden yetiyorlar. Bu yüzden pisliğe dönüşen, kokuşan, seviyesiz ortamları sevmiyorum ve istemiyorum. (Maddi yönden tatmin olamadım ve bu ortamlar hep maddi ortamlar). Ve derginize ileride hangi konu olursa olsun yazılarımın yayınlanması arzusundayım. Trabzon sadece turizm açısından güzel bir şehir. Psikolojisi düzgün insanlarla tanışmak isterim. (Çünkü kendimi tanımam gerektiğine ve ancak beni anlayabilecek ve engin tecrübelere sahip kişilerle beraber olursam gaylik konusunda bilinçli ve özellikle ruhen ve bedenen sağlıklı bir birey olarak bu toplumda varım diyebilmek için).Benim eşcinsel tavırlarımı farkeden insanlar genelde bana "size veya sana saygı duyuyorum" cümlesini iletiyorlar. Öncelikle ben saygı duyulmak istemiyorum, sevgi duyulmak da istemiyorum, dediğimde ve beni şu anda yargılıyorsunuz cevabını verdiğimde, hayır, yargılamıyoruz, diyorlar. Ama bizler veya diğer insanlar hiçbir bayana ben sizin kadı
nlığınıza saygı duyuyoruz ve bir erkeğe biz sizin erkekliğinize daha doğrusu biz sizin heteroseksüelliğinize saygı duyuyoruz, seviyoruz diyor muyuz? İşte bu yüzden adem tarihi kadar eski olan bu konu normalliğini bozuyor. Ve bazı gaylere bu sözcük yöneltilince, çok teşekkür ederim, ne kadar çağdaş birisin, diyorlar. Hayır işte, çağdaşlık orada bitiyor ve üstüne üstlük sözcüğün altında yatan hicivle seni yargılıyorlar. Yorum yapmayan veya eşcinsellere karşıyım diyen insandan daha çok kırıyor beni bunlar.Kerem (19) /Adana
Bu yazıyı yazarken çok zorlanıyorum. Nereden ve nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Halbuki yazmak istediğim çok şey var.
Bazen ben niye bu ülkede doğdum, neden böyleyim diye düşündüğüm olur. Halbuki bunların hiçbirine ben karar vermedim.
Bugüne
kadar hep gay olduğumdan utandım. Heteroseksüeller bizi aşağılarken sessiz kalıyordum. İçten içe bir şeyler söylemek istiyordum ama tepki almak istemiyordum. Onlar sürekli bizim ölmemizi, öldürülmemizi, hatta şeriat kanunlarıyla başımızın uçurulmasını istiyorlardı. Çünkü biz Allah'ın lanetlediği yaratıklarmışız. Bizim burada yaşamaya hakkımız yokmuş. Ama şimdi kısmen de olsa kendilerini ne zannettiklerini sorabiliyorum. (Tabii çok tepki vermeyenlere)Artık cesaretimi toplayarak arkadaşlarıma gay olduğumu söylüyorum. Ben büyük tepki alacağımı zannettim hatta benimle konuşmamalarını bile göze aldım ama tepkileri büyük olmadı. Hatta tepki vermediler bile diyebilirim.
Geçmişte (2 yıl önce) yaptığım hatalardan oldukça pişmanlık duyuyorum. Hatta bunlar bugün karşıma daha büyük sorunlar olarak ortaya çıkıyor. Hiç tanımadığım adamlarla beraber oldum, aşağılandım ama o zamanlar bunun bu kadar bilincinde değildim ve buralarda önemli değildi. Zaten eve girme çıkma saatimde sorun olmadığı için gece bir erkek bulmak dah
a kolay oluyordu. Ama bunlar benim için o zamanlar eğlenceydi. O günlerime artık lanet ediyorum.Şimdi tek istediğim şey var Adana'dan kurtulmak belki de ailemden ayrılıp tek yaşamak. Bunun tek çaresi üniversiteyi Adana dışında kazanmak. Bunun yanında bir şeyden daha bahsetmek istiyorum. Bizler gelecekte ne olabiliriz ki bankacı olamayız, doktor, mühendis, avukat olmamız çok zor. Öğretmen olma gibi bir ihtimal hiç yok gibi. O zaman tek kurtuluşumuz iletişimci olmak ya da ona yakın bir meslekle uğraşmak oluy
or diye düşünüyorum.Ayrıca ailem de birkaç yıl öncesine kadar gay ve lezbiyenlere karşıydılar. Şu anda o kadar katı değiller. (Belki de en büyük sebebi televizyon programları ve bunların ailemi bilinçlendirmesi ama biraz daha zamanları var bilinçlenmeye diyorum) Dışardaki gay'i suçlamıyorlar, ya da çok doğal ve normal karşılıyorlar. Ama iş bana gelince akan sular duruyor. Hatta mesela diye sorduğumda bile çok büyük tepki aldım. Ablam hariç diğerleri benimle görüşmeme kararı bile alabileceklerini söylediler
böyle bir durumda. Zaten babam görüşmese de olur. Umurumda bile değilSevgili Kerem, geçmişe lanet, geleceğe umutsuzluk ne sana ne eşcinsel harekete bir şey kazandırır. Şu an içinde bulunduğun kaygı ve belirsizlik ortamına rağmen, mektubundan, özgüven ve bilincin sende birlikte geliştiği anlaşılıyor. Bu durum elbette ki çok sevindirici. Fakat bazı sorunlar kafada çözülmedikçe, gideceğin yer Ankara ya da İstanbul da olsa bir şey değişmeyecek, aynı sorunlar seninle birlikte gelecektir. Dergide çıkan Adana me
rkezli adreslere yazabilirsin. Bir posta kutusu kiralamak çok basit ve de ucuz. Mesleklerin anlamlarını burada sorgulayacak değiliz ama eğer istersen bankacı, doktor, mühendis, avukat olabilirsin. Hatta öğretmen de olabilirsin eğer açık bir eşcinsel olarak çalışmayı kastediyorsan hangi "iletişimci" açık? Pek çok şey zor ama imkansız değil. Gerçekten istediğin bir bölümü kazanman dileğiyle…Mehmet / İzmir
Yeni okumaya başladığım Kaos'u bir yandan okurken bir yandan da birşeyler de ben yazayım diyordum. Başından geçenleri anlatan iki okurun anlattıkları için, neler oluyor diye düşünürken, benim başımın belada olduğunu, bunları yazacağımı nereden bileyim…
Biriyle tanıştım. Çok iyi anlaşamasam da, ne varsa onla idare et, dedim kendi kendime. Azla yetinenin haline acımak gerek. Herşey iyi de, ben isteyince, daha sonra yaparsın, diye ertelemesine ses çıkarmadım. Bir sürü kasedimi iç edip, birine verdim geri alamıyorum, adamı da bulamıyorum, demesinden şüphelenmedim. Kasetleri ödünç aldığım arkadaşıma parasını ceb
imden ödemek de ders olmadı. Anlattığımda böyle terslikler olur, demesine kızmadım. Daha ne arıyorum bilmem, sonunda biraz ısrarlı isteyince şiddetle reddedip kovdu. Bu da iyi… Garajın tuvaletine telefonumu ve adımı yazmış. İnkar etti ama, tek olasılık onun yapması. Başıma gelecekler geldi, biri numarayı almış. Aramaya başladı. Baştan temiz konuşmasına aldanıp böyle bir şey olmadığını falan söylemeye çalıştım. Peşi kesilmeyen telefonlar ardarda geldi. Mektuba başlamadan az önce yine aradı. Israrlı, ya vereceksin, ya da başka bir ibne bulup onu yollayacaksın, diyor. Evde bulunanların nasılsa telefonu açacağını, onlara aklıma gelmeyecek şeyler yapacağını söylüyor. Konu daha kapanmadığı için nasıl sonuçlanacağını öfkeli, şaşkın bilmiyorum. Sinirli bir halde yazarken en azından başkalarını uyarsam iyi olur dedim. Züğürt tesellisi işte...Çıkarılacak dersler:
-İlk tanıştığım adam ısrarla telefonunu vermemişti. Kişisel ayrıntılara girmekten, işinden, evinden hiç konu açmamıştı…
Karşındaki adam senden birşeyleri gizl
iyorsa sen onun neyine güvenirsin.-Adam sana evinin telefonunu şuyunu, buyunu söylemiyorsa, senin neyin kıymetsiz de, al telefonumu, diyorsun.
-Son ders, bu işin altından nasıl kalkacağım.
Hiçbir konuda özel yaşama balıklama atlanmasına izin vermemek gerektiğini öğrenmek gerekir.
Böyle bir mektuba da en uygun imza şöyle olmalı;
Sersem…
Hepiniz esenlikle kalın.
Mehmet, P.K. 164, Konak İZMİR
Barış EVREN / Bursa
Bundan birkaç ay önce bir arkadaşımın vasıtasıyla ……… …… adında eşcinsel mücadeleye katılmak isteyen bir eşcinselle tanıştım. Kendisinin çalışmalarımıza çok şey katacağını düşünürken yanıldığımı farkettim. Eşcinsellere karşı yaklaşımı bir heteroseksüelin eşcinsellere yaklaşımından daha
heteroseksistçeydi, şaşırdım, inanamadım. İlkönce birkaç arkadaşımdan, ayrım yaparak bazı eşcinsel arkadaşları işletmecilik yaptığı LA GAZETTA Bar'dan kovduğunu öğrendim. Üstelik insanları rahatsız edecek herhangi bir tavırları olmadığı halde. KOMİK... Bir gün daha önce müşterisi olan bir arkadaşımı işlettiği yeni komedi mekanı KEDİ Bardan kovduğunu öğrendim. Gidip kendine nedenini sorduğumda müşterilerinin eşcinsellerin ve travestilerin işlettiği yere alınmasını istemediğini söyledi KOMİK.. Şimdi biz eşcinseller Kedi Bar'a heteroseksüellerin alınmasını istemesek almayacak mı? Bir eşcinsel olarak ayrımcılıkla karşı karşıyken ayrımcılığa karşı çıkmıyorsa o insan bize ne verebilir? Kendi civciv sarısı saçlarıyla benden daha travesti daha eşcinselse peki o nasıl Kedi Barda? Çoğu insan gibi herhalde o da henüz travestiyle eşcinseli ayıramayacak kadar cahil ya da fazla akıllı. Aslında bana ilginç gelen onun bir eşcinsel olarak yaklaşımı. Eh herhalde Kedi Bar'ın piyasasının diğer eşcinsellere kaptırmamak için Şugar eşcinselleri mekanına almamayı tercih ediyor. Ama bir işletmeci olarak eşcinsellerin heteroseksüel müşterilerinden daha cömert olduğunu öğrenmesi gerekli.Aslında bu tür yaklaşımlar sadece ……'de yok, bunu onun gibi kendinle barışık olmayan bir çok eşcinselde görebiliriz. Onlar hep MASKELERİYLE gezerler insanları aldatarak. Çünkü onlar ne yazık ki kendilerine bile karşı dürüst değillerdir, olamayacaklar da. Zaten bütün eşcinseller haklarını arasaydı birbirimize destek olabilseydik şu anda yaşamamız böyle mi olurdu.
Son söz fazlasına gerek yok Albert Einstein'ın da dediği gibi; Ne Hazin Bir Çağda Yaşıyoruz Bir Önyargıyı Parçalamak Bile Atomu Parçalamaktan Daha Zor. (Anlayan anlar artık)
Salih / Antakya
Bu size yazdığım ilk mektup olsa da, bir yıldır dergimizin hastası ve sabırsız bir okuyucusuyum. Ve gerçekten dergimizin yayınlanmasında emeği geçen tüm dostlara içten sevgilerimi, başarı dileklerimle gönderiyorum.
Öncelikle dergimizin bir atışma ve kişisel savaşlar merkezi olmamasına özen gösterilmesini rica edeceğim. Fakat lütfen küstahlık ettiysem (yani ilk mektubuma, ilk giriş olarak eleştirmiş olduğum için belki küstahlık etmiş olabilirim ya!) bağışlayın. Esas yazış nedenim, İstanbul'da başımdan geçen bir anıyı (bana şu an bile hafif bir korku veren anı) anlatmak. Fakat öncelikle de birkaç duygumu paylaşmak. Ben
tüm gay ve lezbiyen, tüm travesti ve transeksüel bütün kardeşleri barışın elçileri olmaya davet ediyorum. Davet ediyorum çünkü, gerçekten etrafıma baktığımda, birçok gay arkadaşın birbirini çekemediğini, birbirinin kuyusunu kazmaya çalıştığını, atışıp tartıştığını görüyorum. Eğer birbirimize destek olup, kaynaşırsak, birlik olursak kuvvetlenir ve heterolara farklılığımızı, duyarlılığımızı, sevecenliğimizi, dostluğumuzun farklılığını hissettirebiliriz. Belki çok klasik şeylere değiniyorum ama bunların gerçek olduğuna inanıyorum. Ben tüm eşcinsellerin kalbinin farklılığına, güzelliğine inanıyorum. Özde bu böyledir. Ama tabii ki toplum ve çevre birçok arkadaşımızın içindeki güzel duyguları köreltiyor. Dolayısıyla birçok insan dejenere oluyor. Birey olarak her eşcinsel kişinin yapabileceği şeyler olduğuna inanıyorum. Birazdan size kendi çapımda yaptığım çok hoş şeylerden bahsedeceğim. Ama şu da var ki önce kendini sevmek ve içimizdeki benliğimizle barışmış olmak lazım. Bende bunlar tamam belki, ama kısmen bir coming-out yapmış bulunmaktayım. Sevdiğim ve güvendiğim yakın arkadaş ve akrabalarımla herşeyimi paylaşmış ve rahatlamış bulunmaktayım. Üzerimden yüzde otuzluk bir yük kalkmış durumda sanırım. Eh bu da hiç yoktan iyidir. İnanın son bir yılda Kaos'un bana birçok konuda yardımcı olduğu bir gerçek. Size gerçekten şükran borçluyum. Haa!, gelelim kendi çapımda yaptıklarıma! Öncelikle her fırsatta eşcinsellik konularını beni bilmeyen arkadaşların yanında açar ve tartışırım. Gerçekten insanlar bazen, gerizekalı gibi geliyor bana. Herkeste öyle garip önyargılar var ki konuşunca belki düzeliyorlar. Mesela yerel radyolarda hemen hemen hergün bir erkekten erkeğe, kızdan kıza (bu işi bir hetero kız arkadaşım yardımcı oluyor ve mesaj gönderiyor radyoya) şarkı istekleri yaptırıyorum. Hem de biricik aşkıma mesajıyla. Yani en azından evlerinde ve işyerlerinde oturan insanlara varlığımızı hissettirmiş oluyorum. Hep farklı isimlerde ve en çok dinlenen radyolarımızda yapıyorum bu işi. DJ'ler ilk başta ciddi misiniz, bunun ne olduğunun farkında mısınız, oyun mu yapıyorsunuz gibi sorular soruyorlardı ama artık ciddiyetimin farkındalar. İnanın bunu yaparken ben çok heyecanlanıyor ve coşuyorum. Bir de İstanbul'da 27 Eylül 1998 Pazar günkü toplantımızda sevgili dostum (her ne kadar tanışamadıysam da dostum olarak addediyorum onu) Ali Şan kardeşimizin bize dağıttığı manifestoyu çoğaltıp, birçok işyerleri ve evlere kapı altından dağıttım ve devam edeceğim. Tabii ki geceleyin yaptım bu işleri. Bu da, herkesin yapabileceği bir şey. Ayrıca Kaos'u tanımayan gay arkadaşlarıma da sürekli reklamını yapıyorum.Gelelim İstanbul anıma. İlk gidişimdi bu. Hiç iyi bir zaman değildi bu benim için ama şartlarımı zorladım ve kendimi şartlandırmıştım gitmeye. Önce yanımda bir arkadaşla gitmek istedim İstanbul'a ama kimi okulundan, kimi para sorunundan dolayı gelemedi benimle. Bense tek başıma gitmeye korkuyordum doğrusu. Ama hem 27 Eylül'ün doğum günüm olması, hem de toplantının o güne denk gelmesi nedeniyle kendime bir hediye olarak gittim İstanbul'a. Aslın
da biraz hayal kırıklığına da uğradım İstanbul'da; ben birçok gay, lezbiyen, transeksüel ve travestiyle tanışırım ve dostluklar kurarım diye düşünmüştüm ama gördüm ki orada böyle bir şey mümkün değilmiş. Hep sınıflara ayrılmışlar sanki. Ya da bana öyle geldi bilmiyorum. Gittiğim bir barın kapısından geri döndüm evinde kaldığım arkadaşımla. Yani sanki gidin der gibiydi tavırları kapıdakilerin. Bir başka barda ise hiçkimseyle tanışamadım. Gerçi yanımda gelen İstanbul'da yaşayan canım arkadaşım (kendisi sevgilisiyle yaşıyor orada) benim hiçkimseye bakmamı bile istemiyordu. Kimseyle konuşma, bakma, etme, yapma demekten başımı şişirmişti. Kaynanam olsa bu kadar karışmazdı. Yine de ona bana eşlik ettiği için minnettarım. Taksim, Beyoğlu, insanlar, kuşlar hepsi bana coşku vermişti. Asla unutmayacağım. O günlerde Tanrı da beni duymuştu herhalde ki hiç yağmur yoktu. Günlük güneşlikti geçirdiğim üç gün İstanbul. Pazar akşamı toplantı salonuna girdiğimde kalbim güm güm atıyordu ve nefesim daralıyordu. Fakat ilerleyen saatlerde hemen ısınıp adapte olmuştum. Gerçi hiç konuşma fırsatı bulamamıştım orada ve de kimseyle şahsen tanışamamıştım ama yine de orada olmaktan son derece mutluydum. Aynı gece Antakya'ya dönmeyecek olsaydım toplantının sonuna kadar kalıp adını sonradan bir başkasından öğrendiğim değerli insan Lambda'dan sanırım Öner ile de bilhassa tanışmak isterdim. Ama ne yazık ki tanışma fırsatı verilmedi kimseye. Bir de toplantıdan birkaç gün önce İstiklal Caddesinde tanıştığım Demet hanıma da sevgilerimi buradan iletiyorum. Onunla tanıştığıma da çok memnun oldum.Buruk bir sevinç vardı içimde toplantıdan ayrılırken. Hemen eve dönüp valizimi topladım ve terminale gittim. Otobüse bindim ve yola koyulduk. Ben şoförün hemen arkasında ikinci koltukta oturuyordum. Otobüs terminalden çıktı ve ben pencereden son olarak İstanbul'un yakışıklı laçolarına alıkıyordum. Birden yanımızda bizi sollayan bir arabanın arka koltuğundan bana bakan birkaç erkeğin güldüğünü farkettim. Ve ben de içimden gelerek sevgiyle, hiçbir kötü niyet ol
maksızın bir labuş yolladım arkadaki o hoş erkeğe. Ve biz hâlâ yoldayız. Avrupa yakasındayız. Birden tekrar aynı arabayı bizi sollarken ve bizimle aynı hızda yanımızda görüverdim. Ama bu sefer önde oturan şoför ve yanındaki adamın bana orta parmaklarını gösterdiklerini ve karşıyı işaret ettiklerini gördüm. Bu sefer ne olduğunu anlamadım. Ve aynı şey tekrar oldu. Esenler'den Harem'e geçene kadar otobüsle yarış yaparcasına bir solluyor, bir yanımızda ilerliyor, böylece gidiyorduk ve kalbim öyle bir korku içindeydi ki, anlatamam. Şimdi olayı anlamıştım. Arka koltuğunda oturan genç askere gidiyormuş ve aşağıda bizimle gelen arabadakiler de onun arkadaşlarıymış. Ve hep karşı tarafı işaret edip görürsün işareti yapıyorlardı. Ben de hiç akıl edememiştim Harem'den de yolcu alacağını ve orada mola vereceğimizi. Hiç aşağıya bakamıyor ama yan gözümle hissediyordum ki arkamdaki adama işaretler yapıyorlardı ve bir süre sonra otobüsü solluyorlardı. Hep dualar ederek Harem'e vardık. Allah yüzüme baktı da orada şoför hemen onlara kızıp bağırdı, çünkü yolda çok rahatsız etmişlerdi ve tehlikeli durumlar yaratmışlardı. Onlar tartışa durdular ve hemen yolcu alıp yola devam ettik ve ben de rahat bir nefes aldım. Ve bu bana komik bir ders oldu. Arkadaşlar vallahi kötü bir niyetle yollamadım o öpücüğü. Sevinçten coşmuştum o an ama burnumdan geliyordu az daha. Neyse, bir İstanbul maceram böyle noktalandı. Antakya'ya döndüğümde çok sıkıntı çektim ilk günler ama şimdi anılarımla yetinmek zorundayım. İnşallah seneye yazın tekrar bir İstanbul buluşmada buluşmak üzere. Şimdi sırada Kaos'u Ankara'da ziyaret etmek istiyorum. Bunun için de iyi bir fırsat bekliyorum. Hem de bir taşla iki kuş vurmuş olurum bu vesile ile. Kardeşim şu an Ankara Mamak'ta askerliğini yapıyor. Yeni gitti. Şu acemi birliği bitmeden hem onu hem de sizi ziyaret ederim umarım.Tüm Kaos, Spartaküs, Sappho'nun Kızları ve Lambda elemanlarına yaşam boyu başarılar diliyorum. Sevgi ve saygılarımı gönderiyorum ve tüm eşcinselleri tekrar barışın elçileri olmaya davet ediyorum. Hep
inizi seviyoruuuuuuum.Murat YAZICI / Mersin
KAOS GL'yi 2 yıldan beri takip ediyorum. Şu anda öğrenci olarak Mersin'de yaşıyorum. Öncelikle KAOS GL'yi buralara ulaştırdığınız için tüm çalışanlara çok çok teşekkür etmek istiyorum. İstanbul'dayken elimden geldiği kadar Lambda grubunun toplantılarına katılıyordum. Mersin'e gelince büyük bir yalnızlığın içine düştüm. 20 yaşındayım ve gayim. Başta Mersin ve çevresi olmak üzere heryerden mektup bekliyorum.
Sevgi, barış ve özgürlük için.
Murat Yazıcı, Akdeniz Mah. Barbaros Sitesi, A. Blok D.908 Mezitli MERSİN
Ankara'da yaşayan gay ve lezbiyenlerle tanışmak istiyorum.
Göçsel, P.K. 674, 06445, Yenişehir ANKARA
Şarmut A. İKARUS'un
yeni posta kutusu adresi: (Lütfen zarfın üzerine Şarmut A. İkarus yazmayın) P.K. 43, Ahmetler, 06600 ANKARAKemal YİĞİT / Diyarbakır
PROMETHEUS & İSTİRİDYE ve ŞEYLERİN ÇAĞRIŞIMI (Ya da: Bizi birbirimizin başına bela eden talihimize çok şüküüür, ya rab!.. çok şükür… ya da. Polyanna'nın küpeleri… ya da: Termodinamiğin 2. yasası… ya da: Eşşeğin götü…)
1. EPİGRAPH:
"Cımbızla çekip bir araya getirdiği bir ironi/mizah/eleştiri denemesi olmaya çalışmaya öykünüyora benzeyen bilgi ve kültür eksikliğini gidermeye çalışmaya yeltenmeyi düşünmeye başlamasıdır. Ukalalık yapmak için bile olsa bilir bilmez herkese saldırmak boynumun borcudur (harcıdır, hırcıdır, hurcudur)" Tahsin Yücel (Eleştirinin ABC'si)
2. PERİGRAPH:
"Kimdi söyleyen nasıl biriydi hatırlamıyorum ama biri: 'Kemal'cığım, eşcinsellere güven olmuyor' demişti." K. Yiğit
"Kimdi söyleye
n, nasıl biriydi (tüh!) yine hatırlamıyorum ama aynı biri: 'Yani, inan, gerçekten güven olmuyor ya'u' diye de eklemişti" K. Yiğit.3. İNTRAGRAPH:
(Sabahın bilmem kaçıydı. Kendisini çok sevdiğim bir dostum, telefonla aradı.)
-Aloooo??
-Haaaa!! Şey, yani: Efenim biyrııın!!...
-Kemal abi, abicim, böyle sabahın 5'inde uykundan ediyorum, rahatsız ediyorum, geliyorum, arıyorum, dönüşüyorum, konuşuyorum; lakin çok önemli bir mevzu için aramıştım taramıştım sararmıştım.
-Lafı mı olur Barışçığım, beni, istediğin zaman arayabilirsin, biliyorsun seni çok severim fakat sesin çok buruk geliyor, sanırım kötü bir şey oldu…
-Sorma abi ya'u, tepemi attırıyorlar, sattırıyorlar, battırıyorlar Yeşim T. Başaran'a şaşırana taşırana taşerona sataşıyorlar, onu eleştiriyorlar iliştiriyorlar üleştiriyorlar halbuki ben Yeşim'e çok saygı duyuyorum, kaygı duyuyorum görüyorum dokunuyorum hissediyorum bütün duygularım sağlam ama Yeşim'i eleştiriyorlar ya'u olacak iş mi, emek mi çiş mi??…
-Yahu Barışçığım, sâkin ol… şimdi, sanırım K. Yiğit'in KAOS'daki yazısına gocunmuşsun ama sanırım yanlış anlamışsın, o yazıyı ben de okudum ve bence orda Yeşim'i eleştirmiyor K. Yiğit; sadece Yeşim'e bir latife yapmış ve sanırım anlatmak istediği şeyler de çok derin şeylerdi. Bortaçina da senin gibi kaygıl
anmış lakin boş yere kaygılanmış. Zira, K. Yiğit'i yakînen tanırım, Yeşim'e de en az senin kadar saygı duyar. Sen boşuna kaygılanmış, duygulanmış, çatlamış, patlamış, ayaklanıp telefona atlamışsın…-Yok abi, yani mesele o değil şimdi Yeşim için kaygı duyduğum falan yok filan da yok çok tok Yeşim bir araç-gereç tornavida benim asıl meselem ukalalarla lalarlarla…
-Sevgili Barışçığım artık asıl mevzuya girsen??… Zaten çok kalabalık konuşuyorsun…
-Mevzu şu âbi: Hani bazı insanlar vardır böyle herşeyi bildiklerini sanırlar ıslanırlar tanırlar utanırlar ama aslında hiçbir şeyi de bilmezler yine de herşeyi bilmedikleri halde "biliyorum biliyorum" derler. Bu bana resmen ve de cismen koyuyor abi. Hatta bu ukalalarla ilgili silgili tilkili Hz. İsa'nın bir asası kasası
masası hissesi kıssası var…-Hangi masası kıssası Barışçığım?…
-Hani Hz. İsa bir gün koyunlarını otlatırken Akdeniz'in kıyısına geliyor ve elindeki kılıcı denize vurup ikiye ayırdıktan sonra koyunlarını karşı kıyıya geçiriyor ya??…
-Iıııııhhh… şşşeyyy… ben??… yaani… hıııhhh… Ne desem bilmem ki??… Moralin de çok bozuk… şimdi… Yani, evet o kıssayı biliyorum biliyorum da ukalalıkla alakasını kuramadım…
-Ukalalıkla alakası şuydu, Diyarbakır'dan telefon konuşmama iştirak eden Sayın Kemal Yiğit Bey Bay Boy: İsa demiştim; "Musaydı". Elindeki; "Asaydı". Ak değildi; "Kızıldı". Koyun bildiklerin; "insandı". (dedi ve telefonu "trick" suratıma kapattı. Ulan, ne acayip adamlar var şu memlekette, bu memlekette, o memlekette demeye kalmadan içgüdülerimle: "Hımq bu neydi lewo??…" deyivermiştim, bu arada ahizeyi bırakmış olmalıydım ki, telefon bir daha zırladı…)
-Efenim, Biyrııın??…
-Ya'u Kemal âbi bazı insanlar çok pistir biliyor musun âbi... öyle pis insanlar var ki âbi bu dünyada vallahi billahi gözlerine bakmak bile istemiyorsun ya'u abi ya'u… Âbicim, Hz. Musa da demiş ki… bir gün bir denizin kıyısına gitmiş… demiş…
-Şey, Tahsinciğim, pardon sözünü kestim kusura bakma lakin sabahın köründe üstelik uyku sersemiyim mevzuya da öyle bir atlayış atladın ki heyecanından olsa gerek hiçbir şey anlamadım. Bu arada, sanırım, "Hz.İsa" demek istedin sen, yanılıyor muyum?…
-Iııııı (??) Hı hı!... Doğru abi doğru, İsa olacaktı, pardon…
-"Bir deniz" yerine de "Akdeniz" diyecektin herhalde??…
-Avet abi??…
-Yanılmıyorsam karşıya da "koyun" değil; "insan" geçirecek bu hazretimiz öyle mi?…
-Nerden bildin abi ya'u?!...
-Peki Tahsinciğim, sanırım, anlatmak istediğini anladım. Söylemek istediğin başka bir şey var mı?
-Yok abi tamam… ama… sanki bir şey eksik kaldı âbi… Neydi ya'u… aklıma gelmiyor… bir şey eksik kaldı ama… Ufffff!!.. hatırlayamıyorum abi… neydi ne??… Hah!!.. KILIÇ!!… Ya kılıç abi?… KILIÇ??…
-"Âsa" da sana girsin Tahsin, Tamam???…
-Tamam abi şimdi oldu…
KISSADAN HİSSE: Hoşgörülü olun, ama ille de taşı gediğine oturtacağım diyen mükemmelliyetçiler çıkıp ısrar ederlerse hiç tereddüt etmeyin "âsa"yı dürtün… Yok yani bir şeyden değil; sabahın bilmem kaçından kâbus gibi ya kılıç?.. Ya kılıç?…
-Diyarbakır'dan konuşan sayın Kemal Yiğit Bey lütfen telefonu kapatmayın efendim, bir saniyenizi daha rica edecektim. Şimdi efendim, olmadı… Âsanın bana girmemiş olması gerekiyordu, bilakis, beni sizin suratınıza telefonu kapatmam lazımdı; lâkin şimdi şu anda şimdi telefonu suratınıza kapatırsam "ben" pis olurum… Böyle değildi sayın Diya
rbakır'dan konuşan Kemal Yiğit Bey… Karıştı… olmadı… Kemal abi, abicim Hz. Musa da demiş ki… bir gün bir denizin kıyısına gitmiş… demiş…-Neyse Tahsinciğim, bence şansını zorlama.
-Peki abicim… rahatsız ettim… belki bilmezsin diye aramıştım… biliyormuşsun a
bicim… kusura bakma abi…-Estağfurullah… CUK!!!!
4. PORNOGRAPH:
NOT: Bu yazıda bahsedilen olaylar tamamen gerçek hayatta yaşanmış olaylara dayanmakta olup; masum kişileri korumak maksadıyla yazıda bahsi geçen kişi adları bilerek değiştirilmişlerdir yani. Barış'ın, Barış Manço ile olan isim benzerliği tamamen bir tesadüften ibarettir.
Ayrıca yarın öbür gün birileri (veya sırf meraklıları) çıkıp yok efendim ille de "Tahsin benim" veya "Ben, Tahsin'im" ve "asayı bana dürttü" derlerse beni ilgilendirmez… bilgilendirmez… (lütfen, kayıtlara geçirilsin…)
SUGAR BRIDGE
Alkan (KAOS GL: 50/14) "Çok sevinçliydim. Uzun bir aradan sonra onu görecektim ve onu görmem için iyi bir fırsattı bu. Bir hafta sonu Kütahya'ya gittim." (DEKLARAN)
Serkan EGE (KAOS GL: 51/33) "Deli ol
mak işten değil. Adam bir aşık oluyor bir aşık oluyor, mahallesinde herkesin onun ne olduğunu söylemesine aldırmadan gidiyor taaa Kütahyalara…" (KONTR!)Alkan (KAOS GL: 52/28) "Şu Düzce, orada ne vardı, sık sık niye gidiyordu anlamıyordum. Sanki Düzce kafamdaki tüm soru işaretlerini çözecekmiş gibi geliyordu bana. Evet, kararımı vermiştim. Düzce'ye gidecektim…" (SÜRKONTR!)
NOT: Anlaşılan o ki; herkes bildiğini okuyor…
Neyse, 52. sayıyı taze okudum. Yukarıdaki espriyi paylaşmak istedim. Son sayı güzel olmuş, ama, Manisa'dan Serdar'ın yazdıkları canımı sıktı. Adam dalga geçiyor gibi… "Taban tabana zıt" dediği şey de zannımca "faşizm" ile "Resmi ideoloji"… peh!… Tabi "resmi ideolojinin" "faşizm"le bağlamından dem vuracak değilim. Zaten herkes yine bildiğini ok