POST-GAY
Çeviren:
SELÇUK/AnkaraGay kimlik ve kültür konusunda farklı eleştiri ve düşüncelere yer veren aşağıdaki iki makaleyi Batı'daki (İngiltere ve Amerika) cinsel kimlik krizi konusunda bilgilenmek ve Türkiyeli eşcinseller olarak kendi politik ve toplumsal kimliğimiz üzerindeki düşünüşümüzü zenginleştirmek niyetiyle kısaltmadan çevirdik.
GAY GETTO'DAN ÇIKIŞ
"OUT dergisi editörü James Coll
ard özeleştiriye daha açık ve cinsellik tarafından daha az belirlenen bir gay kimliği çağrısında bulunuyor."Altı ay önce bir rüyam gerçekleşti. Gay ve lezbiyen dergisi OUT'un baş editörü olmak üzere Londra'dan ayrılıp New York'a geldim. Bir çok bakımdan hoş bir karşılama olduğunu söyleyebilirim. Amerika arkadaş canlısı bir ülke, ve New Yorklular da kavgacı olmakla gururlanmalarına rağmen Londralılarla kıyaslandığında daha kibarlar.
Beni rüyadan sarsarak uyandıran olay 24 Haziran günü gerçekleşti. New York'un akademik, ağaçlarla kaplı ortamında New School adlı üniversitede yapılan bir sempozyumda gay toplumun gettolaşmasını ve gay siyasetin ortodoksluğunu eleştirdim ve artık özeleştirinin ihanet olarak görülmemesi çağrısında bulundum. Muhaliflerimiz öyle ya
psa da artık kendimizi daha fazla sadece cinselliğimizle tanımlamamamız gerektiğini söyledim. Ardından gay insanların seslendirdikleri hoşnutsuzlukların yeni bir post-gay (gay sonrası) duyarlılığına duyulan gereksinimi ortaya koyduğunu öne sürdüm.Konuşmamı yağmur halinde gelen düşmanlık dolu sorular izledi-aslında biz İngilizler buna kısaca yuhalama deriz. "Bu sümüklü İngiliz kendini ne zannediyor?" "Bu adam ne biliyor ki" soruların genel tonuydu. Ardından gay basın da konuya atladı. Lesbian & Gay New York
gazetesinden Duncan Osborne söylediklerimin "gay siyasetin ölümünü ilan etmekle" eşanlamlı olduğunu söyledi, ve siz okuyucular şunu merak ediyor olabilirsiniz: Gaylere yönelik saldırılar --gerek fiziksel saldırılar gerek Trent Lott gibi politikacıların güç kullanma tehditleri--süregelen bir gerçeklikken neden OUT dergisinin editörü gay toplumun kirli çamaşırlarını herkesin önünde yıkamak ister ki?Bu yüzden post-gay ile ne anlatmak istediğimi iyice açıklamak istiyorum. Post-gay ilk kez İngiliz gay gazeteci ve aktivist Paul Burston'un 1984 yılında kullandığı bir terim. Bu terimin anlamı elbette son zamanların ilan kampanyasındaki, yaşamındaki Tanrı vergisi boşluğu doldurduğunu ve heteroseksüelliğin zevkini keşfettiğini söyleyen eş, anne ve eski lezbiyen gibi
cinselliğini değiştiren kimseleri belirtmiyor. Benzer biçimde post-gay anti-gay anlamına da gelmez. Post-gay basitçe gay siyaset ve gay kültürün gay insanlar tarafından gay insanlar için eleştirisidir.Benim için post-gay duyarlılık, karma (mixed) barların sosyal çeşitliliğini daha türdeş gay barlara tercih ettiğimi anladığımda başladı. Önceleri kendini savunma ardından anlaşılabilir bir gurur yüzünden gayler bazı semtlerde koloniler kurdular. Los Angeles'daki West Hollywood ve New York'ta Chelsea gibi. Ba
na göre gay insanlar bunca yıldır elde etmeye uğraştıkları yeni Kudüs'ü (kurtuluşu) sadece gaylere ait bir getto'da değil, hepimizin özgür, eşit ve güvenli yaşamlarımızın olduğu bir dünyada bulacaklardır.Bir diğer anlaşmazlık noktası pek çok gayin güzel erkek bedeni saplantısıdır. Kanımca erkek bedeni aşırı pazarlanmakta, metalaştırılmakta ve belli bir noktadan bakıldığında kadınlar üzerindeki baskı gibi baskıcı bir hale gelmektedir. Bu saplantı uç noktalarda kas yapmak için hormon kullanımına ve yağ aldır
maya kadar varmaktadır. Bana da başka bir gaye olduğu gibi geniş ve erkeksi bir göğüs çekici geliyor, ama bana göre aşırı kaslı Barbie, tam da olmaya çalıştığı şey, estetik yönünden başarısız.O gece sözlerimle yarattığım kızgınlık söylediğim herhangi bir şeyin çok daha ötesinde bir şeylere işaret ediyor. Bizim toplumumuzda (gay toplum) öfke, homofobiye ve ayrımcılığa karşı direnmek için, gaylerin yığınlar halinde AIDS'ten öldükleri ve hükümetlerin yardım için hiçbir şey ya da neredeyse hiçbir şey yapmadıkl
arı o korkunç geçmiş günlerde kullanışlı bir araçtı. O zamanlarda öfke ya da keder geçerli tek meşru tepkiydi ve bu hissi yaşamayan herkes düşman demekti.Ancak öfke artık daha fazla bizi birleştirecek güce sahip değil. Gay hakları hareketinin dolaptan çıkıp (gizlilikten sıyrılıp) 1969 Stonewall ayaklanmasıyla birlikte sokağa indiği zamandan bu yana geçen kısa sürede çok şey başarıldı. Hareket 80'lerin muhafazakar tepkisine direndi, AIDS felaketiyle savaşmaları için gayleri örgütledi, eşitlik ve kabullenilm
ek için yapılan çok sayıda savaşı kazandı. Bunların sonucunda artık pek çok gay insan ekonomik durumları, nerede çalıştıkları ve yaşadıklarına bağlı olarak hayatlarını özgürce ve saklanmadan yaşayabileceklerini hissetmektedirler. Ancak başka pek çoğu da böyle hissedememektedir. Bunların yanı sıra farklı bir ortamda büyümüş yeni bir genç gay kuşak gelmektedir. Bu farklı grupların önceki savaşlardan kalan öfkeli gazilerin ortodoks taktikleri altında birleşmeleri mümkün değildir.Post-gay "mücadele bitti hadi a
lışverişe" anlamına gelmez. Ne mücadele bitti ne de sağlık krizi. Ancak gay özgürlük hareketi içinde benzeştirmeye yönelik bir baskı vardır, ki bu eğilim sonuçta kendi yaşamlarını artık sadece mücadeleden ibaret görmeyen çok sayıda gay insanı dışlayarak kendi savaşım gücünü azaltmaktadır.Kişinin kendini karma, gay dostu bir topluma adaması, gay toplumun dışında bazı insanlar hâlâ bizden nefret ederlerken zordur. Ancak eğer ereğimiz buysa, bu ereği canlı tutmamız ve bize has, bir çeşit köktencilikle tepki göstermememiz gerekir. Kanımca eğer Güney Afrika'nın ANC (Afrika Ulusal Kongresi) üyeleri hapsedilir, sürgüne gönderilir, işkence görür ve suikasta uğrarlarken, nasıl bir gelecek için savaş verdiklerini tartışacak yüreğe sahiplerse, burada (Amerika'da) ve
dünyanın başka yerlerindeki gayler de bunun aynısını yapabilirler. (Newsweek, 17 Ağustos 1998)
POST-GAY ÇAĞ BAŞLADI MI?
İngiltere'de yapılan tartışmalar gay ve beraberinde diğer cinsel azınlık ve egemen heteroseksüel kimliklerinin yaşadığı bunalımı anlatı
yor.Birkaç hafta önce Pink Paper her iki cinsten insanlarla da birlikte olan ancak kendilerini biseksüel olarak tanımlamayan insanlar üzerinde bir araştırma yaptı. Bu kişilerin yaptığı tüm etiketleri reddetmekti.
The Independent bu konuyu ele aldı ve söz konusu olguyu "flexisex" (esnekcinsel ya da oynarcinsel) diye tanımladı. Ancak sadece az sayıda yazar -Mark Simpson, Paul Burston ve en son olarak Alan Sinfield "Gay ve Sonrası" adlı kitabında- bu etiketlerin bıkkınlık getirmiş ve tıka basa etiketle doldurulmuş bir toplumda gay kimliğinin geleceği üzerinde duruyorlar.Aynı-cins ilişkiler yayılıp kabullenildikten sonra geleneksel gay kimliği ve bu kimlikten doğan gay topluma ne olacak? Dünya artık çok değişti. Örneğin Londra'da yayınlanan
Time Out dergisi, geçen yıl fantezileri konusunda okurlarıyla anket yaptığında ortaya çok dikkat çekici sonuçlar çıktı. Sitreyt (heteroseksüel) erkeklerin yüzde 17'si aktör George Clooney'i ve yüzde 14'ü Ewan McGregor'u düşlediklerini söylemişler. Sussex Üniversitesi'nden Profesör Alan Sinfield, Gay ve Sonrası'nın yazarı diyor ki: "Cinsel çeşitliliğin büyük oranda kapitalizmin ürünü olması ironiktir. Thatcher hükümeti bizden kaybolmamızı istedi. Bu strateji ailenin parçalanmasına önemli ölçüde katkıda bulundu ve bu da sonuçta eşcinselliğin süregelen meşrulaşmasına neden oldu." Ancak Sinfield gay kültürün önemli bölümünün bir mitolojiye dayandığını söylemektedir. Ve bu mitolojinin günümüzde yapı çözümü yapılmaktadır. Ancak bu da geriye kalan boşluğu neyin dolduracağı sorununu ortaya çıkarmaktadır. Sinfield'a göre cinsel çeşitlilik ya da son zamanlarda esnekcinsel denen şeyin yeni bir kavram olduğu kesinlikle doğru değildir. Bu çeşitlilik her zaman varolmuş ve hatta bazı toplumlarda kurumsallaşmıştır. Daha önemli olan konu gay ve sitreyt terimlerinin cinselliği fazla basitleştirmesi ve hayatı yeterince açıklayamamasıdır. Ancak Sinfield, gay kimliği algılayışlarının mitoloji ve aldanma sınırını aştığına inanmaktadır. "Örneğin Soho'nun bizlerin kendimiz için yarattığı, kendiliğinden oluşan bir gay getto olduğu fikri kadar gerçek dışı bir şey olamaz. Gerçek durum şudur ki kentli iş adamları pazar araştırması yapmış ve Londra'nın merkezinde gaylere ait bir semte yönelik artan talebi görmüşlerdir." Sinfield yalnızca küçümseyici bir pazarlamanın nesnesi haline geldiğimize inanmıyor aynı zamanda Pembe Pound (bol para harcayan gayler) düşüncesini de gülünççe hatalı buluyor. "Pek çok lezbiyen ve gay sefalet içinde yaşıyor ve daha da çoğu güvensizlik içinde." Çok sayıda insan için gayliklerini son moda ürünlerle ifade etme daveti (mali) güçlerinin yetmeyeceği bir ayartı. Ancak genç gay erkek ordularının tüketimciliğin tuzağına düşmeleri gerçekte çok tehlikeli. "Bu sömürünün inceltilmiş bir biçiminden başka bir şey değil."Peki gelecekte ne ola
cak? "Bunu söylemek çok zor. Ancak "gay"i kimliğimiz olmaktan çıkaramayız. Sahip olduklarımızı siyasal bir düzeyde geliştirmeli ve onun üzerine bir şeyler inşa etmeliyiz." Ancak bu düşünce yazar ve Anti-Gay'in editörü Mark Simpson tarafından eleştiriliyor. Simpson gay kültür ve kimliği hakkındaki bir dizi geleneğe meydan okuyor. "İnsanların pek çoğu gay kültür diye yutturulan uyuşturuculardan fazlasıyla aldılar. Gayler artık gay olmanın insan olmaktan daha iyi ve daha yüce olmadığını kavradılar. İnsan olmak tüm duygu ve duygulanımları içerir ve eşcinsellik de bunlardan birisidir." Simpson Pride'ın (Gay gurur yürüyüş ve şenlikleri) geleceği konusundaki kavgalı tartışmayı gay kimliğinin parçalanışının işareti olarak görüyor. "Gay kimliği krizdedir. Pride bunun güçlü bir örneğidir. Çünkü Pride'ın ne olduğu ve neyi başarmaya çalıştığı konusunda bir uzlaşma yoktur. 'Lezbiyen, Gay, Biseksüel ve Transgender Pride'ı başlığı bile kendi başına herkese her şey olmanın nasıl başarısız bir girişim olduğunu gösteriyor."An
cak Sinfield gibi Mark Simpson da gelecek hakkında bir öngörüde bulunamıyor. "Bunu söylemek mümkün değil. Ancak cesaret verici olan heteroseksüelliğin de krizde olmasıdır. Erkeklerin kovalayıp kadının naz yaptığı heteroseksüel ilişki tarzı artık yürümemektedir. Tüm kurallar ve roller kırılmış ve bunların yerine neyin alacağı da henüz kesinleşmemiştir."İki seçkin yazar kendi aralarında tartışa dursunlar sıradan gay ve lezbiyenler bu tartışmadan ne çıkarabilirler? Paul Burston bir süredir İngiltere'yi dolaşarak, sokaktaki eşcinsel halkla konuşup kitabı Queens' Country'yi (Kraliçeler Ülkesi) hazırlamakta. Burston'a göre:
"Londra ve Manchester gibi büyük kentlerden ayrılır ayrılmaz cinselliklerini büyük bir mesele olarak görmeyen lezbiyen ve gaylerin var olduğunu görüyorsunuz. Örneğin, Somerset'te küçük bir bar işleten bir gay çiftle tanıştım. Bu barı işletmeye başladıklarında yerel bir gazete bu çiftin gay olduklarını açıklamış. Bu haber çiftin yaşamına düşünülebileceği gibi herhangi bir zarar vermemiş Hatta
barın müşterileri ve komşular gelerek gay çifti onları herhangi bir saldırı ve homofobiye karşı koruyacakları sözünü vermişler."Burston gezisi sırasında Güney Galler'deki eski orta okulunu ziyaret eder. "15 yaşında bir lezbiyen öğrencinin okul müdürüne giderek homofobiden yakındığını duyduğumda şaşkınlığa uğradım. 15 yıl önce ben bu okulda öğrenciyken böyle bir şey asla gerçekleşemezdi."
Ancak Burston'da paranın gay kimliğini canlı tutmadaki rolü konusunda aynı ölçüde eleştirel. "Üzerinden sağlanacak bir kar olduğu sürece her zaman bir gay kimliği varolacaktır. Nihai amacımız gay kimliğinin ortadan kalkmasıdır."
Ancak başka bazı insanlar soruna daha basit şekilde bakıyor. Eski tüfek aktivist Lisa Power'a göre: "Kimliğimizin sınırları zamanla değişiyor. Kanımca lezbiyen ve gayler diğer insanların yatakta ne yaptıkları konusuna artık daha hoşgörüyle yaklaşıyorlar--tıpkı diğer insanların da bizim yatakta ne yaptığımız hakkında daha hoşgörülü olmaları gibi. HIV konusu cinsel kimliğe yönelik tavırların değişmesin
de önemli rol oynamıştır, çünkü virüs bizi seks hakkında çok daha dürüst olmaya zorlamıştır--çünkü sorun olan ne söylediğiniz değil ne yaptığınızdır."Peki gelecekte ne olacak? Toplum ve eşcinsellik arasındaki ilişkinin son bir turnusol testi olarak , Pink Paper kuzey Londra'dan bir grup öğrenciyle konuştu: 15 yaşındaki Damian "Bir insanın gay olup olmaması beni ilgilendirmiyor. Okulda bazı gay oğlanlar tanıyorum ve eğer birileri sataşacak olursa yardım etmeye çalışıyorum. Çok sayıda genç insanın ara sıra g
ay ilişkiyi denediğini sanıyorum. Kuzenim bir lezbiyen ve onunla aramız gerçekten çok iyi. Gayler AIDS'e yakalanmamaya özen göstermeli ve kondom kullanmalılar."14 yaşındaki Mark daha etkileyici bir gözlemde bulunuyor. "Yalnızca başka bir oğlanla gay seks yaşamış olmanız gay olduğunuz anlamına gelmez değil mi?" Çeşitliliğe saygı duymak bakımından gelecek kuşaklardan umutlu olmak için bir hayli sebep varmış gibi görünüyor. (Pink Paper, 24 Nisan 1998)
Araştırmalar Gaylerin Varlıklı Olduğuna Dair Miti Boş Çıkardı
(NGLTF)ABD'de yeni yayınlanmış bir araştırma, yaygın bir şekilde kabul görmüş olan gay, lezbiyen ve biseksüellerin varlıklı insanlar olduğu fikrinin gerçek olmadığını ortaya koydu. Gay, lezbiyen ve biseksüeller heteroseksüellerden çok kazanmak bir yana, daha az bile kazanıyorlar.
Birçok bilimsel çalışmanın gösterdiğine göre gay, lezbiyen ve biseksüeller tek tek de, çiftler halinde de heteroseksüellerden fazla kazanmıyorlar. Bazıları fakir, bazıları zengin, çoğu heteroseksüellerde de olduğu gibi orta sınıftan.
Eşcinsellerin varlıklılığı bir çok sağ görüşlü organizasyon ve kişi tarafından eşcinselliğe yapılan saldırılarda temel alınan bir görüştü.