BİR LEZBİYEN CENNETİ
Ayşe Z.
Bugün ilk defa bir lezbiyen cennetinde olduğumu düşündüm. Havanın güzelliğinden olsa gerek, Amerika'nın "out" eşcinsel topluluğunun en yüksek düzeye ulaştığı bu atılımcı üniversitede çimenlerde el ele, sarmaş dolaş kadın sevgililer, kampüs civarındaki cafe ve restoranları elit lezbiyen topluluğuna özgü moda "lesbian chic" stilini benimse
miş kısa saçlı, marka fakat alternatif giyimli, bakımlı, çoğunlukla anglosakson, üst tabakadan paralı ailelerden gelen, seçimlerinde özgür bırakılmış, gelecekleri cinsel yönelimlerinden bağımsız önlerinde parlayan, özgüvenli yeni sevici nesil. Okulun desteği ve açıklık politikası sadece öğrenci seçiminde kalmıyor. Dedikodulara göre edebiyat bölümünde heteroseksüel, hele hele evli akademisyen ve asistanlar gay/lezbiyen çoğunluğa karşı "coming out" sorunları yaşıyorlarmış. Henüz resmi bir gay/ lezbiyen çalışmaları bölümünün olmamasına rağmen her dönem film/edebiyat/tarih/tiyatro gibi bölümlerde gay/lezbiyen temalı en az 10 derse rastlamak mümkün. Lisans ve lisans üstü öğrencilere ait 2 ayrı eşcinsel öğrenci organizasyonu var okul bünyesinde. Gay/lezbiyen temalı tezlere ve araştırmalara özel parasal destek sağlanıyor. (Ev arkadaşım "Savaş Öncesi Almanya'sında Görsel Sanatlarda Lezbiyenlik" konulu tezi için geçen dönemi okulun parasıyla Avrupa'da geçirdi, gelecek sene yine gidiyor).Akademinin
bize sunduğu pembe gözlüklerle bakıldığında herşey harika görünüyor. Hiçbir problem yok sanki; çağlar atlanmış, cinsel seçimler ve kimlikler bir problem olmaktan çoktan çıkmış. Bu perspektiften Amerika'da adeta bir eşcinsel altın çağı yaşanıyor.Maalesef
işin gerçek yüzü göründüğü kadar parlak değil. Her ne kadar bu kampüs eşcinseller, özellikle lezbiyenler için bir çeşit "Illyria" olsa da, hâlâ birçok alanda gizlilik söz konusu. Gay/Lezbiyen temalı derslerin bir çoğu transkriptlerde kod adlarla geçiyorlar. (Örneğin geçen dönem aldığım "Unnatural Acts: Gay/Lesbian literary studies" adlı ders eve yollanan raporlarda sadece "Unnatural Acts" gibi her yöne çekilebilir bir isimle geçti.)Eşcinsel öğrencilerden ailelerine "out" olanlarla olmayanların sayısı neredeyse eşit. Akademik ortamlar eşcinsel kimliği benimsemede ve bu konuda araştırma yapmada güvenli bir alan sağlıyor ama bu güvenli, kabullenici aileden ayrılma zamanı geldiğinde, iş aranırken örneğin, özgeçmişlerinde gay/ lezbiyen organizasyonlarını üye oldukları kulüpler ara
sında anmaya çekiniyor öğrenciler, okuldan sonra yaşanacak şehirler cinsel yönelimlere göre belirleniyor. San Francisco, New York, Los Angeles gibi eşcinsel vahaları büyük rağbet görürken, buldukları işler nedeniyle daha az toleranslı küçük şehirlere gidenleri okulda yaşanılan rahatlığa ister istemez gelecek bazı kısıtlamalar, dolayısıyla dolaba bir çeşit geri dönüş bekliyor.Evet
, burası bir lezbiyen cenneti. Ama elit bir cennet. Şehrin tek lezbiyen barına gittiğimde okuldan hiçkimseyle karşılaşmıyorum. Yukarıdakiler/Aşağıdakiler dizisini canlı olarak yaşıyormuşum gibi geliyor. (Okul bir tepenin üstünde ve bar aşağıda, şehrin merkezinde bulunuyor). O bar alt sınıf lezbiyenlerin mekanı. Giyimleri ve tarzları, saç şekilleri ile hemen kendilerini belli ediyor ve tepenin üstündeki elit kızkardeşlerinden ister istemez ayrılıyorlar. İki gurup hiçbir şekilde kaynaşma arzusunda değil. Aşağıdakiler edebiyat başyapıtlarını ve klasik filmleri "queer reading"lere tabi tutan akademisyenleri de pek ilgilendirmiyorlar. Her alanda olduğu gibi, bu dominant düzen tarafından marjinalize edilmiş komünde bile sınıf farklılığı insanlar arasında en ayrımcı etken olarak kendini belli ediyor.Lezbiyenler
kategoriler içinde boğulup ayrımcı stratejiler geliştiriyor ve zaten az olan görünebilirliklerini kendi elleriyle siliyorlar. Son 20 yılda Amerika'da eşcinseller çok önemli yollar katettiler. Birçok savaş verildi, birçok zafer kazanıldı. Gay erkekler bir bakıma bizden çok daha yüksek bedeller ödediler davaları adına. AIDS ve çoğunlukla gay erkekleri hedef alan homofobi onlar daha çok birbirlerine bağladı. Oysa lezbiyenler hem kadın eşcinselliğine heteroseksüel erkek fantezileri sebebiyle daha bir toleransla bakılmasından hem de heteroseksüel olarak "pass" edebilme şanslarının görünebilirlikleriyle ters orantılı olarak daha yüksek olmasından yararlandılar, bu konformizm de bir yerde ayrımcılığa ve lezbiyenler arasında kopukluklara yolaçtı.Yine
de iyimser olmaya devam ediyorum. Çimenlerde kolkola yatan, gelecekte çok önemli yerlere geleceklerini bildiğim bu "chic" lezbiyenleri gördükçe bizim neslimiz ve sonrakiler için tam özgürlüğün çok uzakta olmadığını hissediyorum. Bizden öncekilerin büyük çabalarıyla 20 yılda alınan mesafenin daha fazlasını çok daha kısa zamanda aşmak mümkün. Bir yol açıldı önümüzde, engebeler çok, ama yeşil ışık çok da uzak olmayan bir yerlerde yanıyor. Kendimizi kritize etmemiz yapıcı sonuçlara ulaşmamız için çok önemli. İleride birgün, akademideki lezbiyenlerin aşağıdaki kız kardeşlerine daha çok el uzatacaklarını biliyorum. Ve sadece Amerika'da değil, dünyanın her yerinde çeşitli sorunlarla boğuşan lezbiyenlere. Çünkü nerede olursak olalım, koşullar ne olursa olsun, hepimiz bir savaşın içindeyiz. Görülmeye, desteklenmeye ihtiyacımız var. Sesimizi daha iyi duyurabilmek için birbirimize kulak vermeliyiz öncelikle. Sonra, çok yakında, herşey daha iyi olacak.