TARTIŞMA DEĞİNME v.s.
SIKILDIM, ÇOOOOK SIKILDIM
Uğur ALPER/İstanbul
Şimdiye kadar kendimizi ifade edebildiğimiz yegane alan olan elinizdeki sayfaların daha gerekli ve işlevsel yazılarla değerlendirilmesi gerektiğini düşündüğümden, çok önemli şeyler dışında KAOS`a yazı yazmadım. Ama gelin görün ki bizler zaten hiçbir amaca hizmet etmeyen yazılarla KAOS`u işgal etm
eye başladık. Dahası bu yazılar sona ereceğine, her sayıda artıyor ve KAOS bunları ancak yazı karakterini küçülterek sığdırabiliyor. Pes diyorum başka birşey diyemiyorum. Durum öyle bir hale gelmiş ki, sevgili KAOSçular "Tartışma" başlıklı ayrı bir bölüm ayırmışlar. Tabii bu adı koyabilmek için de kendileri de birkaç yazı eklemek zorunda kalmış, yoksa sırf gelen yazılarla bu bölüm "Dalaşma" başlığını daha çok haketmiş bence. Okudukça içim daralıyor, daraldıkça sıkılıyorum. Keşke KAOS şu politikasını biraz değiştirse de öyle her yazıyı yayınlamasa, başta dalaşma yazıları.Esasında farkındayım, bu olanlar hakkında yazmakla ben de o başlığın altına girebilecek birşeyler yazıyorum. Ama bunu cidden istemiyordum. Bu yer değerliliği meselesine gerçekten inandığım için "İstanbuluşma" için bile birşeyler karalamadım, nasıl olsa birileri yazar dedim. Bir kere katılan tüm gruplara, herkesin birbirine gösterdiği yakınlık ve hoşgörüye binlerce teşekkürler. Bir dahaki çok daha iyi olacak arkadaşlar. "Baharankara" için şimd
iden heyecanlanıyoruz.Neyse, şu dalaşma meselesine dönersek, sevgili Coşkun her ne kadar bunları herkesin gözünü açmak için yazdığını söylese de çoğu zaman sonuç kendinin merkezde olduğu suni gündemlere dönüşüyor. Coşkuncuğum, bence bundan sonraki iddialarını biraz daha araştırmadan ortaya dökme ki koşulsuz her yazıyı yayınlayan KAOS da sürekli vebal altında kalmaktan kurtulsun. Sen Lambda toplantılarında anlattığın maceralarınla zaten yeterince ilgi odağı oluyorsun. Güneş de esasında kısmen Coşkun gibi ek
sik ve yanlış bilgilendirme ve dolduruşla bu yazıyı yazmış bence ama ertesinde adı yazıdan çıkartılan arkadaşımızı deşifre etmekle tehdit etmesi de akıl alır gibi değil. Ve bir soru daha Güneş`e, hoş, gördüğüm en kısa zamanda kendim de soracağım ama, Lambda toplantısına gelip para konusunda kendisini kandırdığını söylediği sevgilisi Filiz ile (Güneş Mayıs ayı civarında Lambda`dan acil olarak 500 dolar talep etmişti çünkü dergiyi hemen çıkartacaklardı ve şu anda derginin Kasım`da çıkacağı söyleniyor) iş hayatında ortaklığını nasıl devam ettirebilmiştir? Benim kafama takılan tek soru bu Güneş, onun dışında Sappho`ya başarılar diliyorum, gerçekten de bir lezbiyen dergisini okumak bana da büyük zevk verecek.Bir kere başladım, durmayacağım. Geçen sayıda Coşkun`un yazılarını, Parisli Amca`nın anılarını acımasızca, hatta küfrederek eleştiren arkadaşımın o yazıyı çok sinirli bir anında yazmış olabileceğini düşünüyorum çünkü gay olan birinin bence içinde güzellikler de olan yazılara bu kadar saldırgan bir şekilde yak
laşması anlaşılamaz. Şikayet noktası ise heteroseksüellerin eşcinselleri Coşkun ve Parisli Amca tarzındaki stereotiplerle tanıyıp tüm gaylere aynı yakıştırmayı yapmasıydı. Tamam da bu heteroseksüellerin sorunu, biz gaylerin değil. Ayrıca bizim içimizde binlerce insan var bu tür bir yaşam tarzını benimsemiş, onları inkar mı edeceğiz? Hayır kardeşim, bu dergi tüm eşcinsellerin dergisi, sadece uzun süreli ilişkiler yaşayan, eşcinselliğini seviyeli (ne demekse) yaşayan "düzgün" eşcinsellerin değil. Aynı zamanda her gece çarka çıkan, tek düşüncesi oral seks yapacak bir penis bulmak olan, efemine olan ve eşcinsellikten bunu anlayan eşcinselin de dergisi KAOS. Coşkun`u da okumak isteyen var, Gay`e Efendisiz`i de. Birinin yazısından birşey anlamayıp dergiyi sırf öteki için alan var. Coşkun`un yazılarından rahatsız olan otursun ne kadar duygusal ve uzun soluklu ilişkiler yaşadığını anlatsın, aşk hikayeleri yazsın. Onlar da yayınlanacaktır KAOS`da.Üç yıldır Lambda`da çalışıyorum ve Lambda`nın bana öğrettiği en büyük şey önyargılı olmamak ve insanları yargılamamak. Ben Coşkun`un yaşam tarzını onaylıyor muyum? Hayır, hiç bana göre değil. Benim bu konuda tek yapacağım, onun gibi yaşamamaktır. Hepsi bu. Ama benim bunu sevmemem bu yaşam tarzının yanlış benimkinin doğru old
uğunu göstermez. Belki heteroseksüellerin sosyal kuralları gereğince yanlış ama gaylerin bu kurallara uymaları kadar komik birşey var mı acaba? Bırakın herkes istediği gibi yaşasın. Size zarar vermediği sürece, kendi mutlu olduğu sürece sizi hiç ilgilendirmez. Heterolara gözüken imaj mı? Amaaaan, boşverin, biz gayler arasında da heteroların çok kötü bir imajı var zaten, onlar takıyor mu?GÖKSEL/İzmir
Derginiz ile ilk kez İzmir'de gaylerin sürekli takıldığı Arkadaş Cafe'de çalışan bir lezbiyen arkadaşım sayesinde tanıştım. Daha önce bazı sayılarınızı yüzeysel olarak okumuştum. Fakat 49. ve 51. sayılarınızı tamamen okuduktan sonra şunu gördüm. Sizler sürekli olarak birbirinizle tartışıyorsunuz. Bu tartışmalar yararlı olabilir ancak bu tartışmaları seviyeli ve gerekli kılsa
nız? Unutmayalım ki bu yazıları bazı heterolar da okuyor. Ve bu insanlar bu yazıları okuduklarında toplumun sahip olduğu imaj dışında ne görebilecekler HİÇ! Çünkü onların bizler gibi düţünmesi beklenemez.Bunu yazmamın gerekçesi şu: Geçenlerde derginizin bazı sayılarını birkaç hetero arkadaşıma ilettim. Bu insanlarla (3 kız, 4 oğlan) uzun süreli bir dostluğum var ve onlar bize sempati duyuyorlar. Fakat onlardan şu ana kadar hiç görmediğim bir tepki aldım.
(Bu arkadaşlarımın şu ana dek hiçbir şekilde bir gayle veya lezbiyenle ilişkileri yok. Ben onlara toplumdan gayliğin uzun süredir var olduğunu bunun bir sapıklık veya farklılık olmadığını göstermeye çalışıyorum. Bunda da başarılı olduğumu sanıyorum. Bir insan+Bir insan=Bir toplum.)
Aslında tepkilerinde haksız da sayılmazlar. Benim onlara bir süredir gayliğin salt seks ve fuhuş olmadığını, bunun sevgi ve saygı olduğunu anlatırken, bu girişimimim sevgili(!) Parisli Lubunyanın, hani şu sürekli birileriyle düşüp kalkan, çalışmak yerine sürekli seksi ve bu yolla
parayı düşünen Mevlüt'ün ve en önemlisi toplantılarda bile bir yere varılmadığını ima edip bu toplantılar boşuna, biz seks yapalım diyen s(.pık)evgili Coşkun'un büyük yazıları ve fantezileri yüzünden baltalandı. Ve arkadaşlarımdan biri bana "Bu mu senin eğitimli ve elit gaylerin" dedi.Burdan kendilerine gayliği topluma yayma çabalarıma destek verdikleri için çok teşekkür.
Şimdi İstanbul'dan Serkan Ege arkadaşımıza bir soru yöneltmek istiyorum (Tabi onun gibi düşünen arkadaşlara da). Sevgili Serkan, sanırım bu satırlar sana ait (Sayı 51);
"Biraz şu mağdur, zavallı, amaçları bir tutam sevgi olan, ezilen, yok sayılan sözüm ona eşcinsellerden bahsetmek istiyorum. Kesinlikle şunu belirteyim ki onlar hiçbir zaman bir gay, eşcinsel, insan olmadılar (altı çizili sözcük hariç katılıyorum). Onlar hep ibne, top, lubunya, orospu oldular ve acısını da aklı başında gayler, eşcinsel insanlar çekti. (%100 haklısın). Toplum, dünyanın her yerinde gay, eşcinsel dendiğinde Coşkunları, Parislileri andı (Evet, buraya kadar özelli
kle son tümcede tamamen hemfikiriz).Toplum, ortalama insan, hiçbir konuda derine inmez, hakim sınıf gördüğünü bilir, onu doğru kabul eder. Gay sınıfa bakışta her alanda olduğu gibi böyle oldu. (s(.pık)evgili) Coşkun'lar, Parisliler de onlara çok iyi işaret
oldu, oluyor."Evet, bu paragraflarına ve yazının büyük bir bölümüne katılıyorum. Ancak sorum şu; hepimiz yukarıda tanımını yaptığın bu ortalama insan grubundan geliyoruz. Ve dünya üzerinde biz ve Zeki Müren'den başka insanlar olduğunu anladığımız zaman ne mi yapıyoruz? O insanlara sımsıkı yapışıyoruz. Peki ilk zamanlar nasıl insanları tanıyoruz sanıyorsun? Tabii ki Coşkun ve Parisli gibilerini tanıyoruz. Onların kurdukları gemiyi görüyor, beğeniyor ve bizim de olsun istiyoruz. Sonra daha sandal yapmayı b
ile bilmeden kendimize bir gemi yapıyoruz ve hayata açıyoruz yelkenlerimizi. Sonra mı? Söyleyeyim, bunlar azalan veya yetersiz paralar, şuh kahkahalar, beldeli koliler ve en ağırlarından biri olan tecavüzler.Hepimizin gemisi battığı için fuhuşa bir can simidi gibi sarılan, hayatını seks üzerine kuran, günü birlik, sağlıksız ilişki ve zevklerle ayakta durmaya çalışan bir ya da iki arkadaşı vardır.
Siz de biliyorsunuz ki, hepimiz onların anlattığı hikayelere güleriz. Onlar yaşadıklarını bir stand upçı edasıyla anlatırlar bize. Tecavüze uğradıklarında bunu bize anlatırken "Ay dün, beni dağa kaldırdılar, üzerimden tam 4 kişi geçti, ay similyalar da çok buttu. Ayol bi de kıçıma şişe soktular" derler ve gülerler (ACABA?).
Şimdi bana şunu söyleyebilirsiniz; nasıl oluyor da sen Serkan'ın yazısının büyük bölümüne katılıyor ve sonra da bu insanları böyle zavallı, ihtiyaçcı, muhtaç çiziyorsun. Yoksa sen dönek bir yalaka mısın? Ya da daha ne yazdığını bilmeyen bir hıyar mısın?
HAYIR, ben 17 yaşında lubunya toplumunu öğrenip onlara katılan, onlardan çarkı, fuhuşu, yollarda insanların aşağılamalarını öğrenen birisiyim. Asıl ben bir gayim, ancak başta bu insanları gördüm, bana bunlar öğretildi. Bana gösterilen doğrular bunlardı. Aşağılık sitreyt bir manti bana zorla tecavüz
ettiği zaman yapacağım hiçbir şey yoktu. (Bilmiyordum). Ve sonuçta ben de onlar gibi davrandım, güldüm ve alaya aldım. Yoksa o tiksintiyi, o kendinden ve dünyadan nefreti, o zavallılık ve zayıflık hissini nasıl yenebilirdim? Güldüm, oldu bitti dedim. Kıçım sağolsun dedim ve bu olayı unuttum.(Bu olaya -gülüp geçmeye- laf edenlere duyurulur, objektif olun).
Bu yaptıklarımın hoş olmadığını ben de biliyorum. Ancak insanlar bir şey yaparken çevresindeki örnekleri alır.
Peki ne oldu da gayliğimi buldum ve kişiliğim olduğunu anımsadım. Başta ailemden kopmadım ve yeni arkadaşlarım bana doğruları yeniden öğrettiler, öğretiyorlar. Fakat bunu, beni aşağılayarak veya dışlayarak yapmıyorlar. Bunu bana dostluklarıyla, sevgileriyle, anlayışlarıyla, gerektiğinde dozunda u
yarılarıyla ve en önemlisi aşklarıyla veriyorlar. İnanın sevgi ve dostluk her insanı değiştirir. Eğer sizler de toplumun bizleri kabullenmesini istiyorsanız bu kötü örnekleri beni eğittikleri gibi eğitmelisiniz (Ancak bu iyilikle olmalı).Dergimiz bu amaçta
en büyük destek, ancak kendi aramızdaki kavgalar onu zedeliyor. Lütfen!Bizlerin amacı topluma gayliği kabul ettirmek, mahalle karıları gibi kavga edebileceğimizi göstermek değil.
Bu arada Yeşim arkadaşımıza her ne kadar onu tanımasam da teşekkür ediyorum ve yazısının altına benim imzamın da atılmasını istiyorum. Sevgili Yeşim, yerden göğe kadar haklısın.
Sevgilerimle.
"ŞAİBELİ" COŞKUN'DAN SAVUNMA
COŞKUN/İstanbul
Öncelikle, İstanbul'daki eşcinsel hareketle ilgili herşey Ankaralı geyleri tabi ki ilgilendirir. Çünkü Ankara'daki herşey de (eşcinsel hareketle ilgili) İstanbul'u ilgilendirir. Çünkü, bir ülkede tek bir eşcinsel hareket olur. Farklı şehirler sadece aynı hareketin farklı ayaklarıdır.
Eşcinsel hareket adına gelen paranın "akıbeti", bir haberdir ve bunu bilmek her eşcinselin hakkıdır. Çünkü bu para kişiye değil, hareket adına gelen paradır.
Lambda yerine sadece benim hesap sormuş olmam, benim bir hatam değil, hakkını sormayan Lambda grubunun acizliğidir. Kaldı ki ben de Lambda'nın kurucularından biriyim.
Gü
neş K. Göker, 500 $ aldığını itiraf ettiğine ve yaklaşık iki senedir dergi çıkarmadığına göre, beni hangi konuda iftiracı olarak adlandırıyor, anlayamadım."Şaibeli Aktivistler" yazısı Türkiye'deki gruplar için bir tecrübe oluşturduğundan faydalı bir yazıdır. Yurt dışından bakılınca, Türkiye için olumlu bir mesaj vermeyebilir ama hiç kimse benden eşcinsel hareket uğruna "hırsızları" gizlememi istemesin çünkü eşcinsel hareketten daha önemli olan, birey haklarıdır. Savunmasız eşcinsel bireylerin haklarının (
parasının) çalındığı bir zeminde yeşerecek eşcinsel hareketin kime, ne faydası olur.Yazılarımda "üslup" olarak bazen çizgiyi aşmış olabilirim ama paraları çalanları kınamadan önce sadece "üslubumdan" dolayı beni topa tutanlara sorarım: "Peki hırsızların hi
ç mi suçu yok!"Ne yazdıysam "doğruluk" adına, eşcinsel hareketin "billurlaşması" adına yazdım; "Şaibeli" diye adlandırdığım insanların hiçbiriyle kişisel bir sıkıntım yoktur. Eşcinsel okurlara sevgilerimle beyan ederim.
ALİMURAT/İstanbul
Her ne kadar bazıları hoşlanmasa da, böyle bir tartışmanın başlaması iyi oldu. En azından daha yolun başındayken ak'la kara ortaya çıkar. Ali Kemal Yılmaz'ın da belirttiği gibi minnacık bir filiz olan hareketimizi, merak etmeyin kesinlikle kökünden filan yok etmez, aksine aradaki yabani ot
lar temizlenirse (vaktinde!) filiz daha kolay kök salar.Gelelim esas meseleye: Niye kadın denildiği zaman hemen aklımıza orospu, fahişe vb. gelmiyor, gelse de kadınların hepsini bu şekilde genellemiyoruz: Neden erkek denildiğinde aklımıza hemen pezevenk, puşt gelmiyor da, eşcinsel ya da "gay" denildiğinde insanların aklına götveren, ibne, top, tekerlek, orospu gibi şeyler geliyor: Yoksa gay'lerin hepsi böyle mi: Hayır, kocaman bir HAYIR.
Peki neden bu böyle? Gay'lerin arasında hiç mi düzgün, aklı fikri erkekten başta bir şey düşünmekte olmayan insan yok? İşte bu noktada İstanbul'dan sevgili Serkan Ege'yle yollarımız birleşiyor. Onun geçen sayıda çıkan yazısına tümüyle katılıyorum ve altına ben de imzamı atarım. Serkan, sinirlerinin gergin olduğu bir zamanda
bunları düşündüğünü ve yazdığını belirtmiş. Oysa ben bunları sadece kızgın, sinirliyken değil, her zaman bu şekilde olduğunu düşünüyorum. Bu Coşkun'lar ve Paris'liler yüzünden bu hallere geldik. Bu ……, ……, penis için gözleri dönmüş ve bu uğurda herşeyi yapabilecek insanlar yüzünden herkes tüm gay'leri onlar gibi sanmaya başladı, onların yaptıklarıyla özdeşleştirdi. Ve "herkese hakedildiği şekilde davranılır" diye düşünerek bütün heterolar bizi onlar gibi sanıp dalga geçmeye, kızdırmaya, sinirlerimizi acayip bozmaya başladılar. Toplum dünyanın her yerinde gay, eşcinsel deyince Coşkun gibileri, Parisli gibileri anladı. Eşcinsel örgütler niye kuruldu zannediyorsunuz? İşte bu tip insanların yarattığı yanlış imajı silmek için kuruldu. Ancak "adın çıkacağına canın çıksın! Lafında olduğu gibi bunlar eşcinsellerin adını orospuya çıkarttılar ve özellikle bu memlekette gay olarak yaşamaktansa canım çıksın der hale geldik. Hepsi o tip insanlar yüzünden. Onların yaptıklarının faturasında düzgün, insan gibi yaşamaya çalışan eşcinsel insanlar ödedi. Özellikle Coşkun'un yaptıklarına bakın. Her sayıda birine sataşıyor, ortaya araştırmadan, soruşturmadan bir laf atıyor, milleti ti'ye alıyor. Acaba onu ne yapsınlar? Onun yüzünden insanlar eşcinsel hareketten uzaklaşıyor, soğuyor. Bakın son sayıda: Sevgili Güneş, artık Coşkun'un kendi uydurduğu aslı astarı olmayan şeyler yüzünden bu Kaos GL'ye son yazışımdır diyor. Hadi gözün aydın Coşkun Yazar rakiplerinden biri daha senin bıkkınlık verici dedikoduların yüzünden çekildi de senin yazacağın sayfa sayısı arttı.Buradan Güneş'e sesleniyorum: Sakın bunun gibiler yüzünden Kaos'tan ve eşcinsel hareketten vazgeçme. Onun hedefi de zaten buydu. Milleti bezdirdi, bıktırdı, meydan ona kaldı zannediyor. Yok öyle yağma! Coşkun herkese çamur at, izi kalsın mantığıyla herkese hesap sormaya kalktı. Biraz da biz hesap soralım. Güneş ve Ali Kemal arkadaşlarımızın yaptığı gibi ben de Lambda'ya yaptıkları işlerin hesabını soralım derim. Kesinlikle bir şey yapmadılar demiyorum. Aksine Kaos GL'nin 2 ay
önce bir kitapçık'la açıkladığı yaptıklarının dökümünün benzeri birşeyi Lambda yapsın. Sakın şimdi "gelsinler Pazar toplantılarına orda açıklayalım" demesinler. Herkesin gelmesinin imkansız olduğunu biliyorlar. Onlara yaptıklarını bir sayfa halinde Kaos GL'de yayınlamaya çağırıyorum. Siz hem Lezbiyen örgütlerden dünyanın parasını alacaksınız, sonrada Güneş, Filiz gibi lezbiyenleri küçük düşürüp onları hareketten uzaklaştıracaksınız. Sanki bu iş sadece gay'lere aitmiş gibi, Ben bir gay olarak Güneş'ten özür diliyorum. Ayrıca Güneş ve Ali Kemal gibi, en son bir lezbiyen örgütten alınan 3 milyar TL'nin hangi işlerde kullanıldığını, Lambda'nın hangi etkinlikleri olduğunu açıklamasını bekliyoruz. Herşey ortaya çıksın, gün hesap günüdür. Herşey ortaya çıksın derken, herkesin kendisini ve çevresini sorgulamasını da istiyorum. Güneş'in 350 bin liralık biralarının hesabını soracağımıza, diğer gay barlara kazıklanarak, yolunarak niye girdiğimizi düşünelim ve tavır koyalım. Niye bazı yerlere girerken 6 (hatta 7,5 olmuş) milyon liraya kazıklanmaya başkaldırmıyoruz, üstüne üstlük daha kötü muamele görüyorsunuz. Tam paramızla rezil olma durumu! Gelin bu şekilde bir hareket başlatalım, ortak tavır koyalım. Bu tartışmaların olmasından da hiçbir arkadaş sıkılmasın, üzülmesin, hatta isteyen katılıp fikrini söylesin. Esas sıkılmamız, kaçınmamız gereken şeyler ise başkalarına gerçekdışı şeyler uydurarak iftira etmek, onları küçük düşürmek, hareketten soğutmak. Bazıları ise ne halleri varsa görsünler diye düşünmekte ama bu çok yanlış. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mantığı gün olur sizi vurur. O zaman size destek olacak insan aradığınızda da siz bulamazsınız. Konu hepimizin konusu, uzak kalmayıp duyarlı olmalıyız. Hepiniz sevgiyle kalın.
ŞAKİR/İstanbul
Eylül 27 itibariyle İstanbul'da gerçekleştirilen toplantıya dair birşeyler yazmamaya kararlıydım aslında. Ama görülüyor ki 51. sayı itibari ile birkaç siz söylemek zorunluluk haline geldi…
27 Eylül, günlerden Pazar İstanbul'da ibnelerin merkezi gözüyle bakılan Taksim'in tam da göbeğinde, Türkiye'nin dört bir köşesinden gelecek, farklı cinsel kimlikleri nedeniyle savaşan insanlar buluşup, tanışacak ve söyleşecekler. Sonrasında hangi yaratıcı arkadaşımın fikri ise bu toplantı İSTANBULUŞMA adını alacak. Bense aylardır telefon sohbetini bir dost
luğa çevirdiğim Gay'e Efendisiz ve beraberinde pekçok eşcinsel arkadaşımla tanışacak olmanın heyecanı ile Bursa'nın yüce dağlarında zamana hız kazandırıyorum kendimce. İşim gereği Pazar izni sözkonusu edilemeyeceğinden bu önemli Pazar günü çalışıyor olmamsa çok üzücü. 13.30 civarı toplantının yapılacağına dair onay almak için Coşkun'u aradığımda fırçayı yiyorum. "Hemen gel, herkes seni soruyor. Nerden bileyim seni, daha yatmadık bile." Otobüs, feribot derken 19.00'da toplantı salonundayım. Bir yandan Coşkun'un elime tutuşturduğu 50. sayıyı inceliyorum, bir yandan da gündemi yakalamaya çalışıyorum. Yaklaşık altı aydır göremediğim Lambda dostlarıyla sohbet ve selamlaşmalar başlıyor sonra. Bir de Ali Özbaş kim, Gay'e Efendisiz nerde, Yeşim hangisi türünden robot şahıs tahlillerine başlıyoruz. Ali ve Gay'e Efendisiz'i sesinden çıkarıyorum da Yeşim'in arayışı biraz uzun sürüyor. Gerçi Coşkun vantuzlarını Tayyip'in boynundan çekebilseydi bu tür soruların muhatabı kesin o olurdu. (Tayyip de Tayyip'ti hani!) Ki Lambdacılar bilir katıldığı toplantılarda Coşkun yeni gelen birini yakalarsa siyah çantasından son sayıyı çıkarır, başlar tanıtıma. Çekindikleri için kitapçılara gidemeyenleri dergiye abone yapması bile -fikirleri ve yazdıklarını tartışma gereği bile duymuyorum- Coşkun'un KAOS için gerekli olduğunun göstergesi ve kanıtıdır. Sanırım 15.00 civarında başlayan dost sohbetlerinin üst katta zaman zaman alevlendiği, bazen de konuların çıkmaza girdiği görülüyordu. Sıkılanlar ise kasvetli havadan uzaklaşıp içkilerini yudumlamayı tercih ettiler.Sevgili Parisli Amcamın havanda su dövmedik savunusu ise ister istemez bazı insanların toplantıyı bu şekilde değerlendirdiği kaygısına düşmemize neden oluyor. Bu yorum kişilerin o gün toplantıdan ne bekledikleri ile fazlaca bağlantılıdır. Kaldı ki bir arkadaşımız toplantı sonunda ilk kez gelmiş olmasının ve son dönem yaşadıklarının baskıları nedeniyle tavrını "özür dilerim bana bir şey vermediniz" diyerek ortaya koymuştu. İşe en olumsuz yönden bakmak yerine belki de tek olumlu nokta
yı yakalamak doğrudur diye düşünüyorum. Kabul: Belki gruplar eşcinsel hareket adına radikal ortak kararlar alamadılar -ki toplantının böyle bir amacı yoktu- belki grup temsilcileri dışındaki insanlar barda sohbeti tercih ettiler, belki de birilerinin düşündüğü gibi saatlerce havanlarda ılık sular dövüldü. Ben bu toplantıda daha farklı şeyler yakalayabildim. Gördüklerim finalde birbirleriyle tanışıp, konuşan insanlardı, maskesini çıkarmış Deniz, Ankara KAOS, Sappho'nun Kızları, İstanbul Lambda,Bursa Spartaküs, Türk Gay, İstanbul, Diyarbakır, Adapazarı ve Antakya'dan bireysel katılımcıları ile renkli bir yelpaze, geleceğe dair atılmış sağlam temellerdi. Görünen o ki alaylı gazeteci mekanik Lambda toplantısından, sevgili Coşkun da Tayyip'in kollarından kurtulamadıklarından toplantıyı yeterince olumlayamadılar. Sadede Enver yardımıyla gelmek lazım. "Bu tür toplantıların yapılmasını diliyorum." (Sayı 51, shf 16). Tabii BAHARANKARA gibi popüler kimlik kaygılarına kapılmadan… Sevgiyle.
Eşcinsellere Yönelik Şiddete Karşı Ne Yapmalı?
Örgütlenmeli!
SUAT/İstanbul
Biz gaylerin ortak ekonomik-sosyo kültürel hak ve çıkarlarını elde eden, varolanları koruyan ve geliştiren özgürce kurulmuş, serbestçe ve demokratik ilkelere uygun çalışan bağımsız bir örgüt ile bu işi halledebiliriz.
Öte ya
ndan gaylerin çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi mücadelesinin yapıldığı anda biz gaylerin yanında olacak bir baskı grubu oluşturmalıyız.Örgütsel çoğunluk (daha doğrusu azınlık) tek başına yaşam ve çalışma koşullarını iyileştiremez. Hak mücadelesinde başarılı olamaz. Böyle bir örgüt birliğin, güçlülüğün, özgürlüğün ve demokrasinin ayrılmaz parçasıdır. Zor günümüzde yardımımıza koşacak, bizi kollayacak ve koruyacak bir örgüt kurmalıyız.
Gösterdiği faaliyet nedeni ile üyeleriyle her koşulda bütünleşmek ve iletişim kurmak bu örgütümüz için çok önem taşımalıdır. Bütünlüğü sağlayabilmek ve üyelerine en iyi hizmeti verebilmek için Türkiye'nin dört yanına, yedi bölgesine dağılmalıdır.
Anılan örgüt barışın ve dialoğun yararlarına inanan, üyelerini ve toplumumuzdaki tüm fertleri sevgi ve dayanışmaya davet eden, sağlıklı, dengeli bir toplum, sosyal güvenlik ve dayanışmanın geliştirilmesi için çalışan, tüm üyelerine fırsat eşitliği sağlayan bir örgüt olmak zorundadır.
Tüm örgütlerde olduğu gibi bu gay örgütünün de gücü üyelerinden kaynaklanacaktır. Bu açıdan gerek üye sayısı gerekse üyelerin nitelikleri, yani örgüt bilinci, gay örgütünün üyelerinin bağlılıkları ve katılımlarıyla önem kazanacaktır. Bu amaçla geceler, geziler, toplantılar düzenlenerek, gay örg
ütü ile üyeler arası temas canlı tutulacaktır…Gibi şeyler azmak ister, bu örgütün kurulabilmesi için çabalar göstermek isterdim. Ama Türkiye böyle bir örgüt için daha hazır değil diye düşünüyorum.
Gece veya geziler düzenleyeceksin, medyayı uzakta tutacaksın; davetiye, bilgilendirme veya kart basmak için sana gerekli isim listelerini ellerine geçirmeye çalışacak bir sürü insan ortaya çıkacaktır. Buna çalışanlardan birine para teklif ederek, en kötüsü kendini bu örgüte aldırarak kimlerin dahil olduğunu bulmaya çalışacaktır. Bir de belli bir büro ve bina sahibi olunacağından kötü niyetli hareketlerin önüne nasıl geçeceksin. Polis vb. zaten sık sık denetleyeceklerdir. Bir avuç gay yapsa yapsa fuhuş yapar gibi bir mantıkla.
Belki en doğrusu (şimdilik) gay olduğumuzu birbirimize söylemek, yoksa çirkefe taş atıp üstümüze sıçratmanın bir anlamı yok.
SEDAR/Manisa
Dergime ve konulara gelince, son derece üzgünüm. 22 yaşındaki Matthew Shepard'ın öldürülüşü ve öldürülüş biçimi!? Neden bu öfke? Bunca hınç niye? Gay olmak, bunları mı hakettiriyor? Okuduğumda, son yıllarda sağcı-faşist insanların agresifliği son derece doğru. Lâkin bu kesimde eşcinsel yok mu? Kesinlikle var ve düşünsel olarak taban tabana zıt olduğum halde birbirimizi seviyoruz ve sevişiyoruz. Nevşehir'deki gay sevgi
lim, bana zıt düşüncede olsa bile, bu asla sorun olmuyor. Zira, sevgilim tercihi ile siyasi yapısını karıştırmıyor. Güzel olanı da bence bu. Ne istediğimizi biliyoruz kısacası. Sevgi adına paylaşabiliyoruz. Bu tür şiddet olaylarına maruz kalmamak için ne yapmalı? yazınız son derece yerinde. Kenetlenmeli ve elele vermeli diyorum. Diyorum da, tanımıyorum ama, İstanbul'dan Serkan Ege'nin yazdıklarını esefle okudum. Neden bu saldırganlık? Yok Parisli Amca, yok Coşkun, yok Yusuf Can! Gay olduğu için insanlar öldürülürken, elele vermek varken, doğrusu bu saldırganlığı pek anlayamadım. (Umarım yanlış anlamamışımdır).Bir diğer yazı; Cinsel Sapıklar-Dinsel Sapıklar. Bayağı etkilendim. Hem çağrışım da yaptı bana. Bir şovmenin yaptığı terbiyesizlik hortladı ve bir parti lideri vasıtasıyla gene gündeme geldi. Aleviler ve Sapıklık. Alevileri bilemem ama, bugün itibariyle kapalı toplum oluşumlarından Kur'an Kurslarında bile sapıklık varken, insanlar bunlara şahit olurken, bu insanların kafaları hiç mi basmaz? Örneğin Mani
sa. Dincilerin bir yurdunda, dinci bir müdür yardımcısı olan kişi, gene dinci bilinen 11 öğrenciye tecavüz etmedi mi? Olay ortaya çıktığında Manisa çalkalandı. (Mesleğimden utanç duymuştum o anda). İşin en trajik yanı, bu dinci bilinen müdür yardımcısı öğretmeni, aklamak için, müdahil avukat olarak kim savundu, biliyor musunuz? Zamanında Deniz Gezmiş'in avukatlığına soyunan Burhan Apaydın. Bu avukat, meslektaşımı akladı ve sikilen sikildiğiyle kaldı. Olay da böylece örtbas edildi. Bu insanlar hakkında, varın yorumu siz yapın artık.Mektuplardan bölümündeki "Enes-Eskişehir" başlıklı yazı, doğrusu, beni etkiledi diyebilirim. Gözlerini kapattığında, kimi görmek ister acaba? Sonra, İstanbul'dan sevgili Ahmet'in yazısı çok hoş. Evet, "vücut dilinin susmamasını diliyorum" dileğine katılıyor ve kendisini sevgiyle öpüyorum.
Serdar, P.K. 76, 45000-MANİSA
ELİMELİMÜSTÜNDEKİMİNELİVAR.
DARREN/İzmir
İzmir, Ege'nin incisi Gaylerin gür sesi. Hangi gür sesi acaba. İzmir, gay potansiyeline rağmen zavallılık konumundan hiç bir zaman kurtulamadı. Ne bir hareket ne de bir oluşum kavramından söz edilemez. Bir ara gayler toplandı konuştu, çırpındılar; bir şeyler yapmak için . Sonrasında yine kendi kaoslarında boğuldular. Bence bu oluşum çabasındaki problemler eşcinsellikle alâkalı değil, insanl
arın kişisel psikolojileriyle ilgiliydi. Kendi problemlerini çözmeden insanlar eşcinselliği tartışmamalılar. Jewel'in yoğun çabaları sonucunda başlayan toplantılarda bitiveren otuzluk gayler ise hemen el attılar. Bu bulunmaz fırsatı değerlendirerek, kendilerini mudur, mudurcuk, vıcık vıcık şeyler olarak ilan ettiler. Ana başlık altında kurucu sıfatını aldılar. Buraya kadar herşey güzeldi. Fakat yaşadıklarını ve deneyimlerini bir iş başarmak için değil, taze gayleri tavlamak yada birbirlerinin sevgililerini ele geçirmek için kullandılar. Hiç yüzünü görmediğimiz insanlar BİZGL'nin kurucularıyız diye tanıştırdılar kendilerini. Aslında problem bu değil. Hiç bir şey yapmamış insanların etiket merakı. Olan biten ortada, kadınların altın gününden farkı olmayan toplantılarda; ……'un yakın arkadaşının sevgilisine duyduğu aşkı ve şiirleri, ……'in cep telefonu ve Levis'ten aldığı pantolon, ……'ın Atakent sahilinde, Bornova'nın ıssız koruluklarında yediği mantiler, ……'un bitmeyen dedikoduları konuşuldu durdu. Milletin ağzına sakız olduğumuzla kaldık. Komikliğimiz de cabası. Gayiz ama önce insanız, gayler ayrıcalıklıdır diyoruz; kibar, estetik, mantıklı, yiyici ay bonkör.!!? Mütevaziliğimizden bu özelliklerimizi gösteremiyoruz. Kıskanıyor, sevgili çalıyor, uluslararası dedikodular yapıyoruz. İnsanların hayatlarını dedikodularla mahvediyoruz. Mahalle karıları. Koskoca İzmir'de ne gurup ne tartışma ortamı var. Gay barları doldurmak daha eğlenceli. Sonra da KAOS GL'den eşcinsel kurtuluş hareketini okuyup hüzünlenmek, tam bize göre. Bencil olmayalım ve yapılan toplantı duyurularına kulak verelim. Aman otuzluklar siz şişlerinizi alıp evinizde oturun, örgünüzü örün. Ayağa köstek, ruha ağırlık olmaktan başka bir işe yaramıyorsunuz. Gözümüzü açalım. Konsutruksuyonu oturtamıyorsak Ankara, İstanbul ya da yurt dışındaki organizasyonlardan yardım isteyin. Antakyalı Murat'a bol şans diliyorum. Görüş ve fikirlerine katılıyorum. Rabbim kuvvet versin.
ATIN KULAĞINDAKİ SİYAH KELEBEKLER
ŞAKİR/İstanbul
Taksim Lubunyası şehvetle Kadıköy Vapurundan bildiriyor…
ANLAYAMADIM DA
51. sayıda dikkatimi çeken ortak nokta yazıların içindeki derin anlam ve anlatım bozuklukları. Acaba ahkâm kesiyor muyum? kaygısını da yanıma alarak izin verirseniz tanıdığım için sevgili Duygu Zafer'in yazısından örnekler vermek istiyorum.
"Gelir adaletsizliği" deyimi kullanılarak bir hata yapılmış. Adaletsiz gelir söz konusu değildir, adaletsiz gelir dağılımı vardır diyebiliriz.
Bir başka deyim yanlışı. "Eğitimin kalitesizliğinden". Eğitim bahis konusu ise kalite kelimesinin kullanımının çok doğru olduğunu sanmıyorum. Eğitim sistemindeki çarpıklık daha doğru bir ifade olurdu. Bir de kalite, uyandırdığı zayıf (belirsiz) anlamlar nedeniyle büyük elemelerden sonra kullanılmalıdır.
"İnsanların sağlık ve eğitimden eşitçe pay alamamalarından" cümlesinden sağlık ve eğitimin eşitçe pay edilebileceği gibi bir anlam çıkarılabiliyor. Sağlık primlerinin bölgelere göre dağılımındaki düzensizlik cümlesi asıl anlatılmak istenilene daha yakın olsa gerek.
"Milletvekillerine gösterilen kıyaklıktan" cümlesinde hem yanlış kelime kullanımı hem de anlam bozukluğu mevcut. Milletvekillerine sunulan büyük ayrıcalıklar desek? Canımız illa argo kullanmak istiyorsa, kıyak milletvekilliğinden diyerek sorunu çözebiliriz.
"Gözaltındaki işkencelerden"... gözler önünde siz hiç işkence yapıldığını gördünüz mü?
"Çocukların büyük bir vahşetle yaptıkları tecavüz" Vahşi olmayan tecavüzler de var sanırım!
"Hayvan eziyetlerinden"... Bir terslik var ama çözemedim.
"Trafik sıkışıklığından"... Trafik araçlarının yoğun olduğu durumu tanımlamak için kullanılır. Bir de trafiği sıkıştırmak "GAP Projesi" gibi bir şey oluyor.
"Eşcinselliklerini evlere ve bazı barlara kapatanlardan"… Önce eşcinselliğimizi evlere kapatanları, yani bizi kaçmak zorunda bırakanları suçlasak, bizim gibi olanları değil. İsteyerek kapananları bilemem…
"Türkiye'de yaşayıp da fena olmayanlara şaşıyorum"… 80'lerin siyasi belirsizliğinden kaynaklanan kaosu saymazsak son dönemde en büyük toplumsal ve bireysel çıkışlar görülüyor. Yani, Türkiye fena halde fena oluyor…
Bir ha
ta da kızlarımızdan. "Kırgındık, yaralıydık, korkuyorduk". Edilgen çatılı fiillerin bu şekilde kullanımı anlam kayması yaratır. Tek başımıza kırılamayacağımıza göre kırılmıştık, yaralanmıştık, korkutulmuştuk olmalı…Son veciz hata da Ali Kemal Yılmaz'a ait. "Gay örgütlülük üzerine" şimdi ben ne diyeyim…
AY NE KADAR ALINGANSINIZ:
27 Eylül toplantısının ilk alınganı Özgür Özçelik. Yazısında bahsi geçen Deniz (ki bir diğer alıngan da o idi) sağımda otururken, Özgür sol yanımdaydı ve aramızda bir kişi vardı. Bu yüzden kendisini "küçük arkadaş" hitabı sonrasında yakından görebildim. Özgür, yazdıklarına ve duyarlılığına bakılırsa en az yüzü kadar güzel bir de yüreğe sahip. Genç yaşında görülebilen bilgi ve bilince sahip olman güzel de niye bu gereksiz alınganlık…
YANLIŞ MI GÖRDÜM ACABA?
Coşkun'un yazısından bir alıntı yapacağım. "Coşkun bana erkekmişim gibi davranma, rahatsız oluyorum. Ben bir homoseksüelim".
"Erkekmişim" gibiden kastedilen düz erkek (sitreyt) ise durum vahim, yok eğer aktif eşcinsel erkek tanımlanıyorsa durum daha da vahim…
"Tayyibim… Sen normal erkekleri bile öne doğru eğersin". Normali nedense aynı "norm"dan gelen şeklinde düşünmek istiyorum. Bunun adına homofobi derler, heteroseksüeller bunu çok severler… Bir de öne eğmek erdem mi?
Sevgili Paris
li Amcama duyduğum saygıdan dolayı eleştirmek bana düşmez. Yazısında tesanüt (dayanışma) kelimesi kullanılmış. Eğer kelimenin bilinen anlamı da yazılacaksa eski kullanımına ne gerek var? Yada gerekli açıklama yazı sonunda verilse olmaz mı acaba…(Parantez içindeki dayanışmayı biz yazdık. Yazı sonunda not olarak yazılmalıydı. Bu arada Parisli Amca 70'ini geçmiş bir gay. Bugün kullanılmayan kelimeleri kullanması doğaldır.) "Mütedil arkadaşlarımız"… Hüseyin Rahmi okuyormuşum gibi geliyor.Gay ve eşcinsel kelimelerinin şu anki kadar yaygın kullanıma sahip olmadığı zamanlarda nonoş, abla ya da homoseksüelin kısaltılmasından gelen homo kelimeleri kullanılırdı. Homo, literatürdeki bir cinsel kimliği tanımlamaktan çok hakaret amacını taşırdı. Heteroseksüellerden bahsederken amaç zaman kazanmak değilse en azından yazım dilinde kısaltmasak olmaz mı?
TARTIŞMA:
(Taksim'in lubunyası Cihangir'den bildiriyor).
Şaibe tartışması şaibelilerin katılımı ile başından beri seviye kaybediyor. Olayı ortaya atan Coşkun -pardon Kezban diyecektim-, şaibeliler tarafından yıpratılıyor. Deniliyor ki "Sen önce lezbiyenlerle olan sorununu çözümle". Hafızam beni yanıltmıyorsa ilk şaibeliler Alex, Bülent Ateş ve Kemal Beyler idi. Öyleyse Kezban'ın lezbiyenlere karşı bir tavrı yok. Deniliyor ki Lambda'nın parasının hesabını niye sen soruyorsun. Yani, sana mı kaldı. Coşkun 93 yılından beri Lambda'nın, dolayısı ile eşcinsel hareketin içinde yer alan bir kimliktir. Eğer Lambda'nın kuruyemiş ekibi paranın hesabını soramıyorsa, hesabı sormak Coşkun'un görevidir. Kaldı ki Coşkun daha çok eşcinsel grupların yurtdışındaki saygınlığının peşindedir. Deniliyor ki "Lezbiyen örgütten alınan paradan bize ayrılan miktar 500 $. Adaletiniz bu mu? Para lezbiyen bir örgütten Uğur'un (Lambda yöneticisi) hazırlamış olduğu ciddi proje sonrasında geri dönüşü beyan edilmek şartıyla alınabilmiş, ciddiyetsiz insanlara teslim suretiyle de heba edilmiştir. Altı aylık toplantı periyodunda yalnızca iki kez görebildiğim (toplantı salonunun altındaki bardaydı sanırım) Güneş'in "bu para az bile" diklenmesi boşunadır. Ayrıca ortada para olmadığına ve bir yıllık geri dönüş süresi dolduğuna göre Lambda'nın yapacağı zorunlu bildirim merak konusudur.
HABER
Herkesi yazar yapmaya niyetliler için sevindirici bir haberim var. KAOS yazar kadrosu -sıkı- bir yazar kazanıyor. İzmir'den sevgili Şener. Yazısını ve yaşam öyküsünü keyifle okudum. Yazısının sonunda şöyle bir cümle var: "Sizler zaten neyin ne olduğunu biliyorsunuz". Ne yani şimdi bildiklerimi mi okudum ben. Ah keşke o cümle olmasaydı.
HOMOFOBİ
Filiz Moray'ın kullandığı "Mahalle kadını", Güneş'in zihninden yazıya dönüşen "mahalle kadını ağzı" sözleri -adı geçen kişiler gibi- Türkiye'deki feminist düşünce birikimi için kocaman birer talihsizliktir.
DUYURU
(Ben de alınganım)15 Kasım'da Sappho çıkıyormuş. Güneş 97 yılının Ağustosunda Açık Radyo'daki %100 GL programına katılmıştı ve yakında diyerek dergi çıkış tarihini vermişti. 15 ay sonra Sappho nihayet duvar gazetesi gözüyle bakılan KAOS'un satıldığı her yerde satışa çıkıyor.
BU KIZ NE D
İYOR YAHUGötveren münasebetsizliği sonrasında sevgili Gay'e Efendisiz'in tavrını çok yerinde bulduğum için değinmiyorum. Homolarının bu kadar homofobik olduğu bir ülkede orospuya orospu diyemezken ibneye götveren demek fazlaca cahil cesareti olsa gerek.
T
EBRİKLERYorumu haketmeyen bir yazı var ki Serkan Ege rumuzunu taşıyor. Kendisinin de dediği gibi sinirle yazılmış. Ne Coşkun'un çalışmak gibi bir angaryası olduğunu hatırlatmaya gerek var ne de Parisli Amcanın tek derdinin nadir sertleşen similyasıyla birilerine tecavüz etmek olmadığının. 50. sayıdaki Dialog yazımda yer alan "görmek" sözü okuyanın bilinç altında kesişme haline gelivermiştir. Dialog yazısındaki bahsi geçen cümlede anlatım amacı coming-out sonrası cinsel kimlik hesaplaşması yaşayan kişinin gündelik hayatta hemcinslerine rastlamasının kişiye vereceği rahatlıktır.
Yaşananları ve yazılanları anüsünden anlamak, yorumlamak konusunda gösterdiği dirayet sonrasında Serkan Ege büyük tebriği hakediyor.