BEDEN MASALLARI
KALİTE KONTROLÜ YAPILMIŞTIR!
Şarmut A. İKARUS/Ankara
Hamam kabinlerinin kapıları, ahşap ya da beton ya da kargir duvarları hep don markalarıyla süslüdür. Farketmez misiniz? Hamama giren terler ama terlemeden önce neden don markalarını kabinlerin orasına burasına yapıştırır? Hadi yapıştırır hamamızadeler de hamamcılar (hepsine birden böyle demek daha doğru olur... “fırıncı” gibi y
ani...) neden o etiketleri söküp atmazlar bilmem. Belki de bilinir de ondan söküp atmazlar o simgeleri?İlk aşkım, elma ağaçlarının gölgelerine sığınıp karşılıklı mastürbasyon yaptığımız ve o elma ağaçlarının bulunduğu bağa giderken motorsikletine bindiğimde arkasına sımsıkı yapıştığım ve onun öne doğru eğilerek motoru kullanan bedeninin geride bana sunduğu iki kanadının arasına daha yeni yeni uyanan erkekliğimin nasıl da güzelce uyum sağlayarak yekleştiğini ve dikleştiğini duyumsatan ve ona da duyumsattığım kuzenim (o şimdi üniformasının “hakkını veren” bir binbaşıdır), karısını ve iki çocuğunu “yazlığa” tatile gönderince beni anımsamış Ağustos ortalarında.
“Nasılsın Şarmuta? Bir arayayım dedim,” dedi telefonda gecenin on birinde.
Bir kere, evinden hama
ma gelen hamamızade, markası üstünde buram buram tüten taze bir don neden giysin ki? Demek ki hamama gelirken, çoğu hamamızade (onlar ki başka illerden don tedarikli gelmezler ve hamam kaçamakları için yepyeni taze don satın alır da öyle gelirler hamama) birazdan tertemiz olacak götüne, hamamda olup bitenden iz bırakmayacak envai türden ve çeşidine ve ebadına bereket donlarla... Abzürd... kapı ve duvarlardaki görüntü öyle ... absurd... yani saçma, yani tuhaf... yani komik... yani avant garde... yani çekici... bu don markalarını niye oraya buraya yapıştırırlar ki götlerini sevdiğim hamamızadeler? ... Amman! Şimdi düştü jeton. Jeton est tombbe! (Yani jöton düştü!) anıştırma yapmak istiyorlar. Bak biz donumuzu çıkardık, içeri girdik. Senin de bu donun içine yaraşır, uyar, denk düşer bir büllüğün vardır herhalde. O zaman salına salına gel aşşağa da bakak bi, kim kime , ne neye denk, ha. Karpuz mevsimi geçmeden, karpuzu yarak da yiyek, he mi?Sesinden biraz da olsa içmiş olduğu belliydi. “Gelsene,” dedim. Kırıttı biraz. Oraya gelmem bir saat sürer. Sabah da erkenden yolcuyum vb. “Burada kalırsın aşkım,” dedim. “Seni çok özledim,” dedim. Elbette bir saat sürmedi gelmesi. O gelene dek ben don mu giydim ki altıma. Laf. Kaç numara olduğuna mı baktım.
SEHERYILDIZI 4...
.......522 08 92......donunuzun telefon numarası olmaz demeyin, işte var... bundan bööle var.O bütün hasreti ve utangaçlığıyla zili çaldığında benim kapıyı çırılçıplak açacağımı bilemezdi. Çırılçıplak, dudaklarına yapışacağımı da. Ama, öylece teslim oluverdik birbirimize. Yekvücut olmuştuk, ben çırılçıplak, o giyinik, üstelik kravatlı. Salondaki kanepe üstüne sürükledik birbirimizi. O oturdu, ben onun üstüne oturdum. Yerimiz dardı da ondan. Bu kadar özlemden sonra yerimiz tabii ki dar olacaktı. Laf. Usulca sıyırdım pantolonunu, donuyla birlikte aşağıya doğru. Donun markasına mı bakacaktım, numarasına mı?
cihan YILDIZ çamaşırları 6. (off göte bak, 6 numara, voww!!) Yahu, allahınızı severseniz kimin yüreği dayanır bu don markalarına? Kim heyecanla ayakkabılarını ya da çoraplarını çıkarmadan peştamalı sarınır da hamamcı zebanilerden birinin uyarısına mazhar olmaz ha. (abi ya, çorabınan mı giriyon içeri? Ayahların içeride üşümez yimin olsun ki. Kıkırdamalar, gevrek gevrek gülüşmeler...) SALAK... çıkar şu çorapları, deseler daha iyi, de mi ama. Yozgatlı(yozigotlu) bu tellaklar da pek bir istihzalı oluyollar hani.
Dikleşmiş büllüğü, o elma ağaçlarının gölgesine sığındığında daha da masum görünen o ilk kez içinde çimdiğim ırmak denli serin, elimi yapıştırdığım soba denli kavurucu büllüğü bütün haşmetiyle ağzımı doldurdu; soluk almak için kaldırdığımda başımı, “Aşkım,” dedim, “Sen benim ilk aşkımsın, bunu biliyor muydun?” dedim usulca. Binbaşım, iktidarın büllük kimin ağzındaysa onda olduğunu bilmez, belki de bu yüzden ağzına almayı kibarca reddeder.
Ağlamaya başladı. Bunca zaman niye aramadın, deyip de hesap da sormamıştım oysa. Büllüğü dikleşmeyi sürdürüyordu. Ağlıyordu hasretle ve ağzımda büyüdükçe büyüyordu ilk aşkım. Gözyaşlarını parmaklarımla usulca silip kucağına oturdum ve ağzına yapıştırdım ağzımı. Ağızdan ağıza temastan çekiniyordu. Karısına ihanet ettiğini düşünüyor olmalı diye yordum içimden. O hıçkırıklarını dizginlemeye çalışırken, “Yağ gibi bir şey sürsen, canın yanabilir,” diye de fısıldamayı ihmal etmedi. Canımı yakmak istemeyişi onu bir kez daha sara sarmalaya gözyaşlarından öpmemi gerektirdi. Sevgiliniz ağlarken onu öpmek gibisi var mı?
YETERLER çamaşırları 4... telefon numaraları zor okunuyor, kim okuyacak şimdi, hayat kısa, hamam beni bekliyor, amaaaan!
“Canın yanacak,” diye yineledi. Beni hâlâ seviyor, diye mi düşünsem, bilemiyorum ama ilk aşkımı, geçmişimi, oluşumumu içime almaktan başka bir tasam yok. Bu kendimi olumlamakla eş anlamlı.
DoReMi ..4...Gene dört numara. İdeal, ya da ortalama göt, d
“Yağa gerek olmayabilir,” dedim. Emin değildim ama olmayabilirdi gerçekten. Olmadı da. Yağ gibi kaydı içime. Yüzyüzeyiz. İçime tümüyle girdiğinde, hayretle gözlerimin içine baktı. Göbeğinin üstüne düşen büllüğümle oynamaya başladı ve ilk kez, evet ilk kez karısına ayırdığı dudaklarını uzattı bana. Bunca yıldır özlediğim, gölgelerden belleğime kazıdığım dudakları ve büllüğü beklentilerimin çok altındaydı. Meğer büllüğü rütbesi denli haşmetlenmemiş, hâlâ er kalmıştı; benimki onunk
inin yanında general sayılabilirdi. Ama, “Aşkım,” diye yineledim ağzını tümüyle ağzımın içinde yuvarlarken. O nasıl bıyığımın onun burun deliklerini gıdıklayışına aldırmadıysa, ben de onun boyutlarıyla ilgilenmiyordum. Ağzımdan ve dört numaramdan içeri giren, kim ne derse desin, çocukluğumdu, ilk heyecanımdı, ilk kıpırdanışlarımdı, benim tarihimdi şu anda kucağında oturduğum.4 MEVSİM GİYİLİR...Böyle yazıyor bir etikette. Elbette dört mevsim giyilir. Önemli olan kaç mevsim giydiğin değil, nasıl giydiğin ve tabii ki nasıl çıkardığın. Don deyip geçmeyin, çok önemli don çook, öyle demeyin. Deus ex machina olacak birazdan.
“Aşkım,” dedim. “Hoşgeldin.” Titizlenmiş görmeyeli. “İçine gelmesem,” dedi. “Peki,” dedim. Kondomu binbaşı büllüğüne geçirirken dilimi toşpillerinin üstünde dolaştırdım ki dikkati dağılmasın. Saçlarımı okşuyordu usulca. Ellerim, kadife kanepeyle onun büyümüş ama yusyuvarlaklığını yitirmemiş dörtü arasına girmişti çoktan. Kondomu tümüyle büllüğüne geçirdiğimde iki elimle iki kanadını kavr
amış toşpillerinden birini emmeye başlamıştım.GÜRYILDIZ ÇAMAŞIRLARI...haydaa! anacım nedir gür olan. Toşpiller mi, taraklar mı, her ikisini de mevsim salatası gibi donatan o coşkun ormanlık alan mı... (yahu, bazen kessen şunları diyorum, ağzım doldu yahu, tu, tu, tu!) (tamam, karıcım, keserim ama o zaman da tarak canibi tavuk götüne benzemiş diye mızıldanıyorsun, sana da tarak beğendiremiyoruz, yani, ağzına şu ufak tefek elektrikli süpürgelerden mi tutsak nedir? Tu, tu diye suratıma tükürmessin oramın kıl
İki bacağını ayırmış, kasılmış ve kafasını geriye atmıştı. Kalktım ve ait olduğum yere bir kez daha oturdum. Daha içime girer girmez geldi sarsıla sarsıla. “Geldin mi?” diye sormadım. Birleşme noktamızdaki kas hareketleri kıs kıs bunu söylüyordu zaten.
“Özür dilerim,” dedi. “Biraz uzun sürsün isterdim.” “Hasrettendi
r,”dedim. Gülümsedi. Bir kez daha yapıştım dudaklarına o içimdeyken.YÜKSEK... 6... Çamaşırları 511 12 60-İst. (Bu da çamaşırı İstanbul’dan almış ya da İstanbul mamulü bir çamaşırı Ankara’dan almış ve Ulus’un bu sadece adı tarihi hemmamında götüne geçirivermiş, bah hele, 6 numero. allah sahibine bağışlasın, ne diiim. Hem ayrıca, hatta yaygın kötü türkçeyle ARTI, bu YÜKSEK ne demek? Don markası yüksek olunca n’oluyo? Sınıfsal bir gönderme heralde. Reklam verseler ki, EROS’tan sonra don reklamı çıkmaz oldu
“Gideyim,” dedi.
“Sen bilirsin, ama bir duş alsan önce,” dedim. Duşa girerken farkettim. Kalınlaşmıştı bedeni, yanakları da tombullaşmıştı. Oysa ilk aşkım, zayıf, kemikli bir delikanlıydı. Çocukken oynadığımız minicik toplar gibiydi götü. Küçük ama yusyuvarlak. Şimdi de top gibilerdi ama toplar yetişkindi artık. Hiçbir sakıncası yoktu elbette. Tarihimizdi şu anda yaşadığımız ve hiçbir şeyin sorgulanması
gerekmiyordu. Küvete ben de girdim. Ellerimi onun da dört numaralı kanatları üzerinde ve ter içinde kalmış bedeninin her yanında gezdirmeye başladım.CENNETOĞLU.. 5... Çamaşırları 100% cotton (ha bak bu sağluklu, kotonsa teri emer, adamın çükü, götü, erojeni neyin rahat eder. Ha valla ööle naylon, penye, slipleri neyin bi tarafa itin, ananenizin singerde diktiği patiska donları neyin giyivirin. götünüz toşpilleriniz bolluk içinde serin serin rahat eder. Gurtlanmış gibi gezinip durmazsınız.
“Ah şu ellerin,” dedi. “Onları nasıl da özlemişim. Bedenimi bu eller olmadıkça tanıyamaz oldum. Karım hiç... Bilsen ellerin...”
Ağzına yapıştım yeniden ve çocukluğumun binbaşısını, üstümüze şimdi ben bu hamam kabininde oturmuş etiketlere bakarken dışarda sokaklara inen güz yağmurları gibi yağan duş suları altında ters çevirdim ve dilimle dört numarasının arasını yalamaya başladım.
FAAL... 2... tekstil. (ay inanmıyorum, ay buna inanamam. iki numara bir gört gelmiş bu hamama da ben ıska geçmişim. ulan bu iki numara geldiyse ve etiketin yıpranmışlığına bakılacak olursa da çok olmuştur geleli. Acaba hâlâ iki numara mıdır?… it. sus işte. ikidir, değildir. türkün götü iki de olsa birdir, 4 de olsa birdir, 6 da olsa birdir, 7 de olsa birdir. türke durmak yaramaz. türkün götü cenab
“Yapma,” diyerek irkilip dineldi.
“Peki,” deyip sarıldım. Şaşırdım ama eğildi yeniden. “Canın yanacak,” demedim. Dört numaralısına dört numaralım sığdı. Düş gibiydi duş. İtham, yaptırım, demek ki’ler, yoksa’lar, ama, öyleyse, yani… bunların hiçbiri söylenmedi de ondan. Sözü bir kenara ittik de ondan. Sözle an’ı belirlemedik de ondan düş gibiydi duş.
Onca yılın özlemiyle sarmaş dolaş ve karabasansız uyuduk sabaha değin; serin yaz gecesi... onun üstü açıldığında ben örttüm, benim üstüm açıldığında onun benim üstümü örttüğünü farkettiğimi hissettirmedim.
NEHİRİN… (böyle bir don markası olur mu yaa. Numarası belli değil, haklılar; önemli olan görtün numarası değil, kalitesidir. Aynen, usta psikologlarımızın dediği gibi değil mi, çocuğa ayrılan sürenin uzunluğu değil, kalitesi önemlidir.) NEHİRİN... abi, var mı böyle bi şii ya! (Bu da son zamanlarda türedi bir hayret nidası... var mı böyle bi şii yaa!!) A
Sabah ezan sesleriyle uyandığımda gördüm ki baş parmağımı ağzına almış emiyordu. Gülümsedim. Ses etmedim.
CENNETOĞLU... 4... donun numarası değişince işaret tabelasının rengi de ince bir oval olup rengi de koyu mavi, ya da laciverte dönüştü iyi mi. Şimdi bundan ne çıkarım yapıciiiz? Götü 5 numara olanlar renk körü müdür de onların etiketi sadece beyazdır da götü dört
Hepsi gibi o da uyandı kısa bir süre sonra. Apar topar giyinip “Görüşürüz,” dedi ve gitti.
Ardından baktım tabii ki. El bile salladım. Arkadaşlar nasıl el sallarsa öyle. Binbaşım arabasına bindiği gibi yazlığına, karısına ve çocuklarına gitti natürelman.
Yatak odama döndüğümde kapının arkasına yapıştırılmış şu don etiketlerini gördüm:
YILDIZ çamaşırları… 4… KALİTE KONTROLU YAPILMIŞTIR. Erdem… (Şimdi, ne demek bu? Kalite kontrolü nasıl yapılır? Bir. İkincisi; hadi donun kalitesi bir şekilde kontrol edilir, edenin adı mıdır ERDEM, yoksa bir donun kalitesini kontrol eden kişi erdemli bir kişi mi oluyor?) ... Olsun, ille de, kırmızı kalp içinde 4 numaraları YILDIZ donu giyec
Hamam kabin kapılarına, duvarlarına yapıştırılan don marka etiketleri bana hep ilk aşkımı anımsatır, onun ve benim donsuzluğumu. Çırılçıplak sessizliğimizi. İlk olan, ebedileşmemesi durumunda, ezeli ve ebedi bir yara, iç geçirmeler kaynağı, imgelem sunağı, hep orada olması gereken
, bir türlü ve hatta hiçbir zaman ebedi zaten olmaması gereken, ırmağın, caddenin öteki yakasındaki ışık, ev gibi… hep merak edilesi olarak kalmalı… çırılçıplak sessizlik, hele kalite kontrolü yapıldıysa, bozulmamalı. O ilişki özenle tutulmalı, sırça biblolar gibi gözetilmeli. Sahiplenilmemeli. Evlere, evlenmelere, kağıtlara, sözlere, imzalara, yeminlere tutsak edilmemeli. Kendiliği ve kendiliğindenliği olmalı. Kendiliğinden olmalı kalitesi.İyi de, bana gelirken yepyeni bir don getirmiş olmalı yanında. Bir hamam alışkanlığını neden benim yatak odamda da sürdürdü irticalen? Rasyonalize ediyorum olan biteni. Olan biten, don etiketleri üzerine bu hamam kabinindeki don markalarına bakıp geliştirdiğim espriler denli "kaliteli” olmayabilir ama çırılçıplak sessizl
iğimiz sahiciydi. Hayatta herkesin bir yeri vardır. Belki ben binbaşım için sadece bir şarmutayım. O zaman niye ağladı?… Kes artık… kes! Gir şu hamama. Düşünme.Ansızın oluvermeli her şey… beklenmedik olmalı. Beklenmedik ve usulca.