MEKTUP-LAR-DAN

......../Cezaevi, Ermenek

"... Seni sevmek balığı Urfa'da avlamaktır gülüm Balıklı Göl'de, yasak olduğu için güzeldir..."

Merhaba Dostlar,

Tüm insani ve soylu edinimlerin pragmatizmin ayarsız terazisinde ölçüye vurulduğu, sevginin-paylaşımın-anlamın yaşamın binbir tuzağına, kirine pasına, modaya, gelgeç olana ve zamanın amansız yıpratıcılığına yenik düştüğü, teknolojinin hükümranlığındaki günümüzde, yalnızlığını mütevazice ve şairane yaşayan bir tutsağın o en yalın sıcaklığıyla sizleri selamlıyorum.

Kaos GL'yi tesadüfen bir arkadaşta görüp, okudum. Yalnızca üç dört sayısı vardı. İlgimi çekti ve merakla inceledim. Çünkü belli bir süredir dikkatimi çeken bir olguydu ve ben bu hususta fazla bir bilgiye sahip değilim. Kimliğinize saygı duyuyorum ve bunu ifade hakkınızı da içtenlikle savunuyorum. İnsanlığın çok renkli ve çok sesli bir geleceğini arzuluyorum. Tüm güdü ve istemlerin emek temelinde gelişmesi ancak dingin bir barışı getirebilir. Tahakküm, şiddet ve hiyerarşi sizin kimliklerinizle örtüşmediği için nesnel olarak sizlerde bu misyonu yükleniyorsunuzdur sanırım.

Dergi sayılarında tanıttığınız kitapları mümkünse şayet, göndermenizi rica ediyorum. Özellikle roman ve şiir. Beat Kuşağının hiçbir yapıtı bende mevcut değil, ilgilenirseniz (özellikle Allen Ginsberg) sevinirim. Diyalogumuz devam etsin isterim. Zaman zaman yazı da gönderebilirim.

Hepinizi yeniden selamlıyor, sevgilerimi sunuyorum.

(Tutsak arkadaşın istediği kitapları sağlayabilecek okurlarımız bizimle iletişim kursunlar. KAOS GL)

Doğan(19)/Adana

Merhaba KAOS GL. Sizlerle olmam ve böyle bir derginin varlığını görmek beni sevindiriyor. Bir şeyleri kabullenmek gerektiğini ve toplum yaptırımının ortadan kalkması vb. her şeyin olumsuzlukların ortadan kalkmasında ilk gelişmeden biri olan KAOS GL'ye teşekkür ederim.

Ben şu anda üniversiteye hazırlanıyorum ve birçok karmaşık duygu içerisinde boğuluyordum ki Kitapsan'da gördüğüm KAOS GL'yle su yüzüne çıkmaya başladım. Ben bir eşcinsel olduğumdan kendimi dört duvar içerisinde sıkışmış bir gaz olarak görüyorum ve benim gibi birçok kişi de yalnız şunu da söylemeliyim ki bir müddete kadar herşey, her gaz gibi bir gün biz de patlayabiliriz ve her şey ortaya çıkabilir ki şu anda yapılan tüm gelişmelerin yetersiz olduğunu gözlemleyebiliyoruz. 2000 yılında her şeyin değişmesi umuduyla bekleyiş içerisindeyiz. Düşünüyorum da bazen bu kadar abartmamalı mı? Şöyle bir söz var, "Dünyada bu kadar güzel renkler varken niye karayı seçeriz?" Her zaman özgür davranmak ve düşünmek istemişimdir. Ama ne yazık ki her zaman toplum yaptırımı bunu engellemiştir. Örneğin yoldan geçen bir erkeğe laf atmak, ona gidip de özgürce, korkusuzca seninle olmak istiyorum veya seninle seks yapmak istiyorum demek bu kadar zor mu ki, zor değil ama karşılığında seni ibne gibi görmesi, belki üstüne yürümesi veya rezil etmesi gibi şeylere maruz kalma korkusu var. Biz insan değil miyiz? Bir lezbiyen, bir gay insan değil mi? Bu ayrımcılık neden? Bir çok sorular ve yanıtsız, haksız cevaplar var. Bu soruları da soran biz, cevaplayan da biz olacağız…!

Son olarak mektubumu bir sözle bitiriyorum:

Kaybedilen namus bir şey değildir…/Kaybedilen para bir şey değildir…/Kaybedilen CESARET herşeydir…!

Burak/Adana

Aslında çok önceden kaleme almalıydım bu yaşadıklarımı diye düşünüyorum, ancak o zaman gerçek anlamda hissettirebilirdim duygularımı ama yine de mümkün olduğunca bir şeyleri atlamamaya çalışacağım.

Hikayem bundan yaklaşık dört yıl öncesinde Adana'da başlıyor. Fakat ben kısa bir özetten sonra yaşam savaşı verdiğim son iki yıl üzerinde yoğunlaşacağım. Evet tam dört yıl önce yani liseyi yeni bitirmiş olduğum yılda, diğer gaylerden haberdar olmadığım dönemler, bir şekilde bir grup gayle tanıştım (ya da tanıştırıldım desem daha doğru olur). Önceleri bu insanlarla tanışmış olmaktan mutluydum çünkü sosyal yaşamlarını benimkilerle benzer engelleri aşacak sürdürmeye çalışan dostlar bulduğumu zannediyordum. Fakat yanıldığımı anlamam kısa olmasa bile çok uzun sürmedi. Bu, o zamanlar yaptığım ilk hataydı sonraki en büyük hatam bu insanların etkileri ve teşvikleri sayesinde, belki dünyanın en boktan insanı diye nitelendirebileceğim, benden yaşça oldukça büyük ve heteroseksist bir gayle (nasıl olur demeyin, oluyor işte) çok da istekli olmadığım halde aşağı yukarı sekiz ay süren bir ilişkiye girdim. Belki böyle bir hatayı yaşımın küçük olmasının yanı sıra bir ilki de yaşıyor olmanın verdiği bir heyecanla yapmış olabilirim. O güne kadarki ilişkilerim hep heteroseksüellerle olmuştu. Yalnız her şey bir yana hayatı boyunca karşı cinsle ciddi boyutta hiçbir ilişkiye girememiş bu insanın üzerindeki aşağılık kompleksini kendi cinsini (gayleri) aşağılayarak bastırmaya çalışmasına hâlâ bir anlam verebilmiş değilim. Belki cümlelerim kopuk ancak yazdıkça sindiremediğim bir şeyler çıkıyor meydana. Her neyse ilk altı ay bir melek gibi olan bu insan son iki ay içerisinde ve sonrasında (hâlâ) şeytan gibi gözükmeye başladı gözüme, o mu maskesini düşürdü yoksa ben mi çok bilinçlendim bilemiyorum. Günden güne uzaklaşıyordum bu insandan. Bunu ona hissettirdiğim günden itibaren, önce sevdiğim dostlarıma zarar vermekle sonra gay olduğumu aileme söylemekle tehdit etmeye başladı beni. Bu tehditlerde bir ilkti benim için, anarşist bir ruha sahibim boyun eğmedim ama hiç korkmadım dersem çok büyük bir yalan söylemiş olurum. Hem de çok korktum öyle korktum ki gece uyuyamaz, ders çalışamaz, yemek yiyemez olmuştum. Eve gelen telefonlar hiç kesilmedi. Bilmem kaçınız telefonda hiç tanımadığı birisi tarafından küfür yedi ya da ölümle tehdit edildi ama yaşamadığınız bir olaysa neler hissedeceğinizi hiçbir şekilde size tarif edemem.

Geceleri sokağa çıkamaz olmuştum, arkamda hissettiğim her far ışığı beynimde bir soru işaretini aydınlatıyordu. Üzerime araba sürüldü, sopalı bir saldırıya uğradım, yakın dostlarım ki bazıları nedenini bile bilmezken tehdit edilmeye başlandı. Kimseye konuyu açamıyor yardım isteyemiyorduk. Annem zaten bunalıma girmemden ve gelen telefonlardan dolayı yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunu seziyor fakat anlamlandıramıyordu. Artık çok sıkıştığım bir gün ona olan biteni (gayliğim dahil herşeyi) bir hata olarak anlattım ve yardım etmesini istedim. Zavallı kadın şoka girdi ama etkileyici bir annelik içgüdüsüyle de sahiplendi. Şimdi çaresizliğime annemi de ortak etmiş oldum. Kimden yardım istesek hassas bir konudur diyerek uzak duruyordu. Olayın en trajik yanı en büyük darbelerimi çok sevgili eşcinsel dostlarımdan (!) yedim.

Olay bir buçuk yıl sonunda bir karakolda (ki aileden diğer bazı büyüklerin de haberdar olmasıyla) son buldu. Belki her an alevlenebilir, bunu asla istemem ama artık o kadar da çaresiz değilim.

Evet hikayem bu, şu sıralar yine heteroseksüel bir ilişki yaşamaktayım-sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş diyebilirsiniz, fakat biraz huzura ihtiyacım olduğunu düşünmek de hakkım... Bu sözlerim tepki çektiğini tahmin edebiliyordum ama gerçek şu ki, en azından bu şehir için konuşmalıyım, tanıdığım gaylerin bir çoğu korkak ve yine bir çoğu dejenerasyona uğramış.

Son olarak, önce insan olalım sonra varlığımızın savaşını verelim diyorum.

Kaptan/Ankara

YENİ BİR GÜNEŞİN DOĞUŞU

Şu an vücudumu paylaştığım, tek ve biricik dostum yatağıma oturmuş, uzunca bir zamandır yazma fırsatını bulamadığım yazıma başlayabilmiş bulunmaktayım.

Aslında klasik olan tanıtma yolunu seçmek istemiyorum ama yazdıklarımın anlaşılması için en azından kaç yaşında olduğum ve ne iş yaptığımı yazmak zorundayım.

Evet, ben 22 yaşında bir denizciyim ve 4 yıldır denizlerin üzerinde o ülke senin, bu ülke benim dolaşıp durdum. Ve üzülerek söylüyorum ki bu 4 sene içinde cinsel hayatımı istediğim gibi yaşayamadım. Her ne kadar demir attığım limanlarda eşcinsellere rastladıysam da hep kendimi sınırladım, sınırlamak zorunda kaldım. Hep ya duyarlarsa, ya öğrenirlerse korkusuyla gidip de bana asılan bir erkeğe evet diyemedim. Limanlarda dışarı çıktığımda yanımda gemiden iş arkadaşlarım olurdu ve kendimi (en nefret ettiğim şey) hep bir heteroseksüel olarak göstermek zorunda kaldım. Sanırım bu sahneye çoğunuz yabancı değildir.

Bizim yaşamımız 7 renkli çiçeği andırır. Karadaki yabancı insan pek az şey bilir yaşamımız hakkında. Zaten genelde bildikleri de hoş gözüken yanlarıdır. O da şu "her limanda sevgili" konusudur. Aslında bunlar sevgili değillerdir; bunlar içindeki ırmakları kabarıp coşan, her an patlayacak bir bombaya benzeyen, doymak bilmez seks makinesi denizcilerin yemek sonrası yedikleri sütlaçlarıdırlar. Ve çoğu zaman ben de sütlaç yemek zorunda kalıyordum. Ama benim sütlaçlarımın hep sekeri az oluyordu. Ben tadını alabileceğim ve sevdiğim bir tatlı yemek istiyordum; ben sütlaç değil muhallebi yemek istiyordum. Ama ne yazık ki yeri geliyor, önüme konulanı yemekten başka çarem kalmıyordu. Nasıl yediğimi ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Yaptığım tek şey vardı o da burnumu tıkayıp, gözlerimi yumar, bir annenin çocuğuna zorla sevmediği yemeği yedirmesine maruz kalan zavallı çocuğun çektiği işkenceye benzer bir şekilde yerdim sütlacımı.

Hatta bazen de aldanıp "Acaba sütlaç yer ve devam edersem belki sevebilirim ve belki de muhallebi istemem" bile diyordum. Ama sevemedim. Ve ben muhallebiyi istemekten de bir türlü vazgeçemedim ve vazgeçemeyeceğim de...

Yalnız şunu söylemeliyim ki bu sütlaçların bir yararı oldu bana. O da kendime "sen eşcinselsin; arttık bunu kabul et, kendini kandırmaya ve değiştirmeye çalışma çünkü sen erkeklerden hoşlanıyorsun ve bunu yaşamalısın" dememe, gereksiz "belki değişebilirim" mantığına kapılmayı bırakmama yardımcı oldular. Artık zevksiz zevkleri yaşamak istemiyordum çünkü 21 yaşıma gelmiştim ve henüz bir erkekle beraber olmamıştım bile. 31 çekerek avutmak istemiyordum kendimi. Fazlasını istemeye ve bunu da hakettiğime inanmaya başlamıştım arttık. Çünkü önceleri bunu yapmaya hakkım yokmuş, eğer yaparsam kötü bir şey yapmaya adım atmış olacağıma inanıyordum.

Dediğim gibi 21 yaşındaydım arttık ve bazı duvarları yıkmak gerekiyordu. O kahrolası çekingenliğimi ve utangaçlığımı bir yana bırakmak, bazı prensiplerimden de ödün vermek ve riske atılmam gerekiyordu. Ve bundan sonraya da sinirlerimi yavaş yavaş aşabilmeye başlamıştım. Ve ilk tecrübemi (bir erkekle tabii ki) Venedik'de bir Fransız'la yaşadım. Bunu ardından İspanya'dayken tanıştığım bir eşcinsel takip etti.

Kaos'la tanışalı henüz 2 ay oldu. Zaten bu da denizi nispeten bırakmam sayesinde oldu. Bu yüzden sadece yazları denizlere "Merhaba!" diyeceğim. Şimdi ise Ankara'dayım; eski yaşamıma dönmemek için hayatıma yeni bir yol çizdim, Kaosla beraberim ve mutluyum.

Bu yazıyı yazmamı gerektiren sebep ise, hâlâ yalnızlık çeken ve karamsarlık içinde olan gay arkadaşlara seslenmekti bu vesileyle. Çünkü ben de yıllarca yalnızlık çektim ve hep kendimi avutarak yıllarımı geçirdim. Ama içimde hep bir ümit vardı ki, o da aradığım erkeğe eninde sonunda rastlayacağım ve konuşup dertleşebileceğim gay arkadaşlarımın olmasıydı. Ve bu nispeten gerçekleşti sayılır, her ne kadar gayliğimi gizli yaşayan biriysem de. Ve şunu anladım ki, bunu herkese itiraf etmeden de aradığını bulabiliyormuş insan.

Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum ki, zamanla herşey oluyor. Eğer hâlâ yalnızsanız, yılmayın ve birgün aradığınız kişiye rastlayacağınızı ümit etmekten hiç ama hiç vazgeçmeyin. Yaşamış biri olarak, zamanın her derdin ilacı olduğunu söyleyebilirim. Buna inanın gerçekten!

Hani atalarımız ne demiş "Sabreden derviş, Murad'ına ermiş." Sabırlı olun ve yılmayın. Umarım hepiniz sevebileceğiniz birisine rastlarsınız diyorum ve yazıma son veriyorum.

Sadece seksin değil, beraberinde sevginin ve aşkın da olduğu beraberliklere...

Deniz/Mersin

KAOS GL derginizle henüz 2 aydır tanışıyorum. Derginizin Kasım sayısında Ankara'dan Tezer arkadaşın yazısını okuyunca ben de bir ara aynı belirsizlik ve bocalama döneminden geçtiğimi ve yaşadığım sıkıntıları hatırladım. Benim de birkaç kez karşı cinsle arkadaşlığım oldu ama, arkadaşlıklarım elele tutuşmanın ötesine geçemedi. Hiçbir şey hissetmediğim ve hatta tiksindiğim karşı cins arkadaşlıklarımda kendimi daha fazla zorlamanın gereksiz olduğunu düşündüğüm için kendi cinsel tercihimi kabullendim. Zaten yapacak başka bir şey yok. Toplumun koyduğu gereksiz ve boş kurallarla kendimi sıkıntılı ve mutsuz arkadaşlıklara, evliliklere bırakamazdım. Bundan sonraki hayatımı da cinsel tercihim yönünde sürdüreceğim. Sonuçta şu an cinsel tercihimden memnunum. Birbirinden çekici bayanlarla oldukça seviyeli birliktelikler yaşadım. Çevremdeki bir çok arkadaşlıklara, evliliklere göre daha insanca, daha sevgi dolu ve herkesten daha çok aşık olarak duygusal, cinsel paylaşımım oldu. İki insanın birbirlerini sevmeleri, aşık olmaları için ille de karşı cinsten olmaları gerekmiyor. Aşk ve cinsellik o kadar sınırsız ki, onu alıp da katı kuralların, dar sınırların içine koyamıyorsunuz. Aşkı, sevgiyi sadece erkek ve kadın ilişkisi olarak kendi kafaları gibi dar bir alanda sınırlayan, önemli olanın bedeni cinsiyet değil, ruhsal cinsiyet olduğunu göremeyen, hoşgörüsüz insanlara karşı ben ve benim gibi marjinal insanların da kendi kişilik ve yaşam hakkımıza sahip çıkmamız gerekir. Arkadaşlarla yazışmak istiyorum. 1974 doğumlu, 1.67 boyunda, 55 kilo'da çekici ressamım. Benimle iletişim kurmak isteyen bayanlar dergiden adresimi temin edebilirler.

Enes/ Eskişehir

Az önce Kadir İnanır'ın -en sevdiğim aktör- bir filmini izledim. Aslında bu üçüncü izleyişim. Filmde Kadir İnanır çok sert, Anadolu erkeği bir avukat. Ölüm orucu tutan bir mahkumu kurtarmaya çalışıyor. "Bir insanın hayatı sözkonusu olduğunda prensiplerinden vazgeçebileceğini" söylüyor mahkûma.

Oğlunu evinde bir erkekle ilişkiye girerken yakaladığında, Anadolu erkeğimiz çocuğu ölesiye dövüyor ve hakaretler yağdırıp evden kovuyor. Sonra mahkumu kurtarmak için prensiplerinden vazgeçebileceğini söyleyen İnanır, aynı ideolojiyle oğlunu zor da olsa affediyor. Beni etkileyen bir film. Kadir İnanır ve filmin konusu iki etki noktası benim için. Acaba benim ailem bir gay olduğumu öğrense ne yapardı. Bu geldi aklıma birden. Beni hakikaten çok sevip bunu da her fırsatta dile getiren, hiçbir ailesel sorun yaşatmayan müthiş ailem ne yapardı? Bunu esasen düşünmek bile istemiyorum. Beni anlarlar mı onu da bilmiyorum. Onları kırmak istemem, asla!.. Öte yandan ben böyle mutluyum ve huzur duyuyorum. Erkek sevmek hoşuma gidiyor. Bunu üçüncü cinslik olarak asla kabul etmiyorum. Sokakta yürürken bakıştığım erkeğin oracıkta bana gelip sevişmek istediğini söylemesi ve ara sokakta delilerce sevişmek gibi çılgın bir isteğim var. Ama böyle mutluyum. Bugün George Michael'ın üstlendiği müthiş bir sorumluluk var. Klibinde, şarkılarında bunları dile getirmekten çekinmiyor. Bülent Ersoy her ne kadar bu konulara girmese de belli bir kitleyi temsil eden bir insan. İkisini de kimse yargılayamıyor. Çünkü işlerinde bir numaralar. Hepimiz işimizde, yaşamımızda en iyisi olup göze batmazsak umarım sorunlar azalır.

Eftal/Kayseri

GAY" olmanın onurunu yaşayabilenler"e MERHABA.

Geçen ayki sayımızda çıkan yazımdan sonra sanırım arkadaşlarım bana biraz kırıldılar. Kendi yazdıklarımı onlarla beraber defalarca okuduk, acaba dedim haksız bir eleştiri miydi yazdıklarım? Gösterdikleri tatlı-sert tepki kendileriyle yüzleşmeleri miydi yoksa?

Onları ve yaptıklarını hatta yaşadıklarını seviyorum. Çünkü başkaları istiyor diye başkaları gibi değil, kendileri istedikleri için kendileri gibi yaşıyorlar ve ben bu yüzden saygı duyuyorum onlara.

İnsanın dünyaya kendisi gibi bakan insanlarla, aynı kimliği taşıyan insanlarla birarada olması kadar güzel bir şey olamaz diye düşünüyorum. Heteroseksüel bir toplumda yaşıyor olmamızdan dolayı olsa gerek o kadar küçük şeylerden mutlu olmayı öğrenmişiz ki farkında olmadan iç dünyamızın çok renkli olması karşısında yaşamımızda birkaç renk mevcut ancak.

Kendimizi hep heteroseksüellerden ayrı tuttuk; onlar daha rahat, biz değiliz, onlar dilediklerini diledikleri saatte yapabiliyor biz yapamıyoruz, onlar bizi aşağılayan, onlar bizi dışlayan vs. ama aslında değil!

Bizi aşağıladıkları ölçüde biz de onları aşağılıyoruz. Onların bizi dışladığı anlamda biz de onları dışlıyoruz. Hem de biz alâsını yapıyoruz. Düşünsenize biz öyle birbirine kenetlenmiş bir grubuz ki gücümüzü düşünebiliyor musunuz? Aslında biz onlardan güçlü, biz onlardan büyük ve biz onlardan güzel insanlarız. İç dünyası bizim kadar renkli, sanatın her dalında bizden daha başarılı bir topluluk daha var mı? İşte biz bu yüzden büyük ve güçlüyüz, bir düşünün sahip olduklarınızla neler yapamazsınız ki? O zaman hadi şimdi hayatı biraz daha ciddiye alma zamanı, caddelerde, sokaklarda büyük mağazalarda, moda evlerinde inanın bizim için de yer var. Biraz daha cesaretli olun, başınızı dik tutun ve "ben de varım ben de sizin gibi hayatın ta kendisiyim! Deyin ve kafa tutun herşeye ve herkese çünkü kimseden daha güçsüz ve kimseden daha korkak değiliz, hele de onlarda olmayan ve bizim sahip olduğumuz bir şeye sahipken, KOCAMAN YÜREKLERE.

Bu derginin bize ulaşana kadar geçirdiği evrelerde görev alan ve emekleri olan herkese yürek dolusu sevgilerimi sunmak istiyorum. SİZİ SEVİYORUM.

Erdal/İzmir

Hiç başınıza geldi mi bilmem. Sizin paranızla size ulu orta yerde bak şu top diyen birisi ile karşılaştınız mı? Ben karşılaştım. Hem de çok acı bir şekilde.

Yıl 98, Ağustos ayı. Yer İzmir.

Her zamanki gibi yine sinemaya gitmek için evden çıkmıştım. İzmir'in en ünlü seks sinemalarından Büyük Sinema'dayım. Gayler ve para karşılığı ilişkiye girmeye hazır olan sözüm ona heteroların merkezi.

Sözüm ona diyorum. Çünkü kendilerini gay kabul etmeyen bu dengesiz mahlukların altımıza yatıp, parayı aldıktan, sizin paranızla birgün karşınıza çıkıp bak bu top diyebilirler. Aklınızda bulunsun.

Adı Tolga. Gerçekten çok yakışıklı bir çocuktu. Sinemada herkes yanında olmak için çekişti birden bire. Ne olduğunu anlamadım. Ancak kimseye yüz vermemişti.

Ben sokuldum ve para teklif ettim. Git dedi, gittim. Diğer seansta yanıma geldi ne kadar verecen dedi. Ne istiyorsun dedim. 20 milyon dedi, 10'a anlaştık. Eve gittik. Her neyse yattık. Ayrıldı. Ben de deniz kenarına bir kahve içmeye gittim. Kordon'da Cafe'de oturdum.

Bir de ne göreyim, bizim Tolga çok güzel bayan arkadaşla geliyor. O bayan arkadaş da benim üniversiteden arkadaşım. Geçerken Tolga beni gördü ve el işaretiyle top manasına gelecek bir işaret yaptı. Ve de daha sonra tam arkadaki masaya oturdular.

Ben oturdum, bayağı zaman geçti. 15-20 dakika sonra arkadan beni konuştuklarını farkettim. Arkadaşım Tülin kalkıp yanıma geldi ve beni masasına davet etti. Ben de salaklık edip gittim.

Tolga değişmişti. Sohbet ettik. Tülin ile daha sonra Tolga laf sokmaya başladı. Yoldan geçen bir arkadaşı gördü. Zengin bir çocuktu. Arkadaşına ve bana bakıp, bu ibne diye hitap etti. Başka biri geçti, ona da aynısını dedi. Tülin sinirlendi, nereden biliyorsun dedi. Ben de herhalde arkadaşın o ortamlara gidiyor, dedim. Sinirlendi. Sen de bir topsun dedi. Sinirlendim. Sen nesin, dedim. Ben gay olabilirim ama sen benim altıma yattın dedim. Tülin'i unutmuştum. Tülin sakinleştirdi ortamı. Ben kendimi mantıklı bir şekilde anlattım; Tolga da dinliyordu. Tülin, Tolga sende mi gaysin?, dedi. Hayır. O halde nesin?, dedi.

Ben atıldım lafa. O para karşılığında yatar. Fakat kendini kabul etmez gay olarak. Kız arkadaşım beni öptükten sonra Tolga'ya bakmadan kalktı gitti.

Tolga, arkadaşımın arkasından koştu. Ben sinirli bir vaziyette bir kahve daha içerken Tolga geri geldi. Ödüm koptu kavga çıkacak diye. Ancak tam tersi oldu. Geldi, özür dileri. İstersem ücret almadan birlikte olabileceğimizi söyledi. Yer mi Anadolu çocuğu. Her şeyin bittiğini söyledim. Ayrıldım oradan.

Bir daha mı, asla para karşılığı kimse ile birlikte olmamaya yemin ettim. Hiç değilse benim paramla bana küfür edilmesini önlediğim kanaatindeyim.

Siz siz olun, para yedirmeyin. Sonra benim konumumda olursunuz.

Şu an Ankara'dayım. Tülin beni sık sık arıyor ve yanımda olduğunu söylüyor. Dostluğumuz benim dürüstlüğüm sayesinde güzel bir arkadaşlığa dönüştü. Tolga ise arkadaşlarımdan aldığım habere göre fiyatını 1 milyona indirmiş ve de kim ne derse oraya gidiyor. Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste.

Mahmut/Adana

Daha önce göndermiş olduğum yazıya derginin Ekim 98 sayısında mektuplar köşesinde yayınladınız, teşekkür ediyorum. Mektubuma çok hoş yanıtlar aldım. Kimi mektup sahipleriyle yüzyüze tanışma olanağım oldu. Her türlü, kendini bilen, hoş insanlarla tanışıp, sohbet etmek çok güzel. Birbirimize mektup göndermede çekinmemeliyiz. Aynı düşünceleri paylaşıyorsak bunu yazıyla veya sözle de neden paylaşmayalım? Mektupla başlayıp çok güzel arkadaşlıklar elde edebiliriz diye düşünüyorum. Aynı şehirde yaşayan insanlar, tanıdık birileriyle mi karşılaşırız diye düşünüyorlar, bilemiyorum. Nihayetinde bu yazıyı yazan ve ona yanıt yazacak kişinin de cinsel tercihleri aynı olacaktır. Bunun ne gibi negatif yanı olabilir?

Yaşadığımız toplum, kişileri insan olarak değerlendirmek yerine onları cinsiyetlerine, ırklarına, dinlerine vs. göre değerlendirmeyi yeğliyor. Ben, evet bir eşcinselim ama herşeyden önce insanım. Bu toplum içinde yaşayan diğer insanlardan farkım yok. Ben de çalışıyorum, üretiyorum, düşünüyorum vs. Dolayısıyla hayat sadece seksten ibaret değil. Yaşanılan seks ise iki insan tarafından gerçekleştirilen bir paylaşım. Bu her iki insan da erkek olabilir, kadın olabilir, erkek ve kadın olabilir. Karşılıklı kabul görüp bu şekilde mutlu olunuyorsa iki insanın hoşlandıkları şeyleri yapmalarında hiçbir sakınca yoktur.

Toplumun kültür düzeyi yükseldikçe eşcinsellere, eşcinsellerin de birbirine bakış açısı değişecektir. Düzeyli, kültürlü, nerde nasıl davranacağını, konuşacağını bilen insanlar olarak kendimizi yetiştirelim. Burada her insan belirli kalıplar içerisinde olsun demiyorum. Zaten böyle bir şeyi de asla isteyemem. Çünkü, her insan farklı bir kişiliktir, renktir, coşkudur.

Toplum okumuyorsa, bizler okuyalım, kendini aynı zamanda çevresindeki insanları düşünen kültürlü insanlar olalım. Böyle insanların da toplum tarafından dışlanmayacağına, aksi kucaklanacağına inanıyorum. Dolayısıyla toplumun bizleri kabullenmesi de kolaylaşacaktır.

Mutlu yarınlara

Mahmut, P.K. 1315, Cemalpaşa, 01122-ADANA

Selçuk Heybet/Adana

25 yaşında, biseksüel, üniversite öğrencisiyim.

KAOS GL'yi neredeyse başından beri takip ediyorum. Birçok dergi, gazete ve yayını düzenli olarak takip etmeme rağmen, içlerinde yalnızca KAOS GL'yi dört gözle bekliyorum.

Derginin yayına hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür etmek istiyorum. Ayrıca Adana'daki bu potansiyel arkadaşınızdan da faydalanmanızı şiddetle öneriyorum.

Adanalı bir arkadaşı olmasını isteyen herkesin mektubunu bekliyorum.

NOT: Bundan birikaç yıl önce Leman Dergisi'nde KAOS GL için küçük bir ilan görmüştüm. Benim bu sayede haberim oldu. Acaba dergi ve gazetelerle yeniden kontak kurup küçük ilanlar verilemez mi? Eminim Türkiye'de KAOS GL'den haberi olmayan yüzlerce insan vardır.

Selçuk HEYBET, Mahfesığmaz Mah., 94 Sokak, 8/11, 01170-ADANA

Mavi Umut/Ankara

Kaos merhaba, okuyucu, insan, merhaba!

Yaşımın önemi yok. Boyumun, kilomun, cinsiyetsizliğimin hiç mi hiç önemi yok. Önemli olan düşünceler! Benimle yazılarını, şiirlerini, düşüncelerini paylaşabileceğim insanlar arıyorum. Onlar var biliyorum.

Bana yazın. Beyninizden, gözünüzden, elinizden neler dökülüp saçılıyorsa farketmez. Ve biraz daha CESARET! İmkansızı isteyin.

Mavi Umut, Akkonak Yapı Koop. Üç Şehitler Cad. No:27, D Blok, D:6, Eryaman-ANKARA

Kuzey/Ankara

Merhaba KAOS Dostları,

Bizlerin, yani "gökkuşağının altından geçenler"in birbirimize söyleyecek çok sözü ve anlatacak çok hikayesi vardır. Ya da en azından olmalı. Eğer bu yazıyı okurken sen de birşeyler anlatmak, birşeyler paylaşmak istediğini hissedersen ve artık birinin hayatında yeri olmalı diye düşünürsen, ben tüm bunlara cevap vermek için satırlardaki yazılan sesini bekliyor olacağım.

Her şey sevgiyle güzel.

Kuzey, P.K. 577, 06444 Yenişehir, ANKARA

Ryan Mctavish/Almanya

Merhaba KAOS GL,

Bu yıl Türkiye'ye gelişimde kuzenim bana büyük bir sürpriz yaptı ve beni derginizle tanıştırdı. Ben Kanadalıyım ama annemin Türk olmasından dolayı Türkiye'deki gay ortamını merak ediyordum. Derginiz sayesinde fikir sahibi oldum. Şimdiye kadar tanıdığım dergilerden geri kalmıyor. Çok güzel!

Ben 23 yaşındayım. 1.83 boyunda ve 70 kiloyum. Açık kumralım. Babamın işinden dolayı Almanya-Frankfurt'ta yaşıyorum. Şimdiye kadar maalesef Türk gaylerle tanışmadım. Onun için sizden isteğim Türkiye'de yaşayan gaylerle iletişim kurmak. Mektubumu yayınlarsanız çok sevineceğim. Mektubu okuyanlar resimli cevap gönderirlerse memnun olurum.

(Sevgili Ryan, sana gönderdiğimiz dergi, geri geldi. Adresinde bir sorun var galiba. Umarız kuzenin bu notu görür ve seni de bizi de bilgilendirir. Eğer adresini bize yeniden iletirsen hem biz iletişim kurmuş oluruz, hem de önümüzdeki sayıda mesajınla birlikte yayınlarız. KAOS GL)

Türkgay Ruhgeit/Almanya

Merhaba KAOS GL,

Ben Mustafa Arslan, 25 yaşında 1 senedir Almanya'dayım. Bulunduğum şehirde bir eşcinsel grubu oluşturduk. 10. ayda 30 kişi geldi, hâlâ gazetelere ilan veriyoruz. Köln'de yine bir Türk gay grubu bulunuyor. Ortak çalışmalarımız oluyor, aramızda partiler organize ediyoruz. Sizinle de beraber çalışmak istiyoruz.

Adres: Mustafa ARSLAN, Gerther Str., 52, 46627-Herne ALMANYA

www.geocities.com/westhollywood/village/6358/Turkgay.htm.turkgay

fax:02323 963 007

Hosted by www.Geocities.ws

1