Yaşamın İçinden Kartpostallar…

Parisli Amca, Gay, İstanbul, 5. Bölüm

 

Sevgili Okurlar

Hayatımı kaybetmekle sonuçlanabilecek kadar vahim bir olayı anlatarak sizleri uyarmak isterim.

Taksim'de gaylerin, travestilerin, transeksüellerin gittiği bir mekanda tanıştığım otuz yaşlarında bir gençle arkadaşlık kurmuştum. Çok kısa bir zamanda samimiyetimiz ilerlemişti. Cihangir'deki dairemde her Cumartesi öğlenleri bu sevgilimle buluşur, yemekler pişirir, yer içer, videodan gay porno kasetleri seyrederek sevişir, akşama kadar hoş zevkli saatler geçirirdik.

Partnerim şık giyimli, benle sadece aktif olarak sevişen bir maço idi. Cumartesi günlerini sanki iple çeker, sevgilimin adaleli kollarına kendimi teslim eder, bulutların üzerinde bir rüya alemine dalar, tüylü göğsüne başımı dayayarak dakikalarca ona kenetlenirdim. Hassas ve romantiktim.

Paris'teki gay yaşamımın İstanbul’da aynen devam etmesi en kutsal arzumdu. Ne gezer...

Sevgili partnerim biraz hoyrat ve maddî gözüküyordu. Benden başka iki pasif gay sevgilisi daha olduğunu, onlarla her buluşmalarında ellişer dolar verdiklerini ima ederek vizite ücretini belirlemişti. Ben de her Cumartesi sevişmelerimizde elli dolar öder, ayakkabı, kravat, pantolon gibi hediyelerle memnun etmeye çalışırdım. O zamanlar halim vaktim oldukça yerinde idi. Tabir caizse bir elim yağda, bir elim balda. Hovarda ve cömerttim. Çok hoşlandığım partnerlerime kesenin ağzını açar, mültefit davranır, hiçbir şeyi esirgemezdim. Ah.. nerede o eski bereketli zamanlar. Şimdi o günleri mumla arıyorum.

Can kurtaran mucize fotoğraf

Bir Cumartesi, çok sevdiğim eski bir gay arkadaşım ziyaretime gelmişti. Omuzunda pahalı bir fotoğraf makinesi taşıyordu. Sohbet ederken kapı çalındı. Sevgili partnerim gelmişti. Misafirimle tanıştırdım. Biraz sonra sofraya kurulduk. Tatlı muhabbetlerle yemeğimizi yedik.

Arkadaşım, partnerimle olan durumu bildiğinden ziyaretini fazla uzatmak istemedi. Yemeğe teşekkür ederek; Bir hatıra resmini çekip gideyim, dedi.

Sevinerek poz verdim. Partnerimle de bir resim çekmesini rica ederek hemen yanında durdum. Fakat sevgilim şiddetle itiraz etti. Resim çektirmekten hiç hoşlanmadığını, çekmemesini isterken birden flaş patladı.

Sevgilimin yüzü bir tuhaf olmuş, öfkelenmişti. Ben de arkadaşım da şaşırmış, bir anlam verememiştik. Giyinik normal bir resim çekimi için bu derece kızmanın ne alemi vardı ki.. Arkadaşım; çektiğim resimlerin çoğu bozuk çıkar, ayarlamadan çekmişim, çıkacağını zannetmem filan, dedi.

Birkaç dakika sonrada vedalaşıp gitti.

Sevgilimle başbaşa kalmıştık. Durumu bir tuhaf olmuştu. O gün sevgilimle beraberliğimizin tam altıncı haftası idi. Benle sevişmekten hoşlandığını hep söylerdi. Ama bu resim çekiminin onu çok rahatsız ettiği belli idi. Soyunarak ılık duşun altına girdik...

Aradan iki gün geçmişti. Telefon çaldı.

Arayan eski gay arkadaşımdı. Heyecanlı bir sesle yalnız olup olmadığımı sordu. Kimse yok, yalnızım deyince sen kimle dans ettiğinin farkında mısın?

-Ne olmuş ki,

-Çektiğim resimler iyi çıktı. Gösterdiğim bir eski arkadaş partnerini hemen tanıdı. Hapisten yeni çıkmış, sabıkalı biri imiş. Kurbanlarını ilaçla uyutur, soyar, soğana çevirirmiş!!!

Nerden buldun bu kelepiri? Seni uyarıyorum. Benden söylemesi, dedi. Bu sözlere şaşırmış, aklım başımdan gitmişti. Arkadaşım ciddi akıllı, beni seven biri idi. Üzülmüş, yıkılmış, allak bullak olmuştum. Bu ciddi bir durumdu.

Bu işin şakası olamazdı. Şöyle bir düşündüm. Hapis yatmış sabıkalı bir kişiyi polis tanır. Kaydı olurdu. Bir araştırayım, bakalım altından ne çıkacak, dedim.

Hemen telefonla üst düzeyde bir emniyet mensubu olan arkadaşımı aradım. Ona çok güvenirdim. Gay olduğumu biliyordu. Eskiden beni bir haraççının elinden de kurtarmıştı.

Durumu anlattım. Geleyim de yakından konuşalım dedi. Biraz sonra kahvelerimizi içerken, olanı biteni, resim meselesini, her şeyi söyledim.

-Bunlar evvela samimiyet kurar, itimadını, sevgini kazanır, evini her şeyini iyice tetkik ederler sonra da sinsi bir planla soyarlar. Bunlara Çornacı, derler. Yani gayleri soyan hırsız, şansın varmış, uyarılmışsın. Bak bakalım eksik bir şeyin var mı, dedi. O ana kadar böyle bir şey hiç aklıma gelmemişti. Salonda altı adet, altın yaldızlı, çok kıymetli antika duvar tabakları vardı, Bir baktım biri eksik. Daha evvel hiç farkına varmamıştım. Büfede gümüş işlemeli, Venedik işi on iki adet antika şarap kadehi olması lazımdı. Biri eksilmiş. Bir fil dişi küçük biblo da yerinde yok. Heyecanla hemen göremediğim, hatırlayamadığım başka şeyler de yürütülmüş olabilirdi.

-Vaziyet anlaşıldı, dedi. Birer adet kıymet ekspertizi için götürmüş, bilahare tümünü götürecek. Aval aval; şimdi ne olacak? dedim

Şapşallamıştım.

Bu arada telefonla arkadaşıma acele resimleri getirmesini rica ettim. Avukatımı da çağırmıştım.

Kısa zamanda geldiler. Arkadaşım da bildiklerini, duyduklarını anlattı. Resimleri de verdi.

Avukatımla emniyet mensubu bey savcılığa hitaben daktilomla olayı bir güzel yazdılar, çalınan eşyalarımın listesini, çekilen resmi de alarak savcılığa gittiler. Ben arkadaşımla evde kalmıştım. Kötü kötü düşünüyordum.

Durumun bu derece ciddiyet kesbedeceğini hiç tahmin edememiştim. Şikâyetçi olduğum için biraz da pişmanlık duyuyordum.

Her şey tersine dönmüştü. Çok sevdiğim partnerimi kaybedecek, bir de düşman kazanacaktım. Ruhumda belirsiz duygular birbiri ile çatışıyordu. Afallamıştım. Başım zonkluyor sanki çıldıracaktım. Öf aman ne zordu Türkiye’de gay olmak...

Vaziyet korkunç

Kapı çalındı. Avukat Bey ve Emniyetçi arkadaşım gelmişlerdi. Bir çırpıda anlatılanları heyecanla dinledim. Savcılıkta çok sevgili(!) partnerimi hemen tanımışlar. Zira resim net çıkmıştı. Salondaki eşyalar da gayet iyi gözüküyordu. Bu resim inkar edilmez bir delil mahiyetinde idi.

Bana söylediği ismi de değişik çıkmış. Sabıkalı, müthiş bir gay avcısı. Çornacı. Hakkında işleme konmuş bir çok dosya, hapis mahkûmiyetleri var.

Marifetlerine yeni usuller uygulayarak devam ediyor. Ayrıca da faili meçhul bir gay cinayetinin şüphelerinin üzerinde toplanmakta olduğunu, yarın da mahalli polis karakoluna savcılıktan evrakım havale edileceğini, ifademin alınacağını söylediler.

Vaziyet aşikar korkunçtu.

Ok yaydan çıkmış, artık geriye dönüş olamaz. Salak başımı iki ellerim arasına alarak düşünmeğe başladım. Bir buçuk ay evveli bir sinema filmi seyreder gibi gözlerimin önüne gelmişti. Tanıştığımız diskoda birbirimizin gözlerine gülümseyerek zevkle içkilerimizi yudumlarken ne kadar mutlu idim. İçim ısınmış, hoşlanmış, aşık olmuştum. Müthiş bir maço tipi vardı. Çok sevimliydi.

Biraz hoyrat, toplumsal terbiyesi eksikti ama pasif bir gay’i son derece mutlu edecek meziyetlere de sahipti.

Kalbime, ruhuma hakim olmuştu.

Böyle bir insan bu derece korkunç numaraları nasıl çevirebilirdi. İnanamıyordum. Ne talihsiz bir gay idim. Sukût-u hayale (düş kırıklığına) uğramıştım.

Artık göz yaşlarıma hakim olamıyor, hıçkıra hıçkıra ağlıyordum...

Uyarıyorlar kerizi ama o koduğumuz yerde otluyor.

Diskonun barında sık sık bizi gören evvelce beraber seviştiğimiz, sonra aramıza bir kırgınlık girerek ayrıldığımız aktif bir gay partnerim bir gün imalı gülümseyerek;

-Sen de papazı bulacaksın, dürüst arkadaşlığımın kıymetini bilemedin, demişti.

Ben bu sözleri hiç umursamamış, kıskançlığına atfedip üzerinde durmamıştım.

Şimdi bazı olayları daha berrak tahlil edebiliyordum. Mesela; partnerim soyunduğunda vücudunun bazı yerlerindeki izlere;

-Geçirdiğim ameliyattan kaldı, demişti.

Ama bıçak darbelerinin yara izlerine de benziyordu. Bir Cumartesi de yüzünde morluklar, çürüklerle gelmişti.

Duvarda asılı yağlı boya tabloların arkalarına baktığını hareketlerinden sezinlemiştim.

Her halde gizli bir kasam olup olmadığını araştırıyordu. Elimde gördüğü anahtar demetine bakarak; şu kasa anahtarı mı?, diye de sormuştu.

Dairemin her köşesini tetkik ettiğini de düşünüyordum.

Besbelli hiçbir iş yerinde çalışmıyordu.

Ailesinin çok zengin olduğundan, babasının bilmem kaç bin dönüm arazisinden söz etmişti. Kötü bir alışkanlığı da esrarlı sigara içmesiydi. Yatakta sevişirken yağlı kalın dumanını bazen yüzüme üfler;

-Hadi çek bir nefes, keyiften, daha şehvetli olursun, derdi. Alkollü içkileri severdim ama hiç sigaraya alışmamıştım.

Dumanından çok rahatsız olurdum.

Tüm konuşmaları gizlice banda kaydeden Panasonic telefonumla sık sık konuşurdu.

Her gece kendi konuşmalarım dahil, tüm arayanlarımın seslerini dinler sonra bandı başa alırdım.

Bir gece ses bandından partnerimin biri ile konuşmasını dinledim. Çok nazik, kibarca konuşurken, muhatabı çok kaba, anlamını bilmediğim argo sözlerle onu yanıtlıyordu.

Bant’ın bir yerinde;

-Fazla ırgalandın! Keriz uyanmadan malı kaldır, hadi eyvallah, demişti.

Bütün bu belirtilere rağmen Parisli Amcanız hâlâ uyanmıyor, koduğunuz yerde otluyordu.

Ertesi gün avukatımla yakınımızdaki polis karakoluna gittik, ifademi aldılar. Partnerimin bulunabileceği yerleri sordular. Karakoldan ayrıldık.

Cuma gecesi telefon çaldı. Arayan sevgili partnerimdi. Daha sesini duyar duymaz müthiş heyecanlanmış, nutkum tutulmuştu. Konuşmalarını kekeleyerek ve titrek bir sesle yanıtlıyordum. Durumumun normal olmadığının farkına varmıştı. Bir ara; Neyin var, diye sordu. Ağrıyan dişimi çektirdiğimi söyledim. Cumartesi öğlende değil, akşam saat dokuza doğru geleceğini, Pazar öğlene kadar da benle olabileceğini söyledi. Çok iyi olur, deyince;

-Hadi öptüm, diyerek telefonu kapattı.

Beni bir çarpıntı tutmuş, tüm bedenim titriyordu. Avukatımın evine durumu bildirdim. O gece sabaha kadar beni uyku tutmamıştı. Bir sağa, bir sola dönüyor, soğuk terler döküyordum. Bu iş nasıl sona erer, kestiremiyordum. Feci şeyler de olabilirdi.

Öğlene doğru avukatım telefonla gereken her şeyin yapıldığını, partnerimi tanıyan polislerin beklemede olduklarını, başka suçlardan da aradıklarını söyledi.

Saat gece dokuza yaklaşmıştı. Oturduğum binanın önüne yanaşan bir pikap otoda iki hempası ile gelen partnerimi hemen enselediler. Belinde silah, elindeki naylon torbada ise bayıltıcı spreyle, boğma teli çıkmıştı.

Elleri kelepçeli polis merkezine suç ortakları ile götürülürlerken bağırıyordu;

-İspiyoncu ibne!... Ben de seni yaşatırsam...!

Okuduğunuz bu olay ve benzerleri bilhassa zengin gaylerin her zaman başlarına gelebilir.

Hiç unutamayacakları korkunç psikolojik izler bırakır. Bazı olaylar ölümle sonuçlanır.

Failleri meçhul kalabilir. Yakalananlar ise ekseriyetle az bir ceza ile kurtulurlar.

Hukukçu olmadığım için bilemem, amma, böyle planlı, tasarlayarak ölümle sonuçlanan soygun ve cinayetlerin kurbanı hetero olursa katiller daha fazla ceza alıyorlar. Gazetelerde bu iğrenç olayları sık sık okurum. Dört gay arkadaşım böyle pis cinayetlere kurban gitti.

O güzelim, kültürlü nazik insanları hatırladıkça ürperir, gözlerim buğulanır.

Bu olaylar derin kapsamlıdır. Fanatik hetero yorumları, sofu bağnaz kesimin felsefesi, medeni bir toplumun hiçbir zaman tasvip edemeyeceği derecede korkunçtur.

Gay olduğumu bilmeyen bir tanıdığımın şu sözlerine muhatap olmuştum.

Okuduğu gazeteden başını kaldırarak;

-Bu ibne milletinin hepsini gebertmeli, memleket bunlardan temizlemeli, demişti. Bu homofobik, duygusuz, gazetede okuduğu hadise, telle boğazlanan misafir bir Fransız öğretmenin feci ölümü idi.... Sadistçe zevklenmişti.

Çok kızmış ama bir şey söyleyememiştim bu adi herife.

Nedense bu hırsız soyguncu katiller, vatan kurtaran kahramanlar gibi algılanıyorlar, iğrenç fiillerine taraftar bulabiliyorlardı.

İnsanın tüylerini ürperten ne korkunç zihniyetti, bu...! Temenni edelim. Asrımızın insanına yakışmayan bu ilkel davranışlar Avrupa’da olduğu gibi her halde zamanla yumuşar, hetero toplum gaylere biraz daha hoş görülü olabilirler.

Eşcinsel savunucuları aktivistlerimizin gayretli çalışmaları sayesinde, eskiye bakarak, lehimize epeyce yol alındığına inanıyorum.

Tavsiyelerime gelince, ücret karşılığı sevişen erkek fahişelerin her türlüsüne uzak durmalı, hiç biri eve alınmamalı, bu gibilerden sakınılmalıdır.

Sizden menfaat beklemeden sevişmek isteyen partneriniz çok yakışıklı olmasa da en hoş olanıdır, şehvetli sevişir, mutlu eder.

Unutulmasın, seçiciliğin dozunu ayarlayamayanlar partnersiz kalabilirler. Tercihlerinin gerçekleşmesi çok zaman alabilir.

Ayol Parisli Amca, senin durum vaziyetleri nasıl oluyor, diye sorarsanız, şöyle derim

-Otuzbeş senedir, otuz beşten yukarı çıkmam (68) dinç ve ihtiraslıyım, partnerlerim performansımın iyi olduğunu söylerler. Hayatımda hiç sigara içmedim. Her gece bir bardak kavaklıdere şarabı içer, sırf taze meyva ile beslenmeğe çalışırım.

Gözümün içine bakarak asıl öğrenmek istediğiniz mevzuya gelince; loş bir saunası olan tarihi hamamın kurnaları önünde, göbek taşında, hiç tanışmadan, konuşmadan, sadece bir el hareketiyle (olumlu veya olumsuz) tabii olumlu ise hemen kolileşilir. Karanlık saunada da durum aynıdır. Ah.. lar, oh.. larla anal, oral çiftler heyecanla, zevkle sevişir, partnerlerini değiştirir, tekrar tekrar devam ederler. Kural böyledir.

Müdavimler arasında epeyce Avrupalı gay turistler de bulunuyor. Hetero müşteri ve yıkayıcı ustalar (dellâklar) olmadığından samimi ve serbestçe hareket edilir.

Romantizmi az ise de ancak burada mutlu olabiliyorum.

Sevgilerle hoşçakalın.

Hosted by www.Geocities.ws

1