RESİMLİ HAYAT ANSİKLOPEDİSİ

ŞAKİR/İstanbul

Hülya Koçyiğit filmlerinde karakterler temelde belliydi. Genelde ya fakir ve hastalıklı bir babası olurdu ya da Hülya Koçyiğit hasta olurdu da küçük zeki çocuğu ona bakardı. Sonra fakir ama huzurlu hayatlarına tekgöz evlerinde devam ederlerdi. Konu gereği; yaşlı baba hastadır ve ölmek üzeredir. Son diyalogda sihirli sözler dökülüverir. "Biz fakiriz ama namusluyuz yavrum, bunu hiç unutma." Ve sahip olunması, unutulmaması gerekli erdemli bir kavramdır namus. Yine de hemen her bir filmde beynimize nakşedilen erdemin ne işe yaradığını bilmeyiz. Kız alırken, ev kiralarken, taksitli satışlarda sizin ne kadar namuslu ya da ne kadar namussuz olduğunuz önem kazanır. Bu kavramın neye göre çalıştığı neye, kime göre namuslu ya da namussuz olduğumuzsa derin bir karmaşadır. Ne zaman, nasıl yitirildiği ise ayrı bir muamma. Son dönemde yaşanan Dallas türevi, çete endeksli olaylar ve açıklamalar tartışılırken aklımıza ister istemez ne kadar namusluyuz sorusunu getiriyor…

İşte en beklenmedik zamanlarda iniveren, toplumun elinde bulundurduğu Demokles'in kılıcı yine yerine indi ve iki genç infaz edildi. Aslında herşey istenilen gibi gerçekleşmiş, kız gibi bir genç ile erkek gibi bir genç birbirlerini sevdiklerini açıklamış, bununla da yetinmeyip birlikteliği genelin kutsal gözüyle baktığı evlilik aktine dönüştürmeye çalışmışlardı. Bir genç kız ile bir eril organla -sonunda- içindeki erkeği ortaya çıkarmak isteyen bir genç bayan arasında imzalanan mizansen görünümlü sözde akit ilgiyle karşılandı.

Devlet kendi önemli işleriyle boğuşurken medya her zamanki ahlakçı yaklaşımıyla olayı ele almış tukakalı zihniyetinin ürünü olan gösterilerine bir yenisini daha eklemişti. İyi de yanlış neredeydi. Görevi gereği kadın olmayı kabullenmiş bir genç kadın -ki kadın olmanın en büyük erdemi beyaz gelinlikler içinde, mesut görüntüler sergiliyor- yıllardır yaşadığı karmaşa nedeniyle içindeki saklı kimliği ortalığa sunarak bir oh diyen erkek imajlı bir kadın birleşmek istiyorlardı.

Medyanın anında süsleyip önümüze attığı bu insanların hiç de "bahçeden elma çalmış" ezikliğini sergilememeleri tabii ki Reha Muhtar Bey'in yeni bir show'una engel oldu. Adı konmadan irdelenen bu yüzeyde eşcinsel ilişkinin farkında olan iki sevdalı toplumsal baskılar sonrasında homoseksüelliklerini bile heteroseksüelleştirmeye çalışıyor, "Eh biz yaptık oldu" pandomimini başarıyla sergiliyorlardı. Üstelik programa davetli konunun uzmanı doktorun, psikiyatrik ve tıbbi sürecin sonunda eril organla -sapına kadar- erkek olabileceğini söylemesi gözlerde bir sevinç silsilesi yarattı.

Oysa alıştığımız medya yaşam bağlantıları kesilip, yasaklı dönemler atlatan sevgili Bülent Ablamızın -sübyancılıkla- suçlanan evliliğine gösterdiği ahlâkçı tutumu bu -sözde- evliliğe sunmadı. İşemek için bile ele gerek duyan, işlevsiz, aciz, biçare et parçasıyla erkek olmak isteyen genç bayan manşetlerde "dönme" olarak anılmadı. Kaldı ki eşlerden birinin evlilik öncesi cinsiyetini değiştirmesi dışında iki aile örneği de temelde benzerlikler taşıyordu. Tekelci medyanın sergilediği bu tavrın sebebi transeksüelliğinin toplumda özenti yaratacağından korkulan Bülent Abla faktörüydü şüphesiz. Bülent Ersoy'un adının önüne dönme sıfatı eklenirken, diğer genç bayan "vah vah yazık" tavrıyla karşılanıp uzman doktorlara teslim edildi. Öyle ya lezbiyenlik modaydı ve iki kadın birbirini sevemezdi.

Medyanın tavrı değişmiş gibi görünse de, her iki çiftte toplumla uzlaşmak adına -cinsiyet değiştirmeyi göze alarak evlenmeyi kararlaştırmışlar- pekçok benzeri gibi namuslu birer Türk ailesi olmak istemişlerdi. Sonuçta farklı mekanlardan medya tarafından kolajlanan bu kişilikler, eşcinselliklerini -henüz- yaşayamayan insanlara yine medya tarafından -sakın ola düşünmeyin- alt metni derinden verilerek sunuldu. Anlaşılan o ki tahakkümcü zihniyet değil eşcinsel birlikteliklere (evlilik), kutsal evlilik bağı ile birbirine ağdalı anlarda geçici yeminler veren, eşcinselliklerini heteroseksüelleştiren kişilerin birlikteliklerini bile kabul edemiyor. Adına uzlaşma demeden zamanla bir dengeye dönüştürmeye çalıştığımız -kısır- döngü içinde, görevimiz tüm namussuzluklara rağmen bazılarının vefalı erkek evlat, bazılarının gelin adaylığını namuslu namuslu sürdürmek.

Elazığ'da Özgül Karakaya ve Özlem Olgun adlı iki genç kadın evlendiklerini açıkladılar. Özgül Karakaya, lezbiyen olmadığını, hatta lezbiyenliğe karşı olduğunu, kendini erkek gibi hissettiği için ameliyatla erkekliğe kavuşmak istediğini söylüyor. Fakat lezbiyenliğe karşı olduklarını söyleyen bu iki genç kadının evliliği, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Işılay Saygın'ı ikna etmeye yetmiyor. Işılay Saygın, "Böylesi uçuk ilişkiler, bizim Türk halkıyla asla bağdaşmaz. Eminim Elazığlı vatandaşlarımız da çok üzülmüştür." buyurdular.

Hosted by www.Geocities.ws

1