Britanya'da 16 yaş TARTIŞMASI

Terry Sanderson

Çev: Harun T

GAY TIMES Ağustos 1998 Sayı:239

İngiltere'de erkekler arasındaki yasal cinsel ilişki yaşının 16'ya düşürülmesi için verilen mücadele, ilk önce Avam kamarasında başarılı olduysa da, seçilmemiş Lordlar bu kararı veto etmişti. Avam kamarasında elde edilen zaferin, eğer kamuoyu yoklamaları gözönüne alınırsa, ülkenin geneline yayılmadığı görüldü.

Bu ülkede geçen yıl yapılmış olan bir kamuoyu yoklamasına göre, halkın yüzde 37'si eşcinsellerle heteroseksüellerin arasındaki bu eşitsizliğin (kadın-erkek ilişkisi için asgari yaş 16'dır) giderilmesini destekliyorken, geri kalan yüzde 53'ü var olan durumun korunması inancındaydı. Geçen Temmuz ayında yapılan bir başka telefon anketinden de benzeri sonuçlar alınmış.

Bu tür kamuoyu yoklamalarının ve genel toplumsal görüşlerin milletvekillerini yönlendirmesi ne kadar doğru olabilir, bilinemez. Eğer önemli toplumsal meselelerin sonuçlandırılmasına yönelik yasal düzenlemeler salt halkoylamalarına dayandırılsaydı, İngiltere'de eşcinsellik adına hemen hiçbir şey yapılmamış olurdu. Zira, daha 1967 yılına kadar eşcinsel olmak bir suçtu. İşte bu yüzden, milletvekillerinin görevi, kararlarını halkın "çoğunluğu"nun önyargılı fikirlerine dayandırmak değil; konuların özünde yatan gerçekleri araştırmak, yapılan tartışmaların taraflarını cankulağıyla dinlemek ve bunlardan bilgilenmiş olarak dengeli kararlar almaktır. Bu tutum, işte bu 16 yaş konusunda Avam kamarasınca sergilenmişse de, Lordlar bildiklerini yapmış ve sayısal çoğunluğun "parmak demokrasi"sine yenik düşmüşlerdir.

Adı geçen önemli yasal değişikliğin oylaması sırasında basının tutumu kaydedilmeye değerdi. İngiliz basınının ünlü ünsüz, konuyla ilgili ilgisiz pek çok ismi görülmeye değer bir söz düellosuna tutuştu. En çok sesi çıkanlar da, tabii ki bilgisizlikleri ve önyargıları en derinde olanlardı. Mesela, The Scottish Sun'da köşe yazarlığı yapan Jim Sillars, şunları yazdı: "Eşcinsellerin bu çirkin yasa değişimi önergesi tamamıyla yanlıştır. Eşcinsel ilişkiler, ileride kendileri de eşcinsel olacak çocuklar üretemez. Yani, genç eşcinsel erkeklerden oluşan devamlı bir stok yok. Çözümse, eşcinselliği meşrulaştırıp cinsel ilişki yaşını olabildiğince aşağıya çekerek, cinsel partner mevcudunu artırmak." Eh, ne diyelim, eşcinsel arz-talep dengesini böyle şak diye hem de en baba materyaliste taş çıkartacak biçimde çözümlemek başarısından dolayı Sillars'ı kutlamak gerek. Tabii, bu arada olan, eşcinselliğini erken yaştan beri bilen ve bundan ötürü dışlanma korkusuyla yaşayan eşcinsel gençliğe oluyor. Cinsel kimliği üstüne yağan saldırılar yetmezmiş gibi onaltı yaşındaki eşcinsele, "sen daha yeterince olgunlaşmadın, diğerleri gibi değilsin, onlar ne olduklarını biliyor, sense bekleyeceksin" deniyor. Ha, bu arada sanki hiç değişmeyen, yaşlanmayan bir hilkat garibesi eşcinsel nüfusu varmışçasına davranıyor Sillars. Sanki bu "gençlik düşmanı canavarlar" bir köşede oturup avlanacak yavruları gözlüyorlar. Yani eşcinsel bireyler asla yaşıtlarıyla birlikte olmazlar; geleneksel "oğlancı-oğlan" ilişkisidir aslolan!!

Bir başka gazeteci, Richard Littlejohn ise The Sun'da: "Bu eşcinsel ilişki yaşını düşürme hareketinin arkasındaki itici güç, cinsel partnerlerinin olabildiğince küçük yaşta olmasından hoşlanan sübyancı yetişkin eşcinsellerden geliyor. Yaş sınırının 14'e düşürülmesini isteyen kampanyalar da gelecektir bunun arkasından..."" İşte aynı mantık (!!) yine iş başında.

The Daily Telegraph'ın başyazısında da şöyle denmiş. "Önümüzdeki oylamanın esasta ne olduğunu görmek mümkün: çocukların sömürülmesi için verilecek bir izin, ülkedeki her ebeveyne karşı bir saldırı ve sözde 'aile yanlısı' olan Hükümetimizin gerçekleştirdiği iğrenç bir ikiyüzlülük. Eşcinselliğe karşı varolan önyargının haklı çıkarılabilecek yanı, erkek ya da kadın eşcinsellerin kötü olmaları değil, ama eşcinsellik olgusunun kendisinin genelde mutsuz bir yaşam getirmesidir. (TRT'den Ertürk Yöndem'in Perde Arkası'nı hatırlayın. Dizgicinin notu) Hiçbir ana-baba bunu çocuğu için istemez... Hükümet ve bir sürü milletvekili, ufak oğlanların maytap almasına karşı yaygara koparıyor; ama düzülmelerine (sodomize edilmek) izin veren bir yasayı onaylamaktan ta geri durmuyor." Peh doğrusu!! Öncelikle, bu satırların yazarı sanki yaşamı boyunca üşenmemiş ve eşcinsellerden oluşan bir grubun yaşamını yakından gözlemlemiş gibi konuşuyor. Konuşuyor demek tam da yerine uydu, çünkü söylediklerini destekleyen hiçbir veriyi, örneği yazılı olarak aktaramıyor. Üstelik dediklerini yalan çıkaracak pek çok kişisel tanıklıkların ve bilimsel araştırmaların adını bile anmıyor. Bu cahillik olamaz, "bilmiyordum" diyemez sözkonusu gazeteci; çünkü sözü edilen kaynaklar, özellikle İngiltere gibi bir ülkede, her mahalle kütüphanesinde ve tüm kitapçılarda özel bölümlerde herkesin kullanımına sunulmakta. Üstelik o bile gerekmez, sorsa bir sürü kişi anlatacaktır merak ettiklerini. Yani burada açıkça bir kötü niyet görülüyor.

Benzeri bir kötü niyet ve çamur atma tutumu Scotland on Sunday'ın yazarı Gerald Warner tarafından bir daha tekrarlanmakta: "Pedofillerin yasa önergesi, 16 yaşındakilerin sodomize edilmesini yasallaştırmayı tasarlayarak, Britanya'daki her ebeveynin yüzüne bir tokat gibi indi. Yasa koyucularımızın sorması gereken soru şu olmalıydı: 16'ıncı yaşgünüyle 18'ine basması arasında sodomize edilmedi diye yaşamı mahvolacak delikanlılar var mı? Avam kamarasının bu eğri davranışını eğer Lordlar düzeltmezse, iş bir sonraki Hükümete kalacak." Warner öylesine emin ki söylediklerinden, er geç herkesin kendi doğru bildiğine boyun eğeceğini düşünüyor. Olası değişikliğin hiçbir hükümetçe kabul edilmeyecek bir zırvalama olarak karşılandığına inanmış bir kere. İyi de, hiç sormuyor mu kendine: eşcinsel olmayanların 16 ile 18 yaşları arasında cinsel ilişkiye girme ayrıcalıkları nereden geliyor. Ayrıca eğer iş bu kadar yaşam ölüm meselesi haline getirilecekse, onlar niye iki yıl daha beklemiyorlar?

Tabii ki, gerçekten de 18'inden önce başka bir erkekle birlikte olan bazı eşcinsel gençlerin başına gelenlerden haberdar değil Warner. Oğullarının eşcinselliğini kabul etmeyen ana babaları tarafından göz ve ev hapsine alınan, zorla gereksiz ve aşağılayıcı tıbbi/psikiyatrik "tedavi"ye maruz kalan, daha kötüsü de evden atılan pek çok eşcinsel genç var dünyanın heryerinde. Bu arada, dinsel kurumların baskıcı "şeytan kovma" ayinlerine zorla götürülen ve sonunda ya evden kaçıp suça itilen, ya da intihar ederek yaşamına son veren gençler de az değil. Daha az travmatik görünen ama çok daha yaygın olan bir olgu da, eşcinsel bireylerin cinsel kimliklerini aramak ve benimsemek için uygun ortamları buluncaya dek, çok uzun süre "gizlenerek" beklemesinden doğan özgüven eksikliğidir. Bu yarayı hergün içinde derinden yaşayanlarımız, nasıl bir cehenneme hapsedildiğimizi bilir. Bu adam kim oluyor da, "bilsen de iki yıl daha dişini sık efendim, yaşama cinselliğini" diyebiliyor öyleyse?

Eşcinsel haklarına saldırmakta kıdemli sağ kanat gazetecilerinden Lynette Burrows yine kendinden bekleneni yaptı ve The Sunday Telegrahp'ta çıkan yazısına şu başlığı seçti: "(Çocuklar) Pedofillerin ellerine teslim edildiler."

Alıntı yaptığı bir araştırmaya göre, erkek eşcinsellerin yüzde 92'si anal sekste, Burrows'un deyimiyle "götçülük"te bulunuyor. Bu istatistik bilgileriyle bizi aydınlatan yazar, konuyu eşcinsel grup seks alemlerine getiriveriyor. Her nasılsa, grup seks yapanlarla sinsi pedofiller arasında bizim göremediğimiz bir bağlantıyı ortaya çıkarıyor (!) Dediğine göre, Hollanda'daki yasaların vaktiyle esnekleştirilmesinin bedelini, porno sektörüne yığınlar halinde pazarlanan ufak oğlan çocukları ödemiş. "Pedofili seks endüstrisi Hollanda'da çok kârlı bir iştir ve tüm dünyadaki grup seks meraklısı erkekleri mıknatıs misali kendine çeker." Hoppala! Bir kere neden her seks partisi pedofillere yönelik olsun? Ayrıca, kız çocuklarının aynı biçimde sömürülmesine karşı tek laf bile edilmemiş? (Bu arada, 16 yaşındaki iki delikanlı birbiriyle ilişkiye girerse otomatik olarak pedofil midirler?) Burrows'un bu ikisini nasıl bağlantıladığını bilemiyorum ama "uzman" o olduğuna göre, doğru olsa gerek derim. Uzmanımız bir noktayı (!) çarpıtmış iyice: sözünü ettiği raporda, eşcinsel erkekler arasındaki yüzde 92'lik anal seks oranı, (bu bilgiyi verenlerin) "yaşamlarının bir döneminde" ifadesiyle birlikte verilmektedir-ki bu her zaman anlamına gelmez. Üstelik, aynı rapora göre, "anal ilişki, cinsel repertuvarın sıklıkla uygulanan bir kısmını oluşturmamaktadır. Bu durum halen anal ilişkiye giren erkekler için bile geçerlidir." Yani eşcinsellik= anal ilişki denklemi çok da doğru değil. Eşcinsel ilişkiye girmeyi düşünen her gencin de hop diye üstüne atlamadığı bir seçenek olsa gerek...

Sonuç olarak, gazeteler kendilerinden beklenen doğrultuda hareket etmiş oldular. The Telegraph, Mail ve Sun, yapılmak istenin değişime korkutucu bir kararlılıkla karşı çıktılar. The Telegrahp daha da ileri giderek, ünlü aktivist Peter Tatchell'in The Guardian gazetesine yolladığı bir mektubu -güya- ortaya çıkarttı. Mektupta yaşsınırının 14'e indirilmesi gerektiğini savunan Tatchell'in sözleri olabildiğince çarpıtıldı ve ön sayfaya şöyle geçti: "Aktivistler gay seksi 14'e çekmeye çalışıyor." Bu ayak oyunlarını karşıt görüşlülerden görmeye alıştık artık.

Bunun dışında, sözü edilen harekete karşı yapılan saldırıların diğer başını da Kilise çekti. The Telegraph'ın haberinde, "piskoposlar seks yaşının indirilmesine karşı savaş açıyor" dendi. Başlarındaki cüpheli ve "takkeli" George Carey'in ardından giden papazcıklar bir açıklamada bulundular: "olur olmaz her yaşam tarzı, aralarındaki değer ve nitelik farkı gözetilmeden meşrulaştırılmak isteniyor." Piskoposlar, değişimin "genç insanlara ve toplumun tümüne yanlış mesajlar göndereceği" konusunda endişeleri olduğunu söylemişler!

İşte tam bu noktada eş-cinselleri destekleyen gazeteler işe giriştiler. The Independent on Sunday'den Joan Smith pek çoğumuz adına konuşmuş oldu: "Piskoposlardan artık gına geldi. Onların cinsellik hakkındaki görüşlerini duy-maktan bıktım; Kilise'dekilerin benim ya da başka hiç kim-senin yatakta ne yapması ge-rektiğiyle ilgili düşüncelerini bilmek istemiyorum. İncil'in eşcinsellik, evlilik dışı cinsellik, ya da mastürbasyon konusunda ne dediği (de) beni hiç ilgilendirmiyor. Hele, 'ibadetini yerine ge-tiren bir Hıristiyanım' lafını duymak bile şu an beni kusturmaya yeterli."

The Independent'in yazarı David Aaronovitch, yaş sınırı indirilmesiyle birlikte genç erkeklerin birden bire heteroseksüelliği terkedeceği fikrinin gülünçlüğünü gösterdi:

"Şimdi, şu mu denmek isteniyor: heteroseksüellik o kadar bıktırıcı bir şey ki, günümüzün en "bitirim" delikanlıları ilk fırsatta kendilerini derilere bürünmüş kaslı heriflerin arkasında kırbaç şaklatırken bulacaklar. Sağcı basın yorumcuları herhalde herkesin bastırılmış birer eşcinsel olduğunu sanıyor. Kendi adlarına konuşsunlar!"

Beklenmeyen olumlu yorumlar ise, The Express ve The Times'dan geldi. İlk gazetenin yeni editörü Rosie Boycott, (onun) normaldeki saldırgan sağcı söylemine alışkın olan okuyucularını şaşırtarak, oldukça sol bir eğilim gösterdi. The Times da, Eşcinsel Gurur (Gay Pride) gününde, eşcinsel politikanın güncel konumunu değerlendiren bir başyazı yayınladı. Yazıda, eşcinsel toplumun, Amerika'daki zenci toplumunun düştüğü iç bölünmeyi yaşamaması umuluyor. Her iki toplumda da entegrasyon isteyenlerle, bunun karşısında, ayrı bir kültüre sahip olmak isteyenlerin olduğu gerçeğine dikkat çekilmiş; Amerikalı zencilerin böyle bir seçim yapmak zorunda kalmaları, İslam Ulusu (Nation of Islam) gibi militan ayrılıkçı grupların oluşmasına yol açmıştı. Gazetenin yorumuna göre, bu gelişme belki zencilerin gururunu arttırmış olabilir, ancak aynı zamanda onların genel başarısına mal oldu. "Eşcinsel politikası" da yakında benzeri bir yol ayrımına gelecek" denmekte.

Dinsel basında ise hiç bu türden derinlikli düşünceler yer almadı. The Catholic Herald, yaş konusunda eşitlikten yana oy veren ve "dini bütün" olarak bilinen bütün milletvekillerinin adlarını ifşa ederek onları "utandırma"ya kalkıştı. Bir başyazıda, hem Katolik ve Anglikan mezheplerinden milletvekillerini, hem de Başbakan'ı, "halkın güvenine ihanet etmek" ve dini liderlere "küstahça meydan okumak"la suçladılar. Oylamanın, "ülkenin ahlaki yozluğa doğru kaymasına bir delil oluşturduğu" yazıldı.

The Church Times'da eşcinsel bir Hıristiyan olan Ken Batty, "Neden sadece bu günahın üstünde duruyorsunuz?" adlı makalesinde okuyuculara meydan okudu: "Eşcinsel arkadaşlarıma Hıristiyan olduğumu söylediğimde, bana Nazi olduğunu açıklamış bir Yahudi'nin dostlarıymış gibi tepki verdiler. "Düşmanları" olarak gördükleri bir kurumla neden işbirliği yaptığımı anlayamamışlardı. Kilisemdeki insanlara eşcinsel olduğumu söylediğimde ise, bana Yahudi olduğunu açıklamış bir Nazi'nin arkadaşları gibi davrandılar. Başlangıçta beni farklılığım yüzünden dışladılar. Giderek tamamen soyutlandım ve bu yüzden de artık kiliseye gitmiyorum."

Sayısal çoğunluğun düşüncelerini eleştiren bir başka görüş de, Cambridge Üniversitesi'nde felsefe profesörlüğü yapan Ralph Wedgwood'un The Times'a yazdığı mektupta dile geliyor: "Her ne kadar yaş sınırını indirmek toplumun çoğunluğunca kabul edilmese de, bu yasal düzenleme, tüm dünyaca tanınmış olan insan haklarının en temel prensiplerinden biriyle doğrudan ilintili. Sözünü ettiğim bu prensip, hükümetlerin, tartışmasız kesinlikte ve inandırıcılıkta nedenler olmadan, sınıflar arasında ayırım yapamayacağıdır. İngiliz Kilisesi'nin eşcinselliğin bir günah olduğunu savunan geleneksel görüşü, yalnızca sekteryan bir dinsel tavırdır. Üstelik bu görüş Anglikan piskoposların tümünden kabul görmemektedir. Bu arada (Quaker'ler, Üniteryanlar ve Budistler gibi) diğer dinsel grupların da kabul etmediği bir görüştür bu. Sekteryan bir dinsel görüş evrensel insan hakları prensipleriyle çeliştiğinde, hangisinin galip gelmesi gerektiği açıkça ortadadır."

Hosted by www.Geocities.ws

1