TARTIŞMA
Yeşim T. BAŞARAN/Ankara
Sevgili KAOS GL okur ve yazarları…
Siz neler hissediyorsunuz bilmiyorum ama ben içeriğinin çok başka olduğunu düşündüğüm KAOS GL’ye son zamanlarda gelen bazı yazılardan çok rahatsız oldum. İnsanlar cinsiyetçi ve küfür dolu yazılarla birbirlerine saldırıyorlar. Bunu “harekete dair bazı şeyleri tartışmak” adına yapıyorlar. Oysa bu tamamen yanılgı.
Yurtdışından Türkiye’deki lezbiyen ve gay gruplarına gelen paranın nasıl değerlendirileceği ve değerlendirildiği konusu, hayallerimizin bir gün gerçek olması adına oldukça önemli. Hiç kimse bir kaç kişinin dikkatsizliği dolayısıyla Türkiye’nin destekçi lezbiyen ve gay
vakıf ve yardım kuruluşlarının kara listesine girmesini istemez. Ancak bu tartışmalar, davranışlara değil kişilere, üstelik de kişilerin cinselliklerine saldırıp yapılamaz. Ayrıca anlamadığım bir nokta da birbirlerine saldıran ve saldırılan insanlar, sırra kadem basmış değil ki, herkes İstanbul’da ve çözülemeyen bir para sorunu olması akıl almaz. Neden İstanbul’da kendine aktivist diyen insanlar, kişisel olarak kullanıldığını düşündükleri paraları geri alabilmek için Ankara’ya yazı göndermek zorunda hissediyorlar kendilerini, doğrudan ilgili kişilerle konuşmak varken neden tüm bu yazılar mizahi olacak diye insanların cinsellikleri sözkonusu oluyor, kimi “lezbiyen olmaktan vazgeçiyor”, kiminin “cinsel fantazileri” kamu malı oluyor. KAOS GL okuyan bir çok insan bu yazılara maruz kalmak için nasıl bir günah işlediklerini bilemiyorlar. Gerçekten de artık bu tarz yazılara ve bu yazım tarzına bir son demek gerekiyor. KAOS grubu bunları yayınlamakla hem bu tarz yazıları yazan yazarlar, hem de okurları tarafından suçlanır ve eleştirilirken, grubun kendisi de içi elvererek, “aman bu ay da iyi iş çıkardık” diye sevinerek yayınlamıyor. Aksine “gelen yazılar yayınlanır” ilkesine uymak için ellerinden geleni yapıyorlar. Ama ben artık kişisel olarak insanların anlamsızca birbirine saldırdığı, mahalle kavgasını bir dergi aracılığıyla Türkiye çapında yapmaya çalıştığı, bize hiçbir şey katmamasının yanısıra da, ilgili kişileri tanımayan okurlarda da “bu insanlar kendilerini çok mu önemli sanıyorlar da birbirlerine küfürlü yanıtlar yazıp, bizim de her ay bunları okuyabilmek için derginin çıkışını iple çektiğimizi zannediyorlar” hissi uyandıran yazıların yayınlanmamasını istiyorum. Biliyorum ki, KAOS grubu bu yazıları elese, en az yayınladığı zamanki kadar eleştiri alacak. Bu konu benim kafamı çok karıştırıyor ve de üzüyor. Ama ben yukarıda tarif ettiğim yazıları dergide görmek istemiyorum.Bu konuda küçük bir not düşmek ve değerli vaktinizi daha fazla almamak istedim. Kendimce sorun olarak gördüğüm bu konuya şöyle de bir çözüm hissediyorum: Grubun yayınlarken içinin elvermediği yazıların geniş bir tanımı yapılır (örneğin, kişisel saldırı içeren, içinde küfür olan, vb.), sonra bu tanım dergide yayınlanır, ve gelen yazılardan bu tanıma uyanların yazarlarına ulaşarak, gerekçeleriyle b
irlikte yazılarının yayınlanamayacağı iletilir, ve dergiye de “bu sayıda yayınlamadığımız küfürlü yazılar” diye bir not düşülür. Eğer bu uygulama uygun görülürse çok sevineceğim.Filiz MORAY/İstanbul
Merhaba Beyin Özürlü Arkadaşım
Sanırım sana cevap vermenin zamanı geldi. Çünkü seni kendi haline bırakırsak daha komik duruma düşeceksin. Biliyorum ki bir çok insan da böyle düşünüyor. Yazını okuyan insanlar da senin adına kaygılanıyor. Ehh sen de arkadaşımızsın, böylesi boktan duruma düşmeni istemeyiz. Onun i
çin sen bu yazılarını Kaos GL’ye değil iyi bir senariste gönder. Sıkı bir komedi filmi olur. Eğer dağarcığın bu kadar zayıfsa diğer insanlardan yardım iste. Biz de olmasak ne yazacaktın bilmiyorum. Umarım bizden sonra sana bu konuda yardımcı olacak arkadaşlar olur. Bak güzel arkadaşım senin bu yazından sonra sana tebrik telefonları geldi mi bilemiyorum ama bizim telefonumuz hiç susmadı ve herkesin söylediği bir tek söz vardı: şunun haddini bildirin saçmalamaktan vazgeçsin. Neyse ki bir sürü insan her şeyin farkında. Anlamadığım birşey var. Sen bu dar kalıplar içerisinde eşcinsel mücadeleye ne kadar katkıda bulunabilirsin. Yazdıklarını okuyup da kaygılanmamak elde değil. Bir de nedense lezbiyenleri çekemiyorsun anladığım kadarıyla. Özellikle şu mantığına diyecek yok:ayrı bir dergi çıkarmaya ne gerek var. Zaten Kaos GL kim yazı gönderirse yayınlıyor. Evet Coşkun bu konuda haklısın. Gerçekten Kaos GL gönderilen tüm yazıları doğruluk derecesini araştırmadan ve hiçbir etik kavramı süzgecinden geçirmeden yayınlıyor. Gelelim ikinci teklifine. Bize söylediklerini aynen yazıyorum: arkadaşlar siz bir bar açtınız, "PARAMI" geri verin,birkaç bira da bizim için satın. Toplantılarda ödeme konusunda zorlanıyoruz diyerek bizden sana haftadan haftaya para vermemizi istedin. Bunun üzerine biz de senin tabirinle bir takım fantezilerimizden vazgeçip birkaç birayı da senin fantezilerin için satmayı kabul ettik. Bizimle böyle bir anlaşmadan sonra hâlâ hangi mantığa dayanarak böyle şeyler yazıyorsun. Diğer ismini gizleyip utanmadan Sappho rumuzuyla yazan (……………)1 arkadaşım bu kadar suçlamadan sonra neden adını vermekten kaçınıyorsun. Suçladığın insanlar yani bizler ortadayız. Cevabını veremeyeceğimiz birşey olsaydı böyle ortada olmaz senin gibi gizlenme gereği duyardık. Birşey daha sormak istiyorum. Sizin eşcinsel mücadelenizde sanırım lezbiyenlere yer yok. Ama Lambda'nın yurt dışından lezbiyen bir dernekten aldığı parayı sahiplenip benim param deyip burdaki lezbiyenleri dışlayabiliyorsunuz. Madem bu denli sorumluluk sahibisin birşeylerin hesabını Lambda yerine sen soruyorsun. Coşkun arkadaşım, kendi ellerinle arkadaşın Alex'e teslim ettiğin Lambda'nın parası olan 40 milyonun hesabını niye sormuyorsun. Yoksa arkadaşın senin burnuna çubuk kraker sokup sevimli bir şekilde manda taklidi mi yaptırıyor. Yoksa ikinizin de gizli fantezileri mi var bu para için. Hayal gücünü kullanıp doğruluk derecesini bile araştırmadan insanları karalamaktan vazgeçsen çok iyi olur. Böyle mahalle kadınları gibi iki laf söyleyip geri çekilme. Bir derdin ya da sorunun varsa yerimizi biliyorsun. En azından arkadaşın Alex gibi kayıp değiliz gelir konuşursun. Ama dersen ki aman kızlar size gelip konuşup bu aptallıklarıma son verirsem nasıl gündemde kalırım gibi bir kaygı duyuyorsan saçmalıklarına devam et. Çünkü seni bu satırlarım bittiğinde kaale bile almayacağım. Zaten o zaman da sen kendi kendini imha edeceksin. NOT: Zaman zaman yazımda seviyesiz kelimeler kullandığım için okurlardan özür dilerim. Ama ne yazık ki Coşkun'un anlayabileceği dil bu...SÖZDE ŞAİBELİ AKTİVİSTTEN, ŞAİBELİ YAZILARA ŞAİBESİZ YANIT
Güneş K. GÖKER/İstanbul
Yaklaşık dört aydır hakkımda yazılanlara içten içe gülüyor,yazan kişinin acizliğine ve zavallılığına üzülüyordum. Artık hepimiz yazıların Coşkun'a ve (………)
2'a ait olduğunu biliyoruz. Ama onlar hala yüreklilik gösterip açık kimlikleriyle yazamıyorlar. Kendilerini eşcinsel mücadeleyi sanki omuzlamış ve bir cengaver yürekliliğiyle eşcinseller adına savaşıyorlarmış gibi gösteriyorlar. Oysa hala kendi kimliklerini bile belirleyememiş olan arkadaşlarımız ya rumuzların ya da eksik isimlerin arkasına saklanıyorlar. Benim amacım onların bana yaptığı gibi onları karalamak değildi. Ama öyle doldum ki klavyeye dokunan parmaklarımı engelleyemiyorum. Bu arada Kaos GL'ye de haylice kırgın olduğumu belirtmek istiyorum. Çünkü bu tür asılsız ve kanıtsız, kişiliğe saldırıda bulunanyazıları gerçek isimler dışında yayınlamak profesyonelliğe sığmaz. Çıkarılan dergi para ile satılıyorsa duvar panosunun ötesine geçmek zorundadır.Gelelim bana yöneltilen suçl
amalara,asılsız iddialara:1)Güneş Lambdadan Çıkaracağı Dergi Için 500 $ Aldı Ve Kaçtı: Evet ben Lambdadan Sappho dergisi için 500 $ aldım ama kaçmadım. Yalnızca adres değiştirdim. Geri döndüğüm yer de annemim eviydi. Lambda üyelerinin çoğunda annemim ev telefonu vardı. Derginin bir türlü çıkamamasının nedeni de şu; dergi için Jale adlı bir arkadaşımla koşturuyor bazı arkadaşlardan da yazı alıyorduk. Ama Jale heteroseksüel olmaya karar verince ben kendimle kalıverdim. Ayrıca derginin 400 milyondan aşağı çıkmayacağını öğrendim. Dergi bir ekip işidir. Takdir edersiniz ki tek başıma bir dergi çıkarmam mümkün değil. Bu arada Sappho 15 Kasımda Istanbul ve Ankara'da Kaos'un satıldığı tüm kitabevlerinde yerini alacak.Madem bir hesap sorma ve hesap verme dönemine gi
rildi, ben de Lambdanın kuruluşundan itibaren yurt dışından aldığı tüm paraların hesabını soruyorum. Ayrıca en son alınan 3 milyar lezbiyen bir örgütten temin edildi. Lambdanın Türkiye'de yaşayan lezbiyenlere ayırdığı para 500 $ idi. Buna rağmen Coşkun Efendi karşıma geçip ayrı bir lezbiyen dergiye ne gerek var diyebiliyor. Kardeşim sen önce kadınlarla olan bu anlaşılmaz problemini ve kompleksini ya da annenle ilgili nefretini hallet. Gaylerin ataerkiden uzak, eşcinsel duyarlılığa sahip olduklarını zannederdim. Ünlü bir eşcinsel edebiyatçımız "bunlar ibne değil götveren" derdi. Sanırım haklı.2) Güneş Barında Eşcinselleri Sömürüyor:
Barımızda bira 500 bin lira değil 350 bin lira idi. Bilumum eşcinsel mekanlarda bira bir milyondan aşağı satılmıyor. O zamanlar fıçımız olmadığından şişe bira satıyorduk. Gece sonunda hesap yaptığımızda gördük ki 60 bira alınmış hepsi tüketilmiş. Elimize geçen para yalnızca 20 bira parası yani 7 milyon Türk Lirası. Ayrıca tüm çerez ve cipsler de ikramdı. Bunu, Lambdayakarşı olmay
an mahcubiyetimden değil, eşcinsellerin sömürülmesine karşı duyduğum nefret yüzünden yaptım. Birayı 500 bin liraya sattığımızı iddia eden Coşkun Efendi aramızda yoktu. Sappho rumuzuyla yazan (....) vardı. Ayrıca Sappho rumuzunu kullanarak cinsel ayrımcılık yapan ve kadın cinsini benim ve sevgilimin özeliyle aşağılayan (.....)’ı kınıyor, büyük terbiyesizliği, aşağılık kompleksi ve acizliği için onun adına üzülüyorum. Siz eşcinsel mücadele için ne yaptınız ki hesap sorma hakkını kendinizde buluyorsunuz. Hangi standda yer alıp aralıksız 7 saat insanlara eşcinselliği anlattınız ya da Ülker Sokak' ta yaşayan travestilere ne kadar destek oldunuz.Şu an barımızda Kaos GL'nin tüm sayıları -son sayı da dahil- okunmak üzere duruyor. Açıklayamayacağım hiçbirşey olmadığından beni aşağılayan yazıların olduğu sayıları da bulunduruyorum. Son olarak adım lezbiyen tarihine altın harflerle yazılmayacağı gibi utançla da anılmayacağım.
NOT 1: Kaos GL’Ye bu son yazışımdır. Sorusu olan e-mail adresimle bana ulaşabilir: gunes_g@hotm
ail.comNOT 2: Coşkun Efendiyle Lambda toplantısında karşılaştığımızda bana yazdığı abuk subuk yazılar için şunları söylemişti: ben ortaya bir laf atarım, doğruluk derecesini sorgulamam. Yalnızca ortalık hareketlensin istiyorum.
Bu yolla eşcinsel mücadeleye katkıda bulunamazsın. Bu mahalle kadını ağzıyla yazdığın hareketi sekteye uğrattığını düşünüyorum. Ortaya bilimsel ya da kültürel savlar atıp tartışmaya sunmak çok daha yapıcıdır. Eğer zekan bu kadarına yetmiyorsa bari provakatörlük yapma.
1, 2: Filiz Mo
ray ile Güneş K. Göker’in yazılarında, Sappho rumuzuyla yazan kişinin, iddia edildiği gibi gay olmayıp, bir lezbiyen olduğundan dolayı yazıda geçen isim çıkarılmış olup, başka bir değişiklik yapılmamıştır.Ali Kemal YILMAZ/İstanbul
Sizinle konuşmaya fırsat bulamadığım bence çok önemli bir konu da dergiye gönderilen her yazının yayınlanması ilkesine bir madde ilavesini öneriyorum. Size gazetecilik etiğinden bahsetmek küstahlığına düşmek istemiyorum. Fakat dergimizin son sayısında Güneş Göker arkadaşla ilgil
i yazıyı okuyunca bu kadar önemli bir konuyu nasıl atladığıma çok kızdım. Namı diğer Coşkun yine insanlara, kişiliklerine saldırıda bulunuyor. Hesap sorulması gerekir elbette. Hatta Güneş’in parayı iade etmemesi de hata olabilir. Fakat ancak beş-on kişiyi alabilecek kapasitede minnacık bir barı olan Güneş’in sattığı biranın fiatı hesap kitap bilen bir insan için sorarım size ne kazandırır. Gay barların astronomik fiatlarla kapıdan girerken aldıkları paraları ve kötü muameleyi protesto etmek gerektiğini söylediğimde bana karşı çıkanlar neden bir lezbiyen arkadaşın açtığı alternatif minnacık mekanı desteklemek yerine üstelik fiatı abartarak binlerce insanın karşısında Güneş’i küçük düşürüyorlar. Sizlerden rica ediyorum. Lütfen ben artık bu konularda birilerine ne avukatlık yapmak ne de haksızlık yapıldığını yazmak ve okumak istemiyorum. Coşkun arkadaş her sayıya yazı verme zorunluluğunu nereden hissediyorsa suni gündemler yaratıyor. Hesap sorulması gereken insanlar Güneş’ten önce sadece bir dergi çıkarmak dışında hiç bir etkinliği (gider anlamında) olmayan Lambda’ya hesap sorsunlar. Yoksa bu dedikoduların ardı arkası minnacık bir filiz olan hareketimizi kökünden yok eder. Kaos’dan son ricam kanıt olmadan karşı tarafla konuşmadan böyle yazıları yayınlamaması. Yanıtınızı yazılı olarak zannederim tüm erkek ve kadın eşcinseller merak ediyordur.Serkan EGE/İstanbul
Taksim’in lubunyalarına
Parisli Amca senin dizini kırıp …… gitme zamanın gelmedi mi? Yaşlı insanlara saygı duyulur ama senin gibiler her zaman ………… Yazıların insanlara bir nasihat oluyor, bir nasihat oluyor sorma!… Ne olursak olalım önce insan olalım. Nedir insan?... Birçok tarifi var. Bence insan önce onurlu, haysiyetli, seviyeli olmalı, üretmeli. Yüzün kızarmadı mı? Bir milyon doları hiç etmekten bahsederk
en. Yaz, yaz, maddi durumunu, KAOS GL ile ilan et. Belki şu son günlerinde ……… birkaç tane daha fazla ……. Senin gibi insanların sevgiden, aşktan bahsetmesi yok mu?.. Yusuf Can kendini kolla; onun sevgisi ………, şefkati ………tür. Senin duayenin tabii ki Coşkun olacak. İnsanlara gayin, eşcinselin; orospuluk, ibnelik, topluktan başka hiçbir şey olmadığını düşündüren sizin gibiler değil mi? Efendim kitapçıya girmiş, KAOS GL sormuş, bitmiş demişler. Bu da “toplar o kadar çok mu burda” demiş. Sen kendini bu isimle sınıflandırırsan heterolara diyecek lafımız yok. Çocuk güzel miydi? Ne bok olduğunu anlamıştır. İyi ki bu top olayını açmışsın. Seni ………. ……… lubunya, sen toplumdan saygı istiyorsun, yer istiyorsun, böyle mi saygı duyacaklar, haklarımızı alacağız? (Bu hak konusu da enteresandır hani; ……… hakkını alıyorsun işte). Askerlik şubesine gitmek, ……… orda doktorun seni parmaklama fikri tahrik etti, kendini ……… kimseyi bulamadın, eline geçen ilk cismi ……… di mi. Okuyorum dergiyi, Coşkun’u beğeniyorlarmış. Parisli Amcayı beğeniyorlarmış. Sizin hamurunuz da aynı da ondan. Yok otobüsten inerken en az beş kişiyle kesişmemişse o günü yaşadım saymıyormuş. Yok gayliğini paylaşacak insanlara ihtiyacım var diye iki gay ile tanışmış, bunlar bunu hemen yatağa atmışlar. Ah canım benim!.. Senin niyetin kendini …… birini bulmak değildi di mi? Şu, arkadaş arıyorum ilanları verenler, sizin için bir sürü porno dergi, sayfa sayfa ilan var, bırakın yalnızlık hikayelerini, alın o dergileri, arayın ………. Bak yalnızlık, dışlanmış gaylik duyguları kalıyor mu? Deli olmak işten değil. Adam bir aşık oluyor, bir aşık oluyor, mahallesinde herkese onun ne olduğunu söylemesine aldırmadan gidiyor taaa Kütahyalara ………. Sonra ay bir pişman oluyor, bir oluyor, ne olduysa yine …… Onur her zaman diyorum, onur. İnsanlık onurun üstüne kuruldu. İmrendiğimiz ülkeler o hale onurlu insanlar sayesinde geldi. Coşkunlar, Parisli Amcalar sayesinde değil. Neymiş, çocuk bir güzelmiş, bir aşık olmuş, aman efendim aman, 100 dolar verip yattığı ile daha sonra bu aşık olduğu filan üçlü bile yapmışlar. Öyle güzel bir ilişkiymiş ki para bitince …… etmişler. Bu zavallı, bedbaht, yaşlı …… lubunya kendini İstanbullara zor atmış. Bir de ne görsün, bilmem ne hamamında kimlerin kucağında. Senin çocukluğunda böyle değil miydi? (Allah için, ilk aşkına laf etmiyorum. O güzeldi. Ama yanlış saat bile günde iki kere doğru zamanı gösterir.) Plajda bembeyaz bacaklar, bir de utangaç... (sonra yılların kaşarı). Kabine, yallah erkeğinin kucağına. Di mi Parisli Amca, ………. Efendim, hep gaylik, gaylik. Bir de şu kürt meselesine eğilsek. Hayret yahu. Her rafta 100 tane kürtçülük, alevilik kitapları, dergileri, adam KAOS GL’ye göz dikmiş. Kürtleri ibneler kurtaracak zaar. (İbneden kastım; Parisli ile Coşkun gibiler). Biraz daha dikkatli okusa görecek iyi yazıları, niçin kürtçülüktü, bilmem neydi bu dergide uğraşılmadığını ama o Coşkun gibiler, Parisliler yok mu?..Biraz şu mağdur, zavallı, amaçları bir tutam sevgi olan, ezilen, yok sayılan sözüm ona eşcinsellerden bahsetmek istiyorum. Kesinlikle şunu belirteyim, onlar hiçbir zaman bir gay, eşcinsel, insan olmadılar. Onlar hep ibne, top, lubunya, orospu oldular ve acısını aklı başında gayler, eşcinsel insanlar çekti. Toplum, dünyanın her yanında gay, eşcinsel dendiğinde Coşkunları, Parislileri anladı. Toplum, ortalama insan, hiçbir konuda derine inemez; ortalama insan, hakim sınıf, gördüğünü bilir, onu doğru kabul eder. Gay sınıfa bakışı da her alanda olduğu gibi böyle oldu. Coşkunlar, Parisliler de onlara çok iyi işaret oldu. Oluyor. Bu Coşkun ile Parisl
inin ortak bir yanları daha vardır. Bunların ikisi de para kazanmak gibi basit insanların uğraşacağı angaryaları yoktur. Çünkü ikisi de kiralarıyla geçinebilecekleri evleri, malları, mülkleri vardır. Hiçbir ideoloji üretmeyene, yani emek ile para kazanmayana saygı duymaz, hatta ideolojiler mirasyedilere tepki olarak, çalışanın çalışmayana isyanı şeklinde ortaya çıkmıştır. KAOS GL'yi çıkaranları biliyorum. Yanlış duymadımsa iki insan, biri çalışıp kazanıyor, öteki sadece dergi ile uğraşıyormuş. Ankara Grubu siz olmasanız derginin okunacak tek bir yanı yok. Sizin yazılarınız seviyeyi yüksek tutuyor. Şu Lambda lekesini ne zaman söküp atacaksınız merak ediyorum. O derneği biliyorum, devamlılarını da biliyorum. Coşkun gibi işsiz güçsüz, gözü her an ……… peşinde onbeş-yirmi ………. Coşkun’un şu son yazısını önüme açıyorum. (Parislinin defteri zaten dürülmüş). Öbür yazıları da bunun kadar seviyesizce bunu örnek okuyup biraz madalyonun öbür yüzünü göstermek istiyorum. Ulaş S., Ekim sayısındaki yazın çok iyi.Sayfa 18 ile
hiç uğraşmıyorum, birbirlerine düşmüşler, beter olsunlar, onların iyi günleri bunlar.Ahlâktan bahseden Coşkun’un yazıları buram buram ahlâk kokar. Büyük düşünür Coşkun’un sosyal patlamanın ne olduğunu, ne olması gerektiğini ve ne anladığını okuyoruz. Şimdi soruyorum, hangi ahlâklı insan otobüste, vapurda, parkta, yolda tanıştığı birisinin evine gider ve hangi ahlâklı aklı selim insan evine çağırır? İstanbul gibi bir yerde, taksicinin bile mal-can korkusuyla ekmek parasını bile unutup müşteri seçtiği şehir
de. Hiçbir gay; aşka inanan onurlu, seviyeli bir gay bu tür ilişkilere girmez. Bunların her gün mincosu tutuşa yarı özürlü ….. Sonraki satırlar ilmî, ulvî, felsefî kaygı ile doldurulmuş, bütün ……… gibi bunun da dili bu kadar dönüyor. İnsan hayatı ucuz değil, sizinki ucuz. Altı üstü …………… para vermeyince üstüne üstlük, tehdit edince öldürüverdi. (Altı üstü ibne gibi davranan öyledir). Bunlar, sinema deyince oturunca pantolonunuzun, saman, sperm olduğu, poponuzun yayın batmasıyla delik deşik olduğu sinemaları anlarlar, o şehvet duyguları ile (zaten hiç akıllarından çıkmaz) önlerine ilk geleni tutarlar ve dayak yerler. Normal gayler böyle yerlere gitmezler ve böyle bir şey başlarına gelirse günlerce uyuyamazlar. Bunlar ise hiçbir şey olmamış gibi işlerine devam ederler ve derler ki “ben böyle olaylara alışkınım”. Coşkun gibiler için, gördükleri her erkek iyi bir ……… ve laf atarlar. Tabi arasıra böyle basit, aşağılık hareketleri son derece terbiyesizce bulan insanlara rastlarlar ve dayak yerler. Travesti konusuna değinmek istiyorum. Coşkun gibiler için hayatın anlamı, manası, varoluş sebebi sadece ve sadece ……… ve gaylik, lubunyalık olduğundan zavallı; polisin bütün travestileri dövdüğünü sanır. (Halbuki Taksim Parkı’nda gullüm yaparken geçen iki polis sizin için ne şirin şeyler demişti). Polis, yolda, orda burda cinsel kimlik gözetmeden herkesi dövüyor. Bir eşcinsel Taksim Parkı’ndan iki ……… alıyor, kendini ……… sonra yemenin ruhi rahatlığı ile uykuya dalıyor. (Senin de başına geldi değil mi yavrum). Eşcinsele bakar mısınız; Cihangir’de oturuyor ve ne insanlar tanıyor (hırsız ve katil). Tabi hep daha önce bu tür olayları duydu ama zannediyordu ki, bana olmaz. Çünkü o, yılların …………. Benim arkadaşlarımın başına böyle şeyler geldi ama biz çocukları ertesi gün bulup polise verdik. Coşkun, sen kaç tane arkadaşının hırsızını bulup, polise verdin. Veremezsin, çünkü yarın birgün Taksim’de bulurlar, dayak yersin. Taksim’e çıkmamak hiç olmaz, sonra ne yaparsın? O genç lubunya da böyle düşündü, arkadaşlarının hırsızlarını görünce ve birgün onu da … Bu arada hiçbir gay Cihangir’de ev tutmaz ve parkta birilerini aramaz. Bunlar ibne ve orospu işidir. Kadıköy Vapuru da aynı hikaye.“Değirmenin sempatik, ortayaşlı eşcinseli”. Ne kadar duygusal, ince bir cümle; gözlerim yaşardı. Adamı tanımazsam etkileneceğim. Yanımda sevgilim, bana alıkan (bildiği halde), lubunyaların birası bitmeden önlerine yeni biraları uzatan, parayı peşin alan, üstünü şamataya getirip cebine indiren, cebinde bir bira parası olduğu için ikinciyi içemeyen lubunyal
arı dışarıya atan, gözleri spastikler gibi fır fır dönen sempatik eşcinsel. Coşkun, onda kendini görüyordu. Sempatikliğinin sebebi budur. Yazık, ölmeseydi ama ……… her zaman böyle bir son onları beklediğini bilirler. O, similyanın tatlı, sıcacık varlığı yok mu? Zavallı Coşkun, son paragrafında yine yaşamın sadece ……… olduğu fikriyle belanın sosyal patlamanın sadece lubunyaları hedeflediğini, onlara patladığını belirtip, o müthiş, tam bir uzman, aydın, filozof satırlarını bitiriyor.Bugün hangi gazeteyi açarsa
k açalım, hangi kanalı izlersek izleyelim ki bunlar sosyal patlama değil, kişisel cinnet geçirmeler, sinir krizleri, çıkışlarıdır. Çocuğunu satan analar, dayak yemiş bir hetero, polisin tartakladığı vatandaş, öğrenci, eylemci görebilirsiniz. Soyulmuş bir emekli, taksici, vatandaş. Çantasını vermek istemeyen kadının tren yoluna düşüşünü. Evinde ölü bulunmuş, bilezikleri çalınmış bir kadın, adam haberi bulabilirsiniz. Coşkun zanneder ki, bunlar sadece bize oluyor. Ne yapsın, hayatı o ve dünya Taksim’de lubunyaların etrafında dönüyor zannediyor.Coşkun, Parisli Amca; Lubunyaları zavallı, çaresiz, sevgi, aşk dolu insanlar gibi yazarken, yediğiniz haltları …… olmadan sokaklara düşmeden yaşayabileceğiniz eşcinselliği de yazın. Bunları yaparken felç ettiğiniz annenizi, babanızı da yazın. Ben ülkeden bunları istiyorum, ülkeme ne verdim sorusunun cevabını da yazın. Seks doğal bir ihtiyaç derler. Hayvanlar bile yapıyor derler (Köpekler bok yer, siz de yiyin). Sonra insanız derler.
Ceylan Bar’da oğluna rastlayan babayı. Evine aldığı erkeğine domalmış kendini ……… kapıyı açıp olayı gören babanın “oğlum, sen ne yapıyorsun”daki halini 20 yıl sonra akşam kahrından içen babanın halini. Kaputsuz ilişkiye girip, hastalık bulaştırdığınız insanları. Sana aşığım deyip ayrılır ayrı
lmaz çarkta sizi gören sevgilinizi, bir yıllık lubunya arkadaşınızın evini nasıl soyduğunuzu, sırf kıskançlıktan ailesine telefon edip, oğlunuz ibne dediğinizi, aklında içinde hiç eşcinsellik olmayan genç çocukları kandırıp, sevecen, sıcak davranıp (yediğinizin sayısını 2033 yapmak için) kandırıp ilişkiye girdiğiniz ömür boyu kendini sorgulayan, kendinden iğrenen heteroları, ormanlarda, piknikte, okulda ara sıra kalkan similyanızla tecavüz ettiğiniz, sizi hep nefretle anan insanları. Gaylerin aşık olamayacağını, yarı özürlü görülmelerini, akılları fikirleri sadece kimin olursa olsun sik olsun diye düşünen insanlar olduklarını, topluma nasıl öğrettiğinizi yazın, bunları da yazın.Dünya üzerindeki bütün gay örgütler Coşkunların, Parisli Amcaların yarattığı bu imajı silmek için uğraştı. Sizin gibiler her zaman nefret ve bulantıyla anıldı.
Son söz olarak; Türkiye’de son on yılın getirdiği genel bir ahlâk bozukluğu var. Ülke üzerinde bulunan tüm sınıflar hakim sınıf da buna dahil olmak üzere olumsuzluklarından etkileniyor. Eşcinseller ise bundan ne eksik, ne fazla olmak üzere etkileniyor. Yapacağımız şey bence şu doğruyu yanlışı işimize geldiği gibi değil, olduğu gibi görüp bulmaktır. Sakın ola ki Coşkunlar, Parisliler örnek alınmasın.
Ece Göksenin; KAOS’un varlığını bile başarı olarak görüyorum. Gay hareketinin senin gibilere ve Ankara grubuna ihtiyacı var. Radikal çıkışlar sadece insanın kendisine zarar verir. Bir hareket olacaksa bunun liderleri ve askerleri olacaktır. Herkes eylemci olamaz. Şu anda şartların olg
unlaşmasını beklemeli diyorum. Gerçek anlamda gay olanların ise kaybedecekleri çok şey var. Yanlış zamanda yapılacak her sivri hareket ise KAOS GL’yi etkiler. Dergimizi kaybetmesek ise sonradan oluşacak gay hareketi gerçekleştirenler KAOS GL’yi çıkaranları minnetle anacaklar. Düşünmek bir eylem ise, yazmak daha iyisi. Her gay bir (ben gayim diyebilen bir şekilde yaşayabilen kahretsin şu Coşkun ve Parisli bile) devrimcidir. Bir insanın iki devrim yapması ise çok zor. Tabi yapabilenler çıkacak ama onlar zaten sıradan insanlar değiller. Yazımı yayınlar mısınız, yayınlamaz mısınız bilmiyorum. Çok da önemli değil. Biraz sinirlerim gergindi. Yazdım. Düşünceler, kelimelere döküldüğünde yavanlaşıyor. İyi bir yazı olmadı. Derginizi hep alıyorum. 5 yıldır Taksim’deyim. Çok insan tanıyorum. İsmimi, dergide bir notunuzu görürsem yazarım.Barış Taner BORTAÇİNA/Ankara
Ukalalık öyle herkese nasip olmayan ve büyük uğraşlar sonucunda geliştirilen bir sanattır. Ben, Kaos GL’nin Eylül’98 sayısına bir yazısıyla iştirak eden Kemal Yiğit Bey gibi acemi bir ukala olmadığım için, eleştirinin de her önüne gelen tarafından yapılamayacak kadar ciddi bir iş olduğunu ve kendine çok fazla güvenenlerin burunlarının sürtme olasılığının her zaman bulunduğunu söyleyerek ders verecek değilim. D
iyarbakır’dan yazan Kemal Bey, bir ironi/mizah/eleştiri denemesi olmaya çalışmaya öykünüyora benzeyen “Memleketimden Kaos Manzaraları” isimli pseudo-kaotik yazısında Kaos GL’nin muhtelif sayılarından cımbızla çekip bir araya getirdiği alıntıların yazarlarına (ve bu arada bolca olmak üzere kendisine) çeşitli sıfatlar yakıştırmış ve hızını alamayarak kendi dağarcığından da birkaç güzide inciyi aralarına serpiştirivermiş. Olabilir, Kemal Bey’in de böyle bir zevki vardır belki. İşin asıl komik olan yanı, Kemal Bey’in, yanlış olduğunu iddia ettiği şeyleri düzeltmeye çalışırken suratlara hoş bir tebessüm ekleten hatalar yapması. Yazısının hemen başında karşımıza çıkan “İnsana dair hiçbirşey bana yabancı değil” örneği, Sayın Kemal Yiğit’in bir cehaletini (kendisine genel anlamda cahil demek istemediğim lütfen kayıtlara geçirilsin) gözler önüne serdiği gibi, yürek hoplatan cesaretiyle de -istemeden de olsa- ne kadar komik olabileceğini gösteriyor, hatta yazının bütününün yapmaya çalıştığı komiklikten de öteye giderek.Kemal Bey, Yeşim T. Başaran’ın, Kaos GL’de yayınlanmış bir yazısından şu alıntıyı yapmış : “Kimdi söyleyen, nasıl biriydi hatırlamıyorum ama biri ‘insana dair hiçbirşey bana yabancı değil’ demişti”, ve bu sözü de “komünist” sıfatıyla tanımladığı Karl Marx’a yakıştırmış. Latince orijinali,
Homo sum: humani nil a me alienum puto (Ben insanım: insana dair hiçbirşey bana yabancı değildir) olan bu söz, MÖ 190 ile 159 yılları arasında yaşamış olan Latin şair Publius Terentius Afer’e ait ve onun Kendi Kendinin Celladı adlı komedisinden alınmış. Yeşim T. Başaran en azından sözün kime ait olduğunu hatırlamadığını itiraf etme cesaretini gösterirken, Kemal Yiğit Bey bunu bilmemekle kalmayıp kulaktan dolma bilgilerle ukalalık yapabileceğini sanmıştır ama ne yazık ki yanılmıştır. Kendisinin yazının geri kalan kısmındaki söylemine, üslubuna, saiklerini bilemediğim kendisini yerden yere vurma çabasına ve şahsım hakkında lütfedip buyurduklarına ilişkin söyleyecek birşeyim yok. Kemal Bey’den ricam, Karl Marx’ı ve Terentius’u mezarlarında ters döndürmek, insanlara -komiklik yapmak için bile olsa- bilir bilmez saldırmak yerine eleştirinin nasıl yapılabileceği hakkındaki bilgi ve kültür eksikliğini gidermeye çalışmaya yeltenmeyi düşünmeye başlamasıdır. Bunun için kendisine Tahsin Yücel’in “Eleştirinin ABC’si” adlı eserini tavsiye ederim.Not
: Çok saygıdeğer kadim dostum Yeşim T. Başaran’la yaptığımız bir konuşmada, Kemal Yiğit’in kendisine yönelttiği eleştirinin doğru olmadığını, reenkarnasyon geçirdiği için Karl Marx’la değil ama Terentius’la tanıştığını, şairin bu sözü ona bizzat söylediğini fakat aradan çok uzun zaman geçtiği için kimin söylediğini unutmasının doğal olduğunu bana her zamanki hoş üslubuyla anlattığını sizlere iletmek boynumun borcudur.Gay'e EFENDİSİZ/Ankara
T
artışma’nın ağız dalaşı, eleştiri’nin ne yapıp edip ille de kötülemek olarak algılandığı / bilindiği bir toplumun eşcinsellerinin, kendi aralarında tartışırlarken ağız dalaşından, öküzün altında buzağı aramaktan, ille de kötülemekten ve de etik ile burjuva ahlâğını birbirine karıştırmaktan uzak kalmaları beklenebilir miydi? Hele ki heteroseksist toplum tarafından, kendi bağımsız varoluşunu yaratma hakkı ve olanağı elinden alınmış, özgüveni ve onuru gaspedilmiş eşcinsellerin öncelikle ve sadece birbirlerine saldırmaları şimdilik koşuluyla anlaşılabilir bir durumdur. Sosyolojiden ve antropolojiden beslenmeyen psikolojik yaklaşımların, psikoloğundan bağımsız olarak, her koşulda kurulu düzene hizmet edeceği biliniyor. Aynı psikolojinin bilinen bir gerçeği var ki dışsallaşamayan enerji, ruha ya da bedene yönelerek kendi varlığını parçalayabiliyor. Jiletlerin çizdiği o yalanası göğüslerden akan kan, bu gerçeğin belki de en zararsız görüntülerindendir. Heteroseksizme karşı dışşsallaşamayan enerji / öfke... birbirine yöneliyor ve eşcinsellerarası kıskançlık ve düşmanlık olarak ortaya çıkıyor. Proleterlerin lümpenleri sevmemesi gibi, travestiler gayleri sevmiyor, gayler lubunyaları sevmiyor... Hiyerarşi devam eder ve balamozculara, s/m’lere... sıra bile gelmez. Oysa tüm dünyada eşcinselliğin sembollerinden biri de gökkuşağı bayrağıdır. Gökkuşağı bayrağı, eşcinsel yönelimin her tür dinsel, etnik, sosyokültürel, mesleksel ve politik gruplarda görülmesi gerçeğinden öte aynı zamanda eşcinsel topluluğunun canlılığını ve çeşitliliğini gösteren etik bir seçimdir. Umalım ki bir gün öfkemizi gerçek düşmanlarımıza yöneltme cesaretimiz olur. Umalım ki bir gün, anti-heteroseksist mücadele sürecinde birbirimizi sevmeyi öğreniriz.**
Sokaktaki şilakiden, heteroseksist diktatörlüğe kadar sesimizi bile çıkaramazken, birbirimizi bir kaşık suda boğmaya kalkışmamızın sosyopsikolojik temelleri bir yana sözkonusu “şaibeli aktivistler” tartışmasında gaylerin ve lezbiyenlerin dillendirdikleri üslup, öyle sanıyorum ki burjuva politikacılarının
bile ağızlarını bir karış açık bırakır. O ne kıvraklık, o ne demagoji…**
Götveren bir ibne olarak ben, Güneş K. Göker ile Filiz Moray’ın anti-seksizm adına, Coşkun ile Sappho’dan farklı ne yazdıklarını anlayamadım. Öyle sanıyorum ki “mahalle kadınları” da anlayamamışlardır.
**
Sevgili Ali Kemal, “Şaibeli Aktivistler” tartışması ile ilgili olarak KAOS GL söyleyeceklerini, 46. sayıda (Haziran 98) yazdı. Ayrıca hislerimize tercüman olan Yeşim arkadaşın yukarıdaki yazısının altında hepimizin imzasının olduğunu
varsayarak okuyabilirsiniz.**
Bıkkınlıkla kaleme aldığım bu notların sonuna, KAOS GL’nin 46. sayıda yazdıklarından bir bölüm alıyorum: “Doğru ya da yanlış… Haklı ya da haksız… Miktarların “küçük” ya da “büyük” olması değil, bizi ilgilendiren eylemin kendisidir. Kesinlikle mahkum edilmesi gereken bir zihniyet olarak altı çizilmelidir; yoksa tartışma, kişisel çekişmelerden öteye gitmeyecektir.”