In&Out veya Coming-Out Üzerine!
AHMET/İstanbul
Eylül ayının son günleri idi. Ben yalnız ve sıkıntıdan patlamak üzere iken kendimi dışarı attım. Şöyle bir sinemalara baktım ve ismi ile dikkatimi çeken bir film seyretmeyi uygun gördüm. Film hakkında hiçbir bilgim yoktu. Fakat en kötü film bile can sıkıntısından iyi olurdu.
Film, bir Amerikan kasabasındaki İngilizce öğretmeninin düğün hazırlıkları ile başlıyor. Evlenmeye 2-3 gün kalmış bu öğretmen(Kevin Kline) bir gece nişanlısı ile birlikte Oscar törenlerini izliyor. En iyi erkek öğrenci adaylarından birisinin de eski bir öğrencisi olduğunu öğreniyor. Sonunda bu genç oyuncu Oscarı kazanıyor. Ödül töreninde
ki konuşmasında rolündeki başarısının gerçek bir gay insandan, öğretmeninden etkilenerek oluştuğunu söylüyor ve öğretmenin ismini de vererek O’na tüm dünyanın huzurunda teşekkür ediyor! Başta ailesi, nişanlısı, tüm çevresi ve tabiiki basın, hemen kahramanımızın üzerine hücum ediyor. Oysa öğretmen bunun asılsız olduğunu, gay olmadığını belirtiyor ve tüm soruları şiddetle red ediyor. Öğrencileri, müdür ve birçok kişi O’na gerçekten gay olup olmadığını soruyor. (Filmin bu kısımları oldukça komik ve eğlenceli.) Birgün müdür, düğünü yapıp yapmayacağını soruyor ve eğer bu düğün gerçekleşmez ise işine son verileceğini bildiriyor. Kahramanımız kendinden o kadar eminki, son hızla düğüne hazırlanıyor. Bir televizyon kanalının haber spikeri (Tom Selleck) ise bu olayın üzerine gidiyor ve öğretmenin kendine zaman ayırmasını, bu konuda bir haber dizisi yapmak istediğini söylüyor. Kahramanımız buna şiddetle karşı çıkıyor. Bunun üzerine kahramanımız bunalımları yaşıyor. Hatta “erkeklikle” ilgili bir kaset dinlerken “gerçek erkek” kavramına pek de uymadığını keşfeder gibi oluyor(!) Kasette, gerçek erkeklerin dans etmediğini, etmemesi gerektiği, eliyle önünü karıştırması gerektiği, maço bir tarzı methediyor. (Tıpkı Türk maçolarının düşündüğü gibi) Oysa dansı çılgınca seven ve yapan, hiç de erkeklik(!) saplantıları olmayan, hatta konuşması ve romantikliği ile bazı ipuçları veren kahramanımız daha da çok bunalıma düşüyor. Kendi iç dünyasında savaşlar verirken birgün yolda haberci ile karşılaşıyor. Onunla konuşurken haberci çok doğal bir eda ile “gay” olduğunu söylüyor. Ve kahramanımıza bunu çekinmeden itiraf etmesini öğütlüyor. “Sen de bir ‘gay’sin” diyerek, bunu, Barbara Streisand dinlemesinden(!) anladığını belirtiyor. Tartışmalar sırasında tutup öğretmenin dudaklarına bir güzel yapışıyor ki bu sahne görülmeye değer ve çok hoş...Nihayet düğün günü geliyor. Kilisede pederin önünde, yemin sırasında iç dünyasının fırtınasına dayanamayıp birden bire; “Ben gayim” diyen kahramanımız herkesi şaşırtıyor. Gelin kaçıyor, o özür dilemek için peşinden gidiyor. Bu arada spiker, kahramanımızı tebrik ediyor ve aslında kadına “iyilik” yaptığını söylüyor! Kahramanımız geç kalmış bir “coming-out” yapıyor. Ailesinden de, başta duruma şaşırmış olan çevresinden de pek fazla olumsuz tepki görmüyor. Fa
kat yine de “işinden olmak” gibi bir olayı yaşayarak bu konudaki homofobi de ortaya seriliyor. Sonuçta-biraz fantastik olsa da- gayliğini benimsetiyor. Hem de okulun mezuniyet töreninde. Çok hoş bir destekle (klasik de olsa) kabullendiriyor kendisini! Ve gay olması onu daha da yüceltiyor.Evet, iyi, hoş, tatlı, eğlenceli bir filmdi “Vücut Dili”... Vücudun konuştuğu dilin yalan olmadığını, olamayacağını anlatan, fantezilerle süslü bu film seyredilmeye değer. Fakat bazı abartılar da yok değil. Örneğin, gay olduğunu keşfeden adamın daha önce hemcinsi ile duygusal da olsa bir ilişki yaşamaması ve bu yaşına kadar kendini keşfedememesi biraz hayal gibi. Her nekadar nişanlısı ile 3 yıl boyunca hiç cinssellik yaşamamış olması ipucu verse de bu biraz gerçe
klikten uzak kalmış gibi.Bu filmin mesajından imrenerek(!) herkesin coming-out’unu yapması gerektiğini savunuyorum. Bu kadar geç kalmış bir coming-out birçok kişiyi, öncelikle de kendimizi üzer. Fakat-kendim için konuşuyorum- bu pek de kolay değil. Üstelik filmden gördüğüm kadarıyla-ki bunu iyi biliyoruz- Amerika’nın bile belli bir kabullenme sürecinden geçtiğini bir kez daha onayladım. Fakat ailelerin, “sen bizim evladımızsın, ne olursan ol, seni böyle de severiz” demesine daha çok zaman var ülkemizde! V
eya daha fazlası; tüm çevremizin bizi % 100 desteklemesine!...Dilerim ülkemizde de insanlar son noktaya gelmeden (ben dahil) gay olduğunu açıklayacak cesareti bulsun kendisinde. Final sahnesi gibi hep birlikte dans etsin insanlar. Sitreyt, gay hep elele.. İnsanî değerlerimiz, becerilerimiz, özelliklerimizle var olalım, gayliğimizi kabullenelim. Mutlu ve özgür bir cinsellik dünyasına kavuşmak dileğiyle, hoşçakalın diyor, “vücut dilinizin” susmamasını temenni ediyorum...