MUTLU BERABERLİK

UĞUR/Ankara

Yalnız, hep yenilmiş aşık bir eşcinselin, yaşamı algılayışının öyküsünü YAVAŞLIK ve HATIRLAMA olgularının izinden sürüp anlatan MUTLU BERABERLİK (HAPPY TOGETHER), “burjuva yaşayan, renkli ve eğlenceli kişiliği olan, mutlaka sanatla ilgilenen, sonunda AIDS’e yakalanan eşcinsel” karakterlerini barındıran filmlerin çok dışında, alabildiğine gerçekçi ve çarpıcı bir film. Ayrıca eşcinsel sineması için adı sıkça anılacağına inandığım önemli çağdaş yapıt. Az sonra okuyacaklarınız da bu filmden bana KALANLAR!

YAVAŞLIK HATIRLAMAKTIR”

Der ki : Sana giremem.

Çıkamam senden.

Kendi içimde uyurum.

Uyumlarda uyanırım.

J. Cocteau (1)

İki adam. Biri diğerine HEP zarar veren, aklı ve ruhu HEP dışarıda, uçarı adam. Diğeri biri yüzünden acı çeken, yine de aşkına dair HEP emek veren, karşılığı alamadığında nihayet vazgeçen adam. Öykü asıl ‘diğer adam’ üzerine kurulu.

Günün birinde YİNE terk edilir, LAİ. (SEVGİLİ’de belleğimize yerleşen acıyla sevişen güzel adam!) Ayakta durmaya çalışır. İş bulur. Bir barda, gelen turistleri çekmek ve kapıda durup beklemek onun görevidir. Her gece müşteriyle dolan bu barın orta yerinde bir kadınla bir erkek tango yaparlar. Hong Kong’un herhangi bir caddesinde, herhangi bir mekanında yapılan sessiz ve sakin bir danstır bu. Yavaşlığı anımsatır. Bir gece HO’yu görür, Lai. Bir gurup adamla gelmiştir. Tanımaz LAİ’yi yada önemsemez. LAİ hatırlar, ama. HO’nun kapıdan geçtiği AN donar. Bir an.. iki an.. Bu da geçer.

Film HATIRLAMAYA dair. Ve YAVAŞLIK üzerine. LAİ’nin histerik bir tutkusu yoktur. Ho’ya bağlanmasındaki ve sürüklenmesindeki asıl neden LAİ’nin yavaş yaşaması ve anılarını hatırlıyor olmasıdır. Onlara duyduğu saygıdır. Ve onları yaşamına sindirebilen bir adamdır. Onun çok büyük hayalleri yoktur zaten. HO ile birlikte uzaklardaki şelaleye gitmekdir, tek isteği. Yoksul mahallelerinin birinde yaşadığı küçük, pis ama ona yeten odasında masanın üzerinde duran şelale biblosunun ışıkları hiç sönmez. İçindeki GİTMEK isteği de öyle… Ama… kendi halindeliğine bakıp onunla yada onsuz gidecektir LAİ.(Elveda Cariyem’in acıyla bekleyen ve sonunda tutkuyla ölen kadını.)

Günün birinde HO, LAİ’nin denizlerine döner yine. LAİ karşı çıkar. İstemediğini söyler ona. (Sigara verdiğinde elini tutan HO’ya – görüntü yine donar, yine an’ın yaşanılması, belleğe kaydedilmesi - “seni bir daha görmek istemiyorum” dediğinde bile nasıl zorlanır aslında, YALAN SÖYLÜYORDUR!) Ta ki HO kan revan içinde LAİ’nin kapısına dayandığı o geceye kadar. Evine alır onu. HO muhtaç kalmıştır işte. LAİ ona bakar. Yatağını verir, temizler onu, yemeğini yapar, gündüzleri de ikinci bir işe, kan ter içinde çalıştığı lokantanın mutfağına döner, geceleri aptal turistlerin fotoğraflarını çeker, onlara arabalarının kapısını açar ve sürekli içer.

Yorgundur LAİ. Para kazanmak için yaptığı iki işin dışında bir de HO ile uğraşmak yorar onu. Ama.. aslında.. kendisi de belirtir : “Onun evde elleri sarılı yattığı günler birlikteliğimizin en mutlu günleriydi.” Çünkü HO, eve ve ona bağlanıp kalmıştır. Buna muhtaçtır. Daha önce hızlı yaşadığı için algılayamadıklarını görür bu süre içinde. Ama değişmemiştir HO’nun yatakları. Birden fazla denize dökülmek ister. Bu yüzden hâlâ geridedir.

HO, LAİ’nin denizlerine sokulmak ister yeniden. LAİ karşı çıkar. Vermez elini. Daha önce yaptıklarının üstünü örtmeyi hep becermiş HO’ya karşı daha güçlü durur. Ona kanmak, kapılmak ister bir yandan, ama yanlışı yaşamak istemez. Vermez elini. Bedenini. Ruhunu. Yine de her türlü fedakarlığı esirgemez.

Bu arada öyküye mutfakta çalışan bir başka adamın yüzü karışır. İçtendir bu adam. LAİ’yi uzaktan sever. Onu hep izler ama açılamaz ona. Gizlenir. İş arasında LAİ’yle takım oluşturup futbol oynarlar. HO ile sorunları sınırı aşmışken son derece sinirli ve dayanılmaz olan LAİ, HO’nun son terkinden sonra bu yeni dostun samimiyetinin gücüyle dolanır ona. Aşk değildir LAİ’nin duyumsadığı ama küçük yaşamına güç verir bu. Kabul eder yeni dostunu.

HO, LAİ’yi terk edecektir son bir kez. Ama bundan önce tango dersi verir ona. Dans ederler. Apartmanın mutfağında yaptıkları ilk ve son tangoları öylesine tutkuludur ki.. LAİ, bir kez daha alır HO’yu denizlerine. (Beyaz perdede gördüğüm en hüzünlü dans sahnelerinden birisiydi bu!) Sarılışlar ve dokunuşlar, çırpınıştan öncesini andırır. Derinlik sarhoşluğuna tutulmuştur LAİ, hem de kendi denizlerinde.

O geceden sonra roller bir kez daha değişir. Lai, HO’nun denizlerinde yüzmeye başlar yeniden. Aslında yeni olan hiçbir şey yoktur. HO iyileşmiştir. Yüzünü yine gecelere ve yabancılara döner. Kahverengi deri ceketiyle eve dönen HO’ya “neredeydin?” diye sorar LAİ. Çırpınış anlarıdır bunlar. LAİ zavallılaşır. Yanıt alamaz. Evden çıkmamasını ister ondan. Kısıtlamaya çalışır onu. Yanlış yaptığını bile bile ona hükmetmeye çalışır. Oysa HO’nun ona ihtiyacı kalmamıştır ki. (HO’nun bu ilişkiye bakışı ihtiyaçlarına göre biçimlenmemiş midir zaten?) LAİ’nin çırpınışları artar. Tam bu dönemde HO onu terk eder YİNE… bir kez daha bir başına bırakılır LAİ. Aşkı nasıl BİRBAŞINA yaşamışsa ayrılığı da tek başına yaşamaya başlar.

LAİ acılarının doruğundadır. Babasına mektup yazar : “Her şeye yeniden başlamak istiyorum, beni kabul et” der. Bu döneminde onu boğulmaktan kurtaran, ona can simidi olup kendi denizlerine dönmesine yardımcı olan yeni DOST vardır yanında. Günler geçtikçe daha çok inanır LAİ, ona. Yanılmaz da. Ayrılacakları gün geldiğinde (yeni DOST ‘dünyanın öbür yanı’ dediği yere, fenerin olduğu deniz kentine gidecektir) son bir kez sarılırlar birbirlerine. Bu an da yavaşlatılır. Ama bir türlü dökülmez GİZLER. LAİ merak eder “kalp atışlarımı duydu mu?” diye. Yine geç kalmıştır işte. İŞTE. YENİ DOST cebinde bir gece hatıra kalsın diye teypte kayıtlı LAİ’nin sesi, içinde dudaklarından taşmak isteyen ama bir türlü çıkamayan SIRLAR ayrılır o kentten.

LAİ hepten yalnız kalmış. Amacına ulaşmak için yaşar artık. Lokantadan ayrılır- bardan kovulmuştur zaten, daha fazla kazandığı bir işe girer. Geceleri,erkeklerin ölü muhabbetleri ve kaslı vücutları ile iyice çekilmez kıldıkları bir mezbahada çalışır. Etleri yükler arabaya, geride kalan kanları temizler. Bir gece kan gölünün üzerine düşen HO’nun görüntüsüne de su döker. Temizlenir. Kopar ondan. Yapılacak tek bir şey kalmıştır. HO’dan gizlediği pasaport ve nice zamandır biriktirdiği parayla GİTMEK. UZAKLARA. Şelaleye doğru.

Bu süre boyunca LAİ‘nin peşine takılıp Hong Kong caddelerindeki eşcinsel mekanlarını gezeriz. Barlara, tuvaletlere, sinemalara girer çıkarız. Geride anlamsız ama rahatlatıcı boşalmaları birakırız LAİ’yle. Yine bu tuvaletlerin birinde HO’yu görür ve kıvrılıp kalır LAİ. Onun varlığıyla karşılaşmak acılarını yeniden bindirir üzerine. Tuvaletin bir köşesinde büzülen LAİ’yi görürüz. Sonra doğrulur ve son cümlelerini de söyleyip seyirciye, çıkar o tuvaletten.

Hong Kong’un görüntüleriyle karşılaştığımızda her an canlı gibi duran kentin hızlılığını algılarız. Yoğun anlarda yavaşlatılan ve daha sonra hatırlamamız için yardımcı olan görüntülerin aksine şehrin ışıklı renkli görüntüsünü hızlandırılarak izleriz. Şehir hızlılığa yenik düşmüştür, insanları gibi. Bu yüzden zor ve kirli değil midir zaten, yine insan ilişkileri gibi.

(Antenlerin uyduların metalik söylemiyle

birleşilemiyor

yabancı isimler trajik imleri alarm zilleri

arasında karşılaşanlar

tanışıyorlar mı? tanışamıyorlar

bu bir çarpışmaya benziyor

bütün gün bütün gün çarpışa çarpışa

kentin ağır sularında

herkes yaralı ) ( 2 )

Siyah beyaz yol görüntüleri çıkar karşımıza. Yolculuklarda yavaşlıkta önemli bir diğer olgudur. Yolculuklarda algılarız bir çok anı, insanı. Dışarıda duran yaşam geçerken önümüzden, genişliğe yayılan bir ovanın tam orta yerinde tek başına duran ağacın çıplaklığına takılıp kalmaz mıyız zaten? Bu yolculuktaki görüntüler de yavaş ve derin geçer belleğimize işte. Daha sonra hatırlamamız için.

Yolculuğun sonunda yaşama nedenini doyurur LAİ. Şelaleye dair kurulan düşler gerçeğe dönüşür. Oradadır. Şelalenin çağıldayan suları yüzüne vururken oradaki ifade gurur yada sevinçten çok kırgınlık ve hüzündür.

Onu düşünüyorum. Yalnızca özlüyorum. O da burada olabilirdi” der sonunda. Yüzünde hissettiği bir damla tamamlar onun yalnızlığını, birbaşınalığını. Görüntü donar. HATIRLAMA!

Bu sırada HO ise LAİ’nin o küçük evindedir. Her yeri toplamış, temizlemiş, son kavgalarındaki dağınıklığı yok etmiş beklemektedir. Hızlı yaşamının sonunda geç de olsa terk ettiği aşkı yaşamak için buraya gelmiştir ama LAİ evde değildir. Geriye de dönmeyecektir. Artık. Hiçbir zaman.

Az önceki şelale sahnelerinin şiddetinin benzerini yaşayan deniz kentine varırız sonra. Dalgaların ve rüzgarın yıkmak için çabaladığı deniz feneriyle güçlü ve inatçı duran YENİ DOST’u izleriz. Yavaşlığın doruğundadır o da. Dünyanın öbür ucuna varmıştır ve buraya bütün duygusal sıkıntılarını döker. LAİ’ninkilerini de. Gerçi kasetten yalnızca anlamsız sözler, mırıltılar ve ağlayışlar gelmiştir ama sonuçta LAİ kırılmışlığını atar, YENİ DOST’u sayesinde.

Son sahnede LAİ, bu adamın ailesinin kentine gider. Onu arar. Fotoğrafı görür ve anlarki YENİ DOST dünyanın öbür ucundadır. Artık gözlerini bambaşka açıp bakmaya başlayan LAİ, onu nerede bulacağını biliyordur. Yeterince zaman var, diye düşünür. Yine bekletir. Belki yine geç kalacaktır. FİLM BİTER.

HO ise hatırlamayı öğrenir. Daha önce LAİ’nin çalıştığı barda tek başına, sarhoş kalakaldığı o gece dans etmeye çağıran adamın elinden tutar. Tango yaparlar. HO ne kadar zavallı ve yalnızdır. LAİ’yi anımsar. Onunla yaptığı ilk ve son tangoyu. Trajik bir sahnedir bu. Acı çekmeyi de öğrenir sonunda. SONUNDA!

(Yavaşlık ile anımsama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır. Gözümüzün önüne en sıradan bir durum getirelim. Bir adam sokakta yürüyor. Birden birşey anımsamak istiyor, ama anı uzaklaşıyor. O anda, kendiliğinden yürüyüşünü yavaşlatıyor. Buna karşılık, az önce yaşadığı kötü bir olayı unutmaya çalışan insan, hâlâ çok yakınında olan zaman da, sanki bulunduğu yerden hemen uzaklaşmak istiyormuş gibi elinde olmadan yürüyüşünü hızlandırır. Varoluşun matematiğinde bu deneyim iki temel denklem biçimine girer: Yavaşlığın derecesi anının yoğunluğuyla doğru orantılıdır; hızın derecesi unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır.) (3)

Fazlasıyla sert yazılmış, okumak isteyenleri epey zorlayan bu şiiri hep HATIRLAYACAĞIM.

HAPPY TOGETHER

Yön: Wong Kar-Wai

Oynayanlar: Leslie Chung, Tony Leung, Chiu-Wai, Chang Chen

1997, Hong Kong

15 Temmuz 1998

  1. Cocteau, Jean.
  2. ‘Derin Uykunun Söylevi’

    adlı şiirinden.

  3. Akın, Gülten. ‘Kent Bitti’

adlı şiirinden.

Kundera, Milan. ‘Yavaşlık’ adlı kitabından.

Hosted by www.Geocities.ws

1