ZİRVE(M)DEKİLER
ŞAKİR/İstanbul
Kaos GL okumaktan dolayı heyecan duyuyorum. Kalemi elime alıp –bu satırlar belki Kaos GL’de birbirlerini yalnızca birkaç kelime ile tanıyacak insanlar tarafından okunacak- dediğimde keyif alıyorum yazmaktan. Başlarda gönderimin basılıp basılmayacağı telaşına kapılırdım. Bazen iki şiir, bazen bir yazı, bazen film izlenimleri... Geriye dönüp baktığımda Kaos GL serüve
nimde bir yıl geride kalmış.Yoğun iş hayatının getirdiği yorgunluk ve yaz rehavetine bir de sevgili Atilla Karakış’ın –artık çok gerilerde kalan- zehir zemberek sözleri de eklenince uzak kaldım kalemden. Son aylarda yazamasam da yeni bir merak başlatmıştım. Ali ile yaptığımız telefon görüşmelerinde basılacak yazıları ve yazar isimlerini öğrenir, beklemeye koyulurdum. Usanmadan sorardım bir de Yusuf Can mektup yazdı mı? Cevap hayır oldu yaz boyunca. Geçen ay bir yazıdan bahsetmişti telefonda Ali. Sevgili Ke
mal’in beni çok güldüren zeka dolu yazısı. Kemal, eski yazılardan hatırında kalan bölümleri kendi mizahi ironisiyle harmanlamıştı. Başta Ali söyleyince eski yazılara değinmeyi düşündüğüm için üzüldüm. Yine de Ali, kendi tarzımla farklı bir yazı çıkaracağımı söyleyince yazmaya karar verdim. Zirvedekiler, 40 ve 50. sayılar arasında yer alan yazılara dair fikirlerimi içeriyor.40. sayıda favorim “Çamların Aşkı”. Yer yer gerçeküstücü, çoğu zaman neorealist yapıya sahip yazıda Burhan, kesinlikle hiç aksamadan kelimelerle sevişiyor. Doğrusu okuduğum en iyi romantik kısa öykü. Benim için 40. sayı, çok büyük önem taşıyor. Çünkü Kaos GL takdirle karşıladığım bir yazının slogan cümlesini kapağa taşıma şansını bu kez “Erotizm Ayıptır” adlı denememe veriyo
r. Aynı zamanda bu sayı içinde resimler olmaması nedeniyle otobüste rahatça okuyup, odamda rahatça bir köşeye bıraktığım son örneklerden.Slogansız (benim için kapak sözü) 41. sayı Gay’e Efendisiz’in dosya diyeceğim çok başarılı çalışması ile açılıyor. Sadece şunu söyleyebilirim: Keşke bu yazıyı daha çok insan okuyabilse. –Kurtuluş için.- “Almak Vermekten Utanmaktır” diyen ve hâlâ savunduğum yazıya İstanbul ve Ankara’dan gelen tepkiler keyif verici. Şimdilerde yazılarını okumaktan keyif aldığım, başta hiç ı
sınamadığım kişinin (Monarşik sistem yöneticisinin eşi diyelim) hezeyanları başlıyor bir yandan. 41. sayının en etkili yazısı Samsun’dan geliyor. İmgelerle yüklü öyküde Akın, hayatın gerçeklerini özlü anlatımından şiir tadına taşıyor ne de güzel söylemiş “Annem o zamanlar en sevdiğim çizgi film olan Şeker Kız’ı seyretmeme izin vermemişti.” (Kaçan sadece filmler değil, yaşamlar).42. sayıda yer alan “yazılarınızı küçük ve sıkışık yazmayın” notu beni biraz güldürüyor. Söylem ve slogan zenginliği taşıyan Gül’ün “Lezbiyenler Hangi Rolü Seçelim” başlıklı 3. sayfa yazısı ile başlıyoruz yeni sayıya. Yazıyı irdeleyince taşıdığı feminist izler nedeniyle acaba başlık “Kadınlar Hangi Rolü Seçelim” olabilir miydi? diye soruyorum kendime. Sevgili Yusuf Can kendisini utan
ç duyulacak eseri olarak görürken sosyologların çözemediği eşcinselliğe zemin mi oluşturuyor yoksa yaşadıklarından dolayı toplumu mu sorumlu tutuyor?.. Hakan K., Ağır Roman pandomimi nedeniyle Küçük İskender’i sorguluyor (haklı olarak). Kaos GL eşcinselleri 4. sayfada kusursuz açıklayıcı bir dosyaya imzalarını atıyor, Burhan sonkez doyumsuz satırlarını gösterip çekiliyor bayramlıklarıyla. (Allahından bul! Nerdesin).43. sayıda Metin, Uludağ’daki Ceylan’ı eleştiriyor. Bense utanıyorum Uludağ’daki Ceylan 2019 Bar’ın yeni dekorasyon projesini çiziyor olmaktan. Biraz da seviniyorum, çünkü proje gereği park yerine dört adet dükkan mevcut. Korktuğum başıma geliyor yavaş yavaş. Sayı 43 sayfa 14’te erekte bir erkek şehvetle bakarak sanki sıradaki gelsin diyor. Bu sa
yıdan en sevdiğimse bir mektup. Marakeşten göndermiş. 72 yaşındaki zoofil bayan. Memeleri omuzdan geriye atılmış resim harikaydı.Sayı 44 olurken İstanbul’dan Kezban nedeniyle şaibe fırtınası kopuyor. Bir yandan da sonuçsuz, kırıcı tartışmalar alevleniyor. Hüseyin Ergen benim noktalama işaretlerime takılıyor. Klup değil Kulüb yazılır diyor muzipçe gülerek; ama önemli bir tamlama yanlışını (moralize eder yerine moral verir ya da moral kazandırır. Sayı 43, Shf 21) atlıyor nedense. Ahmet Güntan, Hakan K.’nın K
üçük İskender eleştirisine takılıyor, Atilla, tava sapının savunusuna adıyor kendini, bense sembolizmi tarif ederek girsem de “Verdimse Ben Verdim” yazısına, galiba bazı şeyler sembolik kalıyor. Tartışmalarda monarşik sistem yöneticisinin eşi düzey takıntılı, kurallı kuramcı ve öyle olmaya kararlı.45. sayı bana iki favori ismi birden sunuyor. Şarmut A. İkarus ve Parisli Amca. Bir Lambda toplantısında bir bayanla konuşan bir bey beni göstererek “Şakir de güzel yazıyor” diyor. Bayan Duygu Zafer, bay Parisli Amca’mızmış, sonra tanışıyoruz bu sayı ile beğenilen sözü kapağa taşıma fikri yineleniyor.
Kerem imzalı anatomi dosyası hiç kuşkusuz 46. sayının en önemli yazısı. Kafama takılan alt başlık sik (penis) mi? olmalıydı, yoksa penis (sik) mi? Şaibeliler kendilerini temize çıkarmaya çalışırken, lezbiyenler kimi yermek, kimi yanında yer almak için Duygu sayesinde su yüzüne çıkıp kalemi ellerine alıyorlar ve Duygu farklı yazısı ile 46. sayının özelleri arasına giriyor.
47-48. sayı bir dönüm noktası. Artık sayfalar daha çok, daha büyük. Yazılması gerekli daha çok şey olduğunu düşünüp, daha çok yazacak insan diliyorum. Sezar’ın hakkı Sezar’a, bu sayıdaki favorim Buluşamama Hezeyanları Bölüm 6. Kusursuz bir fantezi anlatımı.
49. sayının starı Kaos GL’nin ikinci sayısında bir görünüp, sonra kaybolan Sanem Akay ve yazı Ts. Bahsi Üzerine. Ali ne kadar ilgisizlikten yakınsa da bulmaca bir ilk ve çok başarılı. Coşkun 46 ve 49. sayılarda aynı başlık ikileminde. Sevgili Ece, Eğitim Dosyasında yine kavram, kur
am tartışmasında, Dinçer belki kızgın, yanlış başlık yanlış sloganlar peşinde. Deniz, gay kavramına çözüm sunarken –ki çok geç-, Kemal Yiğit (doktor civanım) çok uzaklardan mizahta olsun, diyebiliyor yazısında.47-48. sayı bir son. Ters üçgenli Kaos GL logosunun yenilikçi bir arzu uğruna yokedilişinin başlangıcı (üzücü). Dinçer Arslan’ın yazısına Ali Ferhat’ın cevabı yeni Atilla vak’asını sinyallerini veriyor –ki 49. sayıda haklı çıkıyoruz-. Sevgili Ece’nin bir başlığı hatırıma geliyor “Düzey Sorunu” düzey
nedir, ne işe yarar hâlâ çözemedim, ama düzey “uyarınızı size iade ediyorum” sözü olmamalı ya da kimsenin uykusu bir yazıdan dolayı kaçmamalı. Yine aynı sayıda Gay’e Efendisiz, Hakan K.’nın genel bakış yazısına cevap yazma gafletine düşüyor. Böylece Umay’ı sevmediğini anlıyoruz.49. sayıda Dinçer kızgınlıkla Ali Ferhat’a dikleniveriyor ve sıkça yazının içindeyim –ne gerek varsa-. Ali Ferhat yer yer alaycı olmadan, saldırmadan, başka bir başlık altında yazsaydı bunlar olur muydu? Bilemiyorum.
50. sayıyı
27 Eylül toplantısında kapıdan girmemle Coşkun elime tutuşturuyor. (Daha bir dergi) Neden tartışamıyoruz yazısına takılıyorum istemeden. Daha önce “Biz Kaos GL yazarları düzeyli olmalıyız” diyerek bazı gereksiz kaygıların içine girerken insanları belki bilmeden sınırlıyor, hem de yazar unvanı ile ödüllendiriyor. Kaos GL’ye yazıyorum ama –ne acı ki- yazar değilim ve düzey kelimesi karşılığını bende bulmuyor (Varsın yaşayışım en azından bir kelimeye karşılık olmasın). Yazar! Yazısının 2. paragrafında insanların partner buldukları sürece sorunlardan uzak duracağını dile getiriyor ve genel adına konuşuyor. Her Kaos GL yazarının bir sevgilisi var mı acaba? Ardından derginin içeriği açıklanıyor: Dergi herkesin yaşadıklarını anlattığı yer değil. Bir sonraki cümle: Tabii insanlar yaşadıklarını yazsınlar. Öyle mi, böyle mi?Bir başka cümle: Tüm bunları bizim düzeyimizle, algılama yeteneğimizin zayıflığı ile açıklıyorum (yine düzey). Yazar bu cümlede bizim düzeyimiz dese de sizin düzeysizliğiniz diyor adeta. Eğitim dosyasına gelen iki yazı için yorum: Tartışmaktan çok, yazanın geçmişini ve yaşadıklarını eksen almış olması bir ilgiden çok ilgisizliğin altını çiziyor görülüyor ki anılar, yaşam izi taşıyan her anlatı yazar tarafından hor görülüyor. Dahası var. Tartışılmamış ol
mamı yadırgıyorum. Ey Kaos GL ahalisi Buluşamama Hezeyanları öykü dizisini sorgulamadığınız için suçlusunuz. Haberiniz ola!.. Bir itiraf var: Onca kaleme aldığım şeyin anlamsız bir çaba olduğunu düşünmeye başladım. Son cümle biraz kırgınlık taşıyor. Söylenecek herşey; tartışmanın, beğenilmenin ve övgüler almanın zamanı olduğu. Belki herkes bilgi küpü değil, herkes bağlam, düzlem, irkiltici türünden ağdalı bir dille kalemlerine sahip çıkamıyorlar ama yaşadıklarını sadece yüreklerinden gelen şekilde aktarmasını biliyorlar. İşte yaşamları eksen almış o yazıların sahipleri bir Coşkun, bir Parisli Amca, bir Yusuf Can çok beğeniliyorlar.-Ayrıntılara parmak basan, açılım getiren yazılar azınlıkta kalsa da dergide yer buluyor (yani bu bir lütuf mu?) Bu keyifsiz bahs
i burada kapatmak istiyorum.Beni üzen bir başka yazı da 49. sayıdaki bir mektup. Zamanında bazı olguları anlatabilmek için dile getirdiğim, artık hasır altında kalmış ya da kalması gerekli tava sapı olayının; “alsın o tava sapını münasip yerine soksun” şeklinde (gayet lüzumsuz) tekrar gündeme getirilmesi. (Hem zaten sokmuş!). Bir zaman Barış Bortaçina da antimilitarist olmadığı iddiasında bulunmuştu ama bir açıklık getirmemişti şu antimilitarizm tartışmasına. Yine de birşeyleri anlatmak için kullandığım t
ava sapı imgesinin böyle algılanıp, dillendirilmesinden dolayı üzgünüm.Sonuçta bu mektubun amacı sevdiğim yazıları ve sebeplerini paylaşmaktı sizlerle. 50. sayıda ise bir söze vuruldum. “Ben sevişmek istiyorum”. Tam Duygu tarzı. İçten, kendiliğinden ve bir o kadar da kayıtsız.
-İnsan sevmeyi öğrendim. İnsanı öğrendim. Keşke bizler de aşkı anlatan sözlerine dalıp sevmeyi öğrensek. Hoş geldin Yusuf, hoş geldin yüreğim.
Sevgili Ece’ye
Dün gece Coşkun evimi arayıp “Dialog” yazıma dair kendisinin ve arkadaşlarının beğenilerini aktardı. Çok fazla arkadaşım olmadığı için Coşkun’un yaptığı şey benim için çok önemliydi. Haklısın, yazılanların olumlu ya da olumsuz tepkilerini almak insana değer katıyor. Biz belki telefonlarımızı bildiğimiz için becerdik bunu Coşkun
’la. Bunca şeyi boşuna mı yazdım derken nasıl bir alınganlık içindeydin. Keşke ulaştırabilseydik düşüncelerimizi bir şekilde. Keşke “Çocukluğun Getirdiği Cinsel Özgürlük” yazına dair fikirlerimi aktarabilseydim.