bir eşcinsel daha öldürüldü

Çeviriler: İdris DEMİRALP, Harun T., Sanem AKAY, Selçuk Ankara

Amerika Birleşik Devletleri’nde dinci ve sağcı kesimlerin eskiden gay olup da daha sonra heteroseksüelliğe döndüğünü söyleyen kişileri de yanlarına alarak yükselttikleri gay karşıtı kampanya, eşcinsel bir üniversite öğrencisinin, sırf eşcinsel olduğu için öldürülmesini doğurdu.

ABD’nin Wyoming eyaletinde, Wyoming Üniversitesi Siyasi Bilgiler Fakültesi öğrencisi; 22 yaşındaki Matthew Shepard, yakılarak, bıçaklanarak, şiddetli biçimde dövülerek, işkence gördükten sonra ölüme terkedildi. Ertesi gün bir çite bağlı olarak bulundu. Shepard hastaneye kaldırıldı ancak aldığı yaralar nedeniyle yaşama veda etti. Shepard, daha önce de cinsel kimliği nedeniyle saldırıya uğramış ve çenesi kırılmıştı.

Ulusal Gay ve Lezbiyen Hizmet Gücü bu şiddeti, son zamanlarda yaratılan eşcinsel karşıtı havaya ve politik saldırılara bağladı. Gruptan Tracey Conaty, sağ görüşlü insanların son yıllardaki gay, lezbiyen, biseksüel ve transeksüellere karşı en düşmanca havayı yarattıklarını belirterek, bu insanlara duyulan nefret sonucu uygulanan şiddet dincisağcı söylemin, yasaların yetersizliğinin doğal bir sonucudur. Ayrıca, bu tip kampanyalar sonunda, eşcinsellere karşı şiddetin istatistiki olarak arttığı da belgelenmiştir.

ABD’deki cinayete varan eşcinsel düşmanlığı göstermiştir ki aşırı dinci ve sağcı kesimlerin umut ve iyileşme söylemleri, gay ve lezbiyenlerin değişmeleri gerektiği iddiaları, hoşgörüsüzlük ortamını beslemekte ve bunun sonucu insanlar zarar görmektedir.

Açıktır ki bu toplulukları değiştirmeye yönelik kampanyaların merhamet ve sevecenlikle hiç alakası yoktur. Bu kampanyalar sadece korkuyu, yanlış anlaşılmaları ve hoşgörüsüzlüğü artırmaktadır.

Matthew Shepard’ın öldürülmesi ülkede büyük yankı yarattı. Başkan Clinton da dahil olmak üzere çok sayıda politikacı, gay aktivistlerin çağrılarına uyarak, Kongre’den daha sert nefret suçları yasası çıkarmasını talep ettiler. Kongre azınlık lideri Richard Gephardt saldırıyla ilgili olarak “Bu iğrenç suç, bütün Amerikalılar tarafından lanetlenmelidir” dedi.

ABD’nin en büyük gay ve lezbiyen organizasyonu İnsan Hakları Kampanyası’nın sözcüsü Kim I. Millis şunları söyledi: “Şuna inanıyoruz ki, bugünkü hoşgörüsüzlük ortamının müsebbibi Aile Araştırmaları Konseyi, Focus on the Family ve Hıristiyan Koalisyonu gibi siyasi dini örgütlerdir.”

***

Gayler Değil

Kilise Suçlu

Eylül 1997’de iki kadını evlendiren United Methodist papazı Jimmy Creech, gay ve lezbiyenlerin değil, Kilisenin seks hakkında sağlıksız tutumları teşvik ederek günah işlediğini söyledi.

“İnsan cinselliğinin çeşitliliğini anlamanın, kabul etmenin ve kucaklamanın zamanı gelmiştir. Artık kendimizi hapsettiğimiz bu kafeslerden kurtulmalıyız” diyen Creech, Kilisenin eşcinsel yaşam tarzlarını reddederek büyük zarara yol açtığını ve Kilisenin büyük sorumluluk taşıdığını söyledi.

The Associated Press

***

19 Ekim 1998 akşamı New York şehrinde Matthew Shepard için politik bir cenaze töreni düzenlendi. Kimileri bu törene ikinci bir Stonewall eylemi diyor. Beşinci Cadde üzerinde beklenenin çok üstünde bir sayıda, 5.000 kişi toplandı. New York polisi yürüyüşü engellemek için vahşete varan önlemler aldı. Bu önlemler içinde atlı polislerin atlarını göstericilerin üzerlerine sürmeleri de vardı. Üç kuşak eşcinsel aktivistleri temsil eden 120 kişi tutuklandı. Tutuklananlar arasında, 1969 Stonewall Ayaklanmasında çatışmalarda yer almış olan ünlü Latin “drag queen” Sylvia Rivera; transgender aktivist ve yazar olan Leslie Feinberg; lezbiyen şair ve ırkçılık karşıtı beyaz bir aktiivist olan Minnie Bruce Pratt; yürüyüşün organizatörleri, yasal gözlemcileri ile yürüyüş düzenini sağlayan görevliler olan genç lezbiyen ve erkek eşcinseller vardı.

Eşcinsel gençliğe karşı şiddeti protesto etmek için yakalarına mor kurdele takmış olan çoğu genç eşcinsel aktivistler, polisin özellikle hedefi oldu. Aynı zamanda bu genç aktivistlerin militan ruhu yürüyüşçüleri coşturdu. Bu genç aktivistler, New York’un tüm ilçelerinden takviye edilmiş olan tam teçhizatlı ve zırhlı yüzlerce polisle iki saat boyunca sokaklarda çatıştılar ve yendiler. Kalabalığın en yoğun anlarında yürüyüşçülerin 8.000 kişiye ulaştığı tahmin edildi. Yürüyüş, hedeflenen Madison Square Parka vardığında bir konuşma düzenlendi. Konuşanların kimi, kalabalığa hitap etmek için ışık direklerine tırmandılar. Pek çok aktivist Mücadele Et yazılı pankartlar taşıyordu. Aktivistler konuşmalarında hem Matthew Shepard’ın öldürülmesine hem de Teksas eyaletinin Jasper şehrinde linç edilen Afro-Amerikan James Byrd’e göndermede bulundular. Konuşmacıların pek çoğu, lezbiyen/gay/ biseksüel/transgender hareketini, ırkçı şiddete ve polis vahşetine karşı yürütülen diğer hareketlerle birleştirmek gerektiğini oldukça dokunaklı sözlerle anlattılar.

***

Kerry Lobel, NGLTF (Ulusal Gay ve Lezbiyen Hizmet Gücü) İkinci Başkanı, 14 Ekim 1998 günü U.S Capitol yakınında düzenlenen anma töreninde okuduğu beyanat.

Matthew Shepard cinayetinden ötürü kederle ürperiyorum. Ve de kızgınım. Kızgınım çünkü, topluluğumuzun bir üyesini daha kin ve düşmanlığa kurban verdik. Gay, lezbiyen, biseksüel ve transgender insanların tam eşitliğini ve insanlığını tanımayan bir toplumda yaşıyoruz. Kızgınım ve yüreğim acı ile dolu. Fakat bu gece buraya sadece kızgın olarak değil, fakat aynı zamanda yenilenmiş bir adanmışlık ve amaç ruhuyla geldim.

Bu gece Matthew ve onun ruhunu yüceltiyoruz. Olanlardan ötürü yas tutuyoruz. Wyoming ve Colorado’daki onun sayısız arkadaşlarını tanıyoruz. Ailesinin yanında yer alıyoruz.

Amerika bu vahşi cinayetle sarsılıyor. Maalesef biz, gay, lezbiyen, biseksüel ve transgenderlar olarak pek sarsılmış değiliz. Bu sıradan bir olay değil. Matthew Shepard’ın vahşice katledilmesi ilk gay karşıtı cinayetten farklı. Ve de ne üzücü ve rezalettir ki, bunun son cinayet olmayacağını da biliyoruz. Yüzlerce gay, lezbiyen, biseksüel ve transgender insan sadece öyle oldukları için katledildiler. Sadece ve sadece farklı olduklarından ötürü. Keder verse de onlardan bazılarını analım.

Nebraska’da, toplumsal cinsiyet sınırlarını aştığından ötürü ergenlik çağında öldürülen Brandon Teena’yı hatırlayalım.

Bir kadınla seviştiğinden Apalaj Dağlarında öldürülen Rebecca Wight’ı hatırlıyoruz.

Michiganlı Scot Amedure’u hatırlıyoruz. O, sitreyt bir erkeğe vurulduğunu söylediği Jenny Jones Show’da göründükten sonra öldürüldü.

San Fracisco’dan Brian Wilmes’i hatırlıyoruz, o bu sene bir gay barın dışında gay karşıtı sloganlar atan bir adam tarafından dövülerek öldürüldü.

Ve okullarımızda, sokaklarımızda şiddete maruz kalan nicelerini hatırlıyoruz. Birçok canı şiddete kurban verdik. Gay karşıtı şiddet Amerika’daki gay, lezbiyen, biseksüel, transgender insanların hayatının bir gerçeğidir. Gay karşıtı şiddet bir Amerikan geleneği olmuştur. Bu utanç verici bir gelenektir. Ve bir son bulması gereken bir gelenektir. Matthew Shepard’ı öldüren erkekler, aşağılık ve karanlık bir eylemde bulundular. Fakat Matthew’un ölümü sadece Laramie’ye özgü değil. Matthew Shepard’ın ölümü kovboylara da özgü değil. Matthew Shepard’ın ölümü maço erkeklerle sınırlı değil.

Matthew Shepard’ın ölümüne gay, lezbiyen, biseksüel, transgender insanları aşağılık gören bir toplum sebep olmuştur. Matthew Shepard’ın ölümüne hükümetimizin her üç kolu tarafından ifa edilen kurumsal ayrımcılık sebep olmuştur. Matthew Shepard’ın ölümüne bizim suçluluğumuzu onaylayan Anayasa Mahkemesi sebep olmuştur. Matthew Shepard’ın ölümüne işyerlerinde cinsel yönelime dayalı ayrımcılığın yasaklanmasına dair kanunu reddederek, bize karşı yapılan ayrımcılığa göz yuman, ayrıca açık bir gay olan James Hormel’in büyük elçilik adaylığına apaçık bir ayrımcılıkla karşı koyan Kongre sebep olmuştur. Matthew Shepard’ın ölümüne şiddeti nefretle kınayan, ama hâlâ gay karşıtı Aileyi Koruma Yasasını imzalayan Başkan sebep olmuştur. Matthew Shepard’ın ölümüne gay, lezbiyen, biseksüel ve transgender insanları aile hayatına, orduya ve dini hayata tam katılımdan bilinçli ve kasten yoksun bırakan bir toplum sebep olmuştur. Matthew Shepard’ın ölümüne birbirimizi sevdiğimiz için bizi suçlu ilan eden bir toplum sebep olmuştur.

İster Laramie’de yaşıyor olalım, ister Little Rock’da, ister San Francisco ya da Washington D.C.’de, hepimiz nefret ve korkuyla yaşıyoruz. Amerika’nın en küçük kasabalarında ve en büyük şehirlerinde korkunun nefesini ensemizde hissederek yaşıyoruz. Çünkü, varolma hakkımızın olup olmadığını tartışan bir toplumda yaşıyoruz.

Biz eşit değiliz ve güvenlikte değiliz ve bu durum adalete olan susuzluğumuzu artırıyor. Hemen hemen Amerika’nın tümü Matthew Shepard’ın öldürülmesini rezalet olarak nitelendirmekte. Belki Amerikalılar, bizim hergün hissettiğimiz acının birazını hissediyorlar. Alâkana ve zulmüne minnettarız Amerika! Fakat soruyoruz, nerdeydin? Geçen yıl gay karşıtı cinayetlere kurban giden 18 kişi için nerdeydin Amerika! Matthew Shepard vakasında nerde yer alacaksın Amerika? Bir dahaki sefere gay, lezbiyen, biseksüel, transgender biri sırf öyle olduğu için öldürüldüğünde nerde olacaksın? Sadece olduğumuz gibi varolabilmeliyken, gay insanların değişmesi gerektiğini iddia eden tv ve gazete yayınları yapıldığında nerde olacaksın Amerika? Ne diyeceksin, gelecek sefer gay karşıtı alaylar duyduğunda? Gay, lezbiyen, biseksüel, transgender insanlar için temel eşitliğin yadsındığı ülkende seçimlerde hangi yönde oy kullanacaksın? Nerdeydin Amerika? Daha da önemlisi Amerika, nerde olacaksın?

Sonuç olarak, gay, lezbiyen, biseksüel, transgender topluluklarımıza şunu söylüyorum: Bu gece yas tutarak bir araya gelmiş bulunduk. Fakat, yarın her birimiz mücadele yolunu tutmalıyız. Her birimiz yaşadığımız kasaba ve kentlerde mücadele etmeliyiz. Her birimiz, kendi eşitliğimiz için çalışmalıyız. Matthew Shepard’ı öldürenlerin daha önce de iki Latin çocuğu hedef aldıkları ve yaraladıkları söylenmektedir. Şiddet ve ayrımcılığa yönelik her türlü ifadenin karşısında sesimizi yükseltmek sorumluluğundayız. Mücadelemize odaklanırken yolumuzu daraltmamalıyız. Başkaları için de mücadele etmezsek, onların da bizim için mücadele etmesini bekleyemeyiz.

Hosted by www.Geocities.ws

1