DİALOG

ŞAKİR / İstanbul

Heteroseksüel ve eşcinsel iki arkadaşın bir yaz gecesi deniz kenarında, eşcinsel ÖMER’in cinsel kimliğini açıklamasından sonra aralarında geçen ilk sohbeti içeriyor metin. Yazının oluşumuna fikir veren dosta teşekkürler. Sözler ve yürek senin. (28.06.1998)

 

Yazarın son cümleleri: (Kırmızı Kan) Olmadı sevgilim! Sevemedin beni. Bazılarının kalbi sevmeye yetmiyor, kalp yetmezliğinden sevemiyoruz…

 

 

TARIK: Bazen, evde yalnız kaldığım zamanlarda geleceğe dair planlar yapıyorum. Hemen herkesin içinde büyüttüğü hevesler bunlar. Bir ev, güzel eşyalar, güzel bir eş, klasik bayram ve akraba ziyaretleri, birkaç çocuk. Hangisinin daha çok mutluluk getireceğini bilmiyorum. Yani, hayattan tam olarak beklediğim ne, karar vermesi zor…

ÖMER: Aslına bakarsan o kadar da zor değil. Evliliğe dair hayallerin var. Yaşamının ileriki yıllardaki çıkış noktası belli bir ev, bir araba gibi. Seni yerleşik hayata bağlayan sebeplerin var. Bense yaşantımın bir düzen kazanmasından korkardım hep. Birine bağlanmak fikri çok uzak geliyor. Bir sevgilim olması bile zor. Kaldı ki sevgilim olsa bile arkadaşlarıma ya da aileme tanıtabilmem çok zor. Ama aşk olsun yeter; hayal peşinde değilim. Eskiden de böyleydi. Aile ortamına uzaktım hep; bayram muhabbetlerine. Ne garip! Bi çocuğum olsun istemedim hiç. Üreme fikrine karşıyım belki, ne dersin?

TARIK: Çok yanlış değil. Böyle bir dünyada çocuk yetiştirmek felaket. Doğrusu yine aykırılık var içinde. Düzene aykırı olmak adına yaşanabilir mi tüm bunlar?

ÖMER: Sanmıyorum; saçma… Yani kim sadece aykırı olmak adına kendi cinsinden biriyle yaşamak ister. Bu farklı. Seversin, beğenirsin ama korkup kaçar. İstemediğin bi insanla aile baskısıyla evlenir ve hayatını karartırsın. Bu kurtuluş değil. Benim istediğim daha farklı, ben kendi cinsimden olanlarla yaşamak istiyorum. Utanç duymadan; ne o benden, ne ben ondan. Doğruları, doğru bildiğim gibi yaşamak, hem de bazı değerlerle savaşarak. Katlanılması gereken bunca acıdan sonra mutluluğa ulaşıyorum, karşıma geçip aykırılık adına erkekleri seviyorsun dersen sana gülerim…

TARIK: Zorlukları görerek korkmadan, kabul edilmez gibi düşünülen bi hayatı yaşamaya çalışmak nasıl?

ÖMER: Zor olduğu kesin. Ama sabahtan akşama kadar düşünmüyorum bunu. Nerden baksan eşcinselim diyorum. Çok şeyler geride kaldı “neden böyleyim” sorularını çok geride bıraktım, keyfini bile çıkarıyorum artık…

TARIK: Keyif mi, hadi canım nasıl!..

ÖMER: İnan! Eskiden korkarak bakardım erkeklere, kadınlara yönelmeye çalışırdım. Yalan yanlış bazı arkadaşlıklarım bile oldu kadınlarla. Şimdiyse güvenle çıkıyorum evden. Erkek mi gördüm bakıyorum. Canım neresine bakmak istiyorsa orasına. Belki yirmi üç yıl sonra farkına varıyorsun kimliğinin ama hiç geç değil. Hayıflanmanın sonu yok. Mesela otobüse bindiğimde artık hep beğendiğim çocukların yanına ya da karşısına oturuyorum; vapurda, trende… Ne keyifli olduğunu düşünsene. Hiç bi kadına “hepsi senin mi” demedim, erkeğe de dememe gerek yok. Gözler buluyor bi noktada birbirini, uzlaşıyorsun. Kendi cinsini seven en az beş kişiye rastlamazsam keyifsiz iniyorum otobüsten. Bazen sayı daha fazla.

TARIK: Sonu ne peki?

ÖMER: Bi sonu yok. Sonu olsun diye başlamadım hayata. Şiir yazmıyorum ki sonu güzel olsun; film değil bu. Şu an mutluyum. Yani sen çok mu mutlusun yaşın otuza yaklaşırken annenin haftada bir “oğlum bi kız var gidip bakalım” diyecek olmasından. Kötü bir örnek ama sadece huzurlusun, sadece bilineni yaşıyorsun, son derece yaygın, senden her yerde var. Bir kadın ve bir erkek. Emin ol senin evin de anne ve babanın evinden farklı olmayacak. Hemen hemen aynı mobilyalar. Sen de Pazar sabahı geç kalkacaksın. Otuzbeşinde göbeğin olacak; ve kesinlikle karın kırkından sonra bigün karşına geçip “çalışmak istiyorum” diyecek.

TARIK: Bu kadar yanlış olmamalı. Kurduğun tezler üstüne hep yanlış yaşamlar su yüzüne çıkıyor…

ÖMER: Ama öyle, ben bir insanın yaşamını üstlenmek istemiyorum, kimse koruyup kollamasın beni. Hayatımı kimseye adayamam. Ben sana vurduğumda sen de vur. Ben ağlarken, sen de ağla. Düşünsene, kadın içli-acılı ağlıyor, karşısında bıyıklı kapı-duvar bi adam. Neden, çünkü erkekler ağlamaz. Tamam, tablo bu kadar kara değil ama beyaz olmadığı da kesin.

TARIK: Kafamı karıştırma, yapma bunu…

ÖMER: Bak o noktada anlaşalım. Sen eşcinsel olduğumu söylediğim ilk arkadaşımsın. Herşey ortada. Ben yalnızca yaşadığım hayattan dolayı mutluyum. Geçen gün şirkette Amerika’dan gelen bi beyle tanıştım. İki lafından biri şu: “Orada öğrendik, herkese, herşeye saygı.” Bu insanı karşına alıp rahatça konuşabilirsin. Adamın korkusu yok. Hayatını okeye dördüncü olmaya adamış birine ne anlatabilirsin? Diğerlerinin tek korkusu erkeklik. “Ya elden giderse”. O zaman sen sıkı tut erkekliğini gitmesin.

TARIK: Mutsuz olmaktan korkmuyorsun…

ÖMER: Mut dediğin ne ki; tedavisi olmayan bir hastalık. Hey! Zam aldım mutluyum diyorsun, daha iyi araba mutluyum, daha iyi ev mutluyum. Sınırı yok. Ne mutsuz edebilir insanı; yok. Ölümün zıttı gibi kimse bilmiyor. Yaşam olmadığı kesin. “Mut” da öyle işte. Mutluluk mutsuzluğun zıttı değil. Hem kim mutsuz edebilir ki sen istemedikten sonra. Paşalar gibi yaşamana gerek yok, Yunus gibi bir lokma bir hırka felsefesiyle de olmaz. Kendine göre bir yaşam kuracaksın. Benim var mı bilemem, varsa bile söyleyemem. Sen kendininkini bil, ben kendiminkini…

TARIK: Bahsettiğim iş hayatı, para. O konuya girmedin…

ÖMER: İşin o kısmı biraz karışık; ben de pek çözemedim. Dediğim gibi “Ay ben böyleyim” diyerek güne başlasan başından mutsuz olursun, mutsuz olunca da başarısızlık hediye gibi gelir hemen. Barışık olmakla ilgili fazlaca. Hayatımın yirmiiki yılı aynaya bakamadım ben, lanet olsun. Lise, üniversite öyle kös kös geçti. Gerisini var senle anla. Şimdi aynaya bakmadan çıkmam evden. Saçımı tarar, üstüme bakar öyle çıkarım. Vasat bile değilim ama beğenirim kendimi. Çünkü gülerek bakarım aynaya…

TARIK: Bunca güven güzel de, ya anlaşılırsan. Türk toplumu ortada, hazır değil henüz. Kıyaslanacağın kişi ya Aydın, ya Bülent Abla. Yani durum pek parlak değil. Erkek gibi olmak lazım!

ÖMER: Ne zaman gelirsin diye bekliyordum; malum şu erkek gibi takıntısına. İnan düzcinseller kadar eşcinseller de bu “erkek gibi”ye belli etmese de takılmış durumda. Yani kaçışı yok, ibneysen ibnesin. Bigün birisi anlayacak. İyi de cüzzam değil bu. Saklamaya ne hacet. İyi bir (uyumlu) iş ortamında çalışıyorsan söyle kurtul, cendere gitsin. Kendini sıkarsan daha kötü. Herşey kendini bilmekte. Sen işini yaparsan ne diyebilir sana. Penisini ya da anüsünü kiminle paylaştığın umurlarında olmamalı.

TARIK: Kabul etmesi zor, o kadar şey yaşadık senle, kız arkadaşlarımızla gezmeye giderdik. Geçip karşıma bunları anlatıyorsun. Aklım almıyor.

ÖMER: Kolay değil tabii. Ben gece uyudum, sabah kalktım ve “ben eşcinselim” dedim, böyle mi sanıyorsun. Yaşanmış olan şeyler var. Beş yaşından üniversitede alt sınıftan birini görmek için ders bıraktığım zamana kadar gel. Herşey birikti. Bi noktadan sonra insan konuşacak birine ihtiyaç duyuyor. İbneyim, makine değil. Ağlamayı bile unuttum. Kızlar meselesine gelince hiç pişman değilim, istedim yaşadım, ötesi yok. Ama o zaman da erkekler vardı. Kaçamak bakardım belki ama erkeklere yine bakardım.

TARIK: Top da oynardın sen, serttin, ayı bile sayılabilirdin.

ÖMER: Sağol be! Kabul et artık, eskiye dönme. Keyif bu, sana ne keyif verirse onu yaparsın. Top oynamak nasıl erkek olmayı gerektirmiyorsa, küpe takmak da kadın olmayı gerektirmiyor. Elma, elma olduğu için elma değil, sen verdin bu ismi. Biraz sorgulasan ne günahların çıkar ortaya. Cinsel organımla doğdum ben cinsel kimliğimle değil. Erkek olmaya gelince en beter olanı bu işte. İkna edemezsin karşındakini. Heves der geçer, ciddiye almaz. İlk diyeceği şu: “Götçü abi”. Aşk yok ki adamın kafasında. (Yağsız tarafından taze et). Ona göre eşcinsel aşk olmaz. Adamın kendisiyle beyni aynı anda büyümüyor. Çok da hayıflanmamak lazım toptan, kıldan, tüyden… Böylesi toplum içinde yaşamı kolaylaştırıyor. Birşeyler sezinlese de yok canım diyor ibne değildir. Kişi için daha zor. Çevren tanımıyor seni, yoksun. Sen de kendini tanıyamıyorsun, tanımlayamıyorsun. Ben bir erkeğe aşık olana kadar eşcinselim diyemedim mesela. Hiç kolay değil kendini kabullenmek. Bisürü zorluk, uğraş dur. Ama sonrası kolay, seversen kendini tamam.

TARIK: Aşk dedin de önüne gelenle yatmıyorsun değil mi, dikkat et!

ÖMER: Bi önyargı daha. Aşk olmadan asla türünden masallar anlatacak değilim ama kimse de yirmidört saat seks yapmıyor. Herkesin bir fikri var mutlaka, karışamazsın. Kapı kapanınca biter.

Amacım savunmak, kendimi temize çıkarmak değil. Ben zaten böyle iyiyim, ama yine de yanımda ol istedim. Kocaman laflar etmeye gerek yok. Erkekleri seviyorum. Penisin kime, nereye boşaldığı mühim değil. Yeter ki beyin boşalsın. Ruhun arınması var bi yanda, o kadar karışık olmamalı, anlamak iste yeter, gerisi sende…

Hosted by www.Geocities.ws

1