SUSMA
A. Deniz YILDIZ / Bodrum
Seni ilk kez birkaç yıl önce izlemiştik. Pop çağının olabildiğince yaşandığı günümüzde müziğindeki etnik temalarla sen de türünün ilklerindendin. Androjenliğiyle çekici bulduğum ender insanlardandın aynı zamanda. Serseri bir mayındın. Ölen sevgilinin ardından tekrar sevemeyecek kadar duygusaldın. Herşeydin. Aşk böyle birşeydi değil mi?
Paparazzi
programlarında rastlayamadığım, gazetelerin üçüncü sayfalarında göremediğim seni, kliplerinde arıyordum. Yaşadığım kasabada hayran hayran onları izlerken, sana olan ilgimin müziğinin ötesinde olduğunun farkında bile değildim. “Olur muydu öyle şey?” “Erkeklik, normallik” yutturmacalarıyla (bazıları için hâlâ yutturmaca değil ne yazık ki!) o denli derin bir uykuya yatırılmıştım ki. Sonra “korkan kadın”ın bir zamanlar sevgilisi olduğu iddia edilen kadınla beraber olduğunuz dedikoduları çıktı. Beraber görünmeye başladınız. “Ne de olsa güzel bir kadınla yakışıklı bir delikanlıydınız”. Müzikal çalışmalar da devam ediyordu. Tutunamadığın albümün çıkmış, kliplerin yayınlanmaya başlamıştı. Bu kez kadın sevgililerin(!) o denli kıskançtı ki, birbirlerini soyuyorlardı. Başka biri de hiç sana yüz vermiyordu. Yatağına göz koymuştun ama olmuyordu(!). Söz yazarın açık bir ibnemiz, vokalistlerinden biri sonra çok tutulacak seksi sevicimizdi. Umrunda olmayan seviciye sonra beste yapacak, onu halkımızın pop starlarından biri yapacaktınız diğer açık ibnemizle. Bir diğer gelişme de çok (!) açık bir ibnemizin sözlerini besteleyip söylemen olmuştur. Gece, melek ve bizim çocuklar sizdiniz artık. Eşcinsel aristokrasi diye de buna denilirdi.Derken arada uzun bir zaman geçti. Yeni albü
münün çıkacağı haberi duyuldu. En sonunda sana kavuşacaktık. Tutunamamana üzülen ben sana yine güveniyordum haklı olduğumu bu defa herşeyiyle farklı, etkileyici olacağını anlamam uzun zamanımı almayacaktı. Çünkü geçen zamanla ben de değişmiş, uzun uykumdan uyanmış, farklılığımın adını koyabilmiştim. Eski kliplerin de yeni albümünü duyurmak için tekrar yayınlanıyordu. O klip de çıktı. Kadın sevgilini canlandıran kadın ölüyor, sense onun yerine kimseyi sevemiyordun hani. Yüzünde başından beri izlediğim ters üçgen belirdiğindeyse kodlarla açılmış bir gey müzisyen olduğunu anlamıştım. Gey olduklarını reddedip kliplerinde hiç kadın sevgilileri olmamasında ısrar eden vefasızların, gamsızların ne yaptığını anladığım gibi. Adeta gey travesti olanlarıysa söylemeye bile gerek yoktu zaten. Önceki albümlerine hiç benzemeyen albümünde olabildiğince açık gey müzik yapıyor, bir başkaldırının müziğini yapıyordun kendince. “Sakın susma, belki de günahkar biriyim ben” diyordun erkek sevgiline, “annene karşı gelmeni istedim senden” diyordun “Cesaretin varsa beni istediğini yüzüme söyle”, “Cesaret, biraz cesaret” diyordun. Kendince aile, toplum, iktidar üçgenine trip yapıyordun. Bir televizyon programındaki “mücadeleye katılacak mısınız” gibi bir soruya verdiğin yanıt da yoruma açık bir “hayır” oluyordu. Susmadığın ilk klibinde kadın sevgilinin yerini erkek sevgili almış, bir klibin ancak ekranda öpüşülüp, düzüşüldüğünü görünce gey klibi olduğuna inanacaklar dışında kendince noktayı koymuştun.Ama
birileri anladı(!) ve değmekte gecikmedi elbette. Eski solcu bir arkadaş anne olarak(?) aile zabıtalığına soyunup televizyonda seni uyarmaya çalıştı. Klibini (nasıl becerdiyse, nereden bulduysa bunu) önce “uyuşturucu lehine” sonra da konuşmanın bir yerinde “eşcinsellerin sorunlarından önce daha büyük sorunlar var bu ülkede. Öyle de olsa” diyerek çarpıtıp yine ayrımcılık yapmıştı. Eşcinsellik hakkında bilgisi olmadığı anlaşılan annemizin(!) adeta resmi ideoloji haline getirilmiş ayrımcılık politikalarını, toplumsal asimilasyonu anlayabilmesi için ya gey-lezbiyen olması ya da gey-lezbiyen olan bir tanıdığının (şu ara yazarlığa da soyunan, bir dönem “arkadaş”ının bir filminde başrol oynayan aktörü ya da zilleri takan kadını tanıyor olmalı) evinden kovulmasını, dövülüp öldürülmesini görmesi gerekiyordu anlaşılan. Bunlar mümkün olmuyorsa kendisi gibi düşünen dinozor arkadaşlarıyla birlikte Beyoğlu’nda yıllardır gey travestilere, erkek karşıt cinsellerce yapılan işkencelere bakması yeter de artardı. Bunu da anlamıyor, yapmıyorsa sanatçı duyarlılığı için erdiğini söylediği hiç de bizleri kapsamadığı anlaşılan özgürlük mücadelesi için kimseye hesap sormaya hakkı yoktu.Diğer eşcinsel sanatçılar-aydınlar mı ne yapıyordu bunlar olurken? “Boyutu farklı, özgür beraberlikleriyle”, Bodrum’da dörtledikleri romanlarıyla, Hangi’li kitaplarıyla mutlu azınlıklar olarak fildişi kulelerinde yaşamayı sürdürüyorlar. Bizlerse ibne-seviciler (onlar açılsa bile böyle nitelendirilmeyeceklerdir) olarak yine ketum(!) bir sessizliğe bürünmüş görünüyorduk. “Ama ne yapabili
rdik ki zaten?” Aklımızı başımıza toplamayıp birşeyler söylenmesi için hep başkalarını beklemekten, senin de katıldığın sessizlikle yanıt vermekten başka.Kendimize
sahip çıkmak! Hepimiz için ya dünden sonra yarından önce ya da yıllar sonra hiçbir şey kalmadığında.