MEKTUP-LAR-DAN
Wayne Hunt, New York, Amerika
Androzine dergisinde, organizasyonunuzu anlatan bir makale gördüm. Türkiye’de böyle bir yapılanma olmasına sevindim. New York eyaletinde bir tutsağım. Derginizin iletişim bölümünde adımı yayınlamanızı istiyorum. Derginiz için bir makale yazmamı istiyorsanız bana bildirin. Şimdiden teşekkür ederim.
Aşk ve özgürlük.
Wayne Hunt 85A8050
Wende Correctional Facility, P.O.Box 1187, 3622 Winde Rd.
Alden, New York 14004-1187
USA
NEDEN TARTIŞ(A)MIYORUZ
NEDEN
BİZİM DÜŞÜNCEMİZ YOK?ECE GÖKSENİN
Eğitim dosyasına gösterilen ilginin üç kısa yazıyla sınırlanması, benimkisi dışında kalan iki yazının da bir şeyleri tartışmaktan, irdelemekten çok yazanın geçmişini ve yaşadıklarını eksen almış olması bir ilgiden çok ilgisizliğin altını çiziyor. Bu bağlamda eğitim dosyasına gösterilen kayıtsızlığın bir ölçüde Çalışma Yaşamı dosyası için de geçerli olacağını söylemek için falcı olmak gerekmiyor. Galiba, KAOS GL okurlarının sorunlarından önce kendilerine duyarsızlıklarını sorgulamamız gerekiyor. Gündelik yaşamın herşeyi olağanlaştırdığı bir düzlemde, her şeyin günlük yaşananla sınırlandığı bir momentte, olağan olanın irkiltici yanını gösteremediğimiz sürece de yapılabilecek olanların kendimiz tarafından sınırlanacağını kestirebiliriz. Bütün bunlarsa yaşanan sorunların toplumsallaştırılamadığı, toplumsal bir bağlam oluşturulamadığı gibisinden düşünceleri haklı çıkartır. Toplumsal düşünüşün önünü keser, toplumsal tepkimeleri olanaksızlaştırır. Bu da KAOS GL gibi dergilerin yayımlanmasını anlamsızlaştırır.
Ben, duyarsızlıktan şunu çıkartıyorum; bir çok insanın yatabileceği birini bulduğu sürece tartışmak isteyeceği, tartışmayı düşüneceği bir sorunu yok. Burdan da insanların yaşam biçimlerini, tercihlerini, duyarlılıklarını hatta kendilerini, toplum içindeki konumlarını tartışmaya, irdelemeye, bunun da mücadelesini vermeye hazır olmadıkları düşüncesine istemeye istemeye ulaşıyorum.
Oysa, derginin her sayısında yayımlanan onca örneğe baktığımızda bunun tersi ortaya çıkıyor. Bir çok insanın ağır koşullar ve baskılar altında yaşamaya çalıştığını kolaylıkla saptıyoruz. Ama bu yaşamdan, insanların kendi biçimleriyle kendi yaşamlarını rahatlıkla yaşadıkları anlamını çıkartamayız. Çünkü öyle bir şey yok! İnsanların farklı buldukları yaşam biçimlerine, duyarlılıklara müsamahalı davrandığını hatta benimsediğini iddia edebileceğimizi sanmıyorum.
O zaman bu duyarsızlığı neyle ve nasıl açıklayacağız? Kuşkusuz bu konuda türlü kestirimlerde bulunabiliriz. Ama ortaya konulacak olanların bizi ikna etmeye yeteceğini aklımın ucundan bile geçirmiyorum. Bu da kuşku yok ki derginin amacını ortadan kaldırdığı gibi tamamıyla işlevsizleştirir. Çünkü, derginin amacının birilerini birileriyle buluşturmak, buluşturduklarını da aynı yatakta yatırmak olduğunu düşünmüyorum. Dahası dergi herkesin yaşadıklarını anlattığı, bundan da büyük bir haz aldığı, hatta doyuma erdiği, kendi kendine tatmin olduğu, yapay bir orgazma ulaştığı, yazılanlara, yazdıklarına ve bunların arasına serpiştirilen fotoğraflara baka baka iç geçirdiği bir yer de değil. Bununla derginin içeriğine bütünüyle karşı olduğumu ifadeye çalışmıyorum. Tabii, insanlar yaşadıklarını, deneyimlerini, acılarını, çektiklerini yazsınlar, paylaşsınlar, kendilerine yeni arkadaşlar bulsunlar, onlarla cinselliklerini de yaşasınlar, paylaşsınlar ama her şeyin bunlarla sınırlanmasını anlayabileceğimi sanmıyorum. İşi bu noktaya vardırırsak KAOS GL’yi porno bir dergi gibi algılamak zorunda kalırız ki bu da bizi amaçladığımızın dışına çıkarır.
Şunu biliyoruz; aşağı-yukarı hepimiz de ifade ediyoruz ki, bu toplumun yaşattığı baskılara bağlı olarak bu insanlar ya da bizler ağır bir baskı altındayız, hatta neredeyse bu toplumda yok sayılma noktasındayız. Cinsiyetçi ideoloji kendini reddeden, yoksayan bütün anlayışları, biçimleri, duyarlılıkları baştan yıkıma uğratıyor, bırakın yaşamayı tartışılmasının önüne geçiyor. Çoğunlukla cinselliğe dayalı olmak kaydıyla geliştirilen ilişkiler boşalmanın ya da doyuma ermenin sonrasında hemencecik saklanıp, gizlendiği gibi yaşanmamış, hiçbir şey olmamış gibi davranılıyor. Akşam yattığınız insan aynı günün sabahında sizi horlayabiliyor, itip kakabiliyor, hatta karşınıza bile çıkabiliyor. İşte işin tam burasında dergide aktarılan deneyimler, parçalanmış yaşamlar derinlikli bir tartışma için önemli bir olanak konumuna geliyor. Galiba yapılamayan,
yapamadığımız bu; yani tartışamamak, tartışmamak!
Ben, bütün bunları bizim düzeyimizle, algılama yeteneği-mizin zayıflığıyla açıklıyorum. Kimse kendi konumunu tar-tışacak donanıma sahip değil. Neredeyse genelde bu böyle. Bir şekilde düzmek ve düzül-mekle herşeyin halli mümkünse hiçbir şeyi tartışmamız gerek-miyor, tartışacak bir şeyimiz kalmıyor. Cinsel anlamda büyük bir açlığı yaşayan bir toplumda bir şekilde ben düzebileceğim birini bulabileceğim gibi baş-kaları da bunu başarabilir. Ama böylelikle bütün ezilmişliklere rağmen böyle bir yaşamayı kabullenen varsa, horlanmaya, itilmeye, kakılmaya dünden razıysa onlara da bir sözüm yok!
Herşeyi düzmek ve düzülmekle sınırlarsak KAOS GL’de birlikte olmamız anlamsız hale gelir. Bu yüzden herşeyin basite in-dirgenmiş olmasından rahatsız-lık duyuyorum, anlamakta güçlük çekiyorum. En azından beş-altı sayıdır dillendirdik-lerimin önemli olduğunu var-sayarak tartışılmamış olmamı yadırgıyorum, kimsenin söyleye-cek bir şeyinin olmamasını kabul edemiyorum. Kaldı ki yazdıklarımın dışında da önemli noktalara, ayrıntılara parmak basan, açılım getiren yazılar azınlıkta kalsa da dergide yer buluyor, yer alıyor. Açıkça belirtmek istiyorum: onca kaleme aldığım şeyin anlamsız bir çaba olduğunu düşünmeye başladım. Hatta yazdıklarımın birilerine haz alanı yaratmış olmasından, bir haz aracı olarak alınmış olmamdan da korkuyorum.
İnsan için zor ve kabullenilmez olan kör bir kuyuya attığı taşın yankısının kendine bile ula-şamamasıdır, kendisinin bile duyamamasıdır, duymamasıdır. Eğer ortak yaşadıklarımızın dışında tartışmayacaksak, kendi biçimimizin kavgasını vermeye-ceksek yazmanın da bir anlamı kalmıyor, anlamsızlaşıyor. Ben, bunu bütün boyutlarıyla ciddi ciddi yaşadığımı düşünmeye başladığım için taşlarımı ken-dime saklamayı düşünüyorum. Belki de her şeyi konuşmak, yazmak için fazla erken. Yoksa çok mu geç kaldık? Ne dersiniz?
……/ Ankara
Merhaba,
Ben 17 yaşında, toplumun erkeklere verdiği rollerle, kendi seçtiği yol arasında bocalayan, heteroseksüel bir toplumda, hep heteroseksüel taklidi yapmaya zorlanan, “ibne” sıfatıyla aşa-ğılanan, yalnız bir gencim.
Size bu mektubu yazma nedenim: Beni duygusal olarak tatmin edecek, beni anlayacak, en azından beni yargılama-yacak, benim gibi olan in-sanlarla buluşma isteğim.
Şu an tarif edilemez bir boşluktayım. Her an rol yapmaktan, kendimi görün-tümün altına saklamaktan ve insanların benden istediği gibi davranmaktan yoruldum artık. Neyin ne kadar doğru, ne kadar yanlış olduğunu ve kendimin ne kadar normal, ne kadar anormal olduğunu bulamayacak kadar şaşırmış bir haldeyim. Yapma-cıklarla süslü ve kirletilmiş bu hayatta, nasıl söyleyebilirim en yakın arkadaşıma ona aşık olduğumu? Ve bana aşık olan bir kıza nasıl anlatabilirim asla beraber olamay
acağımızı? Ve nasıl yaşayabilirim kendimi? Tek istediğim benim gibi olan insanlarla buluşabilmek ve yalnız olmadığımı görmek.Elime bir tesadüf eseri derginiz geçtiğinde bana yardım ede-bilecek tek kişinin siz olduğunu anladım. Kızılay’da “Fransız Kültür Merkezi” karşısındaki işhanında toplantı düzenlediği-nizi öğrendim. Ancak yine geç kalmıştım. Çünkü artık orada toplanmadığınızı, hayal kırıklığı ile öğrendim. Bu yüzden size ulaşmanın tek yolunun mektup olduğuna karar verdim. İnanın yardım isteyebilecek baş
ka hiçbir yerim yok.
Mahmut, Adana
Merhaba, daha önce göndermiş olduğum mektubumda ne bir isim ne de kendimi tanıtıcı kelimeler kullanmışım. Neden bu kadar çekingen davranmışım bilemiyorum. Hep eşcinsel olduğumuzu saklarız, göğ-sümüzü gere gere erkeklerden hoşlanıyorum diyemeyiz ya belki de bunun etkisiyle o şekilde yazmışımdır. Gerçi şu an bunu sorgulamak da istemiyorum.
Bu ortamda kimi insanlar eşcinselliğini erken yaşlarda farkediyor, cinselliğini olabildi-ğince yaşamaya başlıyor, kimi insanlar da eşcinselliğini erken farketseler de kabullenmeleri uzun bir süreyi kapsayabiliyor. Ben de geç kabullenmiş insanlardanım. Fakat hiçbir zaman, geç kabullenmeyle çok şeyler de kaybettim diye düşünmedim. Tabii gençliğimin en güzel yıllarında istediğim halde seksimi yaşayamadım, kendimi engelledim. Daha sonraki yıllarda ne istediğini, neden hoşlandığımı bilerek cinselliğimi yaşadım. Günübirlik seksten hoşlanmadığımı, uzun süreli arkadaşlıklarda hoşlandığımı biliyorum. Birlikte olduğum insanla, s
eksin dışında birşeyleri paylaşmanın, onunla bir sinemaya, tiyatroya vs. gitmenin, birlikte yürümenin verdiği haz çok güzeldir. Ama her nedense böyle birliktelikler düşündüğümüz şekilde fazla uzun süreli olmuyor. Aradaki boşluklar da ne kadar istemeseniz de yine de günübirlik seksler olmakta. Çünkü, seks de doğal bir ihtiyacımız.29 yaşında, 1.86 boyunda, 72 kg, esmer, üniversite mezunu bir gayim. Gay arkadaşlarla yazışmak istiyorum.
Mahmut, P.K. 1315, Cemalpaşa, 01122 ADANA
Dolunay, Ankara
İsimsiz, kimliksiz yaşamak… Korkaklar hep kaçar boşluk olmaktan. Hiçbiri bilmiyor; ötekilere benzemeye çalışmanın asıl boşluk olduğunu.
Yalnızım. Ve farkındayım neden yalnız bırakıldığımın. “Hiçlik” olmam gerekirdi. Benliğimle yaşayamazdım onların gözün-de. “Ben” diyemezdim. Yanım-dakine, sokakta gördüklerime, mutlu çiftlere benzemeliydim. Kimse bambaşka biri olamazdı.
Sıradan sohbetlerde gizliyordum farklılığımı, sıradan gülüşlere. Yapaylık kokuyordu her şey. Neden böyle nefret ettiğim insanlarla, sevmediğim şeyler yapıyordum? Dayanılmazdı o zamanlar yalnızlığım. Sonraları ait olmadığım insanların benden çok şey götürdüğünü anladım. Ve yalnızlığımın gölgesinde, başladı arayışlarım.
Ölümsüz aşklara inanırdım. Bir ömür boyu süren. Nasıl bilebilirdim asla tadamaya-cağımı?
Arka
daşlarım gibi her gördüğümle ilgilenen biri değildim. Kimseye aracı göndermezdim. Ama bende de herşey değişiyordu.İçten, duygulu dokunuşlar istiyordum. Karmaşalarla dolu günün içinde, bir nefeslik aralar… Başaramamıştım beni bütün zorluklara karşın, herşeyimle sevecek birini. Yoktu. Bu tozlu yolların yaralı yolcusuna kimse yaklaşamazdı. Bazen, kaybettiğim sevgilerim geliyor aklıma ve gözyaşlarım duruyor yerinde. Tutamıyorum kendimi. Ama tutmalıyım.
Söyleyemem; en yakın kız arkadaşıma ona aşık olduğumu!
Söy
leyemem; bana aşık o ço-cuğa, onunla asla olamaya-cağımı!Söyleyemem aileme; asla ev-lenemeyeceğimi!
Söyleyemem kimseye bir eş-cinsel olduğumu.
BAŞAK CİLLOP, İSTANBUL
Sevgili KAOS,
Duygularımı ifade etmekte pek zorlanmam aslında ama bu yazıyı yazarken –neden bilmem- çok zorlanıyorum.
Bir heteroseksüel olmama rağmen sekiz aydır –bir gay arkadaşım sayesinde- ortamla-rınızda bulunma fırsatım oldu. Bunun için O’na hep minnettar kalacağım.
Aranıza en başta biraz önyargı ile girdiğimi itiraf etmeliyim. Ama o kadar sıcak bir dostluk buldum ki sizde. Düşündüklerimden, önyargılarımdan utandım.
Bu yazı vesilesi ile beni içtenlikle aralarına alan ve beni olduğum gibi kabul eden Ali, Meral, Coşkun, Umut, Parisli Amca, Derya ve tüm İstanbul Toplumsal A.V. müdavimlerine teşekkür ederim.
Ayrıca medeni cesareti, olgunluğu ve arkadaş canlı-lığından dolayı Demet Demir hanımı içtenlikle kutluyorum.
Şunu bilmenizi istiyorum ki; sorunlarınız sadece gay, lezbiyen sorunları değil, toplum sorunlarıdır. Hepimizin sorun-larıdır. Hepinize elimden geldiği kadar yardımcı olmak istiyorum. Dostluk bazen acıları, bazen de derin bir sessizliği paylaşmaktır. Hepinizi çok seviyorum.
ALİ/İstanbul
SEVGİLİME
Görmeden tanıdım
Sesinin sıcaklığını
Teninin kokusunu
Tutmadan elini
Sevdim seni
Çözdüm seni
tek tek
Üstünü başını
Pantolonunu
çıkarıverdim
Öpmek seni
dokunmak
dudaklarımla
gezmek sende.
Dilimle tatmak
her bir noktanı
Yüzünü göğsünü
ve de
en değerli noktanı
sanki bir elmas
ellerimin altında
uzun ve görkemli
dilimle
ellerimle
dudağımla
heykeltra
ş misalişekil veriyorum.
Şekillendikçe
büyüyor
kokladıkça
okşadıkça
daha da güzelleşiyor.
Elmasın özünü
bulana
tadana kadar
bir ileri
bir de seslerimizin
ellerimizin ritmi
ölümsüzlük müziği...
İşte sana
Sonsuz arzumun
Sevgimin itirafı
Sevgilim.