Aykırı Kadınlara Vurgunum

F. MERAL / İstanbul

 

Odamın lambasını her söndürüşümde ölümü hatırlıyorum hemen. Belki de küçük yaşta karanlıktan korkmalarım, aklım erdikten sonra karanlığı ölümle özdeşleştirmem olmuştur.

Gecenin zifiri karanlığında yavaş yavaş göz kapaklarımı açıyorum. Gün boyu amaçlı amaçsız koşuşturmalarım sonucunda yorgun düşen vücudum tatlı bir uyku uyumak amacıyla uzandığı yatağında ölüm düşüncesinin vermiş olduğu huzursuzlukla nerdeyse kaskatı kesiliyor. Ölümü düşününceye kadar düşünecek bir şey kalmadı mı? Sırası mı şimdi ölmeyi düşünmenin derken aklıma kadınlar geliyor birden. Sonra şimdiye kadar doğudan doğup batıdan batmasına alıştığım güneşin batıdan doğduğunu görüyorum. Kadınlar! Aykırı kadınlarım benim! Tanrı varsa bile, sizleri ruhen ve bedenen arzulayışımın, sizi sevip, sizlere aşık oluşumun, sizinle yüreğimi ve yatağımı paylaşmamın günah veya sevap haneme işlenmeyeceğini düşünüyorum. Sevgiyle yaptıklarım-ız günah bile olsa, nasılsa tanrı sonunda affetmiyor mu? Tanrı affeder!!! Aykırı kadınlarım benim... siz varya siz... sizler ne güzel kaplumbağalarsınız. Kabuklarınızın içine bir gömülmeye görün, çıkarabilene aşk olsun! Aşk olsun tabi, kadınlar arası aşktan güzeli var mı sanki! Yok tabi ama bunu sizlere anlatabilmek için o kalın kabuklarınızı kırmalı. Ruhunuzu bir kadının kucağına bırakmanın güzelliğini kaçınız biliyorsunuz? Aynadaki aksinizle sevişmenin hazzını.. İkiz bedenlerin birleşmesini... Ruhunuzda doğan sevdanın bedenlerinizde hayat bulmasını... buram buram kadın kokmayı... aşk kokmayı.. En güzel tebessümlerinizi çiziyorum yüzüme. Sizlere mi benziyorum, yoksa bana mı benziyorsunuz? Neredesiniz siz? Nerelerdesiniz? Her gün yanlarından geçip de gözgöze gelip gülümsediklerim misiniz? Ne kadar yalnızsınız.. yalnızlıklarınızla yalnızlaştırıyorsunuz... ne kadar rahatsınız.. Yalnızlığa ve karanlığa dost giysilerinizin içinde onlara inat güneş gibi parlıyor yüzünüz. Küçücük bir çukur açma uğruna aynı noktaya yıllarca yağan yağmur damlaları gibi, varlıklarınızı hedef gösteriyorum gönlümün ve gözümün nişanına. Koşup gelmelisiniz her seferinde.. koşup gelmeliyiz her seferinde, bayram yerine koşan çocuklar gibi birbirimize.. arefe sabahının ayazına tutulmadan bayrama kavuşma umudumuz.. yoksunuz!

Saatler deviriyor bir öncekinin saltanatını, çekiliyor kuytu köşelere şehrin gürültüsü.. neredesiniz siz, birbirinizden habersiz.. önce bulutlar ağlayacak halinize.. ardından rüzgarlar sürükleyecek yalnızlığınızı… bir toz tanesi, belki de bir yaprak gibi savrulacaksınız oradan oraya.. üşüyeceksiniz.. hava soğuyacak. Anlamıyorsunuz, hissetmiyorsunuz, farketmiyorsunuz.. bu hayatın size oyunu.. Neredesiniz? Ne yaparsınız siz? Sever misiniz? Yaşar mısınız? Düşünür müsünüz? Beyaz bulutlar da vardır neredeyse elle tutulacak kadar yakında, alçacık yerlerde, görmezsiniz siz! Erkenden çökünce akşamın alacası, aralamadan kapatırsınız sokağa kapılarınızı. Çekilirsiniz içinize. Bir elinizde cımbız, bir elinizde ayna, hiç umurunuzda mı ki şu dünya? Ne rahatsınız... ve yoksunuz hiç... Ne diyordu Duygu Zafer? "Lezbiyenliğin romantiklere de ihtiyacı var!” Romantik lezbiyenler, hayallerimizi, düşlerimizi diri ve canlı tutan romantik lezbiyenler, özgün olup bizimle aynı fikirde olmayan lezbiyenler, bizleri dengede tutan pragmatist lezbiyenler, her şeyi olabilir hale getiren iyimser lezbiyenler, seven lezbiyenler, sevmeyenler, mutlu olanlar ve olmayanlar, deliler, uçarılar, akıllılar, saflar, çok eşliler, tek eşliler, hiç eşliler, işliler, işsizler, vesselam kıçıkırık sistemden çekenler! Allah aşkına söyleyin, lezbiyenler aşkına söyleyin, sizlerin bir kadınla, kadınlarla cinselliğin dışında da paylaşabileceğiniz hiç bir şey yok mu? Lezbiyenler adına yapabileceğiniz bir şeyler yok mu? Varlığınızın amacı ne? Haksızlıklara boyun eğmek yerine yaşamı ve kendinizi sorgularken farkına vardığınız detayları sizin gibilerle, yani bizlerle paylaşma gereksinimi duymuyor musunuz gerçekten? Gerçekler.. koskoca yalanlar.. Görür gibiyim sizi, tanır gibiyim sizi.. Bizden kaçması kolay.. yaşamdan kaçması kolay... kendinizden de kaçabiliyor musunuz? Nereye kadar, söyleyin de bekleyelim sizi...

Kadınlarım, aykırı kadınlarım, rahat kadınlarım, dünya yansa altında hasırı yanmayan kadınlarım. Yaramaz çocuklar iğne batırsın rahat koltuklarınızdaki güzel popolarınıza! Gelmeyin, birleşmeyin, kaçın hep daha uzaklara, koşun ki yeller essin ardınızda... Eleleliğin güzelliğini geride kalanlar, buluşup tek yürek tek ses olanlar bilsin, siz değil! Tanrı bir damla da direnç versin yalnızlıklarınıza sonra! Vurgunum kadınlara yine de. Aynadaki aksim, duvardaki gölgem, bedenimin ikizleri, içi de dışı da güzel, yalnız kadınlar, asi, aykırı, eşcinsel kadınlar... Duymayan kadınlar!

Gelenleri bırakmayın, gelirseniz bırakmayacağız, bırakmayacağım. Ama uyumalıyım artık. Düşümde çıplacık ayaklarıyla karanlıkların içinden bir kadın gelecek. Sıcacık ellerini uzatıp tutmamı isteyecek. Konuşmak, iki çift laf etmek için gelecek. O sıcacık elleri tutmamak, onu düşlerde bekletmek olur mu? Uyumalıyım artık, o gelecek birazdan...

Hosted by www.Geocities.ws

1