öğreten eşcinsellik
Yusuf CAN / Karaman
Önce insan sevmeyi öğrendim eşcinselliğimle. İnsanı öğrendim. Öğrenilen değilmiş eşcinsellik, öğretenmiş. Hiç saygı görmedim ki, hor görüldüm, parmakla gösterildim, ama insana saygı duymayı öğrendim. Ne mal olsa da, nasıl olsa da, insana gülünmesi gerektiğini, gülen insana gülümsemesini öğrendim –Ama her şeyden önce S
AYGI DUYMASINI-. Varsın anlayan olmasın, varsın gelip sırtınızı sıvazlayan olmasın, ama en azından saygı göstermesini istedim, saygı göstermeyi bırak saygısızlık etmesin istedim. Yıllardır inkarla geçen hayatımın, kabullenişe yöneldiği bir demdeyim. Mecburi bir kabulleniş değil bu. Onurla kabulleniş... Artık bu benim, bu ben olmalıyım, ben bu olmalıyım diyebiliyorum. Sen top musun oğlum diyenlere, evet, diyebiliyorum. Ve bunun onu ilgilendirmediğini söyleyebiliyorum. Galiba eşcinselliğimle, insana rest çekenlere, rest çekmeyi öğrendim. –Ve çok şey öğrenileceğe benzer.- Yaşıyorum, geride bırakılmış karmaşık bir geçmişle. Gidenin gelmeyeceğine karar kıldım. Beni, süphan dağı kadar sevdiğini söyleyen, dağ gibi bir adamın, dağ gibi yalan söylediğini öğrendim.Her
sabah sütçü gelir kapımıza, sütçümüzün bakar-kör olduğunu öğrendim. Gözlerime hiç bakmadı ki. Süt kovasını uzatırken eline, elimin eline değişinde elektrik akımının şiddetini, yakışını tattım. Herşeyi öğrendim de, adamcağıza annemgil evde yok, gel bir çay içelim demeyi öğrenemedim.Berberdeyim, bir erkek eli şakaklarımda dolaşıyor, evet çenemin altında eli, evet boynumda evet saçlarımda, saçlarımın hergün uzamasının imkansızlığını, ama ille de birgün o koltuğa tekrar oturabilme ihtimalinin varlığını sevdim ve de öğrendim.
En güzeli onunla yatmamı, onun oluşumu, onunla oluşumu, onsuz kutlamayı öğrendim. Onu düşünmek... Bir eylül, bir ekim, bir hazan ayıydı. Gençlik Parkı böyle vicdansız mı olurmuş ne. Buram buram sigara tüttürüyordu, masumdu, üşüyordum... Gözler gözlere değdi, ilk kez bira içmesini öğrendim. Kınamayın, hem bira içiren aşkım olmamıştı ki, ilk kez sarhoş olmuştum, sendelemeyi öğrenmiştim. Loş ışıklı bir otel odasının bilmem kaç aşk yaşanmış yatağındayım. Yatağındayız. -Erkeğin dudağının çatlak
olduğunu, erkeğin dudağının tuzlu olduğunu, yaktığını, tat bıraktığını öğrendim.- Sıcakmış, sararmış, kuşatırmış, sertmiş bedeni... Güzelmiş erkek, erkekle olmak –Ama erkeksiz olmak hiç de güzel değilmiş-. Öğrenmez olsaydım.-Direnmeyi, direnirken gülümsem
eyi, bir o kadar da umudundan olmayı öğrendim, heterolarla savaşırken. Susarsan götüne parmak atacaklarını, susarsan “al şunu somur” diyeceklerini, her fırsatta homoluğunu başına kakacaklarını öğrendim.-Karaman’da, ben, benimle,ufak bir odada kaosla yaşamayı, kaos içinde yaşamayı, herşeye rağmen bu benim, ben buyum demesini, haber beklemesini, birinin gelmesinin gerektiğini, ama gelmeyeceğini, yine de gelmeyen adamın sevildiğini öğrendim. Babamın, elinden gelse Fatih’i, Aydın’ı, Bülent’i, Aldo’yu darağacı
nda sallandıracağını, onlara kin duyduğunu öğrendim. Baba, “beni sallandır, beni vur önce”. Ben de bir Fatih, ben de bir Aydın, ben de bir Bülent’im.TİTREYEN BACAKLARIMLA CESUR OLMAYI, veya en azından cesur olmayı istemeyi öğrendim. BAŞ KALDIRIYORUM.