EXODUS
NEWSWEEK / 17 Ağustos 1998
Çeviren : Selçuk / Ankara
Exodus International eşcinsellerin cinsel yönelimlerini değiştirmeyi amaçlayan bir Hıristiyan organizasyonu.. Katı İncil öğretisi ve şimdi gözden düşmüş çocuk eğitimi teorisiyle Exodus yakın zaman öncesine kadar Amerikan kilisesinin en iyi korunan sırlarından biriydi. Exodus 13 Temmuzda Hıristiyan Koalisyonu gibi muhafazakâr gruplarla ortaklaşa büyük
gazetelerde tam sayfa ilânlar vermeye başladı. Bu ilânlarda gülümseyen eski gayler sevimli bir dille cesur bir vaatte bulunuyor: "Biz değiştik, öyleyse siz de değişebilirsiniz." Bu ilanlar doğal olarak gay aktivistleri çılgına çevirdi. Bu, homofobiyi kabul edilebilir kılmayı amaçlayan planlı bir kampanyaydı. Psikiyatrlar terapi yoluyla kişinin cinsel yönelimini değiştirmenin hiçbir bilimsel temeli olmadığını ilan ettiler. Bu gazete ilânları tam da Cumhuriyetçi Parti içindeki hizipler gay hakları konusunda kavgaya tutuşmuşlarken başladı. Kısa süre önce Senato lideri Trent Lott eşcinselliği alkolizm ve kleptomani ile kıyaslamış ve James Hormel'in Lüksemburg elçisi olarak atanmasını gay olduğu için engellemişti. Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Kongre, işverenlerin gay çiftlere sağlık sigortası yapmalarını şart koşan kentlere bazı belli fonların aktarımını durdurdu. Ancak geçen hafta parti içinde bir grup, Başkan Clinton'ın federal hükümette çalışan gaylere yönelik ayrımcılığa karşı çıkardığı yasanın iptalini isteyen bir teklifin reddedilmesine yardım ettiler.Bir yüzyıldan fazla zamandır terapistler, kiliseler Aesthetic Realists gibi gruplar gayleri ilaçlarla ve elektro şokla tedavi etmeye çalıştılar. Gay erkeklere kadınlara nasıl yaklaşacakları öğretildi. Ancak 1970'lerde Amerikan Psikiyatri ve Psikoloji dernekleri eşcinselliğin bir çarpıklık olmadığını ilan ettiklerinde terapistlerin çoğu cinsel dönüşüm işinden çekildiler. Geçen yıl American Psychological Associatıon cinsel dönüşüm terapisinin bilimsel olar
ak sonuçsuz ve muhtemelen de zararlı olduğunu ilan etti. Ancak yakın zaman önce yapılan bir ankete göre kamuoyunun yüzde 56'sı gaylerin straight olabileceklerini söylüyordu. Gaylerden ise sadece yüzde 11'lik bir oran bunu onaylıyordu.1976 yılında kurulan Exodus bu konuda bayrağı eline aldı. 35 eyalette 83 şubesi olan grup 200,000 kişinin yaşamını değiştirdiğini iddia ediyor. Grup, gay erkeklere spor yapmayı, lezbiyenlere de içlerindeki heteroseksüeli makyaj yaparak ve kadınsı giyinerek ortaya çıkarmaları i
çin cesaret veriyor.Exodus'a göre iyileşmek, heteroseksüel evliliğinden cinsellikten uzak durmaya dek değişik anlamlara geliyor. Tek başına aynı cins cinselliği düşünmek bir günah değil, ancak eyleme geçirilmediği takdirde. Rahipler başarı oranlarının yüzde 30 olduğunu söylüyorlar ancak ayrıntılı araştırmalara izin vermiyorlar. Exodus International'ın kurucularından Michael Bussee ve Gary Cooper birbirlerine aşık olup 1979 yılında gruptan ayrılmışlar. 13 şube başkanları eşcinselliğe geri döndükleri için k
apatılmışlar.Exodus çözümsüz kalmış bilimsel bir tartışmayı tekrar gündeme getirdi. 90'lı yılların başında üç araştırma eşcinselliğin nedeninin genetik olduğunu söylüyordu . Pek çok gay grup bunu benimsedi ve biz böyle doğduk bizi yargılamayın dedi. Ancak araştırmacılar, kamu oyunun genetik belirlenimi yanlış anladığını, göz renginden farklı olarak cinsel davranışın sabit bir şekilde aktarılmadığını ve ortaya çıkması için kompleks çevresel faktörler tarafından ortaya çıkarılması gerektiğini söylüyorlar. Eş
cinseller arasında genetik bir kalıbın varlığı insanların gay olarak doğdukları anlamına gelmiyor. Bilim insanlarının çoğu eşcinselliğin bazı genlerin ve çevresel faktörlerin bileşiminden kaynaklandığına inanıyor. Ancak biyolog Evan Balaban cinsel yönelimin nasıl ortaya çıktığının hala karanlıkta bir konu olduğunu belirtiyor.Eşcinsellerin değişebileceklerini iddia edenlerle buna karşı çıkanlar arasında bir de orta yolcular var. Psikolog Patricia Hannigan bireylerin güçlü dini duygular sonucunda cinsel isteklerini bastırabildiklerini söylüyor ve ekliyor:"Eğer kişinin yaşamındaki en büyük önceliği dini inancıysa mutluluğu cinselliğini yaşamaktansa dininin öğrettiklerine uymakta bulabilir. Hannigan, heteroseksüel olmak isteyen gay Hıristiyanları bekaret yemini
eden rahiplere benzetiyor.Exodus bu sürecin herkes için uygun olmadığını gay ve mutlu olan insanlar için terapinin bir işe yaramayacağını belirtiyor. Öte yandan the American Psychoanalytical Association'ın gay konulardaki sözcüsü Susan Vaughan cinsellikten uzak durmanın ya da karşı cinsten insanlarla ilişkiye girmenin gaylerde huzursuzluk ve depresyona yol açabileceğine işaret ediyor.
Exodus'dakileri birleştiren duygu birliktelik, memnuniyetsizlik ve reddediş. Ancak Amerika'da pek az kimlik gaylikten heteroseksüelliğe geçenlerinkinden daha marjinal. Exodus'un onlara verdiği grup hissi onların belki de eskisine göre daha az yalnız hissetmelerini sağlıyordur.
TIME
Margaret CARLSON, 27 Temmuz 1998
Çev: İdris DEMİRALP /Ankara
Anne ve John Paulk, heterosek
Anne ve John’un hikayesi, insanları gaylikten uzaklaştırmak için kullanılan bir psikolojik baskı yöntemi.
Focus on The Family grubu başkanı ve aynı zamanda Amerika’nın en güçlü hıristiyan aktivistinin dediği gibi: “Biz toleranssız insanlar değiliz. Sadece yeterince çaba göstermediğinize inanıyoruz. Size yardımcı olmak için yanınızdayız.”
Son olarak Margaret Carlson yazısında, aslında bir bütün olarak Amerika sağının bu yaklaşımını, yaklaşan seçimler öncesindeki politik manevralar olduğunu belirtiyor.
Ve Carlson ekliyor: Hiç şüphesiz ki gay olduğunu sanıp da gerçekte gay olmayan küçük bir grup insan var ve belki Exodus bunları teker teker takip edip buldu. Belki kör topal da olsa homoseksüeller heteroseksüeller haline gelebilir ama çok şüpheliyim, diye
noktalıyor yazısını Margaret Carlson.
TIME / 24 Ağustos 1998
Sonny Roberts / New York City
“Gaylik, gerçekte dua ederek ortadan kaldırılacak olsaydı benim heteroseksüel olmam gerekirdi. Ben Oklahoma’da bir Güney Baptist Kilisesinde büyüdüm. Üniversitedeyken kilise korosunu yönettim. Dini eğitim verdim. Bütün bunları yaparken hep gaydim, hem topluluk içinde hem de tek başımayken çok dua ettim. Ama bir gerçek var ki hâlâ dua ediyorum ve hâlâ gayim.”
idol / Nisan-Mayıs 1998
Fransızcadan Çeviren : Namık
Uluslararası Exodus 1976 yılında iki Amerikalı Gary Cooper ve Michael Bussee tarafından kurulmuştur. Exodus, cinsel kimliklerini yeniden yapılandırmak isteyenlerin bir grup terapi ağı olarak tanımlandı. Sonuç olarak amaçları, doğal olarak kötü olan eşcinsellere yaşama iştahı vermek ve onları heteroseksüel topluluğun içine geri götürmektir. Bunu yapmak için, Exodus gaylere bir kadını düşünmek suretiyle mastürbasyon yaptırıldığı "orgazmik yönlendirme" adını verdikleri psikoterapi seansları düzenliyor. Lezbi
yenlerin kadınlıklarını bulmaları için, makyaj ve bakım yapmayı öğrendikleri " yeniden bakış" konuşmaları olur. Tüm bunlar gülünç şeylerden başka birşey olamaz. Exodus, sadece homofobik bir sosyal çevre tarafından ezilen kötü durumdaki eşcinsellerden beslenir. Amaç eşcinsellik=şeytan eşitliğine daha fazla kişiyi katarak suçluluk yaratmaktır. Çünkü psikolojik bir tartışmanın ardından, üyeler kendilerini köktendinci bir hıristiyanlığın etkisi altında bulurlar : "Şeytani pislikler tarafından kirletilen göt deliklerini, amları ve ağızları İsa'nın kanıyla yıkamalıyız". Bunu diğer bir "eski gay" in sözlerini ispatlamada kullanmak hiç de zor değildir. "Bir insan görüşüne göre, diğer herhangi bir ilişkiden daha fazla hoşnut olduğum eşcinsel ilişkim oldu. Fakat ahlaki bir görüşe göre de, değişmeliydim!" Fransa'da, böyle bir hareket bir mezhep olarak farzedilebilirdi. ABD'de, hükümetten yardım almaya çalışıyorlar ve eski Başkan Bush'un sağlık bakan-lığı onları destekleme-de hiç tereddüt etmiyor. Tanrı Amerika'yı korusun.
KAOS GL / TEMMUZ 1996, SAYI 23
GAY VE LEZBİYEN ÖZGÜRLÜK HAREKETİ adlı yazıdan bir bölüm.
Çeviren : Cem
(...)
1990'larda Amerikan köktendincileri ve Roman katolikleri arasındaki anti-gay yaklaşımlar, yüzlerce yıllık hoşgörüsüzlük ve cezalandırma geleneğinden gelmektedir. Hıristiyanlık, Roma İmparatorluğu'nun resmi dini haline geldikten sonra, eşcinsel davranışlar sergileyen kişi kılıçla öldürülerek cezalandırılıyordu. (Eşcinsellik Ansk. 1990). 11. Yy.da Sappho'nun şiirleri resmi olarak yasaklandı ve
yakıldı. Engizisyon dönemi boyunca uygulanan cezalar işkence, ömür boyu hapis ya da sürgün, idam ya da canlı canlı yakılmaktı. (Eşcinsellik Ansk. 602-5). Daha sonra cezalar boğarak öldürülmeye çevrildi. Cadı oldukları gerekçesiyle cezalandırılan kadınlar kuşku duyulmaksızın lezbiyen olsalar da kurban erkeklerin sayısı kadınlara oranla daha fazlaydı. Ortaçağda popüler olan ölüm cezasının ardındaki mantık, eşcinsel davranışların insanın neslini tehdit ettiği için cinayet anlamına geldiğini öne sürüyordu. Cinsel zevk üremeden ayrı tutulmuyordu.Bugün lezbiyen ve gayler, köktendinciler için geleneksel düşmanlarını kaybettikleri bir ortamda günah keçisi olarak kaçırılmaz bir fırsattır. Katolikler ve Yahudiler 50 yıl öncesine oranla Amerikan yaşamına daha da asimile olmuş durumdadır ve Komünistler bile artık bir tehdit oluşturmamaktadır. Kürtaj yaptıran kadınlar bir zamanlar kınansa da, bugün hemen hemen her Amerikalı yasal kürtaja "evet" demektedir. Kökten-dincilerin mitleştirebi-leceği "kötü" figürlere ihtiyacı v
ardır. Jerry Falwell'in "Ahlaklı Ço-ğunluk" adlı haçlı seferi 1989'da sona ermeden önce yaptığı radyo yayınları milyonlarca in-sana eşcinselleri "vahşi hayvanlar" olarak gös-termiştir. Falwell ve yandaşlarının gaylerin önünde bu fikri öne sürebilmeleri pek olası değildir. Bu durumda mit, gerçekten daha önemliydi. "Vahşi hay-vanlar", işe ya da okula giden, vergisini ödeyen, arkadaşlarını ziyaret eden, tatile çıkan, çocuk yetiştiren sıradan vatan-daşlar değildi. "Gay iyidir" görüşü, kökten-dincilerin dünya görüşünü tehdit etmek-tedir ve onlar da cinsel zevk duyan insanlara büyük, kötü güçler atfetmektedir. Olasılıkla gaylere "vahşi hay-vanlar" diyen vaizlerin kendileri de söyledikle-rine inanmıyordur, ama kendi güçlerini arttırmak için gerekli parayı gönderecekleri duygu-suyla yandaşlarını kor-kutmaktadırlar. Açıkçası 1980'lerin sonunda Jimmy Baker ve Jimmy Swaggert'la ilgili seks skandalları, vaaz vermekle vaazı uygulamak arasındaki derin uçurumu gözler önüne sermiştir.Köktendinci Lou Sheldon'ın "Geleneksel Değerler Koalisyonu" üç açılımlı bir strateji izler: 1)Gay ve lezbiyenlerin nüfusun %10-15'ini oluşturduğunu reddedip %1'ini oluşturduğunu söylemek, 2)Eş-cinsellere gizli yaşamalarını ya da tedavi edilmelerini tavsiye etmek, 3) Uluslararası Eksodus'u yüksel
tmek. Bu grup, bir çeşit beyin yıkama biçimi olan ve eşcinselleri heteroseksüel yapmaya çalışan bir "onarım terapisi" uygular. (Bay Area Reporter, 22.02.1990). Uluslararası Eksodus'un ortak kurucuları yalnız bırakma, beyin yıkama ya da suçluluk duyma gibi yöntemlerin cinsel yönelimi değiştiremeyeceğini ve "onarım terapisi"nin bir hile olduğunu, ama olasılıkla köktendincileri memnun etmeye devam edeceğini kabul etmişlerdir. Eğer eşcinseller gerçekten toplumun %1'ini oluştursalardı rahatlıkla görmezden gelinebilirlerdi. Anti-gay köktendincilerin "fevri", %1 iddiasını yalanlamaktadır.Anita Bryant 1977'de, Florida'da "Çocuklarımızı Kurtaralım" adlı anti-gay seferini düzenlemek için köktendinci kilise şebekelerini kullandı. Bryant'ın kampanyası, cinsel yönelime dayalı ayrımcılığı yasaklayan bir yasanın iptalini istiyordu. Benzer eylemleri, St. Paul ve Eugene'de gay haklarının elden alınmasına yol açtı ama Seattle'lı seçmenler benzeri bir yasadan vazgeçmediler. Oklahoma Meclisi'yse lezbiyen ve gay öğretmenlerin iş
ten çıkarılmasına dair bir yasayı onayladı. Bryant ve takipçileri, ayrımcılık karşıtı yasaları çocuklara sarkmak, fahişelik, aile kurumunu tehdit ve ulusal bir gay komplosu olarak sundu (Adam 1987:104). Naziler gibi köktendinciler için de eşcinsellik simgesel olarak "modernliği, cinsel özgürlüğü ve geleneksel eve bağlılığın çöküşünü" ifade ediyordu. Böylece köktendinciler modern topluma olan korku ve öfkelerini lezbiyen ve gaylere yöneltmektedir. Bu analiz, köktendincilerin eşcinsellere olan öfkesini açıklıyor. Ek olarak, anti-gay önyargı dini otoritelere yönelen tehditlerle artmaktadır. Kürtajda olduğu gibi eşcinsellik de sembolik bir biçimde laik bir topluma ahlaki değerler empoze etme hakkı için verilen çabayı ifade etmektedir. Eğer köktendinciler din, kürtaj ve eşcinsellik karşısında savaşı kaybederse, gücünü ve etkisini yitirecektir. Tıpkı 19. yy.da yaratılış öyküsünün bilim adamlarınca çürütüldüğü zaman olduğu gibi, 20. Yy.ın sonlarına doğru eşcinselliğe dair dini yaklaşımlar, köktendinciler ve sağcı politikalar arasındaki ittifakı göstermesi açıcından önemlidir. Köktendinciler ve seçilmiş politikacılar, gay hakları yasallaşırsa, yasaların, geleneksel evliliklerle eşcinsel birliktelikler arasında ayırım yapmayacağından korkmaktadır. Senatör Jesse Helms, Güney Kaliforniya Kongre üyesi Robert Dorman ve William Dannemeyer gibi sağcı politikacıların eşcinsel-liğe yaptığı dinsel itirazlar, protestanlığın Amerika'da resmi bir din gücüne sahip olmasın-dan kaynaklanır. Kuram-sal olarak yanlışsa da, eğer lezbiyen ve gayler özellikle dinsel sebep-lerle ayrımcılığa uğru-yorsa, pratikte bu doğrudur.Anti-gay önyargı, kök-tendinci olmayan pro-testanlar arasında da yaygındır. 1990 Tem-muz'unda 2 San Fran-sisko cemaati, asistan papaz olarak bir lez-biyen çifti ve bir gayi atadığı için Evanjelik Luteryen Kilisesinden 5 yıl boyunca uzaklaş-tırıldı. Metotist papaz Rosemery Denman 1987'de lezbiyenliği nedeniyle dini olarak yargılandığı zaman, sözcüsü gay ve lezbiyenlerin evlenmesi-ne izin verilmediğini söyledi ve şöyle devam
etti; "kedileri, köpekleri, karavanları kutsadım bugüne dek, ama birbirini seven iki hıristiyanı kutsamama izin verilmiyor."Anti-gay yasaklamanın akıl dışılığı, bu protestoda çok iyi bir biçimde dile getirilmektedir. Lezbiyen ve gayler için durumlarının solak olmaktan hiç bir farkı yoktur. 1940'larda ve daha öncesinde solak çocuklar sağ elle yazmaya zorlanırdı. Solaklığa duyulan tepki eşcinselliğe duyulan tepkiye oranla tamamen kaldırılmıştır. Normal insan davranışları olarak solaklık ve eşcinsellik birbir
ine paraleldir. Ancak solaklık benzetmesi bir noktada yanlıştır; çünkü kompleks bir duygusal ve psikolojik olgu, fiziksel bir özelliğe benzetilemez. Solaklığın anlamı, ilkel bir kabiledeki mızrakçıyla aynıdır ya da Wall Street'teki bir borsa tellalıyla sol elin kullanımı otomatiktir; ancak eşcinselliğin bu adamlar için anlamı tamamiyle farklıdır. Avcı için kendisini diğerlerinden ayırmayan ve grup dışında hiçbir anlamı olmayan bir ritüeldir. Borsacı içinse ailesinden evlenmesi için gelen baskıdır ya da işinde ilerlemeye engel olan bir şeydir. Eşcinsellik, borsacıyı iş arkadaşlarından, onlar bu cinsel seçimin farkında olsun ya da olmasınlar tamamen koparır. Anlamlar, bir kültürün içinde de farklı olabilir.2. Dünya Savaşı'nda dul kalıp birbiriyle yaşamaya başlayan iki kadın için lezbiyenliğin anlamıyla bugün bir gay merkezini yöneten lezbiyen için lezbiyenliğin anlamı birbirinden farklıdır. Bu farklılıklar, anti gay önyargılar eşcinselleri günahkar diye bir tek kategoriye koyunca ortadan kalkar.
Diğer insanları aşağılamak, çoğunlukla kişinin kendini aşağı görmesinden kaynaklanır. Köktendinciler ve katolikler arasındaki kesin benzerlik, her ikisinin de kişinin kendini aşağı görmesine dayandığıdır. Genelde bedenden tiksinti ve özelde cinsel ifadeden korku, hırist
iyan geleneğinin bir parçası olmuştur. Bu yüzden eşcinsellikle ilgili seks düşüncesi ya da sadece hedonizmin onaylanması, köktendincileri ve bir çok katoliği tedirgin eder. Cinsel coşkunluk, onlara her önüne gelenle yatmak gibi görünür ve cinselliğin farklı biçimlerde ifade edilebileceği fikri de toplumsal düzeni tehdit eder görünmektedir. Kendi yaşamlarını kendileri kuran insanlar, nasıl yaşanması gerektiğine dair kurallara karşı koyarlar.Heretiklerin çarmıhlarda yakıldığı zamanlarda heresi ve sadomi birbiriyle bağlantılıydı; her ikisi de papaz yönetimi tehdit ediyordu. Ama hıristiyanlık, eşcinselliğe her zaman baskı uygulamamıştır. Örnekler John Boswell'in "hıristiyanlık, toplumsal hoşgörü ve eşcinsellik" (1980) adlı kitabında görülebilir. Artık hıristiya
nlar eşcinselleri öldürmüyorsa da hoşgörüsüzlük hala çok güçlü. Roma katolik kilisesinin homofobisi buna en iyi örneklerden biridir.Katolikler, gay haklarının bir çok şehirde elden alınmasında önemli bir rol oynamışlardır. 1989'da San Fransisko Denetmenler Birliğinin gay/lezbiyen ilişkileri simgesel olarak tanımasının ardından konu gizli oyla seçime sunuldu. Ve katolikler onayı iptal ettirmek için politikadan birisini tuttular. Eşcinsellerin ölmesi gerektiğine dair eski hıristiyan düşüncesi, kilisenin anti
-kondom politikasıyla sürmektedir: Kondomlar AIDS'in yayılmasını engeller. New York'taki katolik kilisesi, AIDS hastaneleri için devletten para aldığı ama devletin AIDS eğitimine dair önerdiği yolları izlemediği için (ki bu uygulama kondomların önemini vurgulamaktadır) Amerikan sivil özgürlükler birliliğince dava edilmektedir. New York kardinalinin kondom kullanımına karşı açtığı savaş San Patrik Katedrali önünde yüzlerce gay ve lezbiyenin dramatik gösterisine yol açmıştır. ACTUP üyeleri hizmeti yarıda bırakmış, diğerleri şarap takdisi sırasında, kilisenin anti-gay politikalarını protesto etmek amacıyla sessizce ayakta durmuştur. Kamuoyu araştırmalarıysa Amerikan katoliklerinin %85'inin, durdurulması için kondom kullanılması gerektiğine inandığını göstermektedir.1986'ya dek kiliseye öylesine meydan okunmuştu ki Vatikan, eşcinselliğe resmi olarak saldırmak gereği hissetti: "İnançlı cemaatin piskoposlara mektubu: Eşcinsellerin Pastoral Bakımı" Burada "pastoral aşağılanması" daha uygun bir isim olurdu, zira bu belge eşcinselliği "doğuştan gelen bir rahatsızlık" olarak niteleyerek gayler için sivil hakların konmasına karşı çıkar. Yazıda "hiçkimsenin eşcinsel davranışı korumak için akla uygun bir hakkı yoktur" deniyor ve eğer gerçekten gaylerin hakları için b
askı yaparlarsa, akıl dışı ve şiddet dolu reaksiyonlar karşısında şaşırmamaları isteniyor. Eğitimlerinin ahlaki gücüne inanan dini liderler, güçlerini arttırmak için şiddeti kullanarak tehdit etmezler. Bir çok katolik tarafından önemsenmeyen bu yazı 1972 tarihinde kurulan katolik gay gruba Dignity'e gösterilen hoşgörüyü sona erdirdi. Dignity'nin katolik kilisesi takdislerine katılması yasaklandı. Dignity, eşcinsellerin bekar kalması gerektiğine dair resmi katolik öğretiyi reddedince Roma'nın öfkesine hedef oldu. Bu öğreti, erkeklerin hadım edilmesi ve kadınların sünnet edilmesiyle aynıdır: Bir insan grubuna cinsel zevk hakları olmadığını söylemektedir. St. Augustine'nin insan bedeninin kötü olduğuna dair katolik doktrininde yaşamaya devam eden 5. yy. batıl inancı insan özgürlüğünün kilise tarafından nasıl engellendiğini gösterir. Roman katoliklerinin homofobisi, köktendincilerin homofobisinden daha berbattır, çünkü lezbiyen ve gaylere saldırırken kilise aslında kendi insanlarına saldırmaktadır (rahiplere ve rahibelere). Bir çok heteroseksüel rahip ve rahibe 1960 ve 70'lerde evlenmek için kiliseyi terk ettiğinden, geriye kalanların nüfusunun büyük bir çoğunluğunu eşcinseller oluşturmaktadır. Bu oranın %20-40 arasında değiştiği söyleniyor. Bazı manastır ve benzeri yerlerde bu oranın %60'a vardığı öne sürülüyor. Vatikan, Amerika'daki bütün eşcinsel rahip ve rahibeleri aforoz edebilir, ancak geriye kalanların sayısı bu aforozu riske sokmaktadır. Kiliselerin, rahiplerin AIDS'ten öldüğünü saklamak için iyi sebepleri vardır. Birincisi, bu ölümler hakkında gerçeği söylemek, dikkati rahipler arasındaki eşcinselliğe çekecektir. İkincisi, bu dürüst davranış, katolik cemaatte rahiplerin bakirliği konusunda kuşku yaratacaktır. Ve son olarak, eğer rahipler arasında AIDS'ten ölenlerin gerçek sayısı verilirse, kilisenin gayleri aşağılamasındaki ikiyüzlülük daha rahat görülecektir.(...)
En şiddetli anti-gay eylemleri 1968'de, protestan papaz Troy Perry tarafından kurulan bir gay kilisesi olan Metropolitan Topluluğu Kilisesine yöneltilmiştir. MTK papazları tüfekle vurulup öldürülmüştür. New Orleans'ta bir çok kilise üyesi kilise yakıldığı zaman öldü, Springfield Missouri'de kilise eşyaları tahrip edildi ve Papaz ölümle tehdit edildi. San Francisko MTA yıllar önce yıkıldı ve ayinle
r anti-gay göstericilerce yarıda kesildi. Kişinin istediği biçimde dinsel inancını yerine getirmesi, en temel insan haklarındandır. Gaylere ve lezbiyenlere ibadet yerlerinde saldırmak, anayasayı çiğnemektir. Eğer Amerika çoğulcu bir toplumsa, eşcinseller de diğer herkes gibi özgürce konuşma ve toplanma özgürlüğüne sahiptir.(...)
Cumhuriyet Bilim Teknik,
22 Ağustos 1998, "KİMİN BORUSU?"
Orhan Bursalı
"ABD medyasında bilimin Tanrı'ya geri döndüğüne ilişkin haberler birden pat-lak verdi. En son Newsweek bu konuyu kapak yaptı: "Doğa bilimleri Tanrı'yı keşfetti!" New York Times'da konu üzerinde iki makale yayımlandı. Scientific American dergisi bile bilim ve Tanrı konusuna el atmak zorunda kaldı. Bilimi, din ile Tanrı ile birleştirmek; bilimsel çalışmaların sonucunda evrenin yaratıcısı olarak Tanrı'nın izlerine rastlandığı iddiasını yaygınlaştırmak için büyük bir çaba var, ABD'de. Sadece ABD'de değil bu çaba, ABD'ye paralel olarak Türkiye ve dünyanın diğer ülkelerinde de...
Nitekim ülkemizde de esintilerini
izlediğimiz, ABD'deki bilim ile Tanrı'yı bütünleştiren bu yayınların arkasında dinibütün bir milyarder var: Finans devlerinden Sir John Templeton. 86 yaşındaki bu dinibütün Amerikalı, yazdığı iki kitabın (Hayatın dünya çapındaki yasaları: 200 ebedi ruhsal ilke vb.) fazla etkili olmadığını görünce, bilim ile dini bütünleştirmek ve bilimsel araştırmaların Tanrı'nın varlığını göstermesini teşvik etmek amacıyla Pennsylvania'da kendi adıyla anılan bir vakıf kurmuş. Vakıf yılda bütün dünyada 15 milyon ABD Doları dağıtıyor bu yoldaki araştırmalara. (Spiegel: Sayı 31/1998). Vakıf "Ruhsal bilim"i geliştirecek destekleyecek çalışmalardan en iyisine de yılda 1 milyon dolar "Dinde Gelişme Ödülü" veriyor. Templeton'un çevresinde veya Spiegel'in deyimiyle "Saray şairleri" arasında, geçenlerde ölen Rahibe Teresa, ünlü fizikçi Paul Davies de var.Templeton cüzdanını açtıkça borusunu öttürenlerin sayısında da artma oluyor. Templeton Vakfı, 3 milyon dolar harcayarak geçen ay Kaliforniya'da Berkeley Üniversitesi kampüsünde "Bilim ve ruhu arama" konferansı düzenlendi. Konferansa dünyanın çeşitli yerlerinden, dinle bilimi birleştirme çabası içinde olan bilim dünyasından, fizik, biyoloji ve kozmoloji konularında tanınmış uzmanlar katıldı. Örneğin 1964'te lazer üzerine çalışmaları
yla Nobel ödülü alan Charles Townes "kozmoloji üzerinde çalışmalar, evrenin yasaları arkasında bir zeki varlığın olabilirliğini gösteriyor" demiş konferansta. Bunun gibi, özellikle İngiliz kökenli bazı fizikçilerin de benzer görüşler savundukları biliniyor."Templeton ise Bahama adalarındaki villasında gelişmelerden memnun. Para yağmurunun ürünlerini keyifle seyrediyor. Verdiği paralar sonucu, dünyanın günün birinde bugüne kıyasla 100 kez daha çok Tanrı'ya ilişkin keşifler yapılacağına inandığını söylüyor."
(Spiegel)" (...)