Kıs(s)adan Bir Film

ŞAKİR

İstanbul

Yaklaşık üçbuçuk aydır Bursa’dayım. Hâlâ adımın yanında İstanbul olsa da yazılarımı Bursa’dan gönderiyorum. Kimse alınmasın fazlasıyla sıkıcı bir şehir. Yalnızlık başıma vurmuş olacak ki geçen bir ağaca selam verdim. Ara sıra Ali’yi arayıp kafasını şişirene kadar konuşmak da olmasa inanın çekilir gibi değil. Şehre geldiğimde ilk heyecan hemen Spartaküs’ü ediniyorum. Sayı 3 raflarda bekliyor, altlardan karıştırıp sayı 2’yi buluyorum. Sonraki aylarda Kaos GL almak için gittiğim Can Kitabevinde Kaos GL ve Spartaküs’e rastlayamıyorum. Alişan’la bikez telefonla konuşabiliyorum ama gerisini getiremiyoruz. Çünkü pazar toplantıları erken saatte ve bir evde yapılıyor. Pazar erken saatte Uludağ’dan inemediğim için şimdilik iletişim eksik kalıyor.

Ankara’nın İstanbul’a gelişi güzeldir misali ben de Bursa’nın Uludağ’dan inişini seviyorum. Yurdun dört bir yanında insanlar sıcaktan bunalırken ben kazak giymek zorundayım ve hâlâ geceleri çift battaniye ile uyuyorum. Velhasıl buralar çok soğuk. Hasta oluyorum neticede. Muayene için İstanbul’a geliyorum ve işte sevdiğim sokaklardayım. Doktorun sağlıklı yaşam üzerine kurduğu cümleler hiç umurumda değil. Sonunda baklayı çıkarıyor. Kalp kapakçıklarımdan birinde sorun varmış falan filan. Dikkat etmeliymişim. Ben bu hızla içmeye devam edersem sonum pek hayırlı değil doktor bey deyip çıkıyorum. İstiklal caddesindeyim. Sinemaya gitmeyi inanılmaz özledim. Festivalde bilet alıp gidemediğim bi filmin afişini görüyorum. Beş dakika sonra altmışdört kişilik, Türkiye’nin belki de ortasında kolon bulunan tek sinemasındayım. Pera Sinemasının duvarlarında hâlâ bahardan kalma, sadece bir hafta seyirci görmüş Libertarias ve Özen filmin Titanic'in gişesi uğruna son anda gösterimden kaldırdığı Gleen Close’lu Paradise Road filmlerinin afişleri. Oniki seansındayım ve ilk kez bir film yalnızca benim için gösteriliyor. ’Sevgülüm senin için gazino kapattım’ türünden bir duygu yaşıyorum. Filmde olaylar iki eşcinselin sona eren aşklarına bir şans daha tanıma istekleri üzerine kurulu. Konu aşk olunca eşcinsel yada düzcinsel diye ayırmak doğru değil, birlikteliği sürdüren insanlar asla sonsözü söyleyemezler. Kısaca bittiği halde bitti denilemeyen bir aşkın öyküsü. Yönetmenin eşcinsel yaşamı, yani eski konuyu yeni dille anlatma çabası ise daha ilk dakikada başarısızlığa uğruyor. Daha koltuğa alışamadığınız anda başlayan sevişme sahnesi başlı başına bir hayal kırıklığı. Yönetmenin sergilediği ben insanlara olacakları başından gösterdim ki hazırlıklı olsunlar tavrı yerinde bulunabilir. Kaldı ki festivalde bazı insanların salondan ‘a ibne filmiymiş’ hüsranıyla ayrılmalarına ancak böyle bir yaklaşım çare olabilir.

Lai yiu fai ile Hopo-wing’in aşklarına yeni bir ışık arayışı için düştükleri Arjantin macerası aslında gerçek ayrılığın başlangıcı oluyor. Eski bir oto ile çıkılan bu yüzeyde ayrılığa mekan arayışı, görmek istedikleri şelaleyi göremeden sona ererken, Fai yaşamını kazanabilmek için Buenos Aires‘te bir Rus barında kapıcı olarak geceleri çalışmaya başlar, Wing ise uçak bileti için bedenini satmayı tercih eder ve sevgilileriyle Fai’nin çalıştığı barın müdavimidir. İkili konuşmalara dayalı metinde ilerleyiş seyirciye tiyatral öğeleri sezinletirken, iki Çinli oyuncunun kökten gelen fevriliği oyunculuk hanesine olumlu bir puan olarak ekleniyor. Fai mazbut yaşamının getirdiği tekdüzeliği ve biten aşkın ezikliğini görmezlikten gelerek atmaya çalışırken, Wing içine düştüğü bir anlık hezeyanın bedellerini yavaş yavaş ödemeye başlar. Wıng sevgilisinden dayak yediğinde Fai onu evine alır ve yatacak yer verir. Fakat seks gibi güçlü bir silahın aralarına yeniden girmesine izin vermez. Ağır ilerleyen filmde diyalogların kesildiği anlarda gösterilen şelale manzaraları, henüz beşinci filminde görüntü yönetmeninin olgunluğunu gösteriyor.

Wing’in sigara alma bahanesiyle dışarıya çıkıp partner bulmasını, Fai’nin onlarca sigara alarak önleme isteği ilişkinin temelindeki korumacı ve baskıcı tutumu gözler önüne seriyor olmalı. Avrat dediğin evde oturur söylemi de bu tavıra pek yabancı olmasa gerek. Fai’nin cinsel açlığını sinemalarda, sokaklarda gidermeye çalışması ve bu doğrultusuz arayış içinde yaptığı hatalar içimi az da olsa sızlatıyor. Yönetmen Wong Kar Wai görsellik ve akıcılıkta gösteremediği başarıyı senaryo ile taşımak istemiş olmalı ki filmde erkek eşcinsel ilişkiye dayalı tüm temel öğeleri görebilmek mümkün. Yine de Fai’nin lokantadaki iş arkadaşına ilgi duyması ve aşkı duyguyu sonuna kadar temellendirmeye çalışıp, aynı dilden bir işaret alamadan vedalaşmaları görülmeye değer.

Fai yeterli parayı biriktirince, görebilmek için yola çıktıkları şelaleye doğru yaklaşırken, Wing Fai’nin battaniyesine sarılmış ağlayarak aşkı gözyaşlarıyla tarifliyor. Sanırım filmin adındaki kandırmacadan, mutlu beraberliği değil kesintisiz mutsuz beraberliği sunduğu için işleyişindeki aksamaların takibine düşmeden kocaman bir hüsranla ayrılıyorum sinemadan.

Seksist düşünceden sıyrıldığımızda bu iki insanın birbirinden kaçmayışının filmi; pekçok benzerleri gibi. Bağımsız sinemanın Çin’li yönetmeni Wong Kar Wai filmin genelinde son festivalin Krallık 1-2 ile gözdesi Lars Von Trie’yi anımsatan el kamerası görüntüleri ve MTV türevi klip sekansları ile ne yazık ki görselliğe ulaşamıyor.

Yine sokaklardayım. Havasına bile hasret kaldığım bu garip şehrin oksijenini kaçırır gibi depoluyorum ciğerlerime. İstanbul haberlerde anlatıldığı gibi sıcak. İnsanlar üstüme geliyor. Ve ilk otobüsle yola çıkıyorum. Bursa’dayım işte. Gay capitol city.

Hosted by www.Geocities.ws

1