AYIPTIR SÖYLEMESİ
COŞKUN
İstanbul
Alem top olmuş:
İstiklâl’de bir kitapçıya giriyorum. Etrafa bakıyorum. KAOS GL’yi göremiyorum. Orda çalışan gençlerden birine yaklaşıyorum: “Afedersiniz KAOS GL yok mu?” diyorum. O da bana “yok kalmadı” diyor. Ben de, “ama nasıl olur, size çok sayıda KAOS GL geliyor. Bu etrafta o kadar çok top var mı ki KAOS GL bitmiş olsun” diyorum. Genç kahkahayla gülerek “sorma abi, KAOS burada peynir ekmek gibi satıyor. Alem top olmuş, na’bıcaksın” diyor.
Annemin romatizması:
Yıl '94, Lambda toplantıları Prive Bar'da yapılıyordu. Toplantılardan birinde, bir lezbiyen arkadaşımız şöyle demişti. "Gün bugündür. Bugün Lambda üyeleri birbirlerine olan bağlılıklarını ispat etmelidir. Aylarca önce senet karşılığı beyaz eşya almış olan eniştem, senetlerini ödeyemiyor. Eniştemin hacze uğramaması için Lambda kendi kasasından enişteme bu parasal yardımı yapmalıdır".
Bunun üzerine aşağı kalır mıyım. Hemen söze başladım. Dedim ki "Yaşlı annemin romatizmaları var. Bu günlerde azıtmış olan romatizmasına karşı anneme, 4-5 kutu romatizma iğnesi alınması gerekiyor. Eğer birlik ve beraberlikten söz ediyorsa, Lambda bu ilaçları da fatura etmelidir".
Bunun üzerine, lisede okuyan genç bir arkadaş söz aldı ve bana dediki "senin annen lezbiyen mi ve Lambdanın bir üyesi mi?
Ben de "Hayır!" dedim.
Yapılan gürültülü tartışmalar sonucunda toplantıya katılanlar oybirliğiyle her ikimizin de isteğini "Eşcinsel hareketle ne ilgisi var" gerekçesiyle ret etti. Ama o lezbiyen arkadaş, bir daha toplantılara gelmedi.
Yeni bir yöntem:
Geçen gün bir arkadaşla söyleşiyorduk. Ona devlet kurumlarının “eşcinsellik için anal ilişkinin şart olduğunu” sandıklarını ve bunu teşhis için de “anüse parmak sokmak” yöntemini uyguladıklarını anlattım.
Arkadaşım da dedi ki “Çok ayıp. Muayene edeceğiz diye, vatandaşın anüsüne zorla parmak sokmak, devletin vatandaşına tecavüz etmesinden başka bir şey değildir.”
Peki dedim. “Yüce bir devletin kendi vatandaşlarının anüs kaslarının elastikiyetini (gevşeklik derecesini) öğrenme hakkı yok mudur? Ne de olsa devlet bu. Vatandaşının anüsünden bile haberdar olmayan devlete, devlet mi denir?”
Arkadaşım da dedi ki “madem o kadar gerekli, bari osuruk yöntemini uygulasınlar. Daha insancıl bir yöntem.”
“Nasıl yani” dedim.
“Canım bunda anlamıycak ne var. İnce sesle osuran sağlamdır da, gürültülü osuranın anüsü gevşemiş demektir.”
“Çok enteresan” dedim.
Eğer bu yöntem uygulanırsa bilirkişi raporları muhtemelen şöyle yazılacaktır.
“İlgili makama,
İlgili şahsın yellenme sesi dinlenmiştir. Buna göre, ince notalarla bezenmiş, ince bir keman sesini andıran bu ses, anüs kaslarının bağırsaktan gelen havayı kontrol edebildiğini, yani anüs kaslarının diri olduğunu ve şahsın pasif anal ilişkide bulunmadığını göster
mektedir, arz olunur."Ya da,
“İlgili makama,
Falan tarih, falan zat ve filan numaralı odada ilgili şahsın yellenme sesi dikkatle dinlenmiştir. Buna göre şahsın, kalın notalarla donanmış, borazan sesini andıran bir gürültüyle yellendiği tespit edilmiştir. Bu durumda, bağırsak içerisinden basınçla gelen havayı kontrol etmekten aciz olan anüs kaslarının çok gevşemiş, elastikiyetini kaybetmiş ve şahsın çok sayıda pasif ilişkisi olmuş olduğu kanaatine varılmıştır bilgilerinize saygıyla arz olunur.” İmza.
**
Gevşemiş bir minça
Aşkımın tek hatırası
Dinmiyor acısı, gitmiyor aklımdan
Laçomun, laçomun similyası
(Minça: anüs, Laço: Aktif eşcinsel erkek, similya: penis.)
**
Kolunuzdan sevgiliniz, cebinizden PREZERVATİF’iniz eksik olmasın…
Oğlanlar kaynatıyor!
Bir
yaz akşamı Taksim Parkında bir bankta yarı ibne, yarı dönme, yarı travesti kılıklı rengarenk bir grup arkadaşla oturmuş gullüm (şamata) yapıyoruz. Basit espirilerimizin ardından dakikalarca şuh kahkahalar atıyor; kadınla erkek arası, bize özgü seslerimizle parkı çınlatıyoruz. Tam o sırada biri narin, öteki çok iri, resmi kıyafetli iki polis önümüzden geçerken narin olan polis, ötekine usulca diyorki; "oğlanlara bak, nasıl da kaynatıyorlar!" İri olan polis cevap bile vermiyor.İşte Türkiye'de homoseksüellik galiba bu. Ne daha kötü, ne de daha iyi. Yani insanlar eşcinselleri görünce "Ah canım, ne şirin şeylersiniz" demiyor ama "vurun kahpeye” diyerek, ona karşı sistemli bir şiddet de uygulamıyor.
Ya ne yapıyor?
Görünen eşcinselle alay edip, onu sadece aşağılıyor. Hepsi bu. O halde, gizlenerek ikiyüzlü yaşayan eşcinseller bir yana; gizlenmeyen eşcinsel için iki çözüm yolu kalıyor. Ya eşcinselliğin aşağılanacak birşey olmadığını topluma anlatmaya çalışmak; yada, toplumun aşağılamasına karşı "bağışıklık" kazanmak
. Yani toplumun aşağılamasını "şuh kahkahalarla" karşılamak.Sizce başka çözümler de var mı?
Eşşekten farkımız:
Öğrencilik yıllarımda genç ve iri birkaç Alman gay turiste rehberlik ediyordum. Bütün gün şehri dolaştıktan sonra bir kafede oturmuş, yorgunluk çayı içerken, Avrupa’daki gay yaşam ile Türkiye’deki gay yaşamı karşılaştırmaya başladık.
Alman gayler bana Avrupa’daki kişisel özgürlüklerden, gay magazin ve gay barların sayısız olmasından, gaylerin birbirleriyle sevgiye ve saygıya dayalı uzun beraberlikler kurmasından vs. anlatıp dururken ben de dayanamadım ve dedim ki, "Evet ama kardeşim, siz Avrupa’da hetero erkeklerle ilişkiye giremezsiniz. çünkü onlar, bilinçlidir ve hepsinin kız arkadaşları vardır. Oysa, burası bir cennet. Kızların bakire kalmaları
Bunun üzerine kısa saçlı, iri kolları olan yakışıklı Alman gay bana dedi ki, "iyi ama söyler misin, sizin eşşekten ne farkınız var?"
CİNE5’in sefası eşşeklerin cefası
Özellikle doğudaki köylerimizde namus kavramının ne kadar rijit olduğunu, kadın-erkek flörtünün ise en büyük ayıplardan sayıldığını ve bu nedenle buluğ çağındaki erkeklerin ilk cinsel tecrübelerini hayvanlarla kazandıklarını, hatta bir dağ köyünde hiç eşşekle teması olmamış birine, köyün kahvesinde özürlü muamelesi yapıldığını, onun “becerememişliği” ile alay
Kısacık ama gür siyah saçlarını jölelemiş olan, karakaşlı, karagözlü, iri dudaklı ve iri vücutlu yakışıklı bir genç, hafif doğu şivesiyle anlatıyordu:
“Birkaç sene önce, doğudaki köyümüzün kahvehanesinin camına ‘burada CINE5 vardır’ diye yazılınca, biz köyün 15-17 yaş grubu olarak herşey gibi bunu da merak eder olduk. Sorduk, soruşturduk. Büyüklerimizden bunun bir tv kanalı olduğunu öğrenince merakımızı giderdik. Çünkü köyün çoğu evinde çok kanallı TV’ler zaten vardı. Birkaç hafta sonra arkadaşlardan birisi, CİNE5’in geceleri porno sahneler gösterdiğini söylediğinde, hepimizin yüreği yerinden oynadı. Gençler arasında haberin
yayılmasıyla, köye sanki bomba düşmüştü. Yemeden içmeden kesildik. Artık bütün köyün gençleri her gece kahvede toplanıyor, ağzımız açık CİNE5’i seyrediyor ve keser sapı gibi olan penislerimizi birbirimizden saklamaya çalışıyorduk. Heyecandan ağzımız kuruyor, sigara dumanından gözlerimizin içi yanıyordu. Kahveci geç saatlerde TV’yi kapatınca, çaresiz kahveyi terk ediyor, evlerimize dönüyorduk.Bir gece yine kahveden çıkmış evlerimize giderken, köyün ortasında, gecenin o saatinde, dışarda serbest dolaşan eşşekleri gördüğümüzde abazalıktan kendimizi kaybettik. Ay ışığı altında parlayan boz renkleriyle, yol kenarında tepinen eşşekler, bizim gözümüze, hoplayıp duran, cilve yapan hovarda genç kız gibi göründüler.
Benim uzun penisim odun gibi sertleşmiş ve ucu, sökük olan kumaş pantolonumun ağından dışarı çıkmıştı. Arkadaşlarıma dönüp “yapalım mı” dedim. Sevinçle verdikleri cevap “yapalım” oldu. Kurtlar gibi daldık eşeklerin arasına. Onlar korkup, nazlanan genç kızlar gibi sağa sola kaçışınca biz, daha çok galeyana
gelmiştik. Derken boz renkli, en genç olanını yakaladık. Parlayan tertemiz tüylerini okşamaya başladık. Kocaman gözleri, uzun kirpikleri ve ürkek bakışları bizi çıldırtmıştı. Dayanamıyorduk. Onu hemen alıp, bizim ahıra götürdük.Üçümüz de sırayla eşşekle beraber olduk. Ben eşşeği becerirken, arkadaşlarım eşşeğin sağında ve solunda duruyor, eşşeğin karnını ve sırtını sıvazlıyor, okşuyor ve arada bir onu, boynundan öpüyorduk. İlk soktuğum zaman vajinası sıcacık, ateş gibiydi ama, eşşek daha çok gençti. Acı duydu ve öne doğru kaçmak istemişti. Ama arkadaşlarım onu tutuyor, okşuyor ve sakinleştiriyordu. Daha sonra eşşek de alışmıştı ve ilişki esnasında sadece derin derin nefes alıp veriyor, hatta kıçını ileri-geri hareket ettirerek zevk aldığını belirtiyor ve b
ize yardımcı oluyordu.Ama bazıları gerçekten çok huysuz oluyordu. Acı çektiklerini, bizi tekmeleyerek belli ediyordu.
Bu olay bizde alışkanlık haline gelmişti. Artık akşamları devamlı kahveye gidiyor, geceleri CİNE5’i seyrediyor ve iyice azınca, kahveden çıkıp, köy meydanındaki eşşeklere saldırıyorduk.
Haftalar sonra dizlerimizde derman kalmadı. Aşırı seksten hem biz, hem de eşşekler yorgun düştük. CİNE5 dedikleri meğer ne lanet bir büyü imiş. Gencecik hayatımız onunla ve eşşeklerle dolmuştu. Artık ne top oynayabiliyorduk, ne de başka bir oyun...”
Evet 21. yüzyılın eşiğindeki memleketimden, bir manzaraydı bu esmer gencin anlattıkları. Demek ki; toplumsal gelişim, çağın ve teknolojik gelişimin çok gerisinde kalınca, bu çarpıklığın faturası dilsiz, masum hayvanların başına patlıyor. Yazık… Eşşeklerimize yazık, gençlerimize yazık… Çok yazık…