REFORM. ÖZGÜRLÜK VE EŞİTSİZLİK
Colin SPENCER*
Çeviren: Selçuk
Ankara
Yazar Spencer yazısında 1950’lerden günümüze gay ve lezbiyen hareketinin İngiltere’deki gelişiminin tarihini ve bunun değerlendirmesini sunuyor. Türkiye’nin genç gay ve lezbiyen hareketine doğrular ve yanlışlar konusunda kılavuzluk yapar umuduyla kısalta
rak çevirdik.
Cadı avı olarak bilinen eşcinsel tutuklamalarının bariz adaletsizliği muhalefeti harekete geçirdi. Avam kamarasında İşçi Partisi milletvekillerinden bazıları bu haksızlığın düzeltilmesini istediler. Eşcinsellerin tutuklanmasına karşı çıkan tek Muhafazakâr, tüm yaşamı boyunca biseksüel kalan Sir Robert Boothby’dı.
Eleştiriler ve protestoların ardından hükümet 1954 yılının Ağustos ayında görevi eşcinsellik ve fuhuşla ilgilenmek olan bir komite atadı. Komite ne yazık ki eşcinsellere yönelik polis zulmünü değiştiremedi. Mart 1956’da polis tarafından sorgulanışının ardından kırk yaşındaki bir barmen havagazıyla, üç çocuk babası evli, kırk altı yaşındaki bir marangoz da kendini bir trenin altına atarak intihar ettiler. Otoritelerse insanları içine
attıkları cehennemden tümüyle habersiz görünüyorlardı. Bunu farkettiklerinde de, toplum bir sapıktan daha temizlendiği için memnuniyetlerini ifade ediyorlardı.Komite milletvekilleri, rahipler, avukatlar ve doktorlardan oluşuyordu. Komitenin görüştüğü ilk kişi oğlancıları yargılarken midesinin bulandığını söyleyen baş yargıç Goddard’dı. (Goddard bir sanığı ölüme mahkum ettiğinde boşalırdı. Yıllar sonra Goddard’ın uşağı bu tür anlardan sonra her zaman Goddard’ın pantolonunun yıkandığını söyledi.) Komite baş
yargıcın ahlak ve hukuk arasındaki bağlantı konusundaki düşüncelerini öğrenmek istedi. Goddard tiksinti ve nefret uyandırsalar da, oğlancılık dışındaki, iki yetişkin arasındaki özel eşcinsel edimlerin bir suç olmadığını söylüyordu. Genç kızların baştan çıkarılması ve aileleri parçalayan zina olaylarının çok daha anti-sosyal olduğunu düşünüyordu. Ancak Goddard oğlancılığın daha sert cezalandırılmasını, erkeklere sarkıntılığın cezasının artırılmasını ve erkek fahişelerin kırbaçlanmasını istiyordu.Hukuk camia
sından ve polis teşkilâtından başka tanıklar da eğer gençler ayartılırsa, hepsinin sonuçta kapalı ve sinsi bir mason örgütlenmesi olan eşcinsel dünyasına katılmalarının kaçınılmaz olduğunu söylüyordu. Köktenci bir hararetle benimsenen bu düşünce medyada çok sayıda milletvekili ve rahip tarafından tekrarlandı ve ebeveynlerin gözünü korkuttu. (Bu günümüzde de geçerlidir) Bazı doktorlar ise bunun bir gencin cinsel yönelimini değiştiremeyeceğini boş yere belgelerle anlatmaya çalıştılar.Hukuk Camiası derneği yasalarda herhangi bir değişikliğe karşı çıkıyordu. Dernek hem oğlancılık hem de aşırı ahlaksızlığın mahrem mekanlarda olsa bile suç sayılmaya devam edilmeleri gerektiğini savunuyordu. İngiltere Tıp Birliği eşcinselliğin tedavisinin ormanda ya da çiftlikte
çalışma ve Hıristiyan inancının bileşimi olduğunu söylüyordu. Birlik eşcinsellerin devletlerine ya da vatanlarına değil sadece birbirlerine bağlı olduklarını ve bu yüzden memuriyet, silahlı kuvvetler, parlamento ve kilisede her zaman problem olacaklarını söylüyordu. Anglikan doktorlar ve rahiplerin bir raporu oğlancının kendini bağışlamaksızın günahıyla yüzleşmesi gerektiğini ve eşcinselliğin tanrıya karşı tam bir isyan olduğunu söylüyordu.Tüm bunlardan sonra hükümetin atadığı komitenin, 1957 tarihli raporunda, yetişkinler arasında mahrem mekanlardaki eşcinsel davranışın suç olmaktan çıkarılmasını tavsiye etmesi şaşırtıcıdır. Rapor boyalı basında şok başlıklarıyla verildi. Daily Telegraph eğer eşcinsellik yasallaştırılırsa bulaşıcı bir hastalık gibi yayılı
r derken diğer büyük gazeteler kararı bir takım çekinceler koymalarına rağmen onayladılar.Böyle bir ortamda, 1958’in baharında Homosexual Law Reform Society kuruldu. Topluluk bir dizi tanınmış ismin yer aldığı komite raporunu destekleyen bir mektubu The Times’a göndererek işe koyuldu. Ancak Avam Kamarasındaki tartışmalar yasanın değişebileceğine dair bir umut vermiyordu. Reform arzu edilebilir olsa da henüz çok erken olduğu şeklinde bir uzlaşmaya varılmıştı. İşçi Partili iki milletvekili kanun değişikliği
önerilerine şiddetle karşı çıktılar. Milletvekillerinden birisi eşcinselliğin tüm normal yaşamı mahvedebilecek öldürücü bir kanser olduğunu söylerken diğeri, Bayan Jean Mann, kolları basın ve BBC’ye uzanan bir kötülük ağı, güçlü bir uluslararası eşcinsel örgütlenmesi keşfetmişti. Bu örgütün amacı yetişkin erkeklerin her yerde muhabbet kuşları gibi oynaşmalarına zemin hazırlamaktı.Reform Topluluğu yasaların değiştirilmesinin yıllar sürecek bir mücadele ve sıkı çalışma gerektirdiğini biliyordu. Topluluk sekreteri Andrew Hallidie Smith hiç yayımlanmamış “Varolma Hakkı” adlı kitabında topluluğun yüzlerce eşcinselle yazıştığını ve bu kişilerden hiç birinin kanunlarca engellenmiş gibi görünmediğini söylüyordu. Smith insanların özel ilişkilerinin kanunca yönetilm
esini reddetmelerinin bütünüyle doğru olduğunu yazıyordu.Altı yıl sonra hükümet kamuoyunda bir değişim gerçekleşene kadar yasalarda bir reform yapmayacağını kesinkes ortaya koydu. Ancak Reform Topluluğu böyle bir değişimin varlığını gösterdiğinde bunu güvenilmez bilgi diyerekten reddetti. Reformlar bir hükümet değişikliği gerektirdi. 1966 yılında seçimleri İşçi Partisi kazandı ve Leo Abse eşcinsel edimlere dair İngiltere ve Galler’in yasalarının değişmesi için kanun teklifi verdi. Teklif ertesi yıl kabul e
dildi.Ancak parlamento’da eşcinsellerin yasa değişikliği için minnet duymaları ve sessiz bir terbiye içinde hareket etmeleri gerektiği kanısı yaygındı; yasa değişikliğini destekleyenleri pişman edecek aşırı davranışlara gitmemeli, kamusal alanlarda rahat durmalıydılar. Lord Arran böyle düşünenlerden birisiydi: “hiçbir yasa değişikliği eşcinsellerin alay edilen, nefret ya da en iyisinden acıma duyulan kişiler olmalarını engellemeyecektir.”
GAY ÖZGÜRLÜK CEPHESİ
Daha militan bir reform grubunun ortaya çıkması gerekiyordu. 1960’ların sonunda öğrenciler ve gençlerin soluduğu hava devrim kokuyordu. Mayıs 1968’de Paris’teki öğrenci başkaldırısı, tüm dünyada öğrenci eylemlerindeki yükseliş, kitlesel açık hava konserleri ve marihuana kullanımı, ABD’de Vietnam savaşı
na duyulan öfke, Çekoslovakya’da Prag baharı, hippi hareketinin yükselişi ve beraberindeki parolası “savaşma seviş” bu dönemin genç kuşağının artık eski düzenin çatırdadığı ve yeni bir şafağın başladığı inançlarını destekliyordu.Sonunda Carpenter ve Symond
s’un uğrunda mücadele verdikleri ve umutla bekledikleri eşcinsellerin örgütlenip adalet için savaşacakları zaman gelmişti. Çok çalışkan ancak fazla tedbirli ve diplomatik Homosexual Law Reform Society’nin yerini açık, kışkırtıcı, gururlu, renkli ve haykıran bir grup aldı. Gay Özgürlük Cephesi (GLF) 1970 yılının sonbaharında Londra’da kuruldu. GLF’nin esin kaynağı bir yıl önce ABD’de Stonewall ayaklanmasıyla başlayan gay özgürlük hareketiydi. Stonewall küçük bir grup genç eşcinselin öfke ve umutsuzluk patlamasıydı. Şair Alan Ginsberg şöyle yazar: “Oradaki oğlanlar öylesine güzeldiler ki, hepsi ibnelerin on yıl önceki yaralı görünümlerinden arınmışlardı.”İngiliz GLF’si kendisini devrimci bir örgüt olarak tanımlıyordu (Siyah Gücü, Gay Gücüne modellik etmişti). Üyeleri yirmi beş ve otuz beş yaş arasında olup sanatçılar, okuldan atılanlar, işsizlerin yanında öğrenciler, öğretmenler ve sosyologlardan oluşuyordu. Onları birleştiren şey gaylikleri konusunda açık olmanın verdiği eşsiz sarhoşluktu. Sokak gösterilerin
de öpüşme, sarılma ve el ele tutuşma ayrımcılık ve baskının son bulması talepleriyle beraber gitti. Coming Out GLF’deki herkes için ilk adımdı. Coming Out aile, dostlar ve iş arkadaşları arasında yaşanması gereken bir süreçti. Ancak öncelikle önemli olan gaylerin kendilerine come out olmalarıydı. Öncelikle gerekli olan kişinin kendi doğasıyla yüzleşebilmesi, bunda bir kabahat görmemesi ve kendine toplumun gözleriyle bakmamasıydı. Bir kere kendinle gurur duyduktan sonra, genç gaylerin içine atıldıkları utanç ve aşağılanma hissi olmaksızın aile ve iş arkadaşları ile rahatça konuşmak mümkündü.GLF’nin üyelerinin yaşamlarında çok derin bir rolü vardı, çünkü coming-out süreci grubun gücü açısından hayati bir öneme sahipti. Grup tüm eskimiş eşcinsel streotiplerine, getto değerlerine, gay barlara, et pazarı denen çark alanlarına, zarafet sembolü peri kızlarına meydan okudu. “Camp” tarzı görünüm ve konuşma her zaman için eşcinsel düşmanlarının işine yaramıştı. Eşcinsel erkekler kendilerini kadın karikatürlerine çevi
rip sonucunda da kendilerine yönelik saldırganlığı küçümseme ve alaylara dönüştürüyorlardı. GLF topluma karşı çok daha farklı ve saldırgan bir tutum sergileyecekti.GLF pubların önünde gösteriler düzenleyip gay kadın ve erkekleri geri çevirdi. Kendi gay diskolarını açıp, eşcinsel kadın ve erkeklerin buluşup birlikte bir akşam geçirebilecekleri, geleneksel çark alanlarının gerilim ve pisliğinden arınmış rahat ortamlar sağladı. Bu etkinliklerin tümünde Kadın Özgürlük Hareketi grubu GLF’ye destek sağladı.
Gay günleri ve bir gay gurur haftası düzenlendi. GLF pankartı altında 2.000 kadın ve erkek 1972 yılında Londra’da yürüyüş yaptı.Yavaş yavaş toplumun eşcinsellere ne yaptığına dair bir bilinç harekete nüfuz etmeye başladı. 1971 yılının başında yayımlanan bir manifestoda baskının örnek aile içindeki gender (toplumsal cinsiyet) rolleriyle başladığı, erkeğin efendi kadının köle rolünü üstlenip çocuklardan da bu modeli takip etmeleri istenen ailede eşcinselliğin dışlanıp aşağılık ya da sapkın bir hastalık olarak gö
sterildiği söyleniyordu. Gay insanların kendileri de partnerlerden birinin kocayı diğerinin de karıyı oynadığı aynı rolleri tekrarlama eğilimindeydiler. 1960’lara gelinceye kadar gay erkeklerin tek seçim şansları heteroseksüel toplumsal yapıyı izlemek ya da yabancılarla tek gecelik cinsel bağlantılar peşinde gizlice koşmaktı. Tüm eşcinsel erkekler toplumun onları çürük erkekler olarak gördüğünü, dışlanmışlıklarının, her an psikiyatristlerce hasta ya da sapkın muamelesi görebileceklerini, ya da yargılanıp hapsedilebileceklerinin bütünüyle farkındaydılar. İş arkadaşları tarafından dışlanıyor ya da küçümseniyor ve sık sık içkili maganda çetelerinin fiziksel saldırısına uğruyorlardı. Gay erkekler kendilerini savunmak amacıyla bir takım yöntemler geliştirmişlerdi. Bundan değişik karmaşık işaretler ve bir dil ortaya çıktı. Bunun tam zıttı bir yönde pek çoğu da dışa dönük bir camp tarzı geliştirdi ya da drag queen oldu. Bu ise straight toplumda küçümsenmeye yol açıyordu. Sonuncu olarak da bazıları toplumun kendilerine bakışıyla gizli bir uzlaşmaya vardılar. Bu ise kendinden nefret, utanç ve suçluluk duygularını doğuruyordu. Bu tablo hem ABD hem de İngiltere’deki gayler için geçerlidir.
DEVAM EDECEK
*
Homosexuality: A History, Fourth Estate, London, 1995