K A O S ŞANLIYOR

 

Yalnızca seksist değil aynı zamanda heteroseksist bir toplumda yaşıyoruz. Kadınların köleleştirilmeleri üzerine kurulan; zaman içinde dönüşüp yeniden biçimlenerek kapitalist sömürü sistemine kadar gelen içinde yaşadığımız bu toplum, yalnızca erkek egemen değil aynı zamanda heteroseksist erkek bir egemenlik sistemidir. İçinde yaşadığımız bu toplumda zaman zaman eşcinsel oluverme sendromları ve lezbiyenlik modaları görülse de yapılan her şey heteroseksist politik ve toplumsal diktatörlüğün sürekliliği için yapılıyor. Kadınlar salt kadın oldukları için eziliyor ve kadınlık konumundan dolayı sömürülüyorlarsa gay'ler de salt gay oldukları için heteroseksist zihniyet ve bu zihniyetin kurumsal örgütlenişi olan erkek egemen düzen tarafından yok edilmek isteniyor.

Yoketme... Bütün kızılderilileri, yahudileri ve kürtleri yok edebilirsiniz. Bütün eşcinselleri Hitler'in yaptığı gibi pembe üçgenlerle işaretleyip toplayabilirsiniz. Hastaneler, hapishaneler, toplu eşcinsel idamları, faili meçhul eşcinsel ve travesti cinayetleri; hepsi tarih boyunca denendi. Tekil olarak eşcinselleri ortadan kaldırdılar ama eşcinselliği asla yokedemediler. İnsan insan olarak kalmayı başarabilirse kişi kendi cinsini sevmeye devam edecektir.

Tans'ın bacakları arasında bir vajen ya da penis olmuş hiç farketmez. Onun kafası erkek egemen ideoloji tarafından esir alındığında heteroseksist erkek egemen diktatörlük açısından sorun yaratmaz. Yaratmadı. "cinsel sevi nesnesi" olarak kendi cinsini seçmekle birlikte yatak dışında gay'liğini unutan bir gay de aynı şekilde heteroseksist diktatörlük için sorun yaratmaz.

Bizler yalnızca yatak odasında değil her yerde ve her zaman gay'iz. Toplumsal latentliği reddediyoruz. Nicel anlamda heteroseksüeller karşısında azınlık olabiliriz ama nitel anlamda azınlık olmayı reddediyoruz. Salt heteroseksüellerle bir sorunumuz yok; asıl düşmanımız bizlere yaşam hakkı tanımayan heteroseksistlerdir. Aşağı ya da üstün olmayı reddediyoruz. Biliyoruz ki iktidar egemenliği dışında her şeyden vazgeçebilir. İçinde yaşadığımız toplumun egemeni burjuvazi, demokrasi adı altında, aynı şekilde kendi iktidarı dışında her şeyden vazgeçebilir. Belki "demokrasi" o kadar gelişir, o kadar gelişir ki (!) gay'ler de özgür olabilirler! Ama bizler özgürlüğü bütünsel bir varolma olarak algıladığımızdan heteroseksist diktatörlüğün politik ve toplumsal olarak bütünüyle naşlamasını hedefliyoruz. Bunun için çıkıyoruz...

KAOS ŞANLIYOR ile VAROLAN DURUM VE EŞCİNSELLİK başlıklı bu yazılar, 4 yıl önce Eylül 1994’te çıkan ilk sayımızda yer almışlardı. Beşinci yılımızda dergimizin ilk yazılarını tekrar edelim istedik.

 

 

VAROLAN DURUM VE EŞCİNSELLİK

 

İktidar'ın fizik şiddetten belki de daha etkili silahı unutturmak olmalı. Tarihsel ve toplumsal hafıza kaybı olarak ortaya çıkan bu durum bireylerde görülmekle birlikte asıl etkisini bir bütün olarak toplumsal gruplarda gösteriyor. Saray ve hamam muhabbetleri dışında toplumsal geçmişimizle ilgili şimdilik bir şey bilmiyoruz. 'Şimdilik' mi bilmiyoruz ya da 'bilecek' bir şey mi yok, zamanla ortaya çıkacak.

İçinde yaşadığımız toplumda seksenli yıllara görünüşte bir durgunluk egemenken içten içe bir alt üst oluş sözkonusuydu. Bizler her şey yolundaymış gibi okullarımıza giderken okullardan askeri otobüsler 'son kalanları' toplardı. Batıda 'yeni toplumsal hareketler' kategorisinde adlandırılan bir çok oluşum özellikle seksenlerin ikinci yarısında bizde de ortaya çıkmaya başladı. Çevrecilik konusunda devlet çok acele davrandı ve soruna daha baştan el koydu. Feminizmin atağı karşısında geç kalan devlet kadın kurtuluş hareketi sonucunda "kadın realitesini" kavradı ve iş, kadın bakanlığına kadar vardı. Heteroseksist devlet bir gün bize de sahip çıkarsa hiç şaşırmayacağız doğrusu! Biz eşcinselleri de doğrudan ilgilendiren durgunluk sürecinde, kadın hareketi, kendi önünü açamayınca (bu sorunun tartışması ayrı bir konu) Devlet Bakanı Alpago'yu savunma durumuna geldi.

Rant peşinde koşan soytarılarla beraber kendilerine vatandaş arayan sivil toplumcular, birilerinin "allı, yeşilli, morlu" geldiklerini söylüyorlardı. Oysa ne gelen vardı ne giden. Söz konusu olan, yanılsama ve sözde uzmanlarla sözcülerin pragmatizmleriydi. Lezbiyen ve gay bilincine sahip özgür bireyler ancak bir atılım gerçekleştirebilirler.

Bir insana, bir olguya, bir nesneye, tarafsız bir gözle bakabilmek, onu kendi varoluşunda, kendi koşullarında ne ise o olarak anlamak hem çok kolay hem de çok zor bir durumdur. Bilim adamları, bir olguya ya da nesneye bile tarafsız bir gözle bakamazken bir insana tarafsız bakması zaten çok zor. Hele bu kişi bir eşcinsel ise var olan gözlüklere bir de heteroseksüel gözlüğü (önyargılar ve cehalet) eklenir. Bu durumda onlara ne derece güvenebiliriz? Çünkü onların bizlere yaklaşımları, antropologların, modern toplumlara benzemeyen ve onun dışında kalan toplum ve topluluklara bakışlarıyla aynıdır. (Geldiği yeri unutup ya da bilinçle eleştirip incelediği topluluğa karışan veya onlarla dayanışma içinde bulunan bazı antropologlar gibi heteroseksist gözlükleri çıkarıp gay ve lezbiyenlerle dayanışma sürecine giren heteroseksüeller de var.)

Gazetelerde farklı zamanlarda rastlarız; 'eşcinselliğin' nedeni bulundu diye. Bulan bazen Kanada'dan bir fakülte olur, bazen de bireysel bir girişim. Tıp ve psikiyatri, on yıllardır 'bulduk, bulduk' diyor ama kendi bulduğuna kendi de inanmıyor olmalı ki her seferinde yeni bir "neden"le karşılaşıyoruz. İster iradi bir seçim olsun, ister fizyobiyolojik ya da sosyopsikolojik olsun, biz onların hiç bir zaman bu nedeni bulamayacaklarını düşünüyoruz. Üstelik bütün bunlar yetmiyor gibi 'gen mühendisliği' denen bilim dalı aracılığıyla heteroseksist domuzların asıl hedefinin ne olduğunu öğreniyoruz. Bu cani ruhlu katliam tellalları, gen mühendisliğinin ilerlemesiyle daha ana karnındayken çocuğun heteroseksüel mi yoksa eşcinsel mi olduğunu anlamayı planlıyorlar. Yani daha doğmadan kökümüzü kazıyacaklar. Bir birey olarak bize saygıları olmadığı gibi, ilgili kadına bile sormayı düşünmüyorlar. Onlara göre zaten hangi ana baba eşcinsel bir oğul ya da kız evlat ister? Oysa kazın ayağı öyle değil.

Bilimsel katiller ve eşcinsel düşmanı heteroseksistler, eşcinselliğin nedenleri konusunda bir sonuca varamıyorlar. Doğrusu biz bu konuda hiç de meraklı değiliz. Kişinin kendi cinsiyetini seçmesi insanın en temel haklarından olması gerektiğini düşünüyoruz. Fakat varolan ortamda bunun mümkün olmadığı görülmekte.

Heteroseksist bir toplumda yaşıyoruz. İçinde yaşadığımız erkek egemen kapitalist düzende insanlar, heteroseksüel sosyalizasyon sürecinde (hukukun da devreye girmesiyle) kadınlık ve erkeklik toplumsal kategorilerine göre yetiştiriliyorlar. Bu süreçte yaşantımızın her anında ve alanında doğrudan ya da dolaylı olarak ideolojik bombardımana tutulmaktayız. Açık heteroseksist teröre karşı direnme olanağı bulunabilse bile ideolojik bombardımandan dolayı genç gay ve lezbiyenler tam bir sosyopsikolojik bataklığa saplanabiliyorlar. Bu duruma yol açan heteroseksüel erkek egemen ideoloji yalnızca kapitalist topluma özgü değildir. Asıl olarak sınıflı toplumun ürünüdür ve böyle toplumlarda giderek pekiştirilmiştir. Kadınların köleleştirilmeleri üzerine biçimlenen ideoloji, kapitalist toplumda doruğuna çıkar ve heteroseksüel erkek iktidarının sürekliliği için yeniden üretilir.

Kişi, heteroseksüel sosyalizasyon (toplumsallaştırma) sürecinin içine doğar. Bu süreçte heteroseksüel erkek egemen ideoloji tarafından davranışsal ve zihinsel olarak biçimlendirilir. Karşı gelirse, daha doğrusu karşı gelebilirse toplum dışına itilir, ezilir ve yokedilir. Çocuğun, bir insan olarak yetiştirilmesi mümkünken (verili koşullarda bunun maddi temeli yoktur) sosyalizasyon sürecinde karşısına iki toplumsal kategori (toplumsal cinsiyet=gender) dayatılır. Kız çocukları, kadınlık toplumsal kategorisine, oğlan çocukları erkeklik toplumsal kategorisine göre yetiştirilir. Yalnızca davranışları belirlenmez aynı zamanda ideolojik olarak da belirlenirler. Ve kendilerini "kadın" ve "erkek" olarak algılarlar. Toplumun bütün kurumları, erkek egemen ideolojiyi üretip dayattığı için de artık yetişenlerin başlarına anne, baba, öğretmen... dikmek gerekmez. Çünkü kendileri de bunlardan birisi olmuşlardır. Bu temel ideoloji yalnızca belli sınıfların mensuplarına ve onların çocuklarına değil tüm topluma şırınga edilir. Kişi bu havayı soluyarak büyür ve davranışının insan doğasından geldiği düşüncesiyle koşullandırılır. Böylece kapitalizm düşünsel alanda ve her bireyin bu düşünceyi pratiğe uygulamasıyla yeniden ve yeniden üretilir. Heteroseksüel sosyalizasyon sürecinde bir nokta olan okul en bildik örnektir, bununla birlikte küçük bir devlet olan aile kurumu da okuldan geri kalmaz. Toplumun tüm hücrelerine bu ideoloji girmiştir.

Bir çok durumda heteroseksist fiziksel şiddete rağmen, bir çok insan heteroseksüel sosyalizasyon sürecindeki erkek egemen ideolojinin insanı davranışsal ve zihinsel biçimlendirmesini eşcinselliğinin ayrımına vararak kesintiye uğratabiliyor. Gay ve lezbiyen bireyler bu kopuşlarını bir eşcinsel bilinciyle mi gerçekleştiriyorlar? Bilinçle gerçekleşse bile içinde yaşadığımız heteroseksist toplumda kopuşun sağlıklı ve başarılı olması mümkün mü? Doğrusu bu sorulara tekil gay ve lezbiyenlerin yanıtları farklı olacaktır. Bununla birlikte heteroseksist terörden dolayı kopuşun, genel olarak sağlıklı ve başarılı olamadığını söyleyebiliriz.

İçinde yaşadığımız sosyalizasyon sürecinde heteroseksüelliğin dışında bir seçeneğin bırakalım akla gelmesini, gündeme geldiğinde baskı, ceza ve tedaviyle ortadan kaldırılmak istendiği bilinen bir gerçek. Eğer çocuk heteroseksüel değilse sosyalizasyon denilen bu varolan toplumsal kalıplara uydurma sürecinde doğal olarak uyum sorunu çekecektir. Yaşın ilerlemesiyle bu sorun daha da şiddetlenecektir. Kendisi gibi bir arkadaşı da yoksa kişi tam bir yalnızlık ve yalıtılmışlık yaşar. Ülkemiz koşullarını ele alırsak kişi bu durumdan iki türlü "kurtulabilir". Birincisi işleyişin farkına varırsa profesyonel davranır. Yani kendisini gizler; bir streyt gibi davranır (toplumsal latentlik). Asıl kendini yaşamak için özel ve gizli mekanlar yaratır. Toplumda ise kendinden beklenen sosyal rolünü oynar. İkinci durum ise farklılığını bütünüyle bastırıp yok sayar. Ama bilinen bir gerçek ki her baskı önünde sonunda bir patlamaya yol açar. Elbette bütün bunlar heteroseksist toplumun bize zorla dayattığı seçenekler. Oysa bizler pekala kendi seçeneklerimizi hayata geçirebiliriz. Çok çok zor ama sürekli çelişki içinde yaşamaktan, hasta ve sapık muamelesi görmekten ve bir böcek gibi yaşamaktan daha onurludur.

Artık hepimiz biliyoruz: Heteroseksüel sosyalizasyon sürecini bireysel pratiklerimizde kesintiye uğratmak yetmiyor. Bu süreci, toplumsal olarak da kesintiye uğratmak için eşcinsellerin bağımsız organize olmaları kaçınılmazdır. Yanılsamalarla yetinmek istemiyorsak kurtuluş mücadelemizi yalnızca özgürlüğün egemen olduğu anti-heteroseksist bir topluma hedeflemeliyiz. Yıkım ve kaostan korkmayalım. Ancak kendimiz istersek özgür olabiliriz.

 

Hosted by www.Geocities.ws

1