Politik Düzlemde

EŞCİNSEL BİLİNCİN GENİŞLETİLMESİ

Gülay DERYA

İstanbul

İnsan yaşamı birçok nehir tarafından beslenen bir deniz gibidir. Kişinin eşcinsel kimliği de, o insanı besleyen önemli nehirlerden biridir. İnsanoğlu varolduğu günden beri kendini ifade etmek için çeşitli alanlara kanalize olmuştur. Sanat, politika, felsefe vs. Ancak eşcinsel kimliği salt politik bir başkaldırı, ya da aykırı sanatın (avant-garde) konusu olarak görmek bizi bir paradoksa sürükler kanısındayım.

Her şeyden önce eşcinselliği yaşayan bireyler olarak bunun normal bir ilişki olduğunu ve cinsel kimliğimizi sürekli kanıtlama telaşımızı aşmamız gerektiğini düşünüyorum.

Politize olmayan ve kitlesellikten uzak herhangi bir hareketin nitel sıçrama olarak (devrim) yaşama yansıması söz konusu değildir. Bu bağlamda eşcinsel hareketin varolan samimiyetini ve iyi niyetini yitirmeden somut gerçekliklerin politik arenada dile getirilmesi gerektiğini savunuyorum.

Eşcinselliği salt cinsel bir tercih olarak gören her eşcinsel büyük bir kayıptır. Kendimizi, duyarlılığımızı, politize yanımızı, yaşamla olan bağlarımızı öylesine donatmalıyız ki; partnerimizin cinsiyeti, heteroseksüel düzen insanları tarafından [vıcık vıcık ve tüm insani duygulardan uzak olan, erkekleri kadını sadece bir delik olarak, kadınları ise erkekleri yaşam sigortası olarak gören heteroseksüel düzenin sağlıksızlığını tartışmıyorum bile] aşağılayıcı bir unsur olarak görülmesin. Hangimizin daha insancıl ilişkiler yaşadığını daha sonra tarih araştırsın, bulsun.

İnsanlara Hegel’in sözünün doğru olmadığını kanıt-lamalıyız. “Aşk, kişinin karşı cins tarafından istenme isteğidir” demiş.

Ben, sekiz yıldır kadınlarla birlikte oluyorum. Ve bir kadına aşık olmanın ne kadar özel ve güzel bir duygu olduğunu biliyorum. Aşk için kimin neyi söylediği o kadar önemli değil. Bu konuda herkesin söyleyecek bir sürü sözü vardır. Görünüşte de bir çok insanın yaşadığı aşk birbirine benzer ama her ilişkinin rengi, armonisi ve diyalektiği farklıdır. Hegel bu bileşimi karşı cinsle kurmuş olabilir, bunu anlayabilirim. Ama benim bu dengeyi hemcinsimle kurmuş olmam beni ne aykırı, ne özel ne de aşağılık bir insan yapar. Ben de aşkımı yaşamak istiyorum, insani duygulara sahip insanlar gibi. Benim sevgi tanımım: “Üretilebilenlerin çokluğu ile tüketilebilenlerin azlığı arasındaki pozitif oranın, yaşamın diyalektiğine bireysel olarak yön verebilmesi sanatıdır”. Bence bu pozitif oran kiminle yakalanmışsa, onunla yaşanmalıdır. Sağlıklı olan ve insanı mutlu kılan da aşkı yakalamak, yaşamaktır. Aşkın her insanda farklı izdüşümler yaratan bir fenomen olduğunu unutmadan.

Aslında eşcinselliğe bakış açım, Türkiye’de veya dünyadaki pek çok sorundan bağımsız değil. Dünyada onca yoksulluk ve açlık varken, insanlar faşist baskılarla katledilirken, her yanda yalnızlık ve umutsuzluk kol gezerken, emek acımasızca sömürülürken, insanlar arası sınıf farkı gitgide büyürken; dimdik ayakta kalmak çok zor.

Kısacası dünyanın rengini değiştirmeden bizim için hiçbir şey daha iyi olmayacak. Bu bağlamda tüm eşcinselleri yaşanası bir dünya için savaşmaya çağırıyorum. 68 ruhunun simgesi bir sözle yazımı bitiriyorum: “Gerçekçi ol, imkansızı iste”. Biz de gerçekçi olalım ve imkansızı –yani dünyanın rengini değiştirmeyi- isteyelim.

Hosted by www.Geocities.ws

1