TÜRKİYE’DEKİ EŞCİNSEL HAREKETLENMELERE GENEL BAKIŞ:

Sıcacık yuvalarınızın dışında her geceye kanayan yaraya son: Denilebilecek mi?

HAKAN K./İZMİR

“Kentleri yakmayacağım. Kentleri sularla kaplayacağım. Islak pardösülü adamlara aşık olacağım. Hâlâ sıcak bir koltukaltı dilenen fahişelere, düşlerinden vurgun homoseksüellere… Yeterince masumuz artık diyeceğim; kalmadı gözyaşımız………"

Bu satırların yazarı Siyaset Meydanı’nın birkaç ay önceki “Bekaret” konulu bölümünde, “Aşk illa karı-koca arasında değildir. Aile duygusu değildir. Bir kadın bir kadına, bir erkek bir erkeğe de aşk duyabilir. Ben hayatımın en güzel aşklarını eşcinsel edebiyattan izledim” dediği için ulusal dinbilimcimiz Hüseyin Hatemi tarafında dosta düşmana ‘SAPIK’ olarak ilan edilmişi. Yazarımız Umay Umay’ın yanıtı ise karşıtının algılayamayacağı kadar naif ve içe dönüktü: “Olabilir. Ama unutmayın, sapıkların da kalbi vardır.”

Her türlü şovenizmin gitgide daha da saldırganlaştığı Türkiye, eşcinsel erkek aşkını tanrısallaştıran, bir anlamda cazip hale getiren “Hamam” filminin gösterime sunulmasından bu yana anahaber bültenlerinden tartışma programlarına, sanat eserlerinden gazete sayfalarına kadar her yerde eşcinselleri ve eşcinsellerin heteroseksüellerle eşit statüde birer insan olarak özgürce sevmeye, sevilmeye ve tabii ki eşcinselliklerini yaşamaya haklarının olup olmadığını tartışıyor. Bir bakıyorsunuz, Türkiye’nin Hakan’ının aklı başında televizyon izleyicilerine afakanlar bastıran haber programına konuk olmuş İstanbullu ve İzmirli hamamcılar, hamamlarda eşcinsel ilişkilerin yaşanıp yaşanmadığını tartışıyorlar. Ya da açıyorsunuz bir ana haber bültenini ve sizi cıvıklığıyla ekran başında kaskatı bırakan bir soruyla karşılaşıyorsunuz: "Peki eşcinseller cenaze namazında hangi safta duracak?" Çok yetkili dinsel makamlarca verilen yanıtlarsa sorudan bile daha vıcık vıcık; üstelik türlü çeşitli:

-"Erkeklerin arkasında kadınların önünde…"

-"Kadınların da arkasında, en arka safta…."

-"Eğer eşcinsel olduğu dışarıdan belli olmuyorsa kendi cinsiyle aynı safta, yok eğer belli oluyorsa en arkada…"

Muhammed'in kulakları çınlasın!

....

Haber programlarını istila eden ve istila ettiriliş biçimiyle, içeriği boşaltılıp süngere dönüştürülen eşcinsellik bilindiği üzere magazin dünyamızın çevresinde fır döndüğü malzemelerin başında gelir, paparazzilik diye bir gazetecilik alanı(!) türedi türeyeli… Eh, haber programlar neo-liberal çağın gereklerine uyar da, magazinciler boş durur mu? Zeki Müren'le başlayıp, Bülent Ersoy'la nitelik ve cinsiyet değiştirerek devam eden; derken iki sanat harikamızın genetik türevleri Yılmaz Morgül, Fatih Ürek, Aydın vb. ile süregiden eşcinsel materyaller; yerini ……………… -öncüllerinden daha usturuplu olarak ve saman altından su yürütürcesine- yaşadıkları homoseksüel ilişkilerle ilgili dedikodulara bırakmış görünüyor. Ancak biz saf ve temiz Anadolu halkının "Kraliçe"mizin öt alışkanlıkları olan kokain ve alkol bağımlılığı ile eşcinsel ilişkileri hakkında bilgilenmemiz, 'birileri' tarafından uygun görülmemiş olsa gerek; bu flaş(!) haberler, kıyıda köşede kalmış söylenceler olmaktan ileriye gidemiyor. Bütün bu medyatik toz duman içersinde kendi kimliğini dürüstçe dışa vurarak uygarca açıklamalarda bulunanlara da rastlanabiliyor tabii ki: Örneğin; "Eşcinsellik, lezbiyenlik, gaylik diye birşey yoktur aslında… Kimin kimle, ne zaman, nerede sevişeceği belli değildir" diyen Umay Umay ya da çoğunluğu androjen olup da sahici erkek rollerine bürünen genç popçuların arasında "gey" olduğunu cesurca açıklayan tek örnek olma özelliğini taşıyan Yaşar…

Türkiye'deki Eşcinsel Hareketler:

Yalnızca daha çok kâra programlanmış mekanik kitle iletişim araçlarımızın hafızasını karıştırıp kısa devre yaptıran eşcinsellik; hayatın öteki kıyısında, yani bizzat içinde ve gerçeğinde yıllardır kendi onur mücadelesini sessiz ve derinden bir seyirle vermeye devam ediyor. Ankara'da, İstanbul'da ve Bursa'da amatör perspektifle çıkartılan dergiler çevresinde yürütülen eşcinsel hareketler, İzmir'de tiyatro, Eskişehir'de tartışma toplantıları menşeli olarak varlığını sürdürmeye çalışıyor. Belli başlı pek çok il merkezinde de irili ufaklı eşcinsel oluşumlar kurma çabaları olduğu gözleniyor.

Sözkonusu eşcinsel hareketlenmelerin en belli başlısı Eylül 1994'te ilk sayısı çıkan KAOS GL dergisi ve eşcinsellik üzerine tartışmalar etrafında örgütlenmiş olan Ankara KAOS Grubu… Dergilerinin kırkbirinci sayısını Ocak 1998'de çıkaran grup, her Pazar Toplumsal Araştırmalar Vakfı'nın Ankara Şubesinde olağan toplantılarını gerçekleştiriyor. Çalışmaları 32. Gün programıyla Radikal Gazetesi ve Aktüel Dergsi'ne de konu olan grup, A Takımı Programı'nın, milliyetçi-maneviyatçı ailelerimizin şiddetine maruz kalmasına yardımcı olduğu Ülker Sokaktaki travesti ve transeksüellere verdiği destekle dikkati çekmişti. Son dönemde özellikle lezbiyenlerin ayrılmasıyla, neredeyse tamamiyle gey-aktivist bir oluşuma dönüşen Kaos; halen en organize eşcinsel hareket olma özelliğini sürdürüyor.

İkinci önemli eşcinsel hareket, ülkede en fazla eşcinselin yaşadığı şehir olan İstanbul'da çalışmalarını yürütüyor. Adını Yunan alfabesinden olup ve bütün dünyada eşcinselliğin sembolü kabul edilen Lambda (l ) harfinden alan hareket de tıpkı Kaos Grubu gibi bir dergi çıkarıyor ve her hafta Toplumsal Araştırmalar Vakfı'nın İstanbul Şubesinde olağan toplantılar için bir araya geliyor. Yıllar önce sinema sanatçıları Nur Sürer ve Halil Ergün'ün de katılımıyla kurulan bir komite öncülüğünde "İstanbul Eşcinsel Film Festivali" organize etmeye çalışan Lambda İstanbul; dönemin tek siyasi otoritesi ANAP+İhtilalcilerin ve dolayısıyla güvenlik güçlerinin baskılarıyla bu girişiminden vazgeçmek zorunda kalmış. Baskılar öylesine ileri gitmiş ki, bazı komite üyeleri gözaltına alınarak işkenceden geçirilmiş. Dernek kurma çabaları da yetkili makamlarca engellenen grup, geçirdiği sayısız badireye karşın hâlâ çalışmalarını sürdürmeye ısrarla devam ediyor. Lambda İstanbul, Türkiye ölçeğinde en çok engelle karşılaşan eşcinsel yapılanma olmasının yanısıra yurtdışından özellikle maddi açıdan en çok yardım alan hareket olma özelliğine de sahip… IPOTH, ILGA vb. uluslararası kuruluşlar aracılığıyla alınan maddi yardımlar, tüzel kişilik olmadığı/olamadığı için şahıslar adına yapılmış; bu durum da yardımların şahıslar tarafından istismar edilerek eşcinsel örgütlenmenin bu destekten yararlanmasının önünün kesilmesine neden olmuş. Lambda İstanbul ile ilgili vurgulanabilecek bir başka ayrıntı da eşcinsellikle ilgili çalışmaları nedeniyle grubun aday gösterdiği transeksüel Demet Demir'in, Uluslararası Gay Lezbiyen İnsan Hakları komisyonu tarafından 1997 Felipe de Souza ödülüne layık görülmüş olması.

Türk Solu ve Eşcinsellik:

Kaos Gey-Lezbiyen Ankara ve Lambda İstanbul grupları öncülüğünde 1990'ların başlarından itibaren ivme kazanan eşcinsel hareketlenme İzmir'de tiyatro etkinliklerine hazırlanan Gey-Lezbiyen bir oluşum, Bursa'da bir gey dergisi çıkaran Spartaküs, Eskişehir'de bir dönem medyada haber konusu olup, sonra sesi soluğu kesilen Bilinçli Eşcinseller Topluluğu (BET) adları altında yeni sivil örgütlenmelere sahne olurken, siyasal arenada ise henüz ÖDP dışında eşcinselliğin adını ağzına alan parti yok. Hatta ÖDP'nin bile -Türk solunun 1980 öncesinden kalan ataerkil alışkanlıklarının etkisiyle olsa gerek -eşcinsellere yaklaşımının oldukça çekimser olduğu söylenebilir. Zaten tüzüklerinde de "Her türlü cinsel ayrımcılığa karşı oldukları" anlamına gelen bir madde dışında konuya dair hiçbir görüş belirtmemişler. ÖDP imaj-makerların araya sıkıştırdıkları birkaç slogan ve de partiye üye yapılan beş-on travesti ve transeksüel sayılmazsa, Kürtlerin, Alevilerin, yoksulların, kısacası ezilen bütün kesimlerin hakkını savunmakta "hızır acil servis" vazifesi gören Türk solunun, her gece karakollarda, parklarda, hamamlarda yüreğinden yaralanan eşcinsellerin insanca yaşama hakkına karşı mesafeli duruşunu değiştirip cinsel özgürlüğe olan yaklaşımını yeniden ele alması için resmi otoritenin tanıdığı süre gitgide azalıyor. Sol düşüncenin, -bireyin sosyal ve cinsel statüsünün sırrını cinsel (anal) iktidarı yitirmesinde gören ve yandaşlarını da bu iktidara sahip olanların arasından seçmeyi tercih eden sağ ideolojiden, nam-ı diğer ataerkil ve heteroseksist yaşam tarzından- kendisini derhal sıyırıp; son zamanlarda ısrarla baskılanmaya çalışılan eşcinsel mücadelelere ve yaşam biçimine destek vermesi gerekmektedir. Eşcinsel oluşumlar da "SOL"a karşı bugüne kadar biriktirdiği kırgınlığını ve içe kapanmışlığını bir yana bırakıp, zaten kendi doğasında varolan devrimciliğe de kulak vererek sol platformdaki gerçek yerini almalıdır. Tabii eğer her iki taraf da, en doğru ve tek cinsel tercihin kendisininki olduğunu düşünmüyorsa!

Hosted by www.Geocities.ws

1