DİMDEN RAPORLAR 3

FERDAĞ/İstanbul

Dim, hamamda yaşayan bir cindir. Bu hamamda geçen olayları ve konuşmaları nakleder.

Bir gey Fethiye seyahatini anlatmaktadır.

-Ya abla işte aynen böyle oldu. Garsonu içeri almadım.

-Keşke alsaydın kız.

-Neyse daha sonra yattım ve günlerden beri ilk defa rahat ve deliksiz bir uyku çektim. Sabah olduğunda güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra artık Fethiye'nin tadını çıkartabilirdim.

-O ana kadar ne yapıyordun?

-Ayol ben birini bulucam diye, hah hah diye koşuşturmaktan ne yaptığımı bilmiyordumki.

-Maalesef lübinyaların hepsi böyle işte.

-Ben yine tatilimi anlatmaya devam edeyim. Kahvaltı ettikten sonra kendime çok güzel bir piknik sepeti hazırladım. Sepeti koluma takarak Hill-Side'a doğru yürüdüm. Her şey çok güzeldi. Çamların altında oturdum, denize girdim, uyudum. Tekrar denize girdikten sonra yine içim gıcıklanmaya ve aklıma yeni yeni fanteziler gelmeye başladı. Çantamı toparladım. Sırtıma yerleştirdim. Sahil boyunca yürümeye ve biraz sonra bir yokuş tırmanmaya başladım. Deniz sağ tarafımda aşağıda kalmıştı. Epeyce tırmandım etrafta in cin top oynuyordu. Sağ tarafımda ağaçlarla ve makilerle kaplı bir yokuş, denizle sona eriyordu. İşte onu o anda ilk defa bir karaltı şeklinde uzaktan gördüm. Hemen kafamda fanteziler oluştu. Yaklaşabildiğim kadar yaklaştım. Üstünde yalnızca mayo olan bir adam deniz kenarında balık tutuyordu. Ne olursa olsun onun yanına inmek ve onun vücudunu yakından görmek istiyordum. Zira yukarıdan hiç fena değildi. Tepeden aşağıya inmek için bir yol aramaya başladım. Orda çalılıkların arasında bir motorsiklet gördüm. İhtimal bu motorsiklet onundu. İlgim daha da arttı. Demek ki burdan aşağıya, inmişti buralarda bir yol olmalıydı. Kan kokusu almış bir vampir veya çiçeğin özüne ulaşmak üzere olan bir arı misali ayaklarımı yırtan dikenlere kulak asmadan yokuştan aşağıya yukardan gördüğüm adamın yanına indim. Yalnızca şunu söyleyebilirim: Hoş, hem de çok hoş.

Yalnız o beni pek hoş karşılamadı. Ters ters bana baktı.

-Yavaş olun balıkları kaçıracaksınız.

-Özür dilerim. Ne çıkıyor burdan?

-Yavaş, pek bir şey yok.

Sanırım pek memnun olmamıştı belki de yalnızlıktan hoşlanıyordu. Benle hiç ilgilenmiyor göz ucu ile bile bana bakmıyordu. Üstümdeki atleti çıkardım. İncecik bir mayo ile kaldım kendimce. Kendimi yeni epilasyonlu vücudumla çok seksi buluyordum. Buna bakmamasına imkan yoktu. Ama adam hiç oralı değildi. Bir süre, ben adamın dikkatini çekmek adamsa bana bakmamak için mücadele ettik. Artık anlaşılmıştı böyle başarılı olamıyacaktım. Taktik değiştirmem gerekiyordu. Hemen aklıma anneciğimin söylediği erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer sözü geldi. Çantamda Termos içinde çayım vardı biraz da çörek kalmıştı. Hemen, çay içer misiniz diye sordum.

İlk defa başını çevirdi önce çay ve çöreklere daha sonrada bana dikkatlice baktı. Başarmıştım yine, annem haklı çıkmış, biraz çörek ve çay bir erkeğin dikkatini çekmeye yetmişti. Şimdi artık amacım gönlüne hitap etmek değil yalnızca, cinsel organına ulaşmaktı.

Bekle geliyorum, dedi.

Misinaları taşlara bağladı. Bir tanesini de elinde tutarak kurduğum sofranın başına oturdu. Çayını içmeye başladı. Bir taraftan da konuşuyorduk. Dikkat çekmek için en kırıtık halimle cevaplar veriyor, adeta şakıyordum.

-Tatile mi geldin? Nerelisin?

-Ay İstanbul’dan geldim. Sen buralı mısın?

-Antalyalıyım ama burda oturuyorum.

Konuşurken bakıyorum da bayağı bayağı hoş bir insan. Ben de hemen en can alıcı soruyu soruyorum.

-Evli misin?

-Evliyim ama hanım yok burada.

Bu iyiye işaretti. Evliyim diyip kesip atabilirdi ama o hemen karısını burda olmadığını ekledi. Bu çok abaza kaldım ne olsa yaparım anlamındaydı bana göre. Bu konuda hemen hemen hiç yanılmam. Hani derler ya insan sarrafı oldun diye, hah işte ben de öyle bir sarraf olmuştum. Tabii az da olsa bir yanılma payı vardır. Adamın bu tiyosu üzerine harekete geçmeye karar verdim. Kırıtarak…

-Şu güneş yağını sırtıma sürer misin?

-Oltalara bakıyım sonra sürerim sen şöyle uzan.

Hemen yüzükoyun bir şekilde celladını bekleyen kurban misali çakıl taşlarının üzerine uzandım. O ise oltaları kontrol ediyor bir türlü gelmek bilmiyordu. Ben ise o geç kaldıkça mayomu biraz daha aşağıya indiriyordum zaten mayom bir ip gibiydi. Nitekim biraz sonra yanıma geldi güneş yağını eline döktü. Avucu ile sırtıma sıvazlamaya başladı. Korkunç tahrik olmuştum. Her tarafımı ateş basmıştı. Elleri hep aşağılara kayıyordu. O da heyecanlanmış nefesi sıklaşmıştı. Artık her şeyi unutmuştuk. Mayomu ayağımdan çıkarmış parmakları el değmemiş bütün yerlerimde dolaşıyordu. Bir an şehvetin etkisinden kurtulur gibi oldum. Uzaktaki motorlardan balık tutanları düşünerek.

-Buradan bizi görebilirler dedim.

-Boşver dedi, çünkü bütün dikkati kalçalarımda toplanmıştı. Biraz sonra oda olayı fark etti.

-Şurda daha kuytu bir yer var istersen oraya gidelim.

Kâh bir dağ keçisi gibi kayalar üzerinde hoplayarak kâh bir köpek balığı gibi yüzerek ormanın kenarına kadar geldik. Ordan da ağaçlar arasında yürüyüp sık ağaçlardan oluşan ormanın iç kısımlarına ulaştık. Burası hakikaten etraftan görülmeyecek gibi kuytu bir yerdi. Çalılar biraz sertti ama olsun sonuçta burası bizim aşk yuvamız olacaktı.

Sonuç olarak bir hetero ile yatmış ve ona eşcinselliğin ne demek olduğunu göstermiştim. Böylece Fethiye’de bir eşcinsel misyonunu kendi kendime yüklemiş oldum. Bunu da alnımın akı ile başarmış olduğum kanısındayım. Tabii canım bunları sen alıştırmassan ben alıştırmassam kim alıştırıcak, elin turisti elbette.

Hosted by www.Geocities.ws

1