BULUŞMA/MA HEZEYANLARI

(beş-altı)

ECE GÖKSENİN/….

HERHANGİ BİR BÖLÜM

Ailelerin ağırlıkta olduğu bir toplantının orta yerinde birdenbire ağlamasının nedenini şimdi daha iyi anlıyorum. Ne tartışılıyordu o gece? Gençlere yani kendimize bizim istediğimiz değil de ailelerin vereceği özgürlükleri tartışıyorduk. O özgürlüğün sınırlarını, çerçevesini çiziyordu aileler. Ne kadar, nereye kadar konuşabileceğimizi, düşündüklerimizin ne kadarını yapabileceğimizi tartıştığımızı sanıyorduk. Aile kurumunun özgürlük anlayışını, özgürlükten ne anladığını, ne anlamadığını konuşuyorduk. Aileler bize bağırarak anlatıyordu bunları, biz de susarak dinliyorduk. Çoğu zaman susmaktan başka bir çözüm yolu bulamıyorduk.

Geleneksel bir yapısı olan ailesi hep önüne çıkıyor, aynı şeyleri söyleyip duruyordu. Bu nerdeyse ona karşı eleştirel bir şey olmaktan çok suçlayışı, aşağılayıcı bir şeye dönüşmüştü. Umutsuzdu/k. Çekip gitse! Yapamazdı, yapamadı. Belki o noktada bulmuyordu kendini. Belki kendini buna hazırlıklı görmüyordu. Yaşadığı fırtınalara yeni fırtınalar ekleyecek durumda değildi. Sussa, konuşmasa onu da istemiyordu.

Ağladı! Belki de tepkisini dile getirecek bir yol bulduğunu sandı böylelikle, çocuklar gibi ağladı. Bir aileye ait olmanın, bir kurumun içinde yaşamak zorunda olmanın doğurduğu bir çığlıktı ağlaması. Sonra odasına çekildi.

Ne zaman bir aile toplantısının içine düşse gözlerindeki umutsuzluğu uçsuz bucaksız tepkiyi saklayamıyor. Ama çığlık içinde birikip duruyor. İçini doldurup taşıyor. Bu gün de benzer şeyler sezinledim onda. O çığlık içinde hâlâ bir yerlerde bekliyor. Çığlığın atılıp bir top gibi patlayacağı zamanın düşünü kuruyor. Kendisi dışında kimselerin o çığlığı çekip çıkaramayacağını biliyor. Belki benden bekliyor kimi şeyleri. Onları açığa çıkarmam için beni zorluyor. Bunu da beni kendisine bağlayarak yapmayı kuruyor kafasında. Yakınlığını her an bunun için duyuruyor. İkimizin ortasına bırakıyor.

Bunu konuştuklarından çok gövdesiyle yapıyor, gövdesini konuşturuyor. Gövdesi kendi diliyle bunu sağlamak için deviniyor. Birbirinin aynı gibi görünen ama ayrıntılarda herbir şeyi saklayan hareketler bunun sonucu. Benim gövdesiyle konuşmamı, gövdesini anlamamı istiyor. Gövdesini aynı dili konuşuyor diye düşündüğü gövdemin önüne bırakıyor, gövdeme sunuyor. Onunla konuşmaya dalıyor. Beni izlerken kendini izlememi sağlıyor. Böylelikle içimizdeki cinselliği ve onun doğurduğu özgürlüğü yeniden keşfediyoruz. Onun etkisini duyumsamaktan, yaşamaktan yanayız. Oynadığımız oyundan her geçen an daha fazla tad alıyoruz ve sürdürüyoruz. Çocuksu telaşı ve aceleciliğinin sindiği gövdesi beni yanında bulduğunda ha babam konuşuyor.

Yüzü, elleri, baldırları o dilin etkisinden çıkmayı hiç düşünmüyor, daha çok içine dalıyor, giriyor. Sözcükleri seviştiriyoruz biz, gövdemize sürtüyoruz. Gövdemizde dolaştırıyoruz, çukurlara, çıkıntılara, tümseklere dokunduruyoruz, kıvılcımlar çıkartıyoruz. Ayrıldığımızda ise kıvılcımlar gövdemizin her yerine dağılıyor, ateşler içinde nefes nefese bırakıyor, tere boğuyor. Sözcüklerle dudaklarımızı, dilimizi her yerlerimizde gezdiriyoruz, terimizle ıslatıyoruz. Çukurlara sokuyoruz, çıkıntıların üstünde, çevresinde dolandırıyoruz. Sonra yeni baştan...

Nerdeyse bir on dakika telefonun çevresinde dolandım durdum. Salonla koridor arasında gittim geldim. Sonunda da telefonun ahizesine uzanabildim. Ahizeyi kulağıma dayadım, sayıların yazılı olduğu tuşlara dokundum. Telefona o çıktı. Dışarı çıkıp çıkamayacağımızı sordum. İlk anda reddeder gibi olduysa da sonra kabul etti. Aynadaki yüzüme dikkatle bakarak ahizeyi yerine koydum. Hemen evden çıktım. yolda ağır ağır yürümeye başladım. Hem çevreme bakınıyor hem de sigara üstüne sigara yakıyordum. On dakika düşünceler içinde yürüdüm. Apartmanın önünde beklemeye başladım. Turlar attım, kendime adımlarımdan daireler çizdim. Bir kaç kez zile bastım. Bekledim.

Dayanamayıp apartmanın içine süzüldüm, asansörle üst kata çıktım. Zile bastım. Kapıyı o açtı. Saçları hafiften ıslatılmış, yüzü temizlenmiş belli belirsiz bir gülümsemeyle beni içeri çağırdı. Üstünde krem rengi boyunlu bir kazak, beyaz bir pantolon. Evi topluyordu, içeri girdim.

Yattığı odayı hiç görmemiştim. Dışkapıya açılan koridorun sonundaydı oda. Kapının hemen önünde bir telefon, onun üstünde bir ayna, telefonluğa bırakılmış bir cımbız. Galiba tek tük çıkan sarı tüylerini boyuna temizliyordu, yüzünü pürüzsüz tutmak istiyordu. Bu yüzden cımbızını yanından ayırmıyordu.

Odasındaydım. Herşey bir yana atılmış, kitaplar elbiseler, renk renk iç çamaşırları, parfümler. Duvarda iyice öne eğilmiş büyük bir ayna. Küçük bir kitaplık, bir elbise dolabı, bir somya üstünde rengarenk çarşaf ve bir yorgan. Duvarda bir kaç fotoğraf, resim. Balkona açılan, bir kapı ve pencere. Ortalıktakilerin hepsini bir bir topluyor yerlerine koyduğunu sanırken yeniden dağıtıyor, eğilip kalkıyor, eğilip kalkıyor. Dar kazakta pantolonu gövdesini hareket ettikçe daha da belirginleştiriyor, dışa çıkarıyor.

Ben gözucuyla izliyorum. Eğilip kalkarken gövdesini giydiklerinin içinde aldığı şekillerin biçimlerin peşinden koşuyorum. Kimi zaman eğilince daralan pantolonu kalçasına iyice yapışıyor, yuvarlarını açığa çıkartıyor. Bir ara onun iyice yuvarlaşmış, biçimini kazanmış kalçasına dokunduğumu hatırlıyorum. Avuçlarım kalçasını kavradığında beni iliklerime kadar titreme heyecandan başka hiçbir şey yoktu aklımda. O sırtını bana dönmüş dolabın önünde öylece dururken uyarıldığımı düşünüyordum. O dokunma isteği de ordan çıkmıştı. Çok düzgün fiziği vardı. Ne fazlası ne eksiği düzgün bir gövde, pürüzsüz bir ten ve onları tamamlayan yuvarlaklaşmış kalçalar. Nerdeyse koltuk altları ve kasıkları dışında hiçbir yerinde tüy yoktu. Gövdesi çok uyumluydu. Gövdesinin beni daha fazla çektiğini düşünüyordum.

Davranışlarında ilgi görmeyi bekleyen bir cinsellik duruyordu. Onunla olmak için içimde dayanılmaz bir istek duymaya başladım. Davranışımdan sonra yalnızca bana gülümsedi. Sonra tekrar yaptığı işe koyuldu. Yatağa yaklaştığında ise ellerimi gövdesine doladım. Sessizce sırtüstü yatağa uzandı. Heyecanla bana bakıyordu. Eğildim dudaklarından öptüm. O da beni öpmek istermiş gibi yaptı sonra bundan vazgeçti.

On dakika sonra asansörün içindeydik. Bizden önce asansöre binen bir kadının ağır kokusunu içimize çekerek kapıdan çıktık. Şimdi yolda yürüyoruz konuşuyoruz. Ben hangimiz konuşursa konuşsun gözlerimi ondan ayırmıyorum. Hep yüzüne bakıyorum. Yüzü pürüzsüz tertemiz, cımbızın dokunduğu yerlerde hafif nokta nokta kırmızılıklar var. Üstlerinde belli belirsiz ter toplanmış. Tüylerinin yokluğunda yüzünün tazeliği iyice ortaya çıkmış.

Neredeyse iki saat caddelerde, sokaklarda dolandık durduk. Bir kafede çay içtik. Ben, onun yanındayken de onu düşünüyorum, gözlerimi bir an olsun ondan ayırmıyorum. Bunu yaptıkça ona daha fazla yakınlaştığımı düşünüyorum. Gövdesine daha fazla dokunuyorum.

Zaman bizim için örüyor kozasını. Otobüsten indiğimizde ikimizde ayrı ayrı evlerimize yollandık. Gözden kayboluncaya kadar onu izledim. Dudaklarımda o öpüşmenin sıcaklığı duruyor. Galiba oyun hâlâ devam ediyor. Bizi içine hapsediyor. Bizse çıkmayı hiç düşünmüyoruz.

HERHANGİ BİR BÖLÜM

Odanın ortasına serilmiş bir yer yatağında beyaz bir çarşafın üstünde yarı kıvrılmış uyuyor. Odanın karşı duvarında öne eğilmiş aynanın kenarına tutturulmuş benden habersiz aldığı fotoğrafım. Aynaya düşen yansısıyla yerde yarı kıvrılmış yatan gövdesi birbirine karışıyor. Ayna, iki ayrı insanı bir noktada birleştiriyor. İki ayrı gövdeyi bir gövde haline getiriyor.

Yan yatmış gövdesi özellikle kalçasını ve bacaklarının biçimini kusursuzca belirtmeye çalışıyor. Poposunun yuvarlanmış biçimi, karnı, göbek çukuru, biri açıkta duran göğsü, kapalı gözleri, dağılmış saçları sanki vücudunun tazeliğini aynaya duyurmaya çalışıyor. Ayna gövdesinin üstüne yıkılıyor. Gövdesini gözlüyor. Gövdesinin uyurkenki devinimlerini izliyor. Üstünde yalnızca külotu var. O da karnından aşağı doğru hareket ettikçe sıyrılmış. Kasık tüyleri biraz olsun görünüyor. Kasık tüylerinin üstünde kalan teni daha beyaz sanki, daha incelikli.

Yavaşça gözlerini açıyor. Bilinçsizce gövdesini ve odayı tarıyor. Aynadaki gövdesinden gözlerini ayırmıyor. Uyku sersemliğini üstünden atmak istermiş gibi ellerini gövdesinde gezdiriyor. İncitmemeye çalışarak köşe bucağı geziyor. Gövdesine bakarken merakla gözlerini göz çukurlarında dolandırıyor. Anlamaya çalışıyor.

Yatışını değiştirmiyor. Elinin birini bir süre kalçasının üstünde tutuyor. Külotuyla oynuyor. Kalçasını okşar gibi kaşıyor. Elini iki kalçasının arasındaki yarıkta gezdiriyor. Elinin karnından aşağı kaydırarak kasığının üstüne getiriyor. Külotunun üstünden kasıklarını okşuyor. Elini külotunun içine daldırıyor. Önce tüylerini parmaklarıyla tararmış gibi yapıyor. Külotunun biraz daha aşağı doğru sıyırıp kasık tüylerine bakıyor. Karnı ve kasığı bütün görkemiyle ortaya çıkıyor. Kasığını daha tamamıyla kaplamamış tüylerine usul usul dokunuyor. Sonra külotunu eski haline getirip elini iyice külotunun içine sokuyor.

Önce yana kıvrılmış penisiyle bir süre oynuyor. Sağa sola yatırıyor. Avuçlarının içine alıyor, sıkıyor. Sıcaklığını içine çekiyor. Penisinin başına parmaklarıyla masaj yapıyor, ovalıyor. Sonra yine avuçlarının içine alıyor. İsteksizce aynadaki yansısına bakıyor. Donunu aşağı doğru sıyırıp penisini tutuşunu izliyor. Yaptığından bir haz almadığını düşünüyor. Yine de penisini avucunun içinde tutmayı sürdürüyor. Başından aşağı doğru gidip gelerek ovalıyor. Uyarıldığını sanıyor. Penisi ona dikelmeye ve sertleşmeye başladığını duyumsatıyor. Elini daha aşağılara kaydırıyor. Testislerini avuçluyor, sıvazlıyor, avucunda onlarla oyun oynuyor. Elini bırakıp kasık çizgilerinde gezdiriyor.

Külotunun biraz daha aşağıya doğru sıyırıyor. Penisi testisleri ve kasık tüyleri aynayı iyice dolduruyor artık. Külotunu ayaklarıyla bir kenara atıyor. Şimdi beyaz çarşafın üstünde çırılçıplak uzanıyor. Penisi testislerle birlikte yana kayıyor, sarkıyor. Penisi aşağı doğru sallanıyor. Öylece aynaya bakıyor. Kendini izliyor. Tanımaya çalışıyor. İlk kez böyle bir durumda yakalıyor kendini, buna anlam vermeye çabalıyor.

Bu kez ellerini kasıklarına götürüyor. Penisini avuçlarının içine alıyor, Duruşunu değiştirip iyice sırtüstü yatıyor. Kendini geri geri çekip iki ayağını da yanlarına dikiyor. Penisi bu kez kasığının tam ortasında testislerin üstünden aşağıya doğru sallanıyor, testislerin üstünü örtüyor, Kasık tüylerinin testislerinden aşağı doğru genişçe bir çizgi halinde inişi anüsünün yakınında kayboluşu iyice belli oluyor.

Sırtına yastığını yerleştiriyor. Yattığı yeri biraz daha yükseltiyor, Ayaklarını biraz daha yukarı çekiyor, Penisi testisleri ve anüsünün uyumlu görünümü aynayı iyice dolduruyor. Uzun uzun bakıyor. Anüsü içini titreten pembeliğiyle testislerinin altında kasık tüylerinin hemen bittiği yerde duruyor. Gözü buna takılıyor. Ayaklarını daha yukarı çekerek anüsünün daha fazla ortaya çıkmasını sağlıyor. Tekrar bakıyor. Onun pembe renginin ve bir güle benzeyen ağzının kendini heyecanlandırdığını düşünüyor. Anüsünün gizini çözmek istermiş gibi daha dikkatle bakıyor gözlerinin anüsünün kendini çeken pembeliğinden hiç ayırmıyor.

Sonra duruşunu değiştirip eski haline dönüyor. Karar vermeye çalışıyor. Neyi yaşamak istediğinin, ne olmak istediğinin ayrımına varmaya uğraşıyor. Düşündükleri birbirine karışıyor, içinden çıkılmaz oluyor. Karar veremiyor. Penisini eline alıp mastürbasyon yapmayı düşünüyor. Ellerini diliyle ıslatıp penisini sıvazlamasına izin veriyor. Bir şeyler duyduğunu heyecanlandığını sanıyor. Penisi pembeleşmeye ve dikleşmeye başlıyor. Ama isteksizce yapıyor bütün bunları. Sonra yaptığından vazgeçiyor. Ellerini kasığından çekiyor. Penisi yeni yeni sertleşmişliğine rağmen testislerinin üstüne düşüyor, Ağır ağır kıvrılıyor eski durumuna dönüyor.

Tekrar aynaya bakıyor. Elini yüzünde gezdiriyor. Dudaklarına sürüyor, koltuk altlarında, kollarında dolandırıyor. Göğüslerini avuçlarının arasına alıyor, sıkıyor. Heyecanlanıp titremeye başlıyor. İstediğini bulduğunu düşünüyor. Acıyla karışık duyduğundan hoşlanıyor. Bunu tekrar tekrar yapıyor. Penisi ağır ağır yeniden sertleşmeye başlıyor.

Terliyor, ter içinde kalıyor. Ellerini karnında, sırtında dolaştırıyor. Parmaklarını göbek çukuruna sokuyor, içinde daireler çiziyor. Kasıklarında geziniyor, tüylerini tararcasına tüylerinin içine parmaklarını sokuyor. Baldırlarına varıyor onları da okşuyor. Ellerini kalçasında tutuyor, sonra vazgeçer gibi oluyor. Penisi iyice dikildi artık. Görkemli görünümü kazandı. Poposunun iki yanını ağır ağır okşuyor, sıkıyor, ikisinin arasındaki yarıktan aşağı anüsüne doğru iniyor. İyice terliyor.

Soluk alışverişleri hızlanıyor. İniltiye benzer bir ses çıkarıyor. Yatağının üstünde boyuna deviniyor, o yana bu yana kıvrılıyor. Gövdesi aynanın dışına taşıyor artık. Davranışlarını izleyemez oluyor. Ayna hızına yetişemiyor. Bir elini tekrar kasıklarına götürüyor penisini avucunun içine alıyor. Penisinden sızan meni parmaklarına bulaşıyor. Menisini testislerine, penisine ve en sonunda anüsüne sürüyor. Sonra meni bulaşmış elini dudaklarına götürüyor, yalıyor, elini yine kasıklarına götürüyor. Penisinden ağır ağır parmaklarını kaydırarak testislerine ulaşıyor. Sonra yavaş yavaş daha aşağılara kayıyor. Testislerinin alta kalan yerlerini okşuyor. Elini parmaklarını anüsünün üstünde dolandırıyor. Ama dokunmuyor. Çekiniyor.

Belki hâlâ neyi yaşamak duymak istediğine karar vermiş değil. Parmaklarıyla anüsünün çevresinde geniş dairler çiziyor. Anüsü daha da pembeleşiyor, gül gibi açılıyor, daha da açılmaya, tomurlanmaya hazır gibi duruyor, Aynada anüsünü bakıyor. Kendini çeken duruşuna dalıyor. Ona dokunmak için karşı konulmaz bir isteğe kapılıyor. Parmaklarını usuldan anüsünün üstüne koyuyor, sıcaklığını içine çekiyor. İçindeki cinselliği bulup çıkarıyor, aynadaki yansısına koyuyor. Düzenli olarak anüsüne dokunmayı, onu okşamayı sürdürüyor. Penisi iyice dikleşiyor. Pembelik kendini kırmızılığa bırakıyor.

Sızan meniyi parmaklarıyla anüsüne sürüyor. Onun yumuşamasını, kayganlaşmasını sağlıyor. Elini daha da üstüne bastırıyor. İçindeki insan belki de bir kadın ya da erkek aynadan ona bakıyor. O insanı tanımaya çalışıyor. Kendini buluyor aynanın içinde, buna seviniyor.

Devinmeyi hızlandırıyor. O devindikçe anüsü daha bir gül gibi açılıyor, daha da pembeleşiyor, onu içine almaya hazırlanıyor. Gözünde anüsü daha da güzelleşiyor. Parmağının birini anüsünün iyice açılan ağzından içeri sokup sokmamak konusunda ikircikleniyor. Ama daha doruklara çıkmayı istediğini düşünüyor, bunu içindeki insana duyuruyor. İçindeki insanı doyurmak istiyor.

Bir anda parmağını anüsünün iyice genişleyen ağzından içeri sokuyor. Yavaş yavaş içinde dolandırıyor. Boşalan menisi testislerinden aşağıya akıyor. Kasıklarına, kalçasına bulaşıyor. Parmağını çıkarıp akan menisini anüsüne iyice sürüyor, ağzına götürüyor yalıyor. Parmağını tekrar anüsünün açılan ağzından içeri daldırıyor, daireler çizerek dolandırıyor. İniltiler çığlığa dönüşüyor. Aynada davranışlarını izleyemez oluyor. Terle meni kokusu birbirine karışıyor. Parmağını ilerletmeye çalışıyor, daha ilerileri sokuyor, rektumunu buluyor. Penisi yeniden sertleşiyor. Parmağını soktukça sokuyor hiç çıkarmak istemiyor. Yaşadıklarının iyice tadına varıyor. İçindeki asıl insanı, kendine gizlediği insanı iyice doyurmak mutlu etmek istiyor. Penisinden ikinci kez meni boşalıyor. Bir dakika sonra tatlı yorgunlukla iyice kendini bırakıyor. Parmağını anüsünden ağır ağır dışarı çıkarıyor. Anüsünü yeniden okşuyor. Testislerini avuçluyor. Penisini avuçlarının arasına alıyor. Menisini yeni baştan yalıyor her bir yerine sürüyor. Yeniden yana kıvrılıyor. Anüsünün pembeliği hâlâ orda aynanın bir yerlerinde duruyor, Aynada anüsüne bakıyor. Pembeliğini içine alıyor. Ellerini anüsünden başlayıp yukarılara götürüyor, testislerini yokluyor, penisini avuçlarında tutup bırakıyor. Elleri sessizce kasık kıllarının üstüne düşüyor. Ayna ise bir insanın yaşadıklarını içinde tutuyor. Uykusunda ona gösteriyor, tekrar yaşatıyor. Penisi uykusunda sertleşiyor, başından meni sızmaya başlıyor. Uykusunda ellerini penisi geçip testislerinden aşağı kaydırıp öylece bırakıyor. Bunun bir düş olduğunu kendine inandırmaya çalışıyor. Uyanmayı istemiyor, uyanmaktan korkuyor.

Birden uyanıyorum. Çekyatın üstünde ter içindeyim nerde olduğumu anlamaya çalışıyorum. Kitapların olduğu odadayım. Kitap okurken galiba dalmışım. Pantolonumun önü meniyle iyice batmış. Bir düşün mü içindeydim yoksa kurduğum bir gerçeğin mi kestirebilecek durumda değilim. Bir ara onun karşıda duran fotoğrafının çekyat kenarına düşmüş olduğunu farkediyorum. Ailesini baskısı nedeniyle epeydir görüşmüyoruz. Rastlantı sonucu görüşebilirsek ne ala, daha ötesi yok gibi. Nerdeyse yaşayan biri bu ayrılıktan dolayı kurgulanmış birine döndü. Bu galiba ayrılık anlamına geliyor. Birbirimizden kurtulamayacağız. İçindeki insandan ayrılabileceğime ihtimal bile vermiyorum. Ne var ki bizim oyunumuz bugünün bir sonucu olarak kesintilerle sürmek dışında hiçbir şansa sahip değil. Belki de görüşmenin de fazla bir anlamı yok. Aşk dediğimiz şey düşünüp duymaktan başka ne ki?

Fotoğrafını alıp eski yerine koyuyorum. Kapıları birbiri ardına çarparak salona koşuyorum. Telefondaki o! sesini fotoğrafına koyuyorum. Gelip yanıma oturuyor. Akşamın son ışıkları pencerenin perdelerinde oyun oynuyor. Bir çocuğun ıslığı sokağı dolduruyor, balkona atlıyor. Açıp bakıyorum perdeleri; birisi kaldırımdan yere yuvarlanıyor. Dönüm bakıyorum benim. Bu da yanıtsız bir soru olsun; ben nerdeyim sahi?

(Belki Sürecek!)

Hosted by www.Geocities.ws

1