SOĞUK KENTİN PERİSİ
İZMİRLİ
-1-
Büyük şehrin gürültülü, patırtılı, hızlı yaşamından böylesi uzak küçük bir kentin yaşamına hızla akıp, takılıp kaldım. Ve sadece takılıp kaldım. Sıcacık Akdeniz iklimli memleketimden yıllarca uzak, soğuk, karlı ve donuk bir kentteyim şimdi. Bir üniversitesi, bir caddesi, bolca sıkıntısı olan bir yer.
Yurtta kalıyorum. Kızlar yurdunda, 8 kişinin tıkıldığı bir odada, her yer pis, en kötüsü, konuşacak bir tek insan yok.
Kızlar yurdu, görülmeye değer bir yer!.. Yurttan ziyade panayır gibi, sirk gibi, rezilliğin son perdesi... Burda yaşanmaz, sadece gün doldurulur, cezaevi gibi, akşamları, koyun gibi sayılıyoruz ve kapılar üstümü
ze kilitleniyor.Güzel hatunlar da yok ki çekilecek bir yanı olsun buranın.
Yurdun kantinine indim, aynı odada kaldığım kızların oturduğu masaya yöneldim nedense.
-Merhaba- dedim konuştuk, yeşil gözlü bir kız benimle çok ilgilendi nedense, masada oturanların hepsi odalarına çıktı, sadece o ve ben kaldık, konuşuyoruz, havadan sudan. İngiliz Edebiyatından, okuldan, hayattan, kısaca ne kadar boktan konu varsa hepsinden, gözlerime baktı, ne güzel gözleri vardı, bakıştık nedense. Bu konuşmalar sonraki günler de
sürdü. Aslında çok ilgimi çekti diyemem, buna rağmen, yeşil gözlü kız, ne zaman baksam yanımdaydı, nerden biliyordu benim orda olduğumu, bilmiyorum. Nasıl bilmiyorum, ama o hep benim yanımdaydı.-Nerelisin dedim,
Karadenizliymiş, nişanlıymış.
-Tesettürlüsü
n, nişanlın mı istiyor bunu?-Hayır, dedi, onun bana bu konuda hiçbir etkisi olmadı.
Garip bir kızdı, tesettürlüydü. Mescide gidip namaz kılacağına, Metallica dinler, evlilik kurumunun salakça olduğunu savunurdu. Hayret ederdim, az bir zaman sonunda o da evlenecekti. O salak kurumun bir üyesi olmayacak mıydı?
Yeşil gözlü, narince bir kızdı, benden 5 yaş büyüktü, mutlu değildi. Nişanlısını sevmiyordu. Sanki burada değildi. Kimsenin bilmediği bir alemde kendine has bir yerlerde yaşıyordu. Belliydi, gözleri hep öyle derin ve kederli, ve tam yanımda aynı anda bilmediğim bir yerde bir çınar ağacının altında hiç tatmadığım bir serinlik içinde öylesine sakin ve yumuşak, böyleydi işte.
Mutlu olmak istemiyorum, dedi. Çünkü o bir rüya peşinden koştukça senden kaçıyor.
Evlenecekti, ama istemiyordu. Metallica dinleyip, tüm gün uzanıp gökyüzünü seyretmekten hoşlanırdı. Kimse bana ilişmesin, derdi hep. Ama ya nişanlısı, ya anası, birisi, bir şey mutlaka onun bu mütevazı isteğini yarıda kesiyordu.
Aynı fakültedeydik, farklı bölümlerde, aynı yurtta, birlikte gidip geliyorduk fakülteye.
Kadınları seviyordum, tek bildiğim buydu, aklımda kalan tek şey bu, en güçlüsüymüş demek ki. Fakat, yüreğimi hoplatacak biri yoktu burda. Yeni bitmiş bir aşkın sızısı ile gelmiştim buraya. Biten bir aşk ve sonrası burdayım. Çok boktan görünüyordu durumum. Yeni bitmiş bir aşk, ne denli kötü olsa da yine de acı verir ve kilometrelerce öteye de gitsen hep seninle gelir. Maalesef kendinden kaçamazsın.
Bizim bölümden yakışıklıca bir çocuk vardı, o da benim gibi çömez, kıçımın dibinden ayrılmıyordu hiç. Çok da güzel değildim, ne bokuma dibimden ayrılmıyordu bilmiyorum.
Kalkıp da ona, ben lezbiyenim, boşuna uğraşma beni yatıramazsın diyemezdim ya. Ne de olsa yeni tanışmıştık. Belki de ben yanlış anlamış olabilirdim, bilemiyorum. Tek bir sigaramız kalmıştı. Bir nefes o, bir nefes ben çekiyorduk. Sonra yeşil gözlü Canan geldi, elimden sigarayı aldı, hırsla söndürdü. Garip ve gereksiz bir sinirle yaptı bunu. Aval aval baktık Canan'a. Ne hakla elimizden sig
aramızı alıp söndürdün, dedim.Canan da, "neden sigara içiyorsun, içme zararlı, bok mu var" dedi ve gitti. Biz de derse girdik. Yurtta yanıma gelmedi, gelemedi bence. Çok sonra, gece, kapılar üstümüze kapanıp, koyun gibi sayıldıktan sonra Canan geldi, elime bir kağıt parçası tutuşturarak ve tek kelime etmeden kaçarcasına gitti. Uykum vardı, şöyle bir baktım kağıda. Ve anladım ki, bu kız bana aşıktı. İlk satırda bunu anladım.
Halbuki aşk ile ilgili tek bir satır, tek bir cümle yoktu. Ama anladım, bana aşıktı. Sigara olayı için özür diliyordu binbir bahane uydurarak. Oysa durum açık ve netti. Cem ile aynı sigarada buluşuyordu dudaklarımız, o ise bu buluşmaya kıskançlıkla bakmıştı ve bizim dudaklarımızı buluşturan, köprü vazifesini gören o sigarayı parçalamakta
buldu intikamın hazzını, hepsi bu...Yorgundum, uykunun tatlı tahriklerine dayanamadı gözlerim. Uyudum.