YAŞAMIN İÇİNDEN KARTPOSTALLAR…

Parisli Amca, Gay, İstanbul, (3. Bölüm)

Sevgili KAOS GL okurları,

"Yaşamın İçinden Kartpostallar" öykülerimi okuyan arkadaşlarım hüzünlü ve melankolik bir eşcinsel aşkı çok içten ve sade lisanımla sunmamdan hoşlandıklarını, benzer durumlar yaşadıkları için duygulandıklarını belirttiler.

Kaos GL kıdemli yazarı sevgili Coşkun kardeşimiz de çok hislendiğini rahmetli yazar Hüseyin Rahmi'ye benzer yazdığımı (şaka bile olsa) söyleyerek beni sevindirdi.

Bir genç arkadaşımız da;

Ayol Parisli Amca, yazılarının bir yerinde, bebek olur korkusu ile anüslerimize boşalmıyorduk, diye yazmışsın. Yani o kadar saftorik mi idiniz, demesin mi!

Evet yavrum haklısın ama yazdıklarım doğrudur. Biz ondört yaşlarındayken televizyon, video bir yana tahta mobilyalı koca radyolar ancak varlıklı ailelerin evlerinde bulunur, yiyecek ve içeceklerimizi bahçemizdeki kuyuda soğuturduk. Şimdi buz dolabı da var, porno neşriyat da. Telefonlar ise ceplerimizde.

Çocukluğumuzda cin-peri masalları, Şahmeran, Kan Kalesi, Bedir Cengi hikayeleri çok okunurdu.

İstanbul'un bir kenar mahallesi Koca Mustafa Paşa'da geceleri gazyağı lambası ile aydınlanan o devrin çocukları saf derun olmasın da kimler olsun…?

Anılarımı neşrederek beni mutlu eden Sevgili Kaos GL'ye sonsuz teşekkürler. Sevgiler.

Gezdiğim gördüğüm ülkelerin içinde en fazla hoşuma giden yerlerden biri Amsterdam'dır.

Erkek ve kadın sarışın sevimli insanları ile bir eşcinseller cenneti.

Yaşam düzeyleri yüksek.

Kültür ve görgüleriyle medeniyetin, demokrasinin zirvesine tırmanmışlar.

İlkel töre ve tabuları yok.

Mutluluk ve refah içinde yüzen insanlar ülkesi. Şehirleri oldukça güzel ve temiz.

İnsanlar medeni, güler yüzlü, nezaketli. Burası bir su kanalları ülkesi. Sular devir daim halinde olduğundan hiç kokmuyor. Sinek yok. Heryerde Endonezya lokantaları var.

Bizim de lokanta ve kebapçılarımız rağbette. Dönerimiz çok meşhur, orada, şavurma diyorlar (belki çevirmeden geliyor).

Seks müzesinden, işkence müzesine kadar, meşhur ressamları Van Gogh müze evinden, elmas-pırlanta yontucularından, genelevlerinin hususi vitrinlerinde çırıl çıplak, müşteri bekleyen fahişeleriyle cazip bir ülke.

Görmeye değer bir eşcinsel cenneti.

Bir seks shop'a girmiş, sevişen gay resimleri ile dolu dergilere dalmıştım. Çok güzel çekilmiş net fotoğraflar vardı. Raflar her taraf boy boy suni penisler, vibratörler, vajinalar, yüzlerce çeşit seks malzemeleri ile tıklım tıklım dolu. Satın aldığım gay dergilerinin ücretini öderken similyam naşlamıştı. Bu tabir sevgili Ferdağ'dan kopya. Sex Shop'taki satıcı gence Fransızca olarak;

-Çok affedersiniz, iki gündür güzel şehrinizde bulunuyorum. Gay münasebette bulunabileceğim bir yer tarif edebilir misiniz, diye soruverdim.

-Evet ama, dedi. Şehri bilmediğinize göre bulmanıza imkan yok. Benim yarım saat sonra mesaim bitiyor. Beklerseniz size yardımcı olabilirim.

-Oh ne iyi. Çok memnun olurum, dedim. Biraz sonra beraber dışarı çıktık. Akşam saat yedi olmuştu. Uzun boylu, zayıf, sarışın tipik bir gençti. Kendisine bir Türk restoranında yemek teklifinde bulundum. Sevinerek kabul etti.

Bir Türk Kebap Hause'a girmiştik. Pala bıyıklı hemşerim bize çok nefis kebaplar sunmuştu. Tatlı sohbetlerle yemeğimizi yiyip lokantadan ayrıldık.

Yemekten herikimiz de memnun kalmıştık. Yolda düzgün Fransızcası ile anlatıyordu.

-Burada para karşılığı seks yapılan, erkek ve kadın randevuevleri, genelevler çok var. Ama biz gitmeyiz. Para ile seks yapmayı sevmiyoruz. Böyle yerlere turistler ve ülkemizde çalışan yabancı işçiler gider. Bizler klüplerde veya samimi arkadaşlarımızla sevişiriz. Aramızda para mevzuatı olamaz. Size de para ödeyerek seks yapmanızı tavsiye edemem. Bir klüpte size hemen bir partner bulmak zor olabilir…

-Eyvah, dedim. Müthiş bir sevişme ihtiyacındayım.

-O zaman (mahçup bir tavırla) benimle olmak ister misiniz? Ben de biseksüelim. Arada sırada gay münasebetim oluyor. Benle tatmin olabileceğinizi umarım…

Hem şaşırmış hem sevinmiştim. Gülümseyerek yanağına bir öpücük kondurdum. O da gülümsedi. Şansım yaver gidiyordu. Beni tanıdığı bir otele götürdü. Resepsiyon büfesinden prezervatif ve kayganlaştırıcı aldı. Odamıza çıktık.

Sonrasını herkes bilir... Naş naş... Meraklı turşucular; ille de; Aman Parisli Amca, ne olur anlat, derse öbür yazımı beklerler…

Bizlerin Tanrıçası olan ibnetoriçemiz bana acımış yardım ediyordu. Zira kaldığım otelin çok yakışıklı resepsiyonistiyle üç ay sürecek çok romantik bir aşk yaşayacaktım.

*********

Lezbiyen kardeşlerimle de sohbet etmek isterim.

Yedi sene kadar evvel maddi durumum çok iyi idi. Avrupa'nın bir çok büyük şehirlerine gezmeye gider, aylarca dolaşırdım. Yolum Amsterdam'a düşmüştü. Bir gay kulübünde tanıştığım Fransız arkadaşım bir Türk bayanın lüks gay ve lezbiyen diskoteği işlettiğini, orada Türk arkadaşlarla tanışmak, eğlenmek istediğini söyledi. Bir Cumartesi gecesi ismi Homolulu olan diskoya gittik.

Kapıdaki bodyguard başımızdan ayağımıza kadar dikkatle bizi süzüp içeri buyur etti.

Holden geçip oldukça büyük ve lüks olan bir salona girmiştik. İçerisi zevkli ve loş ışıklarla yarı karanlık, ortada bir dans pisti. Müziğin ritmi ile tepişen kalabalık; kızlar, genç erkekler.

Salonun bir köşesinde lüks bir Amerikan bar. Uzun taburelere oturmuş içkilerini yudumlayan gençler. Loş köşelerde ise dudak dudağa sessizce öpüşen lezbiyen güzel kızlar, gay erkekler. Hoş bir ortam.

Herkes kendi havasında. Partnerleri ile sakin ve kibarca eğleniyorlar, sevişiyorlar. Belli ki kültür düzeyleri yüksek. Ben de arkadaşımla kontuarda bir tabureye ilişmiş fısıltı ile sohbet ederken yanımızdaki masada oturan iki genç bayanın Türkçe konuştuklarını fark ettim. Gülümseyerek onları selamladım. Yabancı bir ülkede kendi vatandaşları ile karşılaşan insanlar çok sevinirler. Genç kızlarla konuşmam esnasında yanımıza çok kibar, yaşlı, şık giyimli bir hanımefendi gelerek oturdu. Genç kızların hatırını sordu. Bizim de elimizi sıkarak, hoş geldiniz, dedi.

Bu yaşlı hanım Homolulu'nun sahibi imiş. Newyork ve California'da da diskoları varmış. İstanbul'da ilk defa lezbiyen ilişkileri canlandırmak istemiş. "Sevişmenin Rengi" kitabının yazarı Güner Kuban, bu hanımmış.

Bizlere gülümseyerek;

-Maalesef kendi yurdumda bazı ilkel zihniyetler dolayısı ile birçok zorluk ve sıkıntılara maruz kaldım. Yazdığım kitap ve fikirlerim ağır tenkitlere uğradı. Yılmadım. Çeşitli baskılara, haksız takibatlara rağmen mücadeleme devam ettim. Gönül isterdi ki bu yatırımlar Avrupa'ya, Amerika'ya değil, kendi yurduma yapılsın. Beni destekleyen basın ve şahıslar da çok oldu ise de fikir ve projelerimi ancak buralarda gerçekleştirebildim, mealinde sözler söylemişti.

Orada tanıdığım esmer bayan da;

-Bulunduğum yöredeki yıkılmaz tabu ve törelerden uzaklaşıp burada hemcinslerimle mutlu, huzurlu bir hayat sürebiliyorum. Güner Kuban ablamın da bana ve diğer lezbiyen arkadaşlarıma çok yardımı oldu. Homolulu Disko ise her Cumartesi ve Pazar günleri lezbiyen ve gaylerle dolup taşıyor, diye konuştu.

Hakikaten Homolulu çok nezih ve güzel bir eşcinsel mekanı idi.

Zannedersem Hollanda'da eşcinseller resmen birbirleri ile evlenebiliyorlardı. "Sevişmenin Rengi" isimli kitabı okuyamadım, içeriğini bilemiyorum. Aradan bunca da sene geçti.

Lezbiyen arkadaşlar arzu ederlerse, Güner Kuban ablalarına yazabilirler. Adres: Bistro Homolulu, Victor-Victoria, Miss Güner Kuban, Kerkstaat 23-1017 G.A. Amsterdam/Hollanda. Telefon: 020-246 387

Hosted by www.Geocities.ws

1