"Alien=Diriliş"
HERMAFRODİT YARATIKLAR ve KLONLAMA
Hakan K
./İzmir
"Siz hiçbir kadın vücudu sevdiniz mi?/Siz hiçbir erkek vücudu sevdiniz mi?
Görmü
yor musunuz,/bunların tıpatıp aynı olduğunu;Bütün uluslarda, bütün çağlarda,/bütün dünyada"
Walt Whitman
Yaşam
, her an sürprizlere gebe... Kendinizi onun akışına serbestçe koyverip, öfkeyi ve memnuniyetsizliği bir kenara bıraktığınızda, o , sizi mutlaka ödüllendiriyor. Dostlarımla birlikte "Titanic" filmine bilet bulamayıp, "Alien-Diriliş"e girdiğimizde, hayat, ayniyle bu güzel oyunu oynadı bize: Biz üç gey arkadaş, Alien serisinin sonuncusunun tüm bilim-kurgu ve korku efektleri arasında gizil halde izleyenlerin bilinçaltına gönderilen cinsel kimliksizlik ve yer yer de homoseksüellik, mesajlarını salonda belki de en kolay algılayan ve algıladığından da en çok mutluluk duyan olmanın hazzını yaşadık.(İlk Alien
filmi, 'anne' olarak hitap edilen uzay gemisindeki fanuslarının içinde, rahimdeki bebekler gibi uyumakta olan mürettebatın uyanışı ile başlıyordu. İnsanın tümüyle yetişkin olarak ağrısız, acısız, kansız, hatta cinsel ilişkiye veya babaya bile ihtiyaç duymaksızın doğuşunu simgeliyordu bu sahne…)1Alien-D
iriliş, bir yandan ellerinde pop-cornla sinemaya giderek dışarıdaki birbirlerine benzer dünyalarını tekdüzelikten kurtarmak üzere libidolarını hareketlendirmeyi uman "Hollywood sinemaları tutsakları"nın beklentilerini doyururken; öte yandan da kontrolsüzce ve antihümanist emellere hizmet edercesine gelişen (!) bilime meydan okuyordu. İnsanların tehlikeli ihtiraslarıyla birbirini yokettiği, canavarların insanları oluk oluk kan akıtarak öldürüp yediği, mide bulandırıcı her nevi ifrazatın dört bir yana fışkırdığı enstantanelerin ardından, sağ kalanların, masmavi denizleri ve yemyeşil ormanlarıyla cenneti andıran dünyaya dönüşleri sırasında beyaz perdeden yansıtılan huzur, YENİDEN DOĞAYA DÖNÜŞ'ün gerekliliğini vurguluyordu bir anlamda. Üstelik bu dönüş sadece mekansal (uzay gemisinden dünyaya) ve teknolojik (hızlı teknolojik gelişmeden doğal yaşama) bir dönüşü içermiyor; film süresince olduğu gibi, o harika, son sahnede de Sigourney Weawer ile Winona Ryder arasındaki cinsel çekimle ve iki erkek kahramanın dünyaya varışlarını beklenmedik ve ıslak bir öpücükle kutsamasıyla da cinsel bir dönüşü, yani üreme esaslı heteroseksüellikten 'haz' esaslı homoseksüelliğe geçişi de kapsıyordu.(.. Lezbiyen
olarak sunulan biri robot diğeri yarı yaratık iki kadın ile birbirlerini dudaklarından öperek kutlayan iki erkek anlaşılan korkularımızdan kurtulmanın yolu insanı yüceltmekten vazgeçmek ve heteroseksüelliğe veda etmek…)2Filmin
bütünü gözönüne alındığında, kendi kendine doğuran kraliçe yaratık ve hem bir erkekle (ki onu daha sonra öldürüyor), hem de bir kadına Ripley (Sigourney Weawer)'le duygusal temas kuran, kısmen insana benzetilmiş yeni yaratık aracılığıyla androjen kimliğin; yine yeni yaratığın gerçekte annesi olan Ripley'le cinsel bir dil kurması yönüyle de ensest ilişkinin, en ucube görüntüler arasında seyirciye ulaştırıldığını söylemek mümkün.(Androgynos
dediğimiz üçüncü cins çoktan tarihe karışmış olup, sözünün edilmesi bile artık ayıptır. Ne var ki, bu ayrılmadan sonra bir yarının öbürüne muhtaç olması, hiç beklenmedik yeni bir sorunu gündeme getirir. İnsanoğlu yokolma tehlikesiyle karşı karşıyadır; çünkü rastgele sarılarak seviştiği öteki yarısı, kimi zaman hemcinsidir)3Tüm
bunların ardındaysa tek bir siluet yansıyor yüzüme: Kaslı, kemikli ve yapılı bedeniyle olduğu kadar hermafrodit bir çağdan arzular içeren bakışlarıyla "Alien-Diriliş" in yapımcı yardımcısı ve başrol oyuncusu Sigourney Weawer… Nam-ı diğer, Alien-3'ün bitiminde ölen ancak Diriliş'te acı, kan, sperm ve overium olmaksızın muhteşem bir dönüş yapan Ripley!(.. doğrudan
"asıl konuya, üremeye girilebiliyor ve "sorunsuz" üremenin adı konuluyor Klonlama)4Klonlama
, filmde bilim adına hoşgörülen tek değer. Bu ayrıcalığın nedeni de ortada Alien-Diriliş ön planda bir bilimkurgu-korku filmi olarak sunulmasının ötesinde erkek ve dişi diye ikiye bölünerek cezalandırılan insanın tanrılara karşı gelerek kendi gücüyle bilimle yani klonlamayla yeniden "HERMAFRODİT" arayışının öyküsü. Bu öyküyü "mutlu son"a ulaştıracak tek yol ise malum; klonlama.Kaynakça: 1, 2, 4: Tuna Erdem, Radikal Cumartesi, 4.4.1998
3: Mehmet Ergüven, Pusudaki Ten, Sayfa 13