haydi git artık…

(Bir eşcinselin ergenlik anılarından)

Ali Kemal YILMAZ/İstanbul

Belediye hoporlörü sabahtan beri bir düğünü duyuruyordu: "Sevgili vatandaşlar, ilçemiz öğretmenlerinden Seyhan Ilıcak ile eşrafımızdan Köksal Demir'in düğün törenleri Çarşı mahallesi 14 numara'da yapılacaktır. Hepiniz davetlisiniz. "Çok kalabalık olacağı kesindi. Zenginlerin düğünlerinde izdiham olurdu. Hiç pastanesi olmayan bir ilçe olduğu için şehirden gelen yaş pasta çocukların iştahlarını kabartıyordu şimdiden. Gelinlik ise İstanbul'dan gelmişti. Duvak yerine şapka takılacağı şimdiden biliniyordu. Kenan düğün için kalın ve iri tokalı bir kemer almayı düşündü. Barış Manço'da gördüğü gibi olmalıydı modeli. Sadece iki yerde vardı. Birine gitmeye çekiniyordu. Her fırsat bulduğunda tuhafiyeci Hasan'ın oğlu hiç hoşuna gitmeyen şeyler söylüyordu. Kimseye demiyordu gene onun güya iltifatlarını. Eşcinsel hiç görmemişti. Sadece filmlerde komedyenlerin alay ettikleri insanlar olarak tanımlıyordu. Oysa kasabada saygınlığı olan bir ailesi vardı. "Hayır, eşcinsel olmamalıyım, erkeklere duyduğum ilgiden vazgeçmeliyim" diyordu her derede erkeklerin iç çamaşırlarına yapışmış cinsel organlarına gözü takıldığında. Hüzün ve suçluluk kaplıyordu her çıplak erkekten aldığı hazzı hissettiğinde. "Oysa benim sevdiğim kız var, eşcinsel olsam bir kızı sevmem" diye düşündü. Kemeri almaktan vazgeçti. Yine bahaneyle kalçama dokunacak, penisini ovalayacak, gitmemeliyim dedi. Ayakları onu kasabanın tek gezinti yeri dere kenarına götürdü. Yine kasabanın tüm gençleri oradaydı. Halbuki hepsi çocukluğunda arkadaşlarıydı. "Nedense beni erkek yerine koymuyorlar. Sanki söz birliği etmiş gibi bana olan ilgilerini hep arkadan girmek olarak gösteriyorlar" dedi. Zordu bunların yanıtı. Bir keresinde okulun arka bahçesinde üst sınıflardan Aydın'ı duvara işerken görmüş ve yanına gittiğinde onun ereksiyona gelmesinden aldığı hazzı gizleyemediği için Aydın "Bir daha yaparsan seni affetmeyeceğim. Sen istiyorsun" demiş ve sonra tüm okuldaki çocukların ona bakışı değişmişti. Birden tüm ergenlerin cinsel objesi olmuştu. Alayları çok dokunuyordu. Yoldan geçerken yine aynı laf atıldı: "Haydi bahçeye gidelim. Sana kıyak yapayım." "Neden hiç içlerinden biri bana aşık olmuyor" dedi. Halbuki o Güner'i herkesten çok seviyordu. Güner ona karşı tamamen kayıtsızdı. Fakat ne alay ediyor, ne de onunla konuşuyordu. Kasabanın iki kilometre uzaklığında kavaklık vardı. Güner bisikletle hergün oraya giderdi. Babası kavaklığın bekçisiydi. Belki konuşuruz umuduyla ağır adımlarla yola koyuldu. Her kavaklığa çıkan yola girdiğinde rahatlardı. Belki onunla sevişiriz, umut ediyordu. Kilometrelerce uzunluğunda bu ormanda huzur doluydu. Hele rüzgarlı günlerde çıkardıkları ses, duyduğu en güzel müzikti. Gene aynı müziği duydu uzaktan. Koşar adımlarla gitmeye başladı. Birden durakladı. Topraklı yoldan tozları kaldırarak gelen Güner'i farkedince kalbi hızlandı. "Merhaba, nasılsın" dedi. Güner önüne bakarak, "iyiyim" demekle yetindi. Sormalıydı, çocukluklarında inşaatlardan çivi çalıp sattıkları arkadaşının bu kayıtsızlığını. "Neden benimle konuşmuyorsun? Sen de mi benim erkeklerle kirlendiğimi düşünüyorsun?" dedi. Kafasını kaldırmadan cevapladı Güner: "Evet... Okulun bahçesinde Aydın sana yapmış. Herkesin dilindesin. Aynı lafın bana da gelmesini istemiyorum. Hem annem de artık seninle arkadaşlık yapmamamı söyledi." Hıçkırarak ağlamaya başladı Kenan. Güner bisikletten indi, ona sarıldı. Gözyaşları onun da yüzünün tamamını kapladı. Sonra dudakları birleşti. Uzun uzun öpüştüler. Ağustos böceklerinin sesleri onların tatmin iniltilerine dönüştü. Mutluluktan kendilerini kaybetmişken birden silkindi. Güner sözleriyle tokatlamaya başladı. "Gitmelisin buralardan.. Yaşatmazlar seni buralarda.. Kaç git İstanbul'a.. Senin gibiler oralardaymış. Burası küçük bir yer, yok ederler seni. Hem baban duyarsa..." Son söyledikleri iyice korkuttu Kenan'ı. Doğruydu, gitmeliydi. Fakat nasıl? Güner kolundan altın künyeyi çıkarıp uzattı. "Al bunu, anneme düşürdüğümü söylerim. İş bulup çalışana kadar İstanbul'da yaşamana yeter. Haydi git artık..."

Son söyledikleri hep Kenan'ın ilk aşkının anımsattıklarıydı. İstanbul'a geldi. Bir eşcinsel saunada vücudunu satarak yaşamaya başladı. Saunanın jakuzisinde bana bunları anlatırken gözyaşları yine akıyordu.

29 Haziran 1995

Hosted by www.Geocities.ws

1