BULUŞMA/MA HEZEYANLARI
(dört/2)
ECE GÖKSENİN/….
Kendinden söz edilmesini seviy
or, buna seviniyor. Bundan gizli bir tad alıyor. Kendinin merak edilmesini, kendini merak etmeyi önemsiyor. Kendisiyle birlikte benim de merakımı cezbettiğine seviniyor. Anlattıklarımda kendini arıyor, bulmaya çalışıyor, buluyor. Ben o’muyum demeyi seviyor. Çünkü, en çok kendini bulmayı, kendini yaşamayı istiyor. Kendini keşfe çıkıyor. Bunun düşüncesi bile onu heyecanlandırmaya yetiyor.Kimi zaman hüzünleniyor, içi hüzünle doluyor. Dönmeyi istemediği uzaklara gidiyor, elleri bir anda bütün gövdesini bir kaç saniye içinde katediyor. Odanın içinde kayboluyor, beni yalnız bırakıyor. Beni odada unutup çekip gidiyor, hazzın doruklarına çıkıyor, iniyor. Geri döndüğünde beni odasında bekliyor, bulunca coşuyor. Ben zaten onu bekliyor oluyorum. Kahvemi içiyorum, kon
uşuyorum. Geri döndüğünde beni bulmamaktan korktuğunu bana belli etmiyor. Belki de kendini ararken bir tanığa, gençliğini duyumsayarak, doruklarında gezdirecek, ordan aşağı yuvarlayacak, çekip çıkaracak birine ihtiyacı var. Birilerinin yanında olmasını bekliyor. Bana güveniyor ve paylaşıyor. Sorular soracağı yanıtlar alacağı birine ihtiyacı var. Gövdesini sunacak biri olmalı bu; sevişeceği, aşkı.Beni sevdiğini, daha da seveceğini düşünüyor. Onun ellerini tuttuğumda, yanaklarından öptüğümde, sarıldığımda, belki de ikimizi de yeni serüvenler, hazlar bekliyor. Başka birinin sıcaklığı, başka birinin elleri, gövdesi, göbek çukuru, kasıkları gizle dolu onun için. Belki de beni arada ondan baştan aşağı süzüyor, ellerime, yüzüme, gövdeme, pantolonumun sıkıştırdığı
kasıklarıma bakıyor, penisimin ve testislerimin pantolonumda da oluşturduğu biçime gözleri takılıyor.Ama onun asıl düşündüğü kendi, kendi gövdesi. Belki başka biri de onun gövdesini tanımak ister, onunla uçsuz bucaksız yolculuklarda birlikte olmak ister, birlikte uçurumlara yuvarlanırlar, uçurumlardan çıkarlar. Ellerini tutar, karnında ellerini gezdirir, göbek çukurunu arar bulur, omuz başlarını sıkar, göğüslerine dokunur, avuçlarının içine alır, öper. Kasıklarına varır, tüylerini okşar, elini penisinde, t
estislerinde dolandırır, öper. Ellerini yumuşak tüylerinin arasında dolandırır, kalçalarını bulur, onları okşar, parmaklarını bir güle benzeyen anüsünün çevresinde gezdirir, her şeyi birlikte bulur, düşünür, duyar ve yaşarlar, gövdelerindeki uçurumlara düşerler. Kasıklarında ellerini yolculuklara çıkarırlar. Gövdelerini tanıdıkça daha da yakınlaşırlar, birbirlerine yakın olurlar. İnsanı hep doruklara çıkaran ya da doruktan aşağı yuvarlayan hazlar yaşarlar. Kendi pornografilerini yaratırlar.Belki o şeylerin adını da ne olduğunu da bilmiyor. Öyle bir şey var mı, yaşayacak mı, acı mı duyacak ya da başka bir şey mi onu da kestiremiyor. Gövdesinin kendine yettiğini düşünmeye kendini ikna ediyor. O hazzı yalnızca kendi yaşamayı istiyor, bununla yetiniyor, kendine
saklıyor. Çünkü, başkasının yaşadığı da onun yaşadığı olmalı, onun hazzı olmalı.Ama bütün bunları benim yanımda yaşamaktan, düşünmekten çekinmiyor. Tersine bundan ayrı bir tad alıyor. Belki bir başkasının yanında yaptığı keşif, oynadığı oyun daha fazla heyecan veriyor. Duyduğunu yaşamak gibi bir amacı var. Ama o bir yerde yaşatmaya dönüşüyor, yaşatmak oluyor.
Yüzümdeki belli belirsiz titreme bir gün benim yanımda daha bir mutluluğa, aşka dönüşüyor, aşk oluyor, daha bir doyum oluyor, daha bir doyuma eriyor. Kanının damarlarından boşandığını ya da kanının hızla damarlarından aktığını böyle zamanlar ta içinde duyuyor. Belli belirsiz gözlerini kapatıyor, kafasını arkaya düşürüyor. Koltuğa iyice kaykılıyor.
İnsanın teşhirci yanıdır belki bu; çünkü, gizlenmeyi, izlenmeyi sever. Kendine bakılmasından, davranışlarının izlenmesinden, bir başkasının tanıklığından gizli bir tad alır. Yaşadıklarını yaşatır. Duyduklarını duyurur. Kendini merak ettirir, bulunmasını ister. Aramaya çağırır, tepkileri merak eder. Belki göz
ucuyla o da karşısındakini izler, gözler, yaptıklarına bakar, duyduklarını, düşündüklerini, yaşadıklarını anlamaya ve bulmaya çalışır. Başkasının yaptıklarında kendini arar bulur. Yapılanların kendini ifade ettiğini sanır. Kendini keşfederken bir başkasını bir yerlerde tutar, saklar.Belki gezdirdiği benim gövdemdir. Avuçlarına alıp kalp atışlarını dinlediği benim göğsüm, tuttuğu benim göğüs uçlarım, karnı benim karnım, kasıkları benim kasıklarım, tüyleri benim tüylerim, ayakları benim ayaklarım, elleri benim ellerim, bacakları, baldırları, kalçaları benim. Benim göbek çukuruma sokuyor parmağını, orda gezdiriyor, boşluklarımda dolanıyor, benim omuz başlarımı tutup sıkıyor, ellerini benim koltuk altlarıma götürüyor, benim istediğim yerlerimi öpüyor, ısırıyor,
emiyor, yalıyor. Farkında olmadan yaşadığını bana da yaşattırıyor.Birbirinin ömrünü, birbirini tamamlayan bir şeyi yaşıyoruzdur kim bilir. Bundan heyecanlanıyorum, telaşlanıyorum, titriyorum. Saatlerdir bundan odasından çıkmıyorum, yanından ayrılmıyorum. Kahvemi tazelemesine karşı çıkmıyorum, odasında daha fazla nasıl kalırımın hesabını yapıyorum. Zamanın ilerlediğini hatırlamak istemiyorum. Kolumda saat yok, ona da sormuyorum.
Onun kendini, kendi gövdesini keşfi, benim de kendimi, gövdemi keşfetmem oluyor. Farkında olmadan birbirimizin düşündüklerini düşünüyoruz, istediklerini yapıyoruz, birbirimizin oluyoruz, birbirimiz oluyoruz. Ellerimiz, gövdemiz, güğüslerimiz, göğüs uçlarımız, omuz başlarımız, karnımız, göbek çukurumuz, kasıklarımız birbirimiz
in oluyor. İnsanın gövdesi tanımayı, anlamayı, keşfetmeyi, ömrünce bitiremediği, bitirmek istemediği bir şeydir. Her gün yeni şeyler buluruz, yeni şeyler yaşarız, yeni tadlar, yeni hazlar alırız.Tarih diye bir şey varsa o biraz da insanın kendini anlama, tanıma ve tabi ki yaşamasının tarihidir. Yazdıklarını, düşündüklerini, o tarihin içinden bulur çıkarır. İnsan başkasını merak ederken kendini merak ediyordur aslında. Başkasıyla sevişirken de kendiyle sevişiyordur. Kendiyle birlikte oluyordur, kendini düzü
yordur. Kendi boşluklarına dalıyordur. Bunlardan tad alıyordur, haz alıyordur, boşalıyordur, doyuma eriyordur. Kendini doruklara çıkarıp aşağılara atıyordur. Orda kendini unutuyordur. Onun dokunmak istediği yeri onun için arar bulursunuz. Öpmek istediği yeri arar bulur, öpersiniz. Öperek, dokunarak istediği hazzı ona sunarsınız, yaşatırsınız. Onu uçurumlara atarsınız, iner bakarsınız aşağıda uçurumun dibinde duran ve kendine bakan sizden başkası değildir.Birine dokunmanız kendinize dokunduğunuz hissini verir. İncitmekten korkarsınız, incelikli davranırsınız. Gösterdiğiniz şiddet, verdiğiniz acı kendi duymak istediğinizdir. Bir başkasının gövdesinde her yanınızı bulup çıkarıp kendinize sunarsınız. İnsan ömrü böyledir, böyle sürer, bittiğini sandığınızda yeni
den başlar. Bundan kendinizi görmek için başkalarının yüzlerine bakarsınız, gövdelerinizi süzersiniz. Hiçbir cinsiyet ayrımı yoktur orda. Baktığınızı kendiniz bilirsiniz. Baktığınızda sizi kendi bilir.Gecenin neresindeyiz bilmiyorum, bunu düşünmek de istemiyorum. Kalmak istesem de durmaktan korkuyorum. Yaşadıklarım, düşündüklerim, duyduklarım beni korkutuyor. Bütün bunların gerçek olup olmadığını merak ettiğimden çekip gitmek istiyorum. Kalsam, belki büyü bozulacak, belki her şey bitecek, kalsam olmayacak.
Belki de onun kendini ve beni keşfini başka bir güne kadar ertelemeliyim. Bu aslında biraz da kendime izin oluyor. Ben oyum çünkü, onun kendiyim. Daha hazırlıklı saymıyorum kendimi/onu. Hazırlıklı bulmuyorum. Belki daha fazla şeyler duymak, düşünmek, yaşamak isteğimizin önünde duramamaktan korkuyorum. Herşeyi ikimiz adına, ikimiz için düşünüyorum, yaşıyorum. Kendimize izin vermeliyiz. Belki her şey için daha erken, hem de çok erken. Şimdi ayrılık vakti. Belki de daha ilerisini yalnız yaşamanın, düşünmenin, duymanın daha iyi olacağını düşünüyorum. Belki de birlikte yaşamaya daha hazır değiliz.Ben kalkıyorum, o da kalkıyor. Toparlanıyoruz. Ayrılığa uzaklardaki kendimize gitmeye hazırlanıyoruz. Sesimi çıkarmıyorum susuyorum. Ellerimizi iki yana bırakıp yürüyoruz. Kahve bardakları, sigara izmaritleriyle dolu tabla, odanın kapısı, penceresi, ışık sızdırmayan perdeleri kalkıyor, yürüyor. Beni kapıya kadar götürüyor. Ayakkabılarımı giyiyorum, çantamı elime alıyorum. O bana bakıyor, izliyor. Öylece kapıya çıkan koridorun ortasında duruyor, başımda bekliyor. Kapıyı açmadan bir daha yüzüne bakıyorum, yüzüme bakıyor. Elini sıkıyorum ama uzanıp öpmüyorum. O da yalnızca elimi sıkmakla yetiniyor. Bırakıp bırakmayacağını düşünmeden birkaç saniye öyle tutuyor. Kapıya yöneli
yorum. Açıp asansöre seğirtiyorum. O bana ışıltılı gözlerle bakıyor, gülüyor. Dudakları hafifçe kırılıyor, gözleri kısılıyor. Ben, asansörün kapısını açarken tekrar dönüp bakıyorum. O hâlâ kapıda. Asansöre biniyorum zemin düğmesine basıyorum. Asansör zemin ışığının yanmasıyla birlikte hareket ediyor. Onun kapıda olup olmadığını bilmiyorum. Asansör beni sürüklüyor, alıp götürüyor. O hâlâ kapıda bekliyor asansörün her katta yanan ışıklarına bakıyor. Asansörden çıkıp dış kapıya yöneliyorum. Kapıyı açıp çıkıyorum, yürüyorum.Gecenin karanlığı sokak lambalarının üstüne düşüyor. Sokaklar bomboş evlerde tek tük ışıklar yanıyor. Işıklar pencerelerden gecenin karanlığına karışıp dağılıyor. O kapıyı çarpıyor, koridorun ışığını söndürüyor, odasının kapısını kapatıyor, televizyonun kumandasına dokunmuyor. Benim oturduğum koltuğa gövdesini bırakıyor. Gözleri bir boşlukta asılı, duvarlarda televizyondan taşan görüntüler oynuyor. Elini karnına götürüyor. Ordan göğüslerine, göğüs uçlarına, yavaşça gözlerini kapatıyor. Elinin
biri biraz sonra kasıklarına iniyor, tüylerinin içinde dolaşıyor, daha aşağılara iniyor. Penisini, testislerini geçip anüsünü buluyor.Benimse gözlerim kapalı, eve doğru yürüyorum, kaldırıma çıkıyorum. Gözlerim göğe bakıyor, göğün içine dalıp kayboluyor. Biraz arkada bir odanın ışıkları hiç sönmüyor, bunu duyuyorum. Işıklar sabaha kadar yanık kalıyor. Bir gövde odanın içinde yerlerde yuvarlanıyor, terlere batıyor, çığlıklara boğuluyor. Televizyon açık, gölgeler gövdesine karışıyor, gövdesi sarıp sarmalayıp
içine alıyor. Benim gözlerim göğün siyaha çalan koyu maviliğinde, onun gözleriyse kendini aramakla meşgul. Dönüp dönmeyeceğime kafa yorup duruyor. Eşofmanları, fanilası koltukların üstünde, külotu ta kalçalarından aşağıya kadar sıyrılmış öylece duruyor. Yüzünde hazzın bıraktığı bir gülümseme öylece kendini bekliyor.Oda yine kendi halinde, apartmanın bilmem kaçıncı katında bir yerlere sıkışmış soluk alamıyor. Gökse benim ellerimi tutuyor, gövdemi sarıyor, ellerini yüzümde gezdiriyor. Kaldırımdan aşağı düştükten sonra gözlerimi kapattığımı farkediyorum. Toparlanıp kalkıyorum yeniden gözlerimi kapatıp yürüyorum. Gecenin siyah karanlığının içine tanımsız duygular, düşünceler içinde kendime yollanıyorum.
(Sürecek)