TATLISU ANTİ-MİLİTARİZMİ YA DA "İBNELER" NEDEN ASKERE GİTMEZLER !…

Barış Taner BORTAÇİNA / Ankara

Türkiye topraklarında yaşayan, "ordusunu seven, asker ruhlu ve savaşçı" bir toplumun evladı olmanın verdiği gururla ve korkusuz Mehmetçiğimizin Güneydoğu'da döktüğü kanı bir Stallone filmiymişcesine zevkle ve "kötüler"in yokedilmesinin verdiği haz içinde seyrederken, elinizde tuttuğunuz Kaos GL dergisinin muhtelif sayılarında (ve özellikle 43 numaralısında*) aleti kalkmış yakışıklı erkek fotoğraflarının arasında gözüme çarpan birkaç son model devrimci anti-militarist yazıyı okumakla hayatım değişti. Bu yeni hayatımda, affınıza sığınarak "Türk usulü ibne anti-militarizmi" olarak adlandıracağım yeni bir akımla karşılaşmanın verdiği heyecanla kalem kağıda sarıldım ve birkaç arzulu erkek fotoğrafının arasında yayınlanabilir umuduyla, aklıma gelenleri yazmaya başladım. Yeni hayatım zor geçeceğe benziyordu. Adaşım olmasıyla gurur duyduğum Barış Evren'in 43 numaralı sayıda yayınlanan "Yaşasın Artık Raporluyum" başlıklı mektubunu bir solukta okuduktan sonra, Coşkun'un önceki sayılardan birinde yayınlanan benzer içerikli yazısını da anımsadım ve bir muhasebe yapmaya başladım. Eski kafalı olduğum için anti-militarizm tanımım elbette gençlerinkinden farklı olmalıydı. Peki bu yazılar anti-militarist değil miydi? Evet, bal gibi öyleydi. Her iki kişi de "vatani görev"ini yapmak istemiyor ve bu amacına ulaşmak için binbir güçlüğe katlanıyordu. Sorun neydi o zaman? Bu soru beni biraz düşündürdü. Sorun şu olmalıydı: Benim nuh-u nebiden kalma anti-militarizm anlayışıma göre, reddin gerisinde politik bir tavır ya da karşı duruş olması gerekirken, bu iki örnekte hiçbir politik argümana rastlamak mümkün olmuyordu. Dahası, düzene muhalif olmayı bırakın, bu iki örnek onun yeniden üretilmesini sağlayan faşist bir söylemin içinde eriyip gitmeyi kabul edecek kadar militarist bir tavır sergiliyordu. Onlar askerlikten muaf olmayı, "erkek" olmadıklarının devlet tarafından resmen onaylanmasıyla elde ediyorlardı. Erkek olanlar elbette askere gider, savaşmayı ve öldürmeyi öğrenir ve her Allahın günü gaddarca cinayet işlerler; yerleşim yerlerini, yaşam alanlarını bombalayıp kadınları ve çocukları katlederler. "Türk usulü ibne anti-militarizmi"nin bu iki kahraman neferi; götünü tavayla nasıl genişlettiğini, nasıl "unisex ama (...) kadınsı hafif makyaj yaparak" ve jartiyer giyerek rapor aldığını ballandıra ballandıra anlatır ve herkesin onlara pek de imrendiğini iyi bilerek "darısı sizin başınıza" diyerek anlatısını dört başı mağmur bir mesajla tamamlar. O sırada bütün duyarsızlığımızla, trene bakar gibi seyrettiğimiz düzenli ve bilinçli katliam, kahramanlarımızı zerre kadar ilgilendirmez; savaş "erkek" işidir nasıl olsa. Askere gidilir çünkü birçok ibne ilk cinsel deneyimini orada yaşamıştır, orası bir "cennet"dir. Ya da askere gidilmez çünkü bu kadar sıkıntıya gerek yoktur. Tabii ya, kadın kıyafetiyle askerlik şubesine giderseniz "tam tipiniz" olan Murat adında bir subayla karşılaşmanız işten bile değil. Hatta jartiyerle dolaşmanın özgürlük olduğunu sananlardansanız (ki niye olmayasınız), askerlik şubesinde bile kendinizi kuşlar gibi hissetmeniz mümkün. "Raporlu ibne" olmak da ayrı bir prestij unsuru tabii. Yeni bir hayata başlamamı sağlayan bu yeni dalga anti-militarizm, içine en müstesna militarizmi de katarak Yüce faşist Devletimizin bekaasına, vatanın ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, vs. son derece uygun bir akım başlatıyor. Kahrolsun benim gibi eski kafalılar, kahrolsun vicdani redciler, kahrolsun öldürmek istemediği için hapiste çürütülen Osman Murat Ülke'ler! Yaşasın ibneler ve ibne kalanlar! Darısı sizin başınıza...

* Mart 1998

Hosted by www.Geocities.ws

1