PIHTILAŞMAYAN ÇOCUKLUKLAR……
BURHAN
/AmasyaSiyah çarşaflı bir kadın apartman boşluğundaydı …Akdeniz iklimini özleyenlerin dudaklarının yanı uçukluyordu soğuktan… Göç etmiş kırlangıçların, yaprakları dökülmüş ağaçlarda çamur ve topraktan yapıp serçelerden ve kargalardan ve insanlardan ve kenar mahalle çocuklarından korudukları yuvaları belli oluyordu… Güvercinl
erin kanatları donuyordu ve imgelere sığınıyorlardı… İmgelerse yanlış evlerin, yersiz ve kimsesiz ve kimliksiz ve tanımsız tutkulara şiir yapılıyordu… Kırmızı trenler geçiyordu gecenin içinden, gecenin içi dolunaya kanıyordu, dolunay pıhtılaşıyordu ve günler ve anlar ve aşklar ve tutkular… Bir aşka kan gerekiyordu ve dolunay buz tutmuş olduğundan o aşka kan vermiyordu… Aşkın kanı şiirdi şiir dolunay… Dünya buz tutarken aşklar çözülüyordu… İntikam alıyordu kentler veya diyet istiyor… Diyeti yoktu… Ölüm pıhtılaşamayacak kadar ölümdü ve de soğuk…Ama varoşların, bir afişin, bir sinemanın, bir gazetenin önünde resmi çiziliyordu… Resmin içinde pamuk toplamaktan kararmış elleriyle çocuklar trenlerin vagonlarına biniyor ve doktor ve öğretmen ve mimar ve mühendis ve hemşire olacaklarını söylüyorlardı, resmî dille yazılmış ders kitaplarının diliyle… O çocuklar o trenlere bindiler o trenlerden indiler ve ölümü gördüler… Ölüm pamuk kadar netti, rengi kırmızıydı … Pencerenin gerisinde pamuk uykusundaydı gelecek… Ve o gel
ecek rüyasında ölümü görüyordu, ölüm lacivert, mavi,yeşil ceketleriyle o çocukları topluyordu bir pamuk gibi...Hadi ağla çocukluğum… Sen kiremitten su deposuna atlarken terasta düşen bacaksın… Asmada yuvasında yavrusunu kedi kapan kumrusun… Sen kurtların sardığı dut ağacısın… Sen bir asmasın kesilirken dallarından yaş çıkan… Hadi ağla çocukluğum… Kaçırılmış bir elma şekerisin… Ağla … Sen düşen bir bisikletsin… Hadi ağla… Sana ağla sana yas tut… Sana karalar bağla… Sen büyüyüp de genç yaşına geldiğinde idam
edilmeyeceksin… Sen orospu olacaksın … Baban olmayacak … Ve baban olmadığı için kimse vurmayacak seni… Anlıyor musun kurtulmayacaksın…Bir çocuk bahçesinde bekle beni… Sarı bir Pinokyo Bisiklet’le geleceğim… Aylardan kış mevsimlerden hiç olacak… Maviye boyalı demir salıncaklarda sallanacağım… Tek başına… Sonra o çocuklar gelecek… Sarı bisikletimi vuracaklar yere… Beni salıncaktan düşürüp dövecekler… Birden üşüdüğümü ayrımsayacağım… Üstelik başım da ağrıyacak… Yıllardan pazar olacak… Saatler çocukluğumun g
ongunda olacak… Gelişen bisikletimi vereceğim sana… Çilekli dondurma da alırım… Götür beni çok kalbim kırık, kimseyi dövme benim için boş ver babam yoktu ki hiç benim… Hadi gidelim benim ağzımdan kan senin ağzının kıyısından şiir akıyor…İkisinin birleşeceği bir yere gidelim hadi… Kanasın aşk… Aksın şiir… Öp beni… Çilek cennetlerine gitmeli dilimin kırmızı noktaları…