YAŞAMIMI TÜMÜYLE DEĞİŞTİREN
COMING-OUT ÖYKÜM.
Ali Kemal Yılmaz/
İSTANBUL16 yaşındaydım. Bakirdim. Kendi cinsime duyduğum ilgiyi aileme anlattığımın ertesi günü Çapa Psikiyatri Kliniği'nde buldum kendimi.
"Cinsel Kimlik Bozukluğu"tanısıyla hastaneye yatırıldım. Aileme düzelebileceğim umudu vaad ediliyordu. Beni de hasta olduğuma inandırmışlardı. Klinikte tanıştığım ve ilk cinselliği orada yaşadığım, yaşamımın en büyük aşkını orada tanımış, hastaneden kaçmış ve onunla yaşamaya başlamıştım. Size film gibi
gelse bile hiç bir katkı yok anlattıklarımda. Sizinle paylaşmak istedim.Ayrıcalıklı bir ailem olduğunu anlattığımda hep sıkıntı duyarım. Fakat insanın değiştiremediği tek şey galiba ailesi. Ortodoks bir marksistti babam; Stalinistti aynı zamanda. Onunla her şeyimi konuşabilmek çok güzeldi. Madalyonun bir yanı ise heteroseksist ahlakın keskin bir savunucusuydu. Onunla tek ters düştüğüm nokta cinselliğimdi. O bana bir keresinde "Beni aşmak için eşcinsel olduğunu söylüyorsun. Çocukken beni kızdırmak için kur
an kurslarına gider başına takke takardın. İnanmıyorum"demişti. Gerçek payı olduğuna inanmıyorum. Hastaneye yatırılışımda en büyük rol anneme aitti. Babamın tam tersi kemalist düzenci bir eğitimciydi. Pedagojik açıdan değerlendiriyordu beni. Ve o da benim kendi cinsime olan ilgimi 'dikkat çekmek 'olarak nitelendirmişti.Çapa Psikiyatri Kliniği'ne Erkekler Koğuşu' girer girmez direğe bağlanmış üzerinde 'deli gömleği' giydirilmiş biriyle karşılaştım. Kıvırcık uzun saçlı, uzunca boylu bir adamdı; kalın dudakları çorak topraklar gibi çatlamıştı. Müstahdem beni odama götürdü. Eşofmanlarımı giyip sivilleri verdikten sonra doğruca onun yanına gittim. Neden bağlandığını sordum. Meşrubat arabasını devirip çok sayıda kolayı kırdığı için ceza vermişler. "Beni çözer m
isin?"dedi. Hiç tereddüt etmeden çözdüm. 10 dakika sonra hemşire adamla beni çağırıp odasına aldıktan sonra çok sert biçimde azarlayarak "Bir daha böyle şeyler yaparsan seni de bağlarız" tehdidinde bulundu. O ise yeniden bağlanmıştı. Adının Turgut olduğunu öğrendim. İlk gecemdi hastanede onun çatlamış dudakları aklımdan çıkmıyordu. Öpmeliydim. Koridora geçip onun yanına gittim. hafif uykuya dalar gibiydi. Saçlarını okşadım. Gözlerini araladı. Dudaklarımız birleşti. Uzunca bir süre öpüştük. O bana "seni melekler yollamış olmalı" dedi. Yüksek dozda ilaç verildiği için sanırım, sadece masum öpücükler olarak sabaha kadar aralıklarla devam etti. Çok mutluydum. Aradığım buydu. Emindim artık. Bir erkekle öpüşmek beni çok mutlu edebiliyordu. Oysa orada tamamen beni yalanlayan nedenlerden dolayı vardım. Suçluluk içindeydim. Sabahleyin annemin yaptığı kurabiyeleri yerken onları kandırdığım için acı çekiyordum. Turgut belirdi yanımda. "Merhaba. Seninle çok güzel bir delilik anı yaşadım. Sen neden buradasın? Depresyonda mısın?"dedi. Ona gerekçemi anlatınca hastaneye yatıranlara lanetler okudu. İlk kez ondan duymuştum farklı cinsel yaşamların tedavi edilebilecek bir şey olmadığını. "Onlar önce kendilerini muayene etsinler kimbilir ne sapıklıkları vardır. Az gelişmiş ülkenin gelişmemiş profesörleri"dedi. Sonra bana Amerikan Psikiyatri Birliği'nin ve Dünya Sağlık Teşkilatı'nın eşcinselliği çoktandır Perverasyon(sapıklık) olmaktan çıkardığını anlattı. Ve tembihledi:"Hocalar yarin vizite geldiğinde bunları tekrarla ve derhal taburcu olmanı iste"dedi. Aynı gün onun yaşam öyküsünü dinledim. Harp Okulundan atılmaydı. Eroin bağımlılığı tedavisinden sonra psikolojik bağımlılık için oradaydı. 27 yaşındaydı. Bir şairin dediği gibi yüreğim bir yıldız gibi ona bağlanmıştı. Deliler gibi aşık olmuştum. Gözüm hiç bir şey görmüyordu. Koca klinikte bir o, bir de ben vardım sanki. Birlikte kliniğin genel duş yerinde seviştik. Kapıyı arkadan sürgülemiştik. Buz gibiydi içeri. Titremelerim heyecan mıydı, soğuk muydu? anlayamadım. Mutluluğum hiç kimsenin gözünden kaçmıyordu. Aradığımı bulmuştum. O yakın bir tarihte taburcu olacaktı. Kaçmalıydım ben de. Planlar yaptık. resim atölyesine indirildiğimde bir yolunu bulacaktım. Bir şans eseri başardım. Doğruca onun evine gittik. Sabaha kadar birbirimize sarılarak yattık. Kolu hiç ağrımamıştı başımı taşımaktan. Aileme telefon açıp durumu izah ettim. Bir hafta sonra eve döndüm. Onlara yalan söylemiştim. Erkeklerle birlikte olmanın yanlış olduğunu anladığımı belirtmiştim. İnanmadılar. Çünkü yalan söylerken hala yüzüm kızarır, beceremem. O bir hafta bana yıllar gibi uzun gelmişti.Ona kavuşmak için Cihangir'in meşhur yokuşu bitmez tükenmez gelmişti.
Gidiş o gidiş ben onunla aynı evde bir yılı aşkın yaşamımın bir daha olamayacağı, yaşanılmayacağına kesin gözüyle baktığım bir aşkı tüm acılarıyla birlikte yaşadım. Neden acılar derseniz:Eroine yeniden başlamıştı. Ölüme kesin gözüyle bakıyordu. Beraberliğimize 1975 sinema güzeli Melek Ayberk'de katılmıştı. Melek'den sonra o artık benim sevgilim değil, babam olmuştu