DİMDEN RAPORLAR 2

FERDAĞ/İstanbul

 

Evet… Merhabalar ben yine daktilomun başındayım. Size ikinci raporumu yazmaya hazırlanıyorum.

Nerde kalmıştık diye sorarak eski meddahlar misali söze başlayalım.

Burası öyle bir büyülü dünya ki cinlerin dünyasından pek farkı yok. Aman şey sakın yanlış anlamayın cinlerin dünyası eşcinsel bir dünya demek istemiyorum. Bilemiyorum belki eşcinsel cinler vardır. Zaten şimdi bu cümleyi yazarken bir şeye dikkat ettim. Eşcinsel kelimesini beraberce hecelersek görürüz ki EŞ-CİN-SEL şeklinde bir açılım sözkonusudur. Yani demek istiyorum ki eşcinseller cinlere en yakın insanlardır. Tabi ki bu yalnızca benim yaklaşımım.

Neyse şimdi konuya girelim. Şişko Deniz hamamın içinde ordan oraya dolaşıyor bir taraftan da onların tâbiri ile etrafa alıkıyordu. Bu arada gençten bir çocuk Denizin yanına yaklaştı.

-Merhaba Deniz abla nasılsın?

Deniz:

-İyiyim kız sen nasılsın?

Genç Çocuk:

-Nasıl olayım abla? Kadın kadına oturuyoruz işte bir erkek bile yok.

Deniz:

-Farkındayım ayol. Herkezin gözü kapıda bir erkek gelse paralıyacağız valla.

Genç Çocuk:

-Ben de senin yanına biraz laflamak için geldim. Sana son Fethiye seyahatimi anlatayım.

Genç Lubunyanın Fethiye Seyhati:

-Abla bir hafta tatilim vardı. Nereye gideyim diye düşündüm. Eskiden kocalarımın biri ile Fethiye’den geçmiştik pek beğenmiştik. Onun için gitmeye karar verdim ama bu sefer yalnızdım. Nedense yalnız başıma gittiğim yerlerde birisini bulamazsam tatilden hiç bir şey anlamadığım gibi aynı zamanda tatili de kendime zehir ederim. Bu yüzden de daha otobüsten itibaren birilerini aramaya başladım. Ama acı tesadüftür ki yanımda oturan adamın karısı ile iki adet çocuğu arka koltukta oturuyorlardı. Ama zaten adam da tipim değildi. Yan koltukta oturan iki heriften biri ile arada bir gözgöze gelmemize rağmen iki karı benden önce davranıp elimden kaptılar. Sevgili arkadaşım Coşkun bunu duysa kız ne kezbansın derdi, neyse.

Ben bu halimle Fethiye’de indiğimde kendime pansiyon arayacağıma bir partner aramaya başladım. Bunun için de en paspal otellerin ve pansiyonların genç kâtiplerine göz atıyor bir taraftan da iç geçiriyordum. Sonunda normlarıma az çok uyan bir kâtip ve bir oteli bulabildim. Otelin lobisine girdiğimde kâtibin yanında birden onun benzeri bir garson çocuk belirdi. Kör ister bir göz Allah vermiş iki göz diye düşündüm. Hemen arkasından da kör yakaladığını yapar diye bir atasözü aklıma geldi. Her ne demekse?

Kulağımda küpelerim, hafif kırıtışımla resepsiyona yaklaştım.

Kâtip:

-Hello welcome to Fethiye.

Bu olay daha sonra hep başıma gelecekti. Bana hep İngilizce seslendiler Fethiyeli güzel satıcı çocuklar. Neyse kâtip çocuğa Türkçe cevap verdim.

-Bir oda rica edecektim.

Kâtip:

-A Türk müsünüz?

Sanki hayal kırıklığına uğramış bir hali vardı

-Bence bir mahsuru mu var yoksa benzetemedin mi

Kâtip:

-Küpe takmışınız da…

-Takamaz mıyım canım. Boş odanız var mı , diye sorumu yineledim.

Kâtip:

-Tabii abi. Önden mi istersin,arkadan mı? Duraksadım ama kendimi hemen toparladım ve cevabımı yapıştırdım.

-Eh olacaksa arkadan olsun bari.

Kâtip:

-Görecek misin?

-Neyi?

Kâtip:

-Odayı tabi ki.

Böylece ilk denemeyi başarmıştım. Çocuk ne olduğuma karar verememiş bir soru işareti olarak kafasında belirmiştim.

Çocuk önde ben arkada odalara bakmaya başladık. Daha doğrusunu söylemek gerekiyorsa çocuk bana odaları gösteriyordu da ben odalara değil çocuğa kitlenmiştim. Odalara filan baktığım yoktu. Bu hengame arasında ben odaya yerleşmiş oldum. Çok yorgundum. Hemen uyumam lazımdı. Bütün gece etrafımdakileri yalnızlığımın vermiş olduğu içgüdüsel bir davranışla sabaha kadar izlemiş. Gözüme uyku girmemişti. Ayrıca otobüs yolculuğunun stresi de buna eklenince nasıl yorgun olduğumu anlarsın abla.

Deniz:

-Ayol anlamaz mıyım? Ben de genç bir öğrenciyken yalnız başıma tatile çıkar, oralarda birilerini bulucam diye helak olurdum. Ama artık buna gerek kalmıyor. Gençlerden birisine bastırıyorum parayı, yanımda götürüyorum. Tepe tepe kullanıyorum Allaha şükürler olsun.

G. Çocuk:

-Öylesi çok kolay değil mi. Önemli olan beni gerçekten isteyen birileri ile beraber olabilmek. Yoksa parayı bastırıp birisini satın almayı herkes yapar. Mamafih şimdilik verecek param yok. Ama olsaydı bile vermezdim. Bence bir gey’in gururu olmalı.

Deniz:

-Gurur ne işe yarar lubin? O kadar acıyı stresi yaşamaya değer mi hiç? Hem ben hötöröseksüel bir insan olsaydım kadınları kızları tavlamak için onları yemeğe götürmeyecek miydim? Seyahatlere götürmek için on misli daha fazla para sarf etmeyecek miydim? Gurur bunun neresinde.

G. Çocuk:

-Öyle deme abla kör değilim, topal değilim. Her istediğimi elde edebilirim. Neyse bu önemli bir konu. Bırak da şimdi hikâyemi bitireyim.

-Şunu hemen sana söylemeliyim ki ben aslında öyle pek ortalara dökülme cesaretini gösteremem. Hep teklifin karşı taraftan gelmesini beklerim. Bu yüzden de hep avucumu yalarım. Bu sefer bu tabumu yıkacak ilk yaklaşımı ben yapacaktım. Ama nerde, maalesef evdeki pazar çarşıya uymuyor.

O kadar yorgun olmama rağmen içgüdülerime uydum. Hemen bir duş aldım. Çantamı hazırladım, Ölü Denize doğru yola koyuldum. Oteldeki çocuklar nasıl olsa çantada keklikti, öyle sanıyordum.

Ölü Deniz harika bir yer ama her turizm bölgesinde olduğu gibi buranın da ırzına çoktan geçmişiz. Oysa yıllar önce buralara geldiğimde her yer o kadar sakindi ki, sessizdi ki. Şimdi ise iğne atsan yere düşmez. Tabi ki turistin gelmesi gerekiyor ama çok iyi tesislere.

Etraf, dağ taş pansiyon olmuş. Ama çoğu eften püften yetersiz yerler. Tabi bu arada çok güzel tesisler de var ama bunların da altyapısı yetersiz.

Her şeye rağmen bu güzel doğada bulunmaktan çok mutluydum. Hatta içgüdüsel bütün dürtülerimi unutmuştum. Ta ki o iki İtalyan gey’i görene kadar. Onları ilk gördüğümde arabalarında denize girmek üzere üstlerini değiştiriyorlardı. Yanlarından geçerken yaşlı ve şişman olanı yiyecekmiş gibi bana bakarken partneri ise kıskançça bir bakış fırlattı ki kaçar gibi uzaklaşıverdim. Biraz sonra şezlonga uzanmış bir şekilde onları düşünüyordum. İtiraf etmeliyim ki kıskanıyordum, ne kadar rahattılar, eleleydiler biz niye böyle olamıyorduk bir türlü anlayamıyordum.

Hatırlıyorum da İstiklal Caddesinde gey arkadaşımla yürürken bana Amsterdam yürüyelim diye teklifte bulunmuştu (İki kişinin ellerini birbirlerinin beline dolayarak kıç ceplerini tutarak yürümeleri). Çığlıklar atarak reddetmiştim.

Bundan sonra üç gün boyunca Ölü Deniz’den Kelebekler Vadisine – Kleopatra Koyu'ndan Saklı Kent'e kadar her tarafta dolaştım. Denize girdim. Güzel mantilere kaçamak bakışlar attım. Ama kimse bana mısın demedi. Üçüncü gün sonunda iyice bunalmış iyice umudumu yitirmiştim. Oteldeki çocuklar ise umduğumdan kezban çıkmışlardı. Fethiye’nin ufacık bir parkı vardı, her akşam oraya çıkıyor deyim yerindeyse orda avlanıyordum. Umudumu iyice yitirdiğim bir geceydi, otele yatmaya gitmek için ayağa kalkmıştım ki … Bankta oturan çok hoş bir manti gözüme çarptı artık iyice gözüm kararmıştı, yanına yaklaştım.

-Oturabilir miyim?

Manti:

-Buyur.

Ordan burdan konuşmaya başladık. Biraz sonra otele çay içmeye çağırdım.’Geleyim , şurda motorsikletim var bindik mi uçar gibi gideriz.’

Evet gerçekten uçarak otele geldik. Onun arkasında o incecik beline ellerimi dolayarak ve onun sıcaklığını iliklerime kadar duyarak hiç bitmesini istemediğim bir şekilde otele geldik. Tabi ki o saatte çay yoktu ben de onu odama nescafe içmeye çağırdım. Biz, oteldeki mantilerin şaşkın bakışları arasında odama çıktık.

İşin zor kısmı şimdi başlıyordu. Çünkü hiç bir şey konuşulmamıştı. Nasıl alıkacaktım. Tepkisi ne olacaktı?Kafamdaki bu soru işaretleri ile bir süre lafladıktan sonra ilk atağımı yaptım.

-Şu kremi sırtıma sürer misin çok yandım.

-Ver süreyim. İstersen üstünü çıkar daha rahat olur.

-Hepsini mi?

-Sen bilirsin.

-O zaman banyoya geçelim prezervatif kullanırsın değil mi?

Olay bitmişti, ikimiz de rahatlamıştık. Şimdi ise deminki aceleci telaşımın yerini bir korku almıştı. Şimdi bu çocuğun davranışı ne olacaktı artık o da rahatlamıştı, şimdi gerçek tavrını ortaya koyabilir ya da bıçağını çıkartıp zorbalıkla bunu yapabilirdi. Bu yüzden de bir an önce odadan dışarı çıkmak istiyordum. Onun için de:

-Sana bir bira ısmarlayabilir miyim? Diye sordum.

-Hayır teşekkür ederim derken sigarasını yakıyordu.

Rahatlamıştım çünkü hiç de art niyetli gibi görünmüyordu. Gözlerimin içine baktı ve:

-Borcum ne kadar, diye sordu.

Şaşkınlıkla kekeledim. Ne borcu allaasen birbirimizden hoşlandık ve beraber olduk, bunda borç morç yok.

-Anlamıyorum sen zevk aldın mı?

-Elbette.

-İyi o zaman, ne zaman ihtiyacın olursa beni bu telefondan ara.

-Teşekkür ederim diyebildim.

Dudaklarıma çok ateşli bir öpücük kondurdu. Ve allahaısmarladık.

On dakika sonra ben odanın içinde bir aşağı bir yukarı dolaşıyor insanların birbirlerini nasıl da yanlış anladıklarını düşünüyordum. Kapı çaldı yine odur diyerek kapıyı açtım. Karşımda resepsiyondaki alıktığım manti vardı. İçeri girebilir miyim, senle beraber olmak istiyorum.

-Bana bak dört gündür sana baktıkça arkamdan gülüyordun. Şimdi similyan naşladı. Hadi NAŞ NAŞ NAŞ.

 

(Sürecek)

Hosted by www.Geocities.ws

1